"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Açık Büfe

Genel Tartışma

101 görüntülenme · 670 ileti
??? #301
Kalbim temiz gardaş ne diyem... " Fıght " ( doğru mu yazdım acaba ) dedim "Allah Allaaaa " dediler... Ya bırakın Allah aşkına...Se onu yaptın , ben bunu yapmadım.Asıl mızıkçı sensin o misketler benim hakkım... Kısır savaş galibi melun...Reklam densizliği had safhada...Yürekli parayla mı aranır...Yüreği olan çıkarsın koysun ortaya...Dergi kıstas mı ? Prim üzre çatışmalar...Şiir varken susu pus takınır dudağa... Haydi yüreği olan koysun ortaya... Nereden anlaşılacak ? Para verin , dergi çıksın... " yüreklisiniz " :))) Çocukça anlamlardan ileriye gitmez oldu.Vah forumum vah...
??? #302
İki duble içkim kaldı bitsin geliyorum.
??? #303
“Benim adım YASEMİN” Sonunda bu eserle buluştum. Önsöz, zekâ dolu. 13. sayfada kitabı okumamaya karar verdim ama hüznün ötesine merak geçti. Şuan 29. sayfadayım. Gittikçe güzelleşiyor. Lakin kitabın ilk cümlesinde bir kelime hatası ile karşılaşmak…” İnkılâp Yayınevi’nin editörlerinin kulakları çınlasın” Ve 20. sayfanın son paragrafı… Anlatım okuyanı yormuyor, sürükleyici. Bitirelim bakalım…
??? #304
Siz Türkiye'deki bu çarpık eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Koyun sürüsünü takiben-belirsiz bir geleceğe yelken açan şu gençliğe günah değil mi?
??? #305
Ben nasıl bittiğini anlamadım. Kitabın tanıtımında yazdığı gibi çoğu zaman kollarımda uykuya dalmasam bir gecede bitirebilirdim o kadar sürükleyici. ilk sayfalarda küçük bir kızın başından geçen bir felaketi öyle anlatmış ki İnci Fügen Yılmaz film karesi hala gözlerim önünde sanırım bunu başarmak öyle her yiğidin harcı değil. Neysee ben şimdi kitabın hepsini anlatmaya başlarım filmlerin sonunda ne olacağını bilerek izlemek kötüdür ve boşboğaza herkes kızar dimi :) sadece şunu söyleyebilirim çok sade bir dille yazılmış, trajik bir yaşam öyküsü çevremizdeki onca yaseminden biri yasemin. Kitap hakkında bir yorum değil sadece okudum demek içindir.
??? #306
[[I]]-Öncelikle çok sevdiğinizi bildiğim Ankara'ya hoş geldiniz. Yazarlık, tiyatroculuk, belgesel sinemacılık gibi çok yönlü kimliğinizi biliyoruz. Diğerleri bir yana yazarlığınızı düşünüyorum. Bir ara on kadar dergiye düzenli yazdığınızı hatırlıyorum. Genç öykücülere bir rehber olması açısından bir gününüzü yazmak adına nasıl değerlendiriyorsunuz?[[/I]] -Ben güne, hatta bütün günlerime aşağı yukarı okuyarak başlarım. Eğer çok sıkışık bir çalışma temposu içerisindeysem o zaman bir gün önce yazdıklarımı okuyarak başlarım. Ama kalktığımda yazarak başlamam. Hiç kimseye de kalkar kalkmaz yazmaya başlamasını önermem. Tiyatroda da vardır bu. Herkes uyandığında nasıl bir hamlık taşıyorsa sanat yapan insanın da her anlamda hamlığı olabilir yataktan kalktığında. Hamlığı açmanın yollarından biri, beyni çalıştırmaktır. Biz tiyatroda sahneye çıkmadan önce mutlaka birtakım hareketler yaparız. Yazıya geçmeden önce de aynı şekilde yazma yönündeki yetimizi dürtmeliyiz. Bu da beyne yöneliktir, bu bakımdan beyne onu çalıştırıcı bir gereç vermek gerekir. Ben, beynim biraz açılsın diye okumaya girişirim. Okurken okurken zaten bir yükseliş başlar, bu yükselişi insan duyar, içinde duyar ve yazmaya geçebilir. [[I]]-Sadık Aslankara deyince benim aklıma hemen genç öykücüler geliyor. Genç öykücülere verdiğiniz emek, sabır, sevecen yaklaşımınız tabii unutulmayacak. Bu noktada yazmaktan yayımlamaya genç öykücülere dönük özel tavsiyeleriniz varsa onları alabilir miyiz?