kafama bir soru takıldı...
islami bir parti iktidarda.....................
aklıma bir soru soru geldi....
kitap satışlarına bakıyorum.........sol düşünceden gelen insanların kitapları önde...
onlar öyle diyor..
valla bir tarafta bir terslik var...birileri yalan söylüyor......................
mesela cezmi ersöz,,,, sol düşünceli bir yazardır..............
onun kitapları çok satıyor..
neden, islami kesime göz kırpıyor da ondan..............
Genel Tartışma
78 görüntülenme · 670 ileti
Çocukluğumun bahar bayramıydı 1 Mayıs. 12 Eylül İhtilaline kadar da resmi tatildi.
Tüm mahallelinin doluştuğu otobüsler, kamyonlarla pikniklere gidilirdi. Akşamdan hazırlanırdı ahali. En çok da anneler yorulurdu tabi ki.
piknik masalarında babalar otururdu. çocuklar ve kadınlar yerlere serilen büyük kilimlerde yerdi yemeklerini. çocukların pek oturduğu söylenemezdi aslında. Çünkü oynanacak oyunlar onları bekliyordu. ekmek arasına tıkıştırılan yiyecekler eşliğinde kaçıverirlerdi sofradan.
"gözü kör olmıyasıca gel buraya yemeğini ye" diyen anne tarafından orası burası çekiştirilen çocuğun sessiz gözyaşları, burnunu da harekete geçirirdi. kolunun tersiyle silinen burun, "boyun posun devrilmesin, sana kaç kere söyleyeceğim, burnunu kazağına silme diye" bağırmasına yol açardı annenin.
papatyaları bir ipe dizmek yoluyla kolye yapan köylü çocukları ahalinin etrafında dolaşırlardı, ellerindekini satabilmek için. hemen atılırdı kız çocukları, "anne ya, bana bundan al" diye sızlanarak. boyunlarına geçridikleri papatya kolyesiyle ip atlamaya başladıklarında, papatyalar yüzlerini okşardı kızların. kimbilir papatyaya olan aşkım o zamanlarda başlamıştı belki...
mahallenin gençleri ise, etraftan buldukları büyük taşlarla oluşturdukları kalecisiz kalelere gol atmaya çalışırlardı minyatür kale maçlarında. futbol bu işte. etrafa toz toprak saçardı. büyüklerin kızgınlıkla "burada oynamayın. her şeyi toz içinde bıraktınız. ileri gidin" demeleri üzerine, yeni bir yere taşınırdı taşlar.
büyüklerin "sakın denize girmeyin" uyarısı daha da cazip kılardı, gizlice denize girmeyi. ve girilirdi de. kulaklar çekilir, ense köküne tokatlar indirilirdi, ıslak donla titreyerek büyüklerin karşısına gelindiğinde.
45 devirli küçük plaklardan yayılan cızırtılı müzik eşliğinde içilen rakılar, hoş edince kafaları, "hadi şöyle bir dönelim" deyip doğal piste atmalarında sallanarak oynamaya yönlendiriyordu büyüklerin bazılarını. "lan bu Mustafa'da köçek gibi ha" diye gülerek birbirlerine takılmalar da eksik olmuyordu tabi ki.
çam ağaçlarına kurulan salıncaklarda sallanan genç kızın saçlarına rüzgar da eşlik edince, "daha hızlı salla" diyordu saçının saçtığı sevgiden gurur duyan bir kararlılıkla, salıncaktaki genç kız. Sarışındı ve masmavi gözleri vardı Emel Abla'nın. Tüm mahallenin gençleri peşinde koşardı. O da bundan çok hoşlanırdı. Ama hiç birine pas vermez, yanına yaklaştırmazdı. Sonradan mahalleden taşınıp gittiler. Duyduk ki, kendinden hayli yaşlı biriyle evlendirmişler. Sadece 2 tane 1 Mayıs Bahar Bayramı hatırlıyorum, onun saçları ve gözleriyle katıldığı.
diğer yandan da şehirde, işçi bayramı olarak kutlanırdı, farklı kesimler tarafından, 1 Mayıs. halaylar çekilir, türküler okunur, konuşmalar yapılırdı, günün anısına.
