"Sanat, hayatın bir yansımasıysa, bugün bir ayna kırıldı ve her parça ayrı bir roman oldu." - Oscar Wilde (kurgusal)"

Yaratıcı Yazarlık

İlk Roman

52 görüntülenme · 463 ileti
??? #101
İnsanoğlunun en ebedi düşü özgürlüktür ve bu düşünü de tüm tarih boyunca hep en ebedi iletişim aracı olan dil ile ifade etmiştir. Edebiyat ise bu düşün, düşlere uygun bir dil ile, gerçeğin düşsel olarak ifade edilmesinden başka bir şey değil. İnsanın en temel arzusu, düşü ve umudu hep şu olmuştur; özgür ve onurlu bir yaşam, insanın kendisini rahat ve huzur içinde ifade edebileceği bir zaman ve mekân, eşit bir toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişki. Bitmez tükenmez çelişkilerin, kavgaların, başkaldırıların ve direnişlerin nedeni de, neredeyse her zaman, bu arzu, düş ve umut olmuştur. Düş, gerçeğin bağrına ekilen tohum; arzu, huzursuz insanın ruhundaki coşku olmuştur hep. Tüm insanlık tarihini uğraştıran bu sorular ve sorunlar, yeni bir Yüzyıla, yeni bir binyıla girdiğimiz günümüzde, ne yazık ki hâlâ tüm canlılığıyla bizim de sorularımız ve sorunlarımız durumunda. Uygar dünya bu soru ve sorunları, geçen yüzyılın çok kanlı deneylerinden çıkardığı derslerle, önemli oranda aştı ve günümüzde de insani felaketleri bir daha, geçen yüzyılın boyutlarında yaşamamak için, hızlı bir reform ve yenilenme çabası içinde. Ïkinci Dünya savaşından sonra kaleme alınan Ïnsan Hakları Beyannamesi ile başlayan ve Helsinki Antlaşması, ardından da Kopenhag Kriterleriyle devam eden süreci böylesi özgürlüklere doğru yelken açan bir yolculuk olarak değerlendirmek mümkün. Tüm engellere ve gecikmelere rağmen yolculuk devam ediyor ve insanoğlunun düşlerini zincirleyen engeller birer birer ortadan kaldırılıyor, deryanın öteki ucunda hep ulaşılmazmış gibi görünen hedeflere adım adım yaklaşılıyor. Demokrasi, refah toplumu, güvencesi sağlam bir gelecek, bireyin hak ve özgürlükleri, demokratik vatandaşlık hakkı, uygar ilişki, diyalog ve birlikte eşit yaşam, tolerans, dil-din-kültür özgürlüğü, yaratıcı, zenginleştirici katılım, bir ruh hali, bir yaşam biçimi olarak, uygar dünyanın ana konseptleri haline geliyor.
??? #102
Insanin en temel arzusu, düsü ve umudu hep şu olmuştur; özgür ve onurlu bir yaşam, insanın kendisini rahat ve huzur içinde ifade edebileceği bir zaman ve mekân, eşit bir toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişki. Bitmez tükenmez çelişkilerin, kavgaların, başkaldırıların ve direnişlerin nedeni de, neredeyse her zaman, bu arzu, düş ve umut olmuştur. Düş, gerçeğin bağrına ekilen tohum; arzu, huzursuz insanın ruhundaki coşku olmuştur hep. Şu yukarıdaki paragrafınızı bir kez daha rasyonel olarak düşünmenizi tavsiye ederim Sn. Demirdelen. İlk tümceye söylenecek hiç bir sözüm yok ancak ikinci tümce insanlık tarihine baktığımızda gerçekçiliğini yitiriyor sanırım? Ayrıca, Uygar dünya bu soru ve sorunları, geçen yüzyılın çok kanlı deneylerinden çıkardığı derslerle, önemli oranda aştı ve günümüzde de insani felaketleri bir daha, geçen yüzyılın boyutlarında yaşamamak için, hızlı bir reform ve yenilenme çabası içinde. Tespitinizde de büyük bir yanılgı içinde olduğunuzu düşünüyorum. Kendisine Uygar Dünya, Gelişmiş Ülkeler ya da G8 vb biçimlerde hitab ettiren