"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Açık Büfe

Genel Tartışma

95 görüntülenme · 670 ileti
??? #221
Nida'nın öyküsü de ona yapılan eleştiri de çok güzeldi. Sevgili İsa, Uzunca biraz, vaktini çalmak istemem. Dilersen tümünü, dilersen bir kısmını inceleyebilirsin... Teşekkürler... ----------- BARBAR BERBER VE KEDİSİ CAFER YENİ BİR EV ve henüz yeni olacak kadar eskimemiş bir iş. İşyerine yürüyerek gidiyorum, hem de öyle çok bir yol değil, hepsi beş dakika. Beş dakika, ama neler sığmıyor içine. Kullandığım yola göre – süre değişmiyor – ya marketin önünden geçiyorum, ya da ne olduğunu henüz bulup çıkaramadığım büyük, mavi bir binanın – bu ikisiyle de sınırlı değil seçeneklerim – ama kesinlikle adliyenin önünden geçmek zorundayım. Çalıştığım binayla omuz omuza olduğu için onu yanlama şansım yok, önümde tutmaya çalıştığım gözlerim kocaman, istemesem de meraklı kulaklarım dimdik, bu biçimsiz yapının çirkin ve genişçe yüzüyle her gün karşılaşıyorum çaresiz. Yürüyen şatoları andıran kamyonların içinde tutuklular, kaldırım kenarlarında sigara içen pazen etekli, oya işleme yazmalı kadınlar düşüncelerimi yönlendiriyorlar. Çalışmaya sakin bir kafayla başlamak çok uzak bir düş benim için. Ooo; darmadağın masama, sürekli sorun çıkaran bilgisayarıma ve tozlu tabanı tir tir titreyen bir asmakattaki loş odama varmışız bile. Oysa ben biraz geriden almak istiyorum, izin verirsen. Bizim evden caddeye doğru çıkan yokuşlardan birinin sonunda, önü balta girmemiş ormanı andıran bir manav ve yanındaki bayan kuaförüyle insanda hemencecik tuhaflık uyandıran bir berber var. Manav ve berber sözcüklerini ilkin birer dükkân adı olarak kullandım, bundan sonra iki ilginç insanı işaret etmek üzere anılacaklar. Manavı tanıyordum; işin kendisinden nefret etmeme karşın benden istediğin tüm o sebze-meyveyi buradan alıyorum, çok iyi bilirsin ki ne sebzelerle ne de meyvelerle bir sorunum vardır, beni sıkıntıya sokan şey, sanırım, satın almamı söylediğin miktarlar. Yerin dibine giriyorum iki patlıcan, ya da dört elmayı tartması için adamcağıza uzatırken, zavallının dünya savaşından önceki gün dönmüş gibi görünüşü yüzünden onu böylesine önemsiz işlerle yoruyor olduğum düşüncesi ölesiye sızlatıyor içimi. Neyse değişiyor insan, unutmadım eczaneden satın aldığım ilk kadınbağını… Manav diyordum, iyi biri, azıcık kafadan çatlak ama patlayan şeker kıvamında desem yeridir. Arada sırada senin ne zaman biber dolması yapacağını soruyor, yapacaksın değil mi? “Patateslerde iş yok bu yıl,” diye söyleniyor, ben yeşil soğanlardan tarafa yönelmişken. “Tezgâh hepten dağınık. Valla biliyorum elmaları parlatmayı, şunu bunu öyle süslücene dizmeyi… Ama şu kedi yok mu şu kedi…” Bir yaka silkiyor ki incecik gömleği cırt diye elinde kalacak sanırsın. “Şu kedi bitirdi beni. Hep söylüyorum berber olacak herife! Ulan mübarek at mıdır, inek midir bu! Ne gelip kemiriyorsun sebzeyi meyveyi! Yesen bari, dişle dişle bırak! İş misin sipariş misin, her gün her gün!” Gülmeden edemiyorum, öyle telaş basıyor ki sonra içimi… Dur gerisini dinle. Ben tam “Sen hem iki üç kuruşluk alışverişinle adamı radyoda dinlediği haberlerden kaldır, hem de hâline gül, şimdi çiğ çiğ yiyecek…” diye düşünürken o gelip dostça omzuma vuruyor, ardından