Aradan onlarca yıl geçti. ve geldik bu sene ki 1 Mayıs'a.
30 Nisan günü, "Yarın sakın dışarı çıkmayın. Başınıza bir şey gelebilir" uyarısı yapan bir büyüğümün bu sözleri, beni aldı yıllar öncesine götürdü.
Bir kaç gün sonra yayınlanacak "Son Yazı" isimli yazımla beraber, kişisel nedenlerimden dolayı İzedebiyat' a veda ediyorum... Başta
Kamuran Esen
Atilla Güler
İmdat Özcan
Nida Karaçizmeli
Gürcan Erbaş
bee bee
Sanem Altaylı
Feray Korkmaz
Zeliha Gökkan
olmak üzere yazılarıma yorum gönderen, onları kütüphanelerine alan herkese çok teşekkür ediyorum... İsmini yazmayı unuttuğum yazar ve okurlardan çok özür diliyorum... Herkesi en içten saygı ve sevgilerimle selamlıyorum...
Hoşçakalın...
ÖZGÜR
Ah be Özgür ne yaptın sen..Keşke bu kararı almasaydın.Mutlaka kendince geçerli sebeplerin vardır ama veda lar iyi olmuyor be...
Ama şimdi neden giderken veda ettin diye sana saldırırlar...Aslında giderken veda etmek kadar normal birşey yok ama...Anlam kıtlığı mevcut.
Neyse Özgür GÜLE GÜLE git...Bende fazla açmayayım ellerimin kilidini...
Ben de kendi adıma teşekkür ederim sana...Teşekkür ettiğin yazarlar arasında yer verdiğin için..
Eyvallah Özgür...
Hoş kalasın...
Arkadaşlar (abiler ya da ablalar demem mi gerekir acaba?) ben size bir bunalımımdan bahsetmek istiyorum. Ya yaş kompleksi yaşıyorum adeta. Sorması biraz abes kaçıcak ama İzedebiyatın yaş ortalaması tahminen kaçtır. 18 olmam nedense bende bir "Sen çocuksun git bahçede top oyna" manası yaratıyor bu sitede. Sanki Meclis edasında milletvekilliğini oynuyor herkes. Ve ben sadece 23 nisan törenlerinin başkan vekili oluyor, günü birlik "söz meclisin" içinde lafım kayda değer kazanıyor. Belkide en küçük olmanın eziklğini yaşıyacağım her zaman.............
İzEdebiyat'ın yaş ortalamasını bilmiyorum, ama senin en genç katılımcı olmadığını söyleyebilirim... Bu izlenime kapılmanda kimimizin kullandığı samimiyetten uzak, ağdalı üslubun etkili olduğu kanısındayım… (Bkz: bu ileti.)
Şaka bir yana. Ben bu sitede, insanların gerçek yaşamdan bile daha çok kendileri olabildiklerini düşünüyorum. Bir şeyin ezikliği yaşanırsa o da kötü dilbilgisinin olabilir… Diline dikkat eden, düşüncelerini iyi anlatabilen hiç kimsenin yaşı söz konusu edilmiyor burada.
Emekli öğretmen olup dilimizi katledenden, ilköğretim öğrencisi olup hepimize bir güzel ders verene pek çok arkadaşımız var… Umarım yukarıda verdiğim bilgi seni kaygılarından kurtarmıştır…
Esenlikler…
Affına sığınarak abi diyorum kusura bakma. Doğru söylüyorsun yaş söz konusu olmaya bilir. İyi bir anlatım ya da güzel türkçeyle insan kendini tanıttığı gibi sözün eri kıvamında oturtabilir kendini koltuğa aniden. Ama Türk Dil Kurumuna inat bir türkçeyle çıkmıyorum bende karşınıza be kenan abi. Yanlış anlama ben sadece ortamın tamamen soğukluğu ve Ustat tarzı takılışından biraz rahatsızdım. Onuda yanlış dile getirdim herhalde........