bir kısım çıkar çevrelerinin bu imajları sadece kendi uygarlık kriterleri içinde, demokrasi kılıfı içinde dünyaya dayattıkları kanısındayım ben. Evet geçen yüzyıl haklısınız, hakeza Bosna Hersek'te gerçekleşen katliamlar bir yüzyıl öncesinde kaldı. Bulgar ve Yunanlar'ın Batı Trakya Türkleri'ne uyguladıkları baskı da geçen yüzyılda kaldı, aç Afrika'nın göbeği Rwanda'da Tutsiler'in katliamları da geçen yüzyıldaydı yanılmıyorsam. A pardon bir tek ABD'nin Irak'ta demokrasi ve Ortadoğu'ya barış getirme çabasıyla yok ettiği insanlık mirasları ve azıcık da, hani görev zaiyatı tadında, ufak tefek insan haklarına aykırı davranışları var. O da Uygar Dünyanın gözünden kaçmayacak elbette! Bütün Uygar Dünya özgür ve onurlu bir yaşam, insanın kendisini rahat ve huzur içinde ifade edebileceği bir zaman ve mekân, eşit bir toplumsal, ekonomik ve kültürel ilişki temel arzusuyla karşı çıkacak bütün bu olanlara. Şüphesiz! O bahsini ettiğiniz tüm engelleme ve gecikmeler dediğiniz olaylar, Uygar Dünyanın sosyo-ekonomik çıkarlarını sağlama sürecinden başka bir şey değildir Sn. Demirdelen. ABD elbette Ortadoğu'ya barış ve demokrasi getirecek. Ancak şu petrol işini bir halledebilse! vs. vs. vs. Bakın bazen olaylara bakarken öncelikleri belirlemek en değerli olgudur. İnsanlığın elbette gereksinimi olan demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramları yaşatabilmesi için ilk önce karnının doyurulmuş olması gerekir. Dünyada her 24 saniyede bir, sizin özgür olmalılar, kendilerini özgürce ifade etmeliler vb. sözlerle haklarını savunduğunuz bir insan 'açlıktan' ölmektedir. Son yüzyıldır bu durumda hiçbir gelişme(iyi yönde) sağlayamamıştır Uygar Dünya. Fakat açlıktan ölen insanların en azından karınlarını doyurmasını sağlayamayan Özgür Dünya, bir arabanın içerisinde yolculuk etmekte olan dört uygar birey in, dördünün de birbirinden farklı bir radyo istasyonlarını dinlemesini ve bu sırada rahatça konuşabilmelerini sağlayacak teknolijiler gibi gelişmeleri sağlamak için yüz milyarlarca dolarlık ekonomik bir gücü ARGE çalışmalarına aktarmayı başardı. Saygılar sunarım
??? #103
Nokta ile sizlerle kafa buluyor. Bir nokta mı takıntınız? Kum tanelerinden kayalar ançak karınayı oyalar. "ç"... Nedeni çok basit ama kavonozların dışı zırhlı. Kim açarsa kapağı, bakmayın altına kampanya bitti.
??? #104
Kişiselciliğin ana yapısı şöyle özetlenebilir: Kişilik, bilinç, kendi yargısını özgürce belirleme, amaçlara yönelme, zamanın akışına karşı öz kimliğini sürdürme ve değerlere bağlanma gibi temel özellikleri nedeniyle, bütün gerçekliğin dokusunu oluşturur.
??? #105
merhaba ben de roman yazma hevesine kapılanlardanım. bir oturuşta 19 sayfa (A4) yazdımç değerledirmeleri için arkadaşlarıma gönderdim. hepsi de başlangıcı son beğendiklerini ifade ettiler. tabii sevindim. ve devamını istediler... işte benim problemim burada başlıyor. ben tembelim. sürekli yazmayı alışkanlık haline getiremedim. sürekli yazan arkadaşlar bana bu işin sırrını söyleyebilirler mi? aslında roman kurgusuyla, kahramanlarıyla ve vermek istediğim mesajlarla kafamda var. yazmaya başlasam sonunu getiririm. zaman açısından hiç problemim yok. ama bir türlü yazamıyorum. ne tavsiye edersiniz? lütfen yardım. selamlar...