[[/I]] -Yaşı yirmilere henüz gelmemiş bir genç öykücü her şeyi yayımlayabilir. Ama yaşı yirmileri bulmuş, yirmilerde yol almış bir öykücünün her yazdığını yayımlamamasını öneririm. Sonra çok pişmanlık duyabilir, ama yirmi yaşından önceki verimlerinde o pişmanlığı duymasına gerek yok. Çünkü hiç kimse yirmi yaş altında bir genç öykücüye ileriki yıllarda "Ya bak sen işte yirmi yaşından önce bunları yazmışsın, bunlar ne kadar kötü örnekler," diyemez. Olmaz, saygısızlıktır, ayıptır. E, o genç de bu şekilde kendi denemelerini yapacaktır, ama yirmilerini aşınca artık birkaç yıllık deneyimi var demektir. Her öyküsünü yayımlamamak gibi bir alışkanlık kazanmış olması gerekiyor. Bir dosyası olacak onun, ürettiği öyküyü birinci dosyaya koyacak. Sonra bir ikinci dosyası olacak. İlkinden elediklerini oraya alacak ve ikinci dosyadakiler üzerinde yeniden çalışacak. Birinci dosyada onun, diyelim ki eski aşkları gibi gönül bağı olan öyküleri olacak. Ona yalnızca kendisi bakacak. İlerde eğer çok ünlü bir yazar olursa, onu da kendi belgeleri arasında bırakabilir. İnsanlar bu yazarın, yirmi yaşından önceki çalışmaları konusunda bilgilenmek istediklerinde ona dönebilirler o zaman, bakabilirler, ilginç olabilir belki bu, ama o kadar. [[I]]-Ben de sözü yayımlatma konusuna getirmek istiyordum zaten. Sizin yayımlamadığınız ödüllü dosyalarınız var. Bunun yanında yanlış hatırlamıyorsam Adam Öykü'ye verdiğiniz bir söyleşide, yayımlama konusunda Haldun Taner'in diliyle bir şey söylemiştiniz. "Evet ben bunları yayımlamazsam, insanlık ne kaybeder?" dedim, genç öykücüler bu kadar katı mı davranmalılar? Fakat genç öykücüler tanımını şöyle kullandım. Yazarlıkta genç anlamında. [[/I]] -Özgür senin beni izlediğini biliyorum, yazılarımı sıkı takip ettiğini. Haldun Taner'den bu aktarımın doğru. Kuşkusuz şöyle bir sözümü de bir yerlerden anımsıyor olmalısın: İnsan hangi yaşta olursa olsun, her bir verimini kutsamaya hazırım onun. Hangi yaşta çiçek açmış olursa olsun o ağaç benim için nasıl kutsalsa, ilk ürününü vermiş olan her yazara da aynı içtenlikle yaklaşırım. Bu yüzden ben, genç öykücülerle öykülerini yenice yayımlamaya koyulmuş, ilk kez kitap yayımlamış öykücüleri bir açıdan aynı çerçevede değerlendirmeye girişiyorum. Biri o yola yenice girmiş, belki bir süre sonra o yoldan çıkabilecek ama görünen o ki, verimini şimdilik o alanda sürdüren biri. Öteki, ee orta yaşlara ulaşmış birinin o alana duyduğu ilgiyi gösteriyor bize. Uzun dönem komada olup da aradan yıllar geçtikten sonra komadan çıkanlar var, yaşanıyor bunlar. Adam kendine geldiği zaman gençlerle çevresini tanıyamıyor, aradan yıllar geçmiş oluyor. Biraz böyle düşünürsek olayı, ilk kez öykü alanıyla ilgilenmeye koyulan ama yaşı kıyaslanmayacak biçimde ilerlemiş olan birinin de o alandaki bakışını ben bir bebek bakışı gibi görüyorum. Bakıyor, dokunuyor. Burada o ilginin tazeliğidir önemli olan. Bebek ilgisi sürüyor. Yaşı diyelim ki kırk, öykü yazmaya yeni girişmiş ama… [[I]]-Edebiyat açısından genç bir öykücü?[[/I]] -Evet, edebiyat açısından bir bebek gibi bakıyor. Ben onunla da ilgilenmek zorundayım tabii. Biz onlarla hiç ilgilenmeyelim mi? Yani Kenan Evren'in dediği gibi onları da beslemeyip asalım mı? Ben her yaşta insanın, eğer bir alana emek veriyorsa, emeğinin kutsanması gerektiğini düşünüyorum. Bilmiyorum bu senin sorunun yanıtı oldu mu? [[I]]-Oldu, evet. Son yıllarda çok duyduğumuz bir söz var, "öykü patlaması". Duruma, okurdan çok yazar var, diyerek yaklaşanlar var. Bunun dışında herkes yazmasın diyenler var hatta. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?[[/I]] -Ben bu görüşlere katılmıyorum, biliyorsun. Ama işin derinliğine indiğimizde bu söyleşinin çerçevesinde onlara da yaklaşmalı mıyım, bilemiyorum Özgür. Çünkü şimdi burada ikili bir bakış getireceğim. Popüler düzlemde söyleyeceklerime karşın belki kuramsal düzlemde olaya bir başka açıdan yaklaşılabilir. Bunlar çelişiyor gibi görünebilir. Oysa ben çelişik bir düşünce dile getirmiyorum, öyle düşünmüyorum. Şimdi popüler düzlemde elbette olağanüstü bir büyüme var. Yani bir nefes alıyoruz ve o nefesi alırken ciğerlerimiz genişliyor. Aldığımız o nefes var, yani somut bir şey bu. Genişlemişsiniz bir kere. Yoksa bunun üzerinde kimse durmazdı. Ama duruluyor, var böyle bir şey. Bir öykü olayı var. Olay bu. Hem de bu, ülkede olay. [[I]]-Öykü nefes açıyor diyebilir miyiz?