Sevgilerimle......
Doğru tesbitin mevcut ama bakma sen buranın havasına ya da buradakilerin havasına.Şiir olunca konu ahkam kesmek bedava...
Üstad kisvesine bürünmek kişinin kendine kalmış.Kimse o hitabı kondurmayınca bazıları kendini usta ilan ediyor...
Beni abi olarak görürsen uzuun bir süre forumları sadece oku...Hatta ipsiz sapsız yazılar görürsen okuma bile.Yazacaklarını ise şiir vs. şeklinde yazar sayfanda sergile...
Sevgilerimle...
Bir bakkal hesabına benzemese de, alacak-verecekler çok hanelerde. Hep şüphelenmişizdir “bakkal çok mu yazdı”. Tazeler ya bilmez, ya da son anına denk gelmiştir bakkal defterinin. Şöyle lügat kadar, kalınca… Vurdun mu adamın ensesine, pekmez misali… Şimdilerin kredi kartı ekserilerine benzese de, o defterin bir sevecenliği vardı. Komşu çocuğuna lades olmak, gibi… Değildi aklımda. Asıl ben sizlerin yüzlerinizi merak ediyorum. Kaç maskelisiniz? Başınızı yastığa koyduğunuz yanağınızla, dünyada dolaştığınız yüzünüzün kaçı asıl… İrdeledikçe benim de beynimde sülükler bir başka depreşiyor. Kartaloş olmanın da zamanı koklamak veya gerektiğinde altına yatmak, gibi ön yargılarım vardır. Cinlerin çarpmasına, denk… Mesela; Özgür gitmemeli. Veda busesi vermemeli. “Kalana git denmez, gidene kal” Kocakarı macunu. Bir sevdiğiniz ise giden, dur! Güllerle uğurlayacak kadar cesursanız, iki hikmeti şahane yatar altında ki, söylemeyeceğim. Hep maskeleriniz yan para cebinin yanında saklanmadı mı? Paragöz olmanızdan, değil. Sevdiğiniz unsurları saklama hünerinizden.
İzedebiyat! Bir boş kağıt… Boşluğu ilkelerinden, değil. Bir yol gösteren olmamasından. Yazımda hata, düşümde hata, ilk onlarda hata, hata üstüne hata. Bir erdemi sır ki… Kimseden para istemedi, eserlerinin yayınlanması için… Çok Medine fukaraları çıktı, banka hesapları kabarık… İsim babası kim ise, kutluyorum. İz! Bir iz olmayı ilke edinmişliğin göstergesi, bu. Site; site gezen seyyahlara sormalı anlatma güdüleri ölmemişse, anlatırlar mı…? Ben eleştirilmezsem, yazdığım doğruların eğri tuğlalarını, doğru bilirim. Ben eleştirmen değilim. Ama bu sitede her şiir yazanın çoğu “ben dahil” düz yazı yazıyor. Ekranın sağ üst köşesinde ki papyonlu ve fularlı abilere ve ablalara, susuyorum. Yazma özgürlüğümüz var da, güzel yazma özgürlüğümüzü kısıtlıyorsunuz. Samimi eleştirilerinden, gocunmayacağımız, ilkelerine bağlı, hoşgörülü bir editör olmasın mı? Katılıyorum, duygumuz payidar ama kurallarımız da acemi. Duygularımızın fırınlanması, preslerden geçmesi… Hamlığımızı atmamız lazım. Ben edebi değilim. Sen de değilsin, o da… Kargadan kılavuz, değil… Adamdan eleştiri. Bizimse bu site, yazıyorsak yarım yamalak, neden tam olmasın.
Papatyalar olsun daktilonda
Karlar erisin mesela
Ben de et sevmem ama
Şeker olsun tuşlarında
Dürüst bir eleştirgen istiyorum.