??? #106
İnternette dolaşırken forum konularınızı gördüm. Benim ilk romanım Aralık 2004'te yayınlandı. İlk romanımı yazmaya başladığımda roman yazmak hakkında bir bilgim yoktu. Sadece yazmak istiyordum. Bu forumda değişik başlılar altında ilk romanın yazılması, kurgu, karakterler gibi romana dair konulardaki yazıların büyük bir kısmını okuma fırsatım oldu. Bence bir romanı yazabilmek için roman yazmayı çok istemek ve bundan da önemlisi vazgeçmemek gerekiyor. Size bunu ilk romanımı yazmaya başlarken yaşadıklarımdan behsederek açıklamaya çalışayım. Her roman yazmak isteyen yazar adayı gibi benim de içimde "bir gün ben de roman yazacağım," şeklinde bir istek vardı. Bir gün roman yazacaktım. Bunu biliyordum fakat bir türlü yazmaya başlamıyordum. Kafamdaki kurgular bir türlü kağıda aktarılamıyordu. Yazma isteği sürekli ertelenen bir istekten öteye gitmiyordu. Bir gün aniden yazmaya başladım. Roman yazmasını romanımın sekseninci sayfaları civarında öğrenmem gerektiğini fark ettim. Bir hafta kadar romanımı basıl yazmam gerektiğini araştırdım. Sizin forumunuz benzeri yabancı forumlara girdim, İnternet'te araştırma yaptım. Hayatımı değiştiren cümleleri de İnternet'te öğrendim. Bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Robert A. Heinlein'in profesyonel yazar olmak konusunda bir röportajında söyledikleri benim yazma konusundaki dünyamı değiştiren cümleleri şöyle. (Hatırlayabildiğim kadarını yazıyorum) Muhabir Heinlein'e sorar. "Çok başarılı bir yazarsınız. [[B]]İlk romanını yazmak isteyenlere [[/B]]ne öğütlersiniz?" Heinlein anlatmaya başlar. (Mealen) [[B]]Bir. Yazacaksınız[[/B]]. Yazar olmayı gerçekten isteyenlerin ancak yarısı yazmaya başlar. [[B]]İki. Yazdığınızı bitireceksiniz.[[/B]] Yazmaya başlayan yazar adaylarının ancak yarısı yazdığı eseri bitirir. [[B]]Üç. Bitirdiğiniz bir romanı kurcalamayacaksınız.[[/B]] Ancak editörünüz sizden bazı değişiklikler talep ederse değişiklik yapabilirsiniz. Romanını bitirdiği halde bitmediğini düşünen ve sürekli olarak romanı kurcalayan yazar adayları vardır. Romanını bitirenlerin ancak yarısı romanının bittiğini fark edip kucalamazlar. [[I]][[B]](Bu aşamadan sonra yeni romanınız üzerinde çalışmaya başlayın.)[[/B]][[/I]] [[B]]Dört. Eserinizi bir yayınevine yollayacaksınız.[[/B]] Elinde bitmiş bir roman olanların yarısı, romanının eleştirilmesinden korkan yazar adayları romanlarıyla vedalaşıp bir yayın evine yollayamazlar. [[B]]Beş. Romanınızı kitapçı raflarında görene kadar vazgeçmeyeceksiniz.[[/B]] Elinde bitmiş bir romanı olan yazar adaylarının yarısı bir iki yayınevi tarafından romanları reddedildikten sonra vazgeçerler. İşte benim ilk romanını yazmak isyeten yazar adaylarına önerilerim bunlar. Muhabir sorar Mr. Heinlein. Bu açıklamalarınızdan sonra size rakip olacak yazarların çıkmasından çekinmiyor musunuz? Bu beş aşamayı tamamlayan herkes ilk romanını bastırabilir. Fakat gerçekten yazar olmayı düşünenlerin ancak yüzde biri bu aşamaları tamamlayabilir. ----------------- İşte benim yazma konusundaki dünyamı değiştiren bu röportaj oldu. Bu beş aşamayı geçmeyi hedefledim. Hatta yazmaya başlayarak ilk yüzde ellilik dilime girmiştim. Adım adım aşamaları geçtim. [[B]]Birinci aşamayı geçmem. Bir saniye yada yirmi yıl sürdü.