[[/I]] -Evet, öykünün ciğerleri genişliyor, öykü nefes açıyor. Çok güzel söyledin, bu başlık da senin olsun. "Öykü nefes açıyor", evet. Ne anlayalım biz bu nefes açmadan? Şimdi gençler var, her yaşta insan var alana erke üreten, alana erke katan, enerji katan ve bunlar bir de sinerjiye dönüşüyor. Buna bakarak bizim "Yok hayır, böyle görünüyor ama göründüğü gibi değil," deme hakkımız olabilir mi? Bir kere bu görünüşün anlamını çıkaralım, bu görünüşle ilgili değerlendirmelerimizi koyalım ortaya. Bana göre evet öykü nefes açıyor. Bu alana katılan her genç öykücü yaşı ne olursa olsun, bir halatın ucunu tutuyor, bir kadırgayı belki Fatih'in yaptığı gibi karadan çekmeye koyuluyor. Bu çok önemli bir olay. Ha, bu da bir sinerji yaratıyor. "Çekin uşaklar çekin," diyen o iş türküsündeki gibi. Burada bir öykü türküsü var. Topluca söyleniyor bu. Bu da bir sinerji yaratıyor, buraya yani Ankara Öykü Günleri’ne ya da herhangi bir öykü etkinliğine gelen bir insanın gelmeden önceki öykü kavrayışıyla buradan ayrıldıktan sonraki öykü kavrayışının aynı olduğu kanısında değilim ben kesinlikle. Çünkü bunu görüyorum, öykü verimlerinde görüyorum. Burada ad verirsem olmaz, ama yazdıkları öyküler değişiyor insanların. Öyküleri başka başka renklerle bezeniyor. E, nasıl oluyor da bu öykü yazarları değişiyor? Haa, öykü pek okunmuyor, işte bin kitap satılıyor deniliyor. E kardeşim bir yılda kaç öykü kitabı yayımlanıyor? Bin okur hepsini birden nasıl okuyacak? Daha önce on beş yirmi kitap ancak yayımlanırdı bir yıl içerisinde. Oysa şimdi seksen yüz kitap yayımlanıyor. Her bir kitabın ortalama okurunun bin dolayında olduğu düşünülürse, seksen yüz bin dolayında öykü okuru var demektir Türkiye'de. Ama bin kitap tükenmiyor. Yani ben her bir kitap için beş yüz okur varsayalım diye söyleyeyim, satın alan olsun, özür dilerim düzeltiyorum, satın alan. Hadi biraz daha inelim, üç yüz olsun. Her bir öykü kitabına ortalama üç yüz satın alıcı düşüyor ve bunlar değişik üstelik. Her bir kitabın farklı bir okuru var. Otuz bin satın alıcı var. Öykü kitabı satın alıcısı var. Ama bizim öykü yazarlarımızın burada söylemeye çalıştığı bana göre, "Benim kitabım bin tane basıldı tükenmiyor." Ee, benim de basıldı bin tane, tükenmedi. Ne yapalım yani, şimdi buradaki kaygı, ille benimki satılsın, benimki tükensin, benimki yeni baskısını yapsın, beşinci baskısını yapsın on beşinci baskısını yapsın, öteki de nal toplasın, biçiminde. Olmaz, hayır. Eğer öykü kitapları okunacaksa el ele tutuşacağız hep birlikte onu okuyacağız, hepsine birden bir güç vereceğiz. Yoksa o zaman AKP'yi iktidara getirir gibi bazı öykü kitaplarına fazla ilgi göstermiş oluruz, temelsiz biçimde. Ki, bazıları zaten yapay onların. Kaldı ki estetik anlamda sorgulanabilecek kimi öykü kitaplarına okurun yüz verdiğini görüyoruz. Bu demokrasiyse, o zaman AKP'nin de gerçekten alnının akıyla geldiğini söylememiz gerekir. Hayır efendim, ne kadar cahil varsa, onların desteğiyle geldi. Bazı best seller dedikleri yazarlar da bu yönde uçmaya çalışıyor. Hayır efendim o insanı uçurmaz, kişi uçtuğunu sanır, bir gün pat diye düşer. Düşer ama bunu yaşamında görmeyebilir. Ama görebilir de. Düştüğünde gerçek de yerine oturur. Bir öyküye dışarıdan güç katılamaz, o öykünün gücü kendi içindedir. Kendi içinde gücü varsa onu her zaman karşımızda öykü olarak buluruz. Elli yıl sonra da okunur, iki yüz elli yıl sonra da. Biz Boccacio'yu yıllardır okuyoruz, yüzyıllardır okuyoruz. Çehov'u yüzyıldır okuyoruz. Sait Faik'i, Sabahattin Ali'yi elli küsur yıldır okuyoruz. Yani bugün çok sattığını düşünen bazı yazarların "Hah, demek ki benim öyküm çok iyi," demesi doğru değil! Biraz uzunca oldu galiba. [[I]]-Yoo, ben de zaten çok satanlar kısmına gelecektim. Çok satanlara baktığımızda romanlar biraz önde gidiyor gibi. Bunun yanında öykü daha hareketli bir alan. Öykünün bu hareketinin çağımızla bir ilişkisi var mutlaka. Soruyu açmak açısından şunu da ekleyeyim; çağımızda sanki her şey kısa; aşklar kısa, ilişkiler kısa, yemekler kısa… Bu noktada, olumsuz yaklaşmak istemiyorum ama öykü de kısa diyebilir miyiz?