eliyle ağzını saklayıp konuşuyor, berberden yana ikide bir yan gözle bakarak. “Sen yenisin buralarda, bilmiyorsun bu canavarı. Bak, bak, dur şimdi değil, hah arkasını döndü! Bak, bir tek kul var mı dükkânında? Arada sırada bir yabancı düşerse iyi. Kan revan içinde çekip gidiyor sonra… Adı gaddara çıkmış bir kere, kasap, kasap! Ya geçen ucuza diye ailelerini kandırıp tıraşladığı çocuklar. Öğretmen sınıfa sokmamış valla. Hepsinin kafası yamru yumru… Nah bu hormonlu patates gibi…” O, patatesi elinde gülle gibi sallayıp arkası dönük berbere fırlatma ateşiyle yanıp tutuşurken çevredeki insanların bize bakıp gülüştüğünü fark ediyorum. Gözlerimi kısıp yumduğum dudaklarımın arasından kınayıcı sesler çıkarırken gülmek, kahkahayı basmak falan hepten uçuyor aklımdan. Ciddi ciddi merak basıyor içimi. Kim bu gaddar berber ve şu otobur kediyi niye hiç görmüyorum? Bir ayda mahallenin tüm tekirleri, sarmanları, alacaları, bulacaları, karacaları ile tanıştım. Kimisi esnafın, ya da giriş katında oturan teyzelerin kedisiydi; kimisi çocukluğum kadar hürdü, yani sokağa aitti. Yakındım onlarla ve aralarında zerzevat düşkünü olacak bir tip yoktu açıkçası. Üstelik onlardan biriyse bile hangisiydi? Evi boşaltıp bize devretmekte – ayrıca konuşmakta – epeyce zorlanan değerli evsahibemizin biricik eşinin kaçak elektrik çekmeye çalışırken sonsuzluk âlemine göçtüğünü duyar duymaz sana ne söylemiştim anımsıyor musun? Öyle bir yere gelmişiz ki şaşırtıcı bir şey görüp duymadan gün geçmeyecek anlaşılan… Kedinin adı Cafer’di; ama onu ben bulmamıştım ve adını da boynundaki paslı teneke tasmadan öğrenmemiştim. Her ne kadar manavın komşusu nalburunun önüne demirlemiş 1965 doğumlu, ak kanatlı, çivit rengi OPEL daha önce dikkatimi çekmişse de, üstelik oradan hiç kımıldamıyor olması arabayı benim için fazladan ilgideğer kılmışsa da görmemiştim, hayır; bej yanaklı, yarık tekerleklerinin arasından insanın içini ürperterek ışıldayan o bir çift göz o ana dek yoktu benim için. Ta ki… Erken çıktığım bir gün, iş dönüşü, gelecekçi şairlerden dizeler okuyarak kendimi epeyce bir yüreklendirip soluğumu tuttum ve küt diye daldım Barbar Berber’in dükkânına. Gaddar mıydı, barbar mıydı? Neyse. Önce bir tütün kolonyası duvarına çarptım meraklı burnumu. Sonra iyi akşamlar dileyip bir şey isteyeceğim zamanlarda olduğu gibi işaret parmağımı dudaklarıma doğru yaklaştırdım. Kırış kırış yüzünü süsleyen donuk mavi gözü – gözleri demiyorum, çünkü bir tanesi duyguları yansıtamayacak kadar kısıktı – beni görünce ışıldadı. Sevindi adam, iyi ama niye? Sonra, ayna ilişiverdi gözüme. Bende bir saç, bir sakal; iyi de biliyorsun ya, hâlâ öyle… “Şey,” dedim, şu Arapların bize tek armağanı olarak görürüm bu sözcüğü genelde, elbette senin kullandığın zamanlarda değil. “Şey, ben tıraş olmayacağım. Biraz saç jölesi kullanabilir miyim, diye soracaktım.” Elimde bir elli kuruşu evirip çeviriyordum ki adam beni beleşçi sanmasın. “Belki biraz da parfüm,” Berber kaşlarını çattı. Kaş çatmak daha önce gördüğüm bir şey değilmiş. “Kolonya da olur,” diye geveledim. “Yok,” diye hırladı, gerçekte sigara içmekten çatallanmış bir sesle normal normal konuşuyordu; ama benim kafamda öyle bir resim oluşmuştu ki onun sesi için “hırlamak” anlatımım bağışlanabilir. “Yok,” dedi