[[/B]] Zaten yazmaya başlamıştım yada onca yıl ilk kelimelerimi yazmak için beklemiştim. [[B]]İkinci aşamayı geçmek bir buçuk yılımı aldı. [[/B]] Romanımı bir buçuk yılda bitirebildim. İlk kelimelerimi yazmaya başlamamla romanın son noktasını koymam arasında bir buçuk yıllık bir süre geçmişti. [[B]]Üçüncü aşamayı geçmem iki haftamı aldı. [[/B]] Romanı bitirdikten sonra düzeltmem ve yayına hazır hale getirmem iki haftamı aldı. [[B]]Dördüncü aşamayı geçmem bir saatimi aldı.[[/B]] Yayınevine yollamak için bilgisayardan romanın çıktısını aldım ve yayınevine postaladım [[B]]Beşinci aşamayı geçemem yine bir buçuk yılımı aldı. [[/B]] Romanımı Doğan Kitapçılık'a yolladıktan iki ay sonra benim romanımla ilgilendiklerini söylediler. Romanımı basmak istiyorlardı. Romanım basım sırasına kondu ve o toplantıdan on dört ay sonra romanım raflardaydı. Ben şanslıydım çünkü romanımı yolladığım ilk yayınevi onu basmak istemişti. Yine de bir yayınevinden bastırana kadar vezgeçmeyecektim. Yirmi yayınevine yollamayı göze almıştım. Bu beş aşamayı da tamamlamayı göze alabilenler ilk romanlarını yayınlatma imkanına sahip olacaklar. Dikkat ettiyseniz size hiç yazma sanatından hatta yazma zanaatından bahsetmedim. Bir iki cümle de onlardan bahsetmek istiyorum. Ne yazarsanız yazın, mutlaka ama mutlaka yazma zanaatını bilmek/öğrenmek zorundasınız. Bir roman yazarken kurgu, olaylar, olayların birbirleriyle bağlantısı, karakterler, karakterlerin ilişkileri, düğümler ve düğümlerin çözülmesi, anlatım tarzları, zamanlar, cümle yapıları gibi konulardaki bilginizi kullanacaksınız. Roman yazma sanatına gelince, o tamamıyla size ve yazdığınız türe kalmış. Birikimleriniz, deneyimleriniz, pratiğiniz ve yeteneğiniz size yardımcı olacaktır. Altan Çimen biryazan@yahoo.com
??? #107
altan bey, doğan kitaba ben de dosya yolladım.... birkaç tatlı sözü yalanla sıktılar üstüme.... bellki siz iyi çalıştınız... ya da şanslı birisiiniz... ben hiçbir arkadaşıma onlara dosya yolllamamalarını tavsiye ederim....
??? #108
ama sonunda yazılarımı yükledim... bir de sahne arkasına girebilsem. sebebi, aynı ismi taşıyan çocuklarım olsa gerek. imdat! Saygılarla İz.
??? #109
Gerçekten bugüne değin forumlardan kendi açımdan en çok fayda sağladığım konu ve içerik. Konunun yaşanmış olmasının da bunda şüphesiz payı var. Bende şu an bir roman yazma aşamasındayım gerçekten bu öğütler benim için faydalı oldu. Daha olumlu düşünmemi sağladı. Bence bu şansla ilgili birşey değil yetenek cesaret ve sabırla ilintili birşey... Verdiğiniz emeğin karşılığını almak ise yeni birşeyler yazma adına bir katalizör söylediğiniz gibi hemen seçilmeyebilirdi daha bir çok yayınevine göndermek zorunda kalabilirdiniz ama yazma keyif verdiği için hiç bırakmayacağınız pes etmeyeceğiniz er ya da geç bu sonuca ulaşacağınız kesin. Tebrikler...