[[/I]] -Ben buna katılmıyorum. Yazılı metnin emek gerektirişinden ötürü bir sevimsizliği var. Örneğin insanlar sinemaya gidiyorlar. En kolay izlenen sanat sinema. Televizyon da bu kadar yaygınsa eğer, bu kadar çok izleniyorsa bundan yararlandığı için. Oysa insanlar sinemaya gitmek için bir saatlerini yola harcıyorlar. Bir saat de dönüş, eder iki saat. İki saat de filme zaman ayırıyor, dört saat. Dört saatte yüz sayfalık bir öykü kitabı okunur. Çünkü yüz sayfa dört saatte yirmi beşer sayfa yapar. Ben bile yirmi beş sayfa okuyorum, ben bile derken, sözcük sözcük, harf harf okuyorum. Kimse bunu zaman sorunsalıyla ilintilendirmesin. Bunu yalnız okur için değil, yazar için de söylemiş olayım. Her gittiğim sinema etkinliğinde yazar kısmını görebiliyorum. Ama tiyatroya gidiyorum, tiyatroda yoklar, operada yoklar, belgesel sinemada yoklar. Galerilerde hiç görmedim. Bu yıl konsere gidemedim onun için bir şey söyleyemeyeceğim. Ama büyük olasılıkla -klasik müzik konserlerinden söz ediyorum- orada da yoklar. Ama sinemadan konuşabiliyorlar oturduklarında. Falan filmi gördünüz mü? Ben de o zaman onlara hemen şunu soruyorum. Siz falan kitabı okudunuz mu? Sinemanın alımlanması kolay. Ama okumaya gelince okumuyor. E, sen bile okumuyorsan eğer, niye yazıyorsun o zaman kardeşim? İnsanların zamanı olmadığı için öykü sanatı hareketlenmiş değil, alanda yaratılan eylemlenmeden kaynaklandı bu bana göre. [[I]]-Bunu yazmak açısından da düşünmüştüm. Yazmaya yeni başlayanlar açısından şöyle düşünülür genelde: Roman uzun bir uğraşının işidir, aylar vermek gerekir, uzun bir metindir. Fakat öykü kısa bir metindir. Kısa bir zamanda çıkar, kısa bir zamanda sonuç alınabilir. Artı, dergilerde yayımlanabilir şeklinde düşünerek öyküye yöneliyor olabilirler.[[/I]] -Evet, tabii tabii. Şimdi öykünün dolaşımı daha fazla olabilir. Çünkü en başta insan bir dostuyla paylaşabilir öyküsünü. Bak bir öykü yazdım der gösterebilir. O diğerine gösterebilir. Bu şekilde bir dolanımı var öykünün. Yazarlar arasında yine bu anlamda bir alışveriş olabilir. Dergiler de tabii ki ona ilgi duyuyor. Oysa, romanın öyle bir şansı yok. Bir de söz sanatına daha çok olanak veriyor öykü sanatı. Bir açıdan şiir gibi, genç yazarların ya da yazar adaylarının o alanda kendilerini sınamasına olanak sağlıyor. O bakımdan gençlerin edebiyatla ilişkilenişinde bence öykü sanatı ideal bir tür. Buna, belki şiir ve deneme eklenebilir. Deneme dediğim tabii kendileri öyle söylüyorlar ama deneme yazmak için aslında bir hayli yaş almış olmak gerekir. Onlar "deneme" diyorlar, ben de kendilerine onların diliyle söylüyorum, deneme derken günce, işte anı, öyle şeyleri yazmaları uygun düşer, şiir deneyebilirler. [[I]]-Deneme, çok ciddi bir entellektüel birikimdir bence.[[/I]] -Evet, deneme yazınsal tür olarak öyle herkesin altından kalkabileceği bir iş değil. Örneğin iki usta denemecimizi anımsayalım hemen, Nermi Uygur, Salah Birsel. Bugün bu düzeyde bir denemecimiz var mı bilmiyorum. ------------------------------------------ Lacivert'in dördüncü sayısında, Özgür Soylu'nun M.Sadık Aslankara ile yaptığı söyleşinin bir bölümünü buraya yükledim. Umarım, yazar arkadaşlarımızın yazın uğraşında bir nebze olsun katkısı olur... Sevgilerimle...