Site yönetimi ve/ya da editörleri sayfalarda belirtilen birkaç alan dışında hiçbir yazıyı öne çıkaramaz, hiçbir yazının reklâmını yapmaz ve hiçbir yazıyı eleştirmez.
http://www.izedebiyat.com/f/yayin_ilkeleri_genel.asp
----------
Yukarıdaki ilke dikkate alındığında başka bir yöne kayıyor konu. İşi editörlük olmayan bir arkadaş kalkıp bu işe girişebilir bence...
Ama ben kişisel bir şart/dilekle onay veririm buna. Eleştirici eleştiri yapmak için bir büyük devirmeyecek, eleştirilen eleştiriyi kabul etmek için bir büyük devirip üstüne iki tek atmayacak : )
Yazarın yerini şaşırması?
Burası bir forum.
Yazarın yeri, sanatını yaptığı yer.
öyküleri…romanları…
yani kontrollü olmak lazım.
Burada yazışmaktan……….vs..
Yazmadan aldığım zevki unuttuğum günler olmuştur…
YERİNİZİ İYİ BELİRLEYİN…
Öykü eleştirisi duymak isteyen varsa,
Öyküsünü göstersin bana.
Çok kibar bir dille eleştiri yapacağım…
CESARETİ OLAN VAR MI?
Arkadaşlar.???
Siz, şimdi kalkıp bir leğen içindeki balıklarınızı, Kumkapı balık halinin önünde satar mısınız? Gülmezler mi adama… Öyle bir lüksüm yok, Sevgili Kenan. Mantar gibi biten eleştirilerin sonlanacağı ve eksiklerimizin gösterilip, daha iyi yazma ve yazılması sevdası, içten. Taktığınız konu; rakı kadehi mi, içindeki balık mı? Yorum farkı diyelim ve geçelim. Yazımı bir daha okuyun, ben eleştirmen olmak istemiyorum. Eleştirenin, eleştirmen vasıflarına haiz olmasını istiyor ve bu sitede acilen bunun olmasını, diliyorum. Kastım forum köşelerinde yazılanlara, değil. Onlar mevcut ruh halinin dökülümleri, bence.
Toplum olarak kötü bir safhayı atlatma, düze çıkma uğraşı içindeyiz. Bu atlatma, değişik etkenlerin çizdiği yol doğrultusunda gerçekleşmektedir. Tarikat! Bir yoldur, benim anlayışımda. Amaca ulaşma yolu. Amaç, bilinci olumsuz etkilerden arındırmaksa… Var ki bu dünyada, zihni etkileyen olumsuzluklar, ilaçları sunulmuş. Kimin arzusu sıfır? Her zihin, kendine bir ağaç gölgesi arar. Renkli boncuk haplardan tut, sihirli otlardan, fırınlanmış anasondan (etil, metil), olgunluk evresine yatırılmış fıçılardan ve hatta huu çekenlerden… Eriyip, donup bulunduğu kaba ayak uyduramamaktan, değişik kapıların olması gerektiğinden değil mi? Sen adını yetmişlik, koy… Ben bir tek daha atacağım, balık mundar gitmesin.