??? #110
İlk romanıma başlamak üzereyim ve bu beni gerçekten heyecanlandırıyor.Yazacağım romanın konusunu birkaç kişiye anlattım ve beğendiklerini söylediler;daha da önemlisi ben beğendim.Bunun dışında bir sorunum var.Şu an 14 yaşındayım ve bazı şeyler hakkında pek bilgim olmadığından yazarken mantık dışı olmasından çok korkuyorum.Umarım bu ilerde düzelir.
??? #111
Büyüdüğünde hiç tasan kalmayacak. Sen ne tutam bir edebiyet tutkunusun ki bu saate kadar uyumadın. Git şimdi sen yat. Keriz belleme... Konunu bana anlat, elimden geldiğince sana yardımcı olurum. Serpil, Serpil! Serpilmen bittiğinde roman forumlarını oku. Yardımcı olurlar otobüs garında.
??? #112
TAVSİYELER Duygu, bir öykünün ya da bir şiirin belli bir bölümü duygudur. Sıradan okur duygu arar metinde. İyi olur duygu da arar ama diğer yönlere de bakar. Mesela roman. Bunun düşüncesine bakar… Duygu bir tuğlası binanı… Üslup ise harcı… Duygulu metinleri sever okur. Onu al duygulandır. Ağlat. Üz. Çok satan çoğu yazar duygucudur. Kurgu da bir metnin bir parçasıdır. Mükemmel kurgu gereksizdir. Çoğu zaman mükemmel kurguyu aradım. Boşuna. Öyle yazayım ki, zekam büyülesin. Hiç tavsiye etmem böyle yapmanızı. Kurguyu ihmal edin hatta. Dil’e ağırlık verin. Nasıl anlattığınıza. Öyle müthiş cümleler de kurmanıza gerek yok. İfadeleri sağlam olmalı. Net olmalı. Berrak olmalı metin. Öyle çok ilginç bir konu da bulmanıza gerek yok. Çok basit bir mesele. Ama yazmaya başlamadan hedef kitlenizi belirleyin. Gençler mi, orta yaşlı kadınlar mı, kimler………….. Her şeyi seçerek yazın. Klasikleri okuyun. Öyle yazın. Bu işi, romanı, öyküyü öyle yazın, muhteşemsiniz. Basitliği yerleştirin metinlerinize. Süs püs yapmayın. Geçeğimsi yazın. Gerçekte olmuş gibi. Argodan uzak durun. Argo hiç kullanmayın. Seçkinci edebiyatçılar gibi yazın. Her şeyi birden vermeyin. Duygulanarak yazmayın. Hissettirin. Fotoğraf gibi yazın. Tıkır tıkır yazın. Örnek alın. Okuyun. Başkalarının fikirlerini sorun. Mucize verecekmiş gibi götürün romanı… Sonunda okura hiç verseniz de, size kızmaz. İmgeleri sınırlı kullanın. Her şeyi ölçülü kullanın. Dil’in oyunlarını bilin. Mükemmel yazmaya çalışmayın. Kasmayın kendinizi. Metin yol alır……….. Kurguyu daima geciktirin. En son söyleyeceğinizi en başta söylemeyin. Kurguyu en doğru yerde patlatın………. İSA.
??? #113
Sayın İsa Bey. Bu yazı işinde yeni sayılmam yazıyorum ama kuralına göre yazmıyorum anlaşılan. Kurgudan kastınızı anlamadım. Hayal ürünümü kastınız. Birde kafam duygu meselesine takıldı. Yazmamızın amacı duygu ve düşüncelerimizi anlatmak değilmi. Sevgiler.