??? #307
-[[I]]Öykü isimleri, bölüm isimleri, kitap ismi bence çok özel bir söyleşinin konusu ama yine de kısaca üzerinde durmak istiyorum. Sizce öykü isimleri, kitap isimleri, bölümlendirmelerin isimleri için çok uğraşılması gerekir mi, çok önemli midir? Yani illa ki kitabın içerisinde geçen şeyler mi olmalıdır, öykünün bir üst kimliği gibi mi görülmelidir yoksa isimler?[[/I]] -Bu son sözüne yürekten katıldığımı belirteyim Özgür. Bir üst kimlik oluşmalı, bir kitap bir üst kimlik yansıtmalı. Bu öykü olur şiir olur ama bu, iki tür için özellikle böyle olmalı. Şimdi bizim bazı şiirler üretmemiz elbette hem doğaldır hem de belki zorunludur, öyledir ama Nâzım nerdeyse bütün şiirlerinde hep bir üst kimlikle de yansıtmış onları. Yani o zaman şunu düşünüyor insan, bir şair ya da bir öykücü, yola bir kitabın üst kimliği doğrultusunda onu bütünlemek üzere yola çıkabilir hatta çıkmalıdır. Ama bunun içindekileri sanki öyle bir bağlantısı yokmuş gibi tek tek düşünmelidir, tek tek dönüştürmelidir, yapılandırmalıdır yine de. Belki en doğru sonuç bu. Nâzım'ın Saat 21-22 Şiirleri çok büyük bir üst kimlik yansıtıyor... -[[I]]Söyleşilerinizde eylemli okurdan bahsediyorsunuz sürekli, eylemli okur kimdir?[[/I]] -Benim. Ben, bir eylemli okurum. Onun için ilkin, bu konuda tevazu göstermeye gerek görmeksizin, eylemli okur olarak ne yaptığımı söyleyeyim. Bir kere ben kitapları kim yazmış olursa olsun yanımda renkli kalemlerimle birlikte okuyorum. Benim yanımda şu anda mavi, yeşil, kırmızı ve siyah tükenmezkalemler var. Onlar bana yazılarımda her okumamı bana ayrı ayrı göstermeye yarıyor. Birinci okumam mavidir, ikinci okumam siyahtır, üçüncü okumam kırmızıdır, dördüncü okumam yeşildir. Tabii bu aynı metnin üzerinde çalışmak durumunda kaldığımda ortaya çıkıyor, yolculuklarımda bazen sıkışıyorum; böyle de çalışıyorum. Yoksa her okumamı, çıktılar üzerinde "tek okuma"lı eylem olarak sürdürüyorum. Kitap okurken kullandığım kurşunkalemlerim için de geçerli bu. Yanımda böyle kalem açacağı olmuyor, olmayabiliyor, o zaman üç dört tane, beş tane kurşunkalem taşıyorum. Bunlar küçük oluyorlar, evde kullandığım küçülmüş kalemlerimi çantama atıyorum, şu kadar şu kadar kurşun kalemi şimdi de gösterebilirim bunları, sonra mavi, kırmızı kurşunkalemlerim oluyor. Bu kalemlerle okurken yanısıra minik minik kağıtlar da kullanıyorum. Okuduğum kitapların her tarafını doldururum ben, her taraflarına bir şeyler yazarım. Kendimce imlerim var, ünlemlerim sorularım, ondan sonra koyduğum çarpılar, büyük çarpı ayrı, küçük çarpı ayrı, yıldız ayrı. Onları ben biliyorum, ama yardımcım Okan Çançin vardır belgesel sinemada, arkadaşım aynı zamanda. O da bilir, düzeltmelerimi hemen uygulayabilir. Bunları okuyorum ama bazen de farklı bir ayırma gereği oluyor, onlara ayrı bir işaret koymak gereği doğuyor. O zaman o küçük küçük kağıtları koyuyorum ama üste koyarsam ayrı, alta koyarsam ayrı oluyor, onların da anlamı değişiyor benim için. Bir de benim başucu kitaplarım var. Bir kere sözlüğüm var. Türkçe sözlüğüm var, Osmanlıca sözlüğüm var. Zaman