kafasını gazetesine gene gömüp. “Necip var, orada raflardan birinde. O elindekini de cebine sok.” Necip ne biliyor musun, sen kesin ilk duyuşta ne olduğunu çıkarırdın. Briyantin. Necip Bey. Ömrümde hiç kullanmamıştım, ama ağır bir zorunluluk altında hissediyordum kendimi. Çok gerekiyormuş gibi koltuğa oturdum ve adamın gelip makasla saçlarıma girişmemesi için dua ederek eski dostumuz Necip’ten küçük bir parça aldım parmaklarıma. Tam saçıma sürecektim ki arkamda gazete hışırdadı ve aynada parlak bir makasın yürüdüğünü gördüm, bu bir kâbus olmalıydı. Ben donup kalmışken berber dışarı çıktı, aynadan, tam çaprazlamasına görüyordum onu. Çivit rengi Opel’in yanına gitti ve yılların incelttiği kaportasına yumruk atarak “Cafer! Cafer, neredesin!” diye bağırdı. Hemen dışarı koştum. Ne tür bir içgüdüyle bilmiyorum, ya da şunun gibi bir hikâye mi yazmıştım kafamda: Cafer manavın adıydı, bizim konuşmalarımızı butikteki kız berbere anlatmıştı, berber benim geldiğimi görünce manavı makaslamaya niyetlenmişti. O azıcık yeteneksizce ama onurlu bir esnaftı. Olası bir trajediyi önlemek için şaşkın yüzümü tokatlayarak azıcık sorun çözücü duruma soktum – bu arada eski dostumuz Necip beni yanaklarımdan öptü – ve dışarı koştum. Aptal gibi görünüyordum, gülme, her zamankinden de çok… Ağzında bir maydanoz demetinin son kalıntılarıyla ünlü Cafer ve onun göz kamaştıran ihtişamı tam karşımda duruyor, elini yüzünü berberin paçalarına temizliyordu. O anda kafamın içinde kedilerle ilgili yaptığım bir bilimsel çalışmayı kısaca buraya alıyorum: Kedilerin temizliği bana bireysel temizliğimi sıklıkla hatırlatırdı, yüzümdeki şeyi gömleğimin koluna sildim. İkincisi bu hayvanların midelerinde biriken tüylerden kurtulmak için ot yiyip kustuklarını biliyordum, ama Cafer kesinlikle bir salata diyetine girmiş gibiydi. Merak ediyorsun değil mi? Senin şu hep anlattığın türden kedilerin artık soylarının tükendiğini sanıyordum. Sincap kuyruklu, beyaz göğüslü, boz mantolu. O ne şişkoluk, o ne cin gözler! Var gerisini düşün. Bir de berberin onu kucağına alıp sevişi… Başka kedi olsa çığlık ve pençeyi aynı anda basıp tabanları yağlardı adamın hoyratlığı karşısında, ama bizimki… Bizimki sertçe yoğrulmaktan aldığı keyifle dört köşe mırlıyor, kulağına fısıldanan küfürlerle zevkten dört köşe oluyordu. Koca kuyruğuna da bir domates kabuğu yapışmıştı, leş gibi etti berberin göz delici beyazlıktaki önlüğünü. Cafer ve Barbar Berber’le daha sonra birkaç küçük anım daha var, bir ara az kalsın tıraş bile olacaktım orada, ama gazetemi okuyup sıramı beklerken ve önümdeki kurban çevreye kanlı haykırışlar saçarken saatin geç olduğunu – her nasılsa – fark edip senin yanına koştum. Ah canım... Sigaramın bittiğini görüp bakkala koştuğun o akşam, evimizdeki o ilk günümüzde, ayakkabı bağına basıp bacağını kırmak gibi bir şapşallığı nasıl yaparsın? Vicdan azabı bir yana, çevrede olan biteni anlatmak görevi bir yana...
??? #222
"Lutfen asagidaki anket oylamasina katilalim ve hayir (NO) tusunu tikliyarak Turkiyeye destek olalim ! http://www.network54.com/Votelet/29462 Bu adreste Ermeni soykirimi iddiasını Türkiye tanisin mi tanimasin mi diye anket yapılıyor... Yapilmamis bir soykirimin YÜKÜMLÜLÜGÜNÜ almamiz istiniyor." Haberiniz olsun.