Ogün, bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Ben, saçağın altına oturmuş sizi bekliyordum. Gece bir türlü uyku tutmamış, uyuyamamıştım heyecandan. İlk çıkan bendim yola, yolunuzu gözleyen. Diğer çocuklar da geldi. Sığıştık… Yağmur hızlandı, saçakların altı fısıltı doluydu, şimdi. İlk ben gördüm sizi, ilk ben haykırdım gelişinizi, köye girişinizi. Bendim, yöneldiğiniz ses. Ne garip… Gözyaşlarımı da sildiniz dokunmadan yağmur damlalarına. Bana, “merhaba büyük adam” dediniz. Utangaçlığın verdiği mecalsizlikle başım öne eğik, kısık bir sesle “merhaba”, diyebildim. Bakamadım ardınızdan, kırık kapısı gıcırdayana kadar okulun. Elinizde yağmurdan şişmiş tahta bir bavul, üstünüzde mavi bir ceket, ayakkabılarınız çamurluydu… Saçaklardan akarken yağmur, altından bütün çocuklar koşuştuk, dedem de geldi. Ve güneş doğdu, köyümüzde bir öğretmen var. Şenlendi meydan, yağmur dindi. Köye öğretmen geldi. En mutlu gündü, sapanıma lastik butluğum günden daha mutlu. Sapanlarımız kalem olacak, taşlarımız harf. Annemin uyarıları gelmeden, koca bir tabak pilavı bitirdim, hiç atamadığım en güzel golleri attım karşı köyün kalesine. Onların öğretmenleri yoktu ki, mutluyduk. Gelin telleriyle süslü, tel arabalarımızla, ıslıktan kornalarımızla turladık, köyümüzü. “ Hey, köye öğretmen geldi”
O gece uyuyamadım, ayaklarımın altı ateş gibi. Sanki sivriler daha ısırgan. Sıcak bastı ve köyü eşkıya. Gözlerini bağladılar, elleri yoktu. Afiş asmışlar duvarına okulun, okuyamadım. Biri öne çıktı, tükürdü yere bilmedim bir dilde bir şeyler söyledi, anlamadım. Saçağın altı boş, yağmur bile yok. Gözlerinde ki siyah bezi çıkarıp, attılar. Alev fışkırdı gözlerinden, dudaklarından anne (Türkiye), oracıkta vurdular şakağından. Ah sapanım! Bir harf aldım yerden, gökyüzüne doğru nişan aldım, fırlattım. Dualarımın gittiği yere.
“Öğretmenimin annesinin, anneler gününü kutluyorum.” Çok harfleri vardı öğretecek ıslak bavulunda, olsun. Adam gibi ölmeyi, öğretti…
(Öykü olmasa da, oynat Uğur.)
Bir cesur insan çıktı… nida!
Ben çıkacağını sanmıyordum…
Nida, el bombası gibi bir kısa öykü yolladı.
Yazar anlatmak istediğini en kestirme yoldan anlatmak zorundadır kısa öyküde.
YER, KİŞİ, OLAY, ZAMAN…….BU UNSURLAR ŞART…
Nida en kestirme yoldan anlattı.
Öyküyü en iyi noktadan sermiş, öyküye öyle yerden başlayacağız ki, lafı bağlaya bağlaya istediğiniz noktaya götürelim.
Yazar, tipik köylü çocuklarını, sevinçlerin…parlak ve en etkili cümlelerle vermiş.
Köyde yeni bir şey olunca, bayramlarda vs.. bunu çocuklar duyuru…
Tipiktir bu…ben belgesellerde izledim…gördüm…
Şu cümle:
Sapanlarımız kalem olacak, taşlarımız harf
Barışı, sevgiyi anlatıyor…
Öykünün düşüncesi, KURGUSU, ANLATIMI sağlam.
Burada bir tuhaflık var, ifadede yanlışlık ya da eksiklik var:
Gözlerinde ki siyah bezi çıkarıp, attılar. Alev fışkırdı gözlerinden, dudaklarından anne (Türkiye), oracıkta vurdular şakağından
İKİNCİ TUHAFLIK ŞU:
“Öğretmenimin annesinin, anneler gününü kutluyorum.”
Çok harfleri vardı öğretecek ıslak bavulunda, olsun. Adam gibi ölmeyi, öğretti…
Bu cümle, öykünün dip notu galiba:
“Öğretmenimin annesinin, anneler gününü kutluyorum.”
Son cümlesi çok yerinde:
Çok harfleri vardı öğretecek ıslak bavulunda, olsun. Adam gibi ölmeyi, öğretti…
ZATEN DOĞUYA GİDEN ONLARCA ÖĞRETMEN ÖLDÜRÜLMEDİ Mİ,
Bir seferde yedisi öldü..geçmişte.........
insanın içine işleyen, buruk bir tad bırakan, güzel bir öykü bu...