zaman sözcükler beni zorlarsa İngilizce, Fransızca sözlüklere de yönelmek gereği duyabiliyorum. Bir kere yazım kılavuzum var, tek yazım kılavuzu da değil, iki yazım kılavuzu. Biri Dil Derneği'ninki, öteki Ana Yazım Kılavuzu. Ben eylemli okurum. Şimdi yazarın böyle çalışmadığını adım gibi biliyorum. Nereden biliyorum? Şurdan biliyorum Özgür, okuduklarımdan biliyorum. Adam, yazım kılavuzuna bakmadan, adam Türkçe sözlüğe bakmadan yazmış, onu ben saptıyorum. Öyle yazıyorsa eğer bir sözcüğü, o adam sözlüğe bakmamış demektir. Yazım kılavuzuna zaten hiç bakmıyor, çünkü biliyor ya aklınca, bir kez bakmış ya... Olur mu, ben günde ortalama elli kez bakıyorum.Yani benim günde ortalama yarım saatim bu başucu kaynaklarına bakmakla geçiyor. Ansiklopediler ayrı. Ben yirmi üç buçuk saatle başlıyorum güne, yarım saat başucu kaynaklarıma gidiyor. Eylemli okur bu. Böyle değilse, o eylemli okur değildir. Ama biri alıyor, plajda kitap okuyor. Ha ben de plajda okuyorum tabii. Öyle kitaplar var. İki saatte okuduğum kitaplar da var. Hızla okuyabiliyorum, zzzzt diye geçiyor. Ha o ayrı tarzdadır, ne olmuş kim kimi dövmüş kim kime âşık olmuş, kim kimi dolandırmış. Ama edebiyat bu değil. O zaman televizyon dizisini seyretmek gibi olur. Edebi bir metin televizyon dizisi izler gibi okunmaz. Zaten edebiyat metni bir televizyon dizisi gibi de yazılmaz. Evet, eylemli okur işte tam bunun bileşkesidir ve eylemli okur tabii ki her zaman yazarlık yapabilir ama bir yazınsal yazar olmayabilir o ayrı. Yani eylemli okur her an yazabilir. Onun yazdıkları ciddidir, onun yazdıkları ciddiye alınabilir metinlerdir. Ama yazınsal tatlar içermeyebilir. Belki okumuşsundur ben ayırıyorum, yazınsal eleştiriyle yazın eleştirisini. Yazınsal eleştiri, yazınsal tat bırakır ama yazın eleştirisinde yazınsal tat aramak gerekmez ille. Onda ille böyle bir tadın bulunması gerekmez. İşte eylemli okur, bu türde yazın eleştirisi yazabilir. Bilmem anlatabiliyor muyum? Ama öyküye, şiire geldiğinde iş, öykü yazamayabilir, şiir yazamayabilir. Eylemli okurluk, yazınsal metni matematik işlemlerine ayırabilme, analitik yaklaşabilme yeteneğidir. Eylemli okur, kolayca yazar olabilir, yazdıkları öykü, şiir tadına varamasa da... Yazınsal tatlar salacak öyküler, şiirler yazabilmek için her yazarın böyle eylemli okurluk gibi bir aşamadan geçmesi gerekiyor ama. Sonuçta şunu söyleyebiliriz. [[B]]Her eylemli okur, belki yazar olamaz ama her yazar, eylemli okur olmak zorunda.[[/B]]... ----------------------------------------------------------- Dün bir kısmını yüklediğim söyleşinin, yazar arkadaşlar için ilgi çekici olacağını düşündüğüm, bir kısmını daha yüklüyorum... Saygılarımla...
??? #308
Son zamanlarda izedebiyat okuma oranlarında düşme olduğu gibi bi hisse kapıldım... Şahis analizimi yaptım ve yorum , kütüphane vs. leri karşılaştırıp bu sonuca vardım... Bunun nedeni ; Güncellenme sorunu mu ? Forum kavgaları mı ? Yazıların eskilere nazaran daha az nitelikli olaması mı ? Çok okunanlar , editör ün seçtikleri vs. ler mi ? e ) Hepsi mi ? Yoruma açık fikirler...