??? #223
Önce şunu söylemem lazım: Meğer cesur bir yazar daha varmış burada! İkinci: Arada yoğunlaşan, havai fişek patlamaları yapan bir öykü, ama geniş bir çerçevede bakıyor, bana öyle geldi ki, bu öykü bir romanın parçası gibi. Kısa kısa GENEL BAKIŞ: Özgün bir dili, ilginç, mizah açısı hoş sağlam bir öykü… Çok basit dil hataları var… Öykünün en başında bir garip cümle var: YENİ BİR EV ve henüz yeni olacak kadar eskimemiş bir iş. (Belki de benim anlama kabiliyetim yok) Cesur Kenan bey’in bu cümlesinden anlamamız gereken nedir acaba, Ben bu cümleyi okur okumaz neyi anlamam gerektiğini çıkaramadım, Hemen geçelim, öyküyü görelim, Biraz koklattı sonra, geri dönüşlerle öyküyü anlattı anlatıcı/yazar. YERİNDE BENZETME ÖYKÜYÜ GÜÇLÜ KILAR: İŞTE: (yüzünden kelimesinden sonra bir virgül, bunu ben attım) zavallının dünya savaşından önceki gün dönmüş gibi görünüşü yüzünden, onu böylesine önemsiz işlerle yoruyor olduğum düşüncesi ölesiye sızlatıyor içimi. Benzetmenin fazlası öldürür öyküyü. Yani hormonlu domates gibi gözükür. İnandırmaz. İnanmaz okur. Yazarın anlatımında yalınlık var, her şeyi süse püse kaçmadan vermiş. Yalınlık bir öyküyü inandırıcı yapar. Dedim ya, romandan parça gibi, öykünün baştan sona bir süren, artan bir gerginliği vardır, ama bu öyküde, son cümleler, bu öykü bitti diye çığlık atmıyor bence, ısrarla diyorum, bu öykü romanın parçası gibi duruyor, devamı sanki gelecek… Yazar öykünün son cümlesini belirler…bu cümle öykünün ortasına da konulabilir.. ama en son yere konulması mühim… BAKINIZ, MANAVI YAZAR BİZE, İRİ, ŞİŞMAN YA DA BAŞKA ŞEKİLDE GÖSTEREBİLİRDİ, DİLLENDİREBİLİRDİ, Ama bakın, okura nasıl tanıtmış manavı: Manav diyordum, iyi biri, azıcık kafadan çatlak ama patlayan şeker kıvamında desem (dersem) yeridir. ORJİNAL BİR TANITIM….şiirsel güzel bir tanıtım… Epey gülünç burası: Biraz saç jölesi kullanabilir miyim, diye soracaktım.” Elimde bir elli kuruşu evirip çeviriyordum ki adam beni beleşçi sanmasın… Bu öyküde gördüklerim, hissetiklerim kısaca bunlar… Öyküyü beğendim…
??? #224
Şaka öte tarafa... Bir yorum, bin ayıbı örter. Yetmişliklerin gölgesi adına… “YENİ BİR EV” ; bilinçli bir tasarım. Nokta ve virgülle uğraşanların dışında olmalı. Uzatmaya gerek yok… Bu Kenan, bu satırları şimdi yazamaz. Yazmadığına inancım sağlam ama bilmediğim bir maskenin altına… Yok, kendisi gerçektir, maske kullanmaz. Mesela hiç Latin, İngiliz, İskoç tavrını düşürmemiş. Garip! Duyguları daha anarşist olmamış. Mahalle erkânıyla dertleşme ve kedi de bahane. Kenen değil, bu… Belki de genç Osman.
??? #225
Barbar Conan'a ne dersin Nida? Ne bu önyargı? Şaşırdın mı, kızdın mı? Neyse, bunu önemsemiyorum, papağan gibi aynı şeyleri söylememi bekleme, sıradan bir ruhun olağan çalkantılarını çok yüzlülük olarak yorumlama hakkın var... Benim asıl merak ettiğim, delikanlı gibi, beğendin mi öyküyü?