??? #114
Kuralına göre yazmıyorum dediniz de… Benim dediklerim nedir? Bir formül/tavsiyedir Bu formül, bir çok sıkı edebiyatçının görüşüdür. En çok söylenendir. En istenendir. Romancıların, öykücülerin…onlarca söyleşisini okudum. Birçok kitap okudum… Kurgu, bir romanı okutan şey, gerginlik. Misal, bir romanda kadınla adamın aşkını anlatıyorsunuz. Ama arada bir üçüncü şahıs var. Bu adam kadını seviyor.. Bu aşık çiftin kabusu oluyor bu adam diyelim. İŞTE KURGU BU. Okur, her sayfada bir şey öğrenir, merak eder, sonunda bu aşık çift ne olacak? Hayal gücü ile kurgu aynı şey değildir.. Peki sonunda ne olacak, Siz okuru alıp dolaştırırsınız her sayfada, tıpkı seyahat ettirmek gibi. Duraklar olur. Otobüs yani roman gider. Romana yeni kişiler biner yeni kişiler çıkar otobüsten. Yani son önemli değil. Önemli olan nasıl anlattığınız. Okuru o gezinti sırasında mutlu edebilmeniz. Sadece duygu değil, böyle yazmak farkındalığı zedeler, görüş daralır, ama duygusuz da yazılmaz ki, Yani kabak tadı vermesin yazdığınız, Yani her şeye eşit bakın… Sadece düşünceyi de öne çıkarmak mı, o zaman düşünce romanı yazarsınız, Sadece duygu romanı yazmak isterseniz, okuru duygulandırın. Ben tavsiye ediyorum. Uygun gördüklerinizi alın. Sevgiler.
??? #115
Seninle uğraşmak mı... Tövbe! Sen başka delisin. Senin olduğun yerde, değil çomak... (Kürdanın gölgesi dahi olmaz). Bu karınca duası yazıları okumanın verdiği ayrı baygınlığı diz raflara, cevap vermek daha zor boyamaktan duvarları griye. İbranice, kökeni iç veya orta tuttur ama. Dil kayması var, sende. Şivene ardıç kuşları yuva yapmaz, kaygansın. Buz pisti olsa (Zeytinburnu da açılacak). Topla arkadaşlarını, güvercin takla oynayalım. kaygan zeminde!
??? #116
En büyük yanlışı dört yıl önce yaptım. Lisedeydim. Umutluydum. Çok kitap okuyor, kalemime de güveniyordum. Yazar olmaya(!) karar verdiğimde kitabımın kitapçı vitrinlerinde(!) boy göstermesi hayaliyle oturmuştum bilgisayarın başına. Anlatacağım kişinin özellikleri belliydi ama ne anlatacağım yazarken(!) ortaya çıkacaktı. Evet evet... Güzel bir kitap olacaktı. Sıradışı, sürükleyici, düşündürücü... İlk kırk sayfayı çabucak yazdım. Sonra bir yazamamazlık dönemi girdi araya. Defalarca yazdım yazdım, sildim. Sonra hayranı olduğum bir yazara imza gününde ilk romanımı yazmaya başladığımı söyledim. Konusunu öğrendiğinde kendime daha yakın şeyleri yazmam konusunda uyardı beni. İnat ettim. Bir şeyi yazabilmek için illa ki onu yaşamak mı gerekiyordu? Ne demek istediğini anladığımda yazdığım kırk sayfa yoktu artık. En büyük hatama gelince... En büyük hatam, işe roman yazmakla başlamak oldu sanırım. Bakalım, öykü yazabiliyor muydum? Baktım. Hiç de fena değiller. Yavaş yavaş bir romana daha başladım. Ama bu kez o kadar hızlı gitmeyeceğim. Önce herkeste hoş bir iz bırakan öyküler yazabilmeliyim. Yani... Daha çooookkk fırın ekmek yemeliyim.