??? #309
merhabalar, öncelikle, KİTABIM ÇIKTI, adı ne, KARMA, öykü/şiir kitabı, isteyen olursa yollayabilirim, tamam, REKLAM BİTTİ, sıra geldi konuya, YAZAR DURUŞU, nedir, ne değildir, bir yazarın duruşu olmalı mı olmamalı mı, yazar, tepede bir yerde, bir sarayda mı oturmalı, etliye sütlüye karışmamalı mı, nasıl olmalı, bu DURUŞ MESELESİ NE? FİKİRLERİNİZİ SÖYLEYİNİZ, İSA KANTARCI, MUHTEŞEM YAZAR,
??? #310
senin suskunluğunun kısa süreceğini biliyordum. ama bu kadar kısa olacagını tahmin etmemiştim... diğer siteler kesmedi demek seni:))) senin bu soruları sormaya hakkın var mı isa? kendine MUHTEŞEM YAZAR diyen bir yazmayanın...! ama ben bir iyilik yapıp cevap vereceğim soruna: bir yazarın duruşu olmalı evet. doğru duruş nedir diye soracak olursan -ki sorarsın eminim- senin yaptıklarının tersini yapması doğru durması anlamına gelir... düşün artık ne kadar yanlış bir adamsın (!) hoşgeldin; ağzını tutamayan, dengesiz gelgit akıllı, sözünde duramayan agresif ve kaypak kişilik (kaypaktan kastım bir ara zeynep gün'ün kopyaladığı değişken fikirlerdir. kısaca...) ***sen yazdıkça yazmaya andiçmiş forumcu yusuf ziya...
??? #311
Kitabımı elimden gördüğüm gün, hayatımın en güzel günüydü… Kitaplardan birini ada sanat evine bırakmıştım, ilk aldığım beş adet kitaptan biriydi, Günler sonra ada sanat evindeydim, İçeri girer girmez, bir hanım apar topar kalktı masasından, adını söyledi, heyecanla ve gülümseyerek, elini uzattı, kitabımı okuduğunu söyledi, Tokalaştık, Oysa bu hanımı hiç tanımıyorum, Ama bu benim ilk okurumdu, acayip şaşkındım, Sonra bu hanım, dostlarımdan biri oldu kısa sürede, çünkü yazdıklarımı sağlam, güzel buluyordu, benim de öyle olduğumu düşünüyordu, öyle dedi, ve yanılmadı, Dostum canım oldu, Kısacası, yazar duruşuyla mı yazdıklarıyla mı var, Duruş dediğimiz nedir ki, Muhteşem yazar değilim elbette, Büyümem lazım, daha iyisini yazmam gerek, Kitabımı benden alabilirsiniz,
??? #312
bilgi eksikliği var... kadınlardan "hanım" diye bahsetmen ayrı bir yazı konusu.... ama. "hanım" okurun seni görünce nasıl tanıdı. kitabın kapağında, arka kapağında başka bir yerinde fotografın mı var? yoksa ek olarak posterini mi verdin tam boy? ya da kitabevi sahimi sen yaklaşınca "hanım"ı dürtüp "işte beklediğin muhteşem dal... pardon yazar" mı dedi? yoksa biz farketmedik ama bir tv kanalında, gazetelerden birinin hafta sonu ekinde söyleşin mi yayınlandı? yoksa bu "hanım" ermiş mi?
??? #313
Kac yildir Izedebiyyati izliyor ve seviyorum. ben ve bir chok arkadasim o:zellikle turk shiirini ve onun gelishmesini buralardan seyr etmeye, bir seyler almaga chalisdiq.Chagdas rus edebiyyatini da okumaqdan kalmiriz. Cheviriler Azerbaycanda az olar. Bu yu:zden go:zumuzu Turkiyeye tikdik. Turkiye azeri shiirine, edebiyyatina dogru bir yol bulmaqda na kadar yardimci ola bilir? Azerbaycan edebiyyati dunyaya acilmaq icin kapilarini Turkiyeye, yoksa Rusiyaya acmalidir? Lutfen, bu konuda neler dusunduklerinizi hemen yazin.
??? #314
İnan bir seni çözemedim. Gerçi olasılıklar var ama... Zahiri çözdüm ve Cemile'yi... Neden sessiz cengaverler ve toplam ileti sayısı bir olan yeni düşümler. İzmeydan muğarebesi mi? Ah bu kurnazlık yazılarınıza da yansısa. Değil mi sezai?