??? #226
İsa, Eline sağlık, yapıcı ve yönlendirici görüşlerinden istifade ettiğimi ve edeceğimi bilmelisin. Öyküde çok, ama çok yeniyim. Üstelik iyi bir hikaye okuyucusu bile sayılmam henüz. Benim için dert değil de aklıma geldiği için yazıyorum: başka arkadaşlara karşı biraz daha az ironik olursan senden iyisi yok... Yayın dünyasını büyülü bir değişik evren olarak görenlere de şunu söylemek istiyorum. İsa'nın başka herhangi bir inceleyiciden, düzelticiden daha az bilgili, ya da daha az kibar olduğunu düşünmeyin, ileride büyük hüsrana uğrarsınız. Kendisini geliştirmek isteyen varsa ki kim aksini düşünebilir aklım almıyor, olaya yararcı yaklaşsın bence; ürkecek, çekinecek bir şey yok. Yukarıdan bakıp küçümseyenlere bir şey diyemem, onlar üstat zaten...
??? #227
Bu ne saçmalıktır ya.. Bu anketler göz boyaymak amaçlı bence.Tarih yorumlar üzerine kurulamaz.İleriye yönelik olsun mu olmasın mı değil ki.Oldu mu omadı mı noktasında bir olay.Bunu da belgeler belirler.Türkiye Cumhuriyeti bütüm belgeleri açmıştır. Bu konuda anket falan tanımıyorum ben..
??? #228
Hava kapalı ise iç dünyamız da kapanır. Bazen parçalı bulutlu, oluruz. Her “leb” ile başlayan kelimenin leblebi olacağını düşünür, yanılırım. Okurken düşündüğüm oldu da, gülerken düşündüğüm çok az yazı oldu şu İzedebiyat’ da. Artık yanına arkadaş geldi, Muşka’ nın. Kedi Cafer!.. Öykünün gerçeği değil mi öyküleri, öykülerden ayıran. Vallahi bu gol, gol be… (Ayın golü) Saygılar. Duygu adına süper, olmuş. İmlada hep bütünlemedeyiz…
??? #229
Sebep olduğum hiç bir olumsuzluk kimse tarafından bu kadar zarif , bu kadar güzel reddedilmemişti...İzedebiyata gönderdiğim "Keşke" ismini taşıyan şiir sandığım bir yazımı sayın Nida hiç bir şeye benzetememiş ama bunu öyle şiirsel bir dille yazmış ki hayran oldum...Teşekkürler:)) Bu arada ben bu şiirimi çok beğenirim:)
??? #230
evet Mısra Hanıma katılıyorum. bende Nida nın yorumlarının hayranıyım.illaki yazılara uygun bir şiirsellik sergiler. vede yorumları yazıların altında prıl prıl parlar. Nida cığım hep böyle yorumlar yaz emi yüreğine sağlık sağlıcakla...
??? #231
İmdat! Âlemsin… Diyeceklerim kifayetsiz, kaldı. Gönlünce. Şiir Adamı. Attın yine bir taş, kuyuya.. Saygılar.
??? #232
anket: arkadaşlar, ikinci çıkaracağım kitabın adını, yapacağım anket sonunda belirleyeceğim... katılmanızı bekliyorum. sitede kayıtlı üç öyküm var: ÇILGIN SIZI. MESAFE KOYUNCA YALARLAR, YAKLAŞINCA ISIRIRLAR. SENİ SEVMİYORUM. bu üç öyküden birinin adını kitap adı olarak belirleyeceğim. elbette kitabın ilgi görmesini isterim. en iyi ad hangisidir? lütfen herkes kendi fikrini söylesin. ve tercih sebebini açıklasın... isa kantarcı...
??? #233
???? Kırk akıllı uğraşır mı sence?
??? #234
Önemli ve zor bir iş, kolay gelsin. Benim seçimim "Seni Sevmiyorum"; insanda açıp arkasında ne var, görme duygusu uyandırıyor...
??? #235
anket: arkadaşlar, ikinci çıkaracağım kitabın adını, yapacağım anket sonunda belirleyeceğim... katılmanızı bekliyorum. sitede kayıtlı üç öyküm var: ÇILGIN SIZI. MESAFE KOYUNCA YALARLAR, YAKLAŞINCA ISIRIRLAR. SENİ SEVMİYORUM. bu üç öyküden birinin adını kitap adı olarak belirleyeceğim. elbette kitabın ilgi görmesini isterim. en iyi ad hangisidir? lütfen herkes kendi fikrini söylesin. ve tercih sebebini açıklasın... isa kantarcı...