??? #117
ROMAN YAZAN ARKADAŞLARLA KONUŞMAK İSTİYORUM, ARANIZDA ROMAN YAZAN VARSA TABİ, ROMAN YAZIYORUM, KIRK SAYFA KADAR OLDU, TOPARLADIM, ŞİMDİ İKİNCİ KEZ YAZIYORUM, BİR GENÇLİK ROMANI BU, ARANIZDA ROMAN YAZAN VARSA, BAHSETSİN BENCE, HERKES BAHSETSİN, YAZARKEN ÇEKTİĞİ ZORLUKLAR VS,
??? #118
ROMAN YAZAN ARKADAŞLAR, herkes yazdığı romandan bir bölüm koysa buraya, bunun üstüne çok konuşabiliriz, inanılmaz çok laf var bu konuda, ilk bölümü ben koyabilirim, iyi, güzel nedir nasıldır konuşabiliriz, eksikleri söyleyebiliriz, dili hakkında fikirlerimizi söyleriz, iyi yanını kötü yanını belirtiriz, yararı dokunur bunun, hem bunu zevkli buluyorum,
??? #119
18 li yaşlarda iki genç adamı, kızları, diğerlerinin hayata yürürken geçtiği zorlukları, aşkları, işlerini anlatan bir gençlik romanı yazıyorum, bölüm yerine, bir paragraf koyuyorum, BİR LAF ETTİM VE ARKASINDA DURDUĞUMU GÖSTERİYORUM: bu koyduğum paragraf da değişebilir, yazım aşamasında bir roman bu çünkü,::: AŞKA KANAYANLAR'DAN: Deniz kenarında, kumsalın hemen bitişiğindeki Atakum Kafe'deydi Galip, çok kalabalıktı, boş yer bulmak zor görünüyordu, iyilik siyahı gözleri Coşkun’u arıyordu, bir uzun saçlı genç adam gitar çalıyordu, uzak gül bahçelerinden yükselen duygulu sesiyle, “Bu kalp seni unutur mu” adlı şarkıyı okuyordu, çevresindekiler baygın, ellerde sigaralar, ellerde içecekler, kimi dondurma yiyor kimi mısır, kimi çekirdek, öte yanda kahkaha atanlar, yüksek sesle konuşanlar, bir bebek ağlıyor, kalabalığın bir kısmı iskeleye doğru usul usul akıyor, Galip belirsiz, şaşkın adımlarla sağını solunu tarayan gözlerle ilerlerken, “Galip!” diye bağıranı duydu, yan tarafına döndü heyecanla, Coşkun’un yanında iki genç kız vardı, sevinç zıplaması gibi, iki çiçek özü, korkuyla karışık bir heyecan yürüdü yüzüne doğru, kalbi güp güp atarak yaklaştı masaya,
??? #120
Ben paragrafınızı okudum; fakat henüz yaşım küçük olduğu için (16) kendimi birilerinin yazılarını eleştirecek kıvama gelmiş hissetmiyorum. Bu yüzden size "eleştiri" değil, bu paragrafın bana ne "hissettirdiği" hakkında yazacağım. Bana kalırsa paragrafta hayatın hareketli (yani virgüllü, bitmeyen) yapısı içerisine karakterlerden birinin bu hayatın içine konmuş halinin anlatılması hayli güzel. Kısa kısa, kesik kesik cümle parçalarının aynı zamanda olan pek çok şeyin bir bütünlük oluşturduğunu gösterdiği kanısındayım. Bana bu paragrafta okuyucuya gizem de bırakılmış geldi. Aslında evet, somut bırakılmış bir gizem yok ortada; fakat yazarın üslubunda anlattığı durum/olay insanı meraka sürüklüyor. Aynı zamanda pek çok yazarın düştüğü "bilgiçlik taslama" hatasına düşülmediğinden okuyucunun gözünde paragrafın keyifli bir hal alması sağlanmış. Ben, bu sebeplerden ötürü bu paragrafı gerçekten beğendim. Önceden de dediğim gibi... Bu yazmış olduklarım sadece bir okurun içinde hissettiklerinden ibaret olabilir. Eleştiri niteliğini kazanmaları için biraz daha birikime ihtiyacım var. Bu arada İsa Bey'e yazısını bizimle paylaştığı için çok teşekkür ediyorum.
Başa Dön