??? #315
İnan bir seni çözemedim. Gerçi olasılıklar var ama... Zahiri çözdüm ve Cemile''yi... Neden sessiz cengâverler ve toplam ileti sayısı bir olan yeni düşümler. İzmeydan muharebesi mi? Ah bu kurnazlık yazılarınıza da yansısa. Değil mi Sezai? -----------
??? #316
Panturk! Sen kimsin ve ne yapmak istiyorsun? Merak ediyorum. Beni aydınlatır mısın! Portrene baktım, herkesi görmek mümkün, diğerlerine ulaşılıyor, ama senin ki mümkün değil!, neden?
??? #317
Yazilari okuyorum sonra profilden fotografa bakiyorum, daktilo resmi cikiyor. Siz daktilomusunuz kardesim? Ya da manzara resmi cikiyor. Delimidir nedir. izedebiyat yoneticileri fotografini asmayanin yazilarini kabul etmesin. Nidoş'un sayfasinda mezarlik resmi cikiyor. Obur taraftan mi yaziyorsun Nida? Ozellikle bayan yazarlarimizin fotograf konusunu onemsemelerini rica ediyorum. Sex sells diye birsey duymadiniz mi? Yani icinde cinsellik olan malin satisi kolaydir. Profesyonel fotografcilar tarafindan cekilmis uygun pozlarin okuyucu sayisini inanilmaz artiracagi iddiasindayim. Simdi bir an icin bunun gercek oldugunu dusunun, izedebiyat yuksek istisare kurulu bir karar aliyor. Bu karar gore her yazarin kosesine girebilmek icin ayri bir uyelik gerekiyor. Okurlar bu yazarin yazilarini okuyabilmek icin her giriste kredi kartlarindan 5 YTL odemek zorundalar. Simdi izediyatin en kotu yazarlarindan -hatta yazar demeye bin sahit lazim olan- Okşan hanim en cok ziyaretci ceken yazar oluyor. Dolayisi ile en cok para kazanan da. Neden? Yaniti yukarida verdim. Simdi siz diyeceksiniz ki "peki sezai abi, bayanlari anladik da peki bu bay yazarlar ne olacak?" ben biliyorum siz bu lafi diyeceksiniz bana. Simdi arkadaslar bilimadami olmam vesilesi ile garp memleketlerine seyahatlerimde bu konuyuda tetkik etmeye muvaffak oldum. Simdi Bay yazar ve sairler icin metroseksuellik yani erkekligi yitirmeden olabildigince kadinsi bir tarz var oralarda. Yani iste biyiklar kesilecek, kaslar birlesiyorsa arasi acilacak, makyaj yapilacak, kupe takilacak, gohusteki killar temizlenecek vs. Tabii bunlar bir aydin olarak size nacizane onerilerimdir. Hakkinizda hayirlisi... sezai
??? #318
[[I]]Sezai beni nonoş yapmış, geçelim[[/I]] nonoş degil, nidoş dedim, demez olaydim. Gereksiz yere alinganlik gosteriyorsun. rahatlayacaksan, sende bana sezoş de, odeselim. sen, beni buranin yazarlarindan biri sanip, kim oldugumu ogrenmeye calisiyorsun, ama degilim. Kac kere rastladim bu sitede, editore yada birilerine kizanlar hemen digerlerini ya email'e yada nida'nin yaptigi gibi msn chat'e cagiriyor. isa onlar pis kaka onlarla oynamayalim, aramizda oynayalim. doktorculuk oynayalim, sen hemsire ol. isa'ya yapilan -uyari bile degil- ricanin ne kusuru var. Niye celallenirsiniz. Izedebiyat sitesine garaziniz varsa acik acik ifade edin kardesim. Turlu bahaneler ardina saklanip tas atmak size yakisiyor mu? bence, evet. sezai
??? #319
Tabi birbirimizi kırdık, Nida’yla buzları erittik, Yani barış sevgi kazansın her zaman, ego değil, Deniz Canefe’nin sayfasını açtım, oturmuş, cıvıltılı yüzlü bir hanım vardı karşımda, bendeniz onu kırk yaşında bir adam sanırdım, her yazar ya da yazar adayı sayfasına resim koysa, ne iyi olur, forumda bazen çok haşin oluyor insanlar, ben de dahil bunlara, ki bazılarının hiç hoşuna gitmiyor yazdıklarım, olabilir, ki forumda yazdıklarım dolayısıyla benden kitap alan arkadaş da oldu, onları samimi bulduğunu söyledi, kitabımı gündüz yayınevinden ya da benden alabilirsiniz, öykü,şiirdir içeriği, bazı sitelerde kitabın tanıtımı yapılıyor, izde böyle bir tanıtım yapma şansım yok mu, diren bey herhalde der: yeteri kadar yaptın be sanatçı, sus artık, ama söyleyeyim yine de,
??? #320
Benim buzlarım bir mum alevi ile erimez.
Başa Dön