??? #236
anket: arkadaşlar, ikinci çıkaracağım kitabın adını, yapacağım anket sonunda belirleyeceğim... katılmanızı bekliyorum. sitede kayıtlı üç öyküm var: ÇILGIN SIZI. MESAFE KOYUNCA YALARLAR, YAKLAŞINCA ISIRIRLAR. SENİ SEVMİYORUM. bu üç öyküden birinin adını kitap adı olarak belirleyeceğim. elbette kitabın ilgi görmesini isterim. en iyi ad hangisidir? lütfen herkes kendi fikrini söylesin. ve tercih sebebini açıklasın... isa kantarcı...
??? #237
Üyelerden, çıkacak olan kitabınıza isim önerisinde bulunma talebiniz üzerine iki öykünüzü okudum... Kitabınıza öykülerden birinin adı yerine başka bir ad önermeyi düşündüm. "Seni Sevmiyorum" isimli öykünüzün içinde geçen "Kötülük Gölgeli Dar Yollar" ibaresi hoşuma gitti... Bence öykülerden birinin adını koyma yerine, öykülerden veya şiirlerden birinin içinde geçen yaptığınız ilginç bir benzetmeyi veya bir sözü koymayı da düşünmelisiniz... Affınıza sığınarak, bir küçük hatırlatmada bulunmak isterim "Seni Sevmiyorum" isimli öykünüzle ilgili... öykünün sondan ikinci satırında, "kadın ağlıyordu köpek gibi" demişsiniz... bu benzetmeyi maalesef en ünlü yazarlarımız da kullanıyor...ama bir şey var ki, o da, "köpekler ağlamaz"... saygılarımla... Orkun
??? #238
Yazılarımız çoğu kez kaydedilmiyor.Yazılarımız diyorum biliyorum ki çoğumuz için bu böyle.Büyük olasılıkla yazılarımızın imla kurallarına uymamasından ya da bazı küçük nüanslardan kaynaklanıyor bu durum.Ya da diğer bazı durumlar-hakaret, saldırı vs.Oysa madem bu kurallara uymamız gerekiyor bu yazıları yayınlamamakla bu iş halledilemez diye düşünüyorum.Bizler iz-edebiyat tan bir şeyler kazanmak istiyorsak ve yöneticiler de bunu amaçlıyorsa başka bir yol bulmak lazım.Mesela kabul edilmeyen yazıları tekrar bize gönderseler ve eksikleri belirtseler.Bizler de bu eksiklerimizi düzelterek -hem bilmediğimiz kuralları öğrenerek- yazsak daha faydalı olur diye düşünüyorum...Bilmem ne kadar doğru söyledim... Saygılarımla...
??? #239
Haftalardır hatta aylardır uğraşıyorsunuz; bir şeyler vücuda getiriyorsunuz... Ama bir akşam eve geldiğinizde, o yaptığınız şeylerin hepsinin ortadan yok olduğunu görüyorsunuz... Kafayı yememek için aynı yerleri defalarca kontrol etmenize rağmen, aradıklarınızın hiç birini bulamıyorsunuz... Sonra, belirli periyodlarla evinize temizlik için gelen kişinin "bahar temizliği" adı altında bütün yazdıklarınızı "yaramaz kağıtlar" diyerek çöpe attığını öğreniyorsunuz... ne yaparsınız?... Bir şey yapmadım...Sadece güldüm... "iyi ki bu kadın, beynimde bahar temizliği yapmamış" dedim:))) çaresiz oturup yeniden yazacağız, hepsini:))) Siz siz olun dostlar, aman müsveddelerinizi orta yerde bırakmayın:))) yoksa sizde orta yerde kalıverirsiniz:)))
??? #240
bu temizlik olayı... bu olay yüzünden her sefer kavga çıkar bizim evde. tek kağıt parçasının bile çöpe atılmasına, eşyaların yer değiştirmesine deli olurum.... deli... bilgisayara dokurlar....pc çalışmaz... mutlaka sorun çıkar... mutlaka... VALLA BAŞIN SAĞ OLSUN. İÇİN YANMIŞTIR....
Başa Dön