İlk Roman
84 görüntülenme · 463 ileti
selam,ben henüz 14 yaşındayım ve yazmayı çok seviyorum.Bir günlük tutuyorum,çünkü yazma bende bir ihtiyaç.Aklımda güzel bir fantastik roman var ama, bir türlü başlayamıyorum.Bir kitap okurken ğiriş sayfası çok önemli bence ve bu beni durduruyor.bazen yazıyorum ama beğenmeyip yırtıyorum.yazma yetisi olan birine 1 sayfalık yazımı okuttum.benim çok sabırsız olduğumu söyledi.evet, gerçekten de çok sabırsızım.olaylara hemen giriş yapıyorum.daha doğrusu cümleleri süslemeden yazıyorum.
Telaşını inan senin kadar iyi anlayabiliyorum, çünkü senin yaşındayken (2 sene önce) ben de aynı şeyleri defalarca düşünmüştüm.
Benden öneri alman ne kadar doğru, bilemiyorum(çünkü 16 yaşındayım) fakat sana olabildiğince yardımcı olmaya çalışırım. Öncelikle yazma konusunda oldukça istekli görünüyorsun, bunun için tebrik ederim. Gelelim sorununa.
Aceleci ve sabırsız olduğun doğru :) Benim gibi. Ben de kaç kez aklıma güzel bir fikir geldiğinde "roman yazmak istiyorum, ama girişini bulamadım bir türlü" deyip dururdum. Ama işin doğrusu önce küçük denemelerden başlamak, böylece dil ve anlatımını geliştirmek. Çünkü roman yazmak artık bu işin doruk noktasına ulaştığın anlamına gelir. Ki bunun için insanın belli bir birikime ve deneyime ulaşmış olması gerekiyor.
Küçük hikayeler yazmaya başladığında, işin matematiğini daha iyi kavrarsın. Burada matematikten kastım duygu-mantık dengesi ile kurgu. Ben bu hikayelerden yola çıktığımda nerelerde eksiklerimin olduğunu eleştirenler tarafından görme fırsatı buldum ve inan böyle eleştiriler de senin için gerekli ve önemli olmalı.
Değineceğim bir başka nokta da kitap yazma meselesi. Roman da, hikaye de olsa farketmez, insan kendisini "kitap yazacağım" durumuna odaklarsa, inan yazması çok daha güç bir hal alıyor. Önce kendin için yazmanı, sonraysa eğer istersen ve yayınevlerince kabul edilirsen insanlarla paylaşmanı öneririm.
Umarım sana biraz olsun yardımcı olabilmişimdir :). Dilerim iyi bir yazar olursun -ki bu hevesle olacağa benziyorsun-. Başarılar.. :)
Duygu
ya ben ne istediini bilmez bir malukat1m .simdide ewdwn kendimi atip aciliyetinden daktilo aramaya koyuldum. sancim yok biliyorum ..ama vasifsizim...
bilebilirim yanlis ...ve bünlar yanlista olur ...nafiledir çektiim aci ...ölü bir adami nasil idam ederler...bu olanaklar1n vermis oldugu.belirsizligliiyim.ben yazar olacem kardesim....
Yazar olmak istiyorsanız Türkçe'yi doğru kullanmaya bakın derim. Hızlı gelişen dünyanın bize dayattıklarına maruz kalmayalım. Doğru ve düzgün bir dil kullanamayan kişi, yazar da olamaz.
Gördüğüm kadarıyla bazıları aceleden yanlış tuşlara basılma sonucu olmuş. Fakat "istediini, olacem, şimdide, çektiim, yanlışta" vb. kullanımların tesadüf sonucu biraraya geldiğini düşünmüyorum. Sizi bu konuda biraz daha duyarlı olmaya davet ediyorum.
“İnsanların en çekindikleri konudur roman yazmak” Sıradan bir insan için çok garip bir iddia. Özellikle bir romanın yazımından çekinmek söz konusu olunca belki yüzleşmek istemeyecekleri binlerce olayı, kişiyi veya duyguyu sıralayabilirler bir çırpıda. Ama o sıradan insan bir yazar ise veya yazar olmak isteyen bir kişiyse roman en büyük korkularına dönüşür bir anda. Özellikle ilk defa ise. Ellerinden geldiğince yüzleşmek istemezler. Fakat bir roman yazmanın veya ufağından bir hikaye meydana çıkarmanın nasıl bir mutluluk veya nasıl bir haz verebileceğinin o duyguları tatmadıkları halde farkındadırlar. Bu tadabileceklerinin farkında olma duygusu en iyi cinsellikle açıklanabilir. Herkes ilk defayı düşünür ve çekindiği halde onu yaşamak ister. Ondan hem korkar hem de arzular. Yazarlıkta böyledir kelime olarak havadadır ama meraklısı için o tüy kadar hafif kelimenin altına girmek, onu omuzlamak başlı başına bir felaket gibi görünür. Ama son noktayı koyduğunda veya kimileri için son noktadan çok önceleri bile alabileceklerinin ne kadar doyurucu olacağını bilmek bir handikap gibidir. Roman, yazar adaylarının yüzleşmeye korktukları, ama yaşamak istedikleri kimilerinin tutkuya dönüştürdükleri bir duygu fırtınasıdır.
Her yazar adayının hayalinde sahibi olabileceği bir güzelliği ortaya çıkarma isteği vardır. Aslında her insanda bir eser bırakma hevesi bulunur. Ama çoğu kimse kendi becerisine uygun bir eseri yapabileceğini bildiği halde eline yüzüne bulaştırma korkusundan düşünmek bile istemez. Yazar adaylarının diğer insanlardan farkı sadece bir tomar kağıda ve bir kaleme ihtiyaç duymasıdır, aslında teorik olarak uygulama yönünden en kolaycı yöntemdir, sonuç yönünden ise tam bir keşmekeş.
Bir yazar adayının en azından birkaç paragraf tutsa bile bir anısını kaleme alması ve içinde azda olsa bir tatmin duygusu hissederse şayet belirli aralıklarla ihtiyaç hissettiği zamanlarda tekrarlaması en güzel ağrı kesicidir. Sonuçlarından memnun kalırsa belki zaman geçtikçe anılarını birebir kopya etmek yerine yaşadıklarını yazarken bir yerinde yoldan çıkıp yeni bir yol takip edebilir yaşadıklarını değiştirip, “Olaylar bu şekilde gelişse çok daha farklı bir sonuçla karşılaşabilirdim. Bu anımın buradan sonraki kısmını farklı yazmak istiyorum. Nelerle karşılaşabileceğimi görmek istiyorum” mantığıyla hareket ederek konuyu bükmek ve farklı sonuçlara göz atmak yararlı bir antrenman olabilir. Bu antrenmanları güzel tarafı ise yazılan yazının başından sorumlu olmadan herhangi bir yerinden olayları değiştirip sorumlu hissetmediğiniz kötü olacağından korkmadığınız bir deneme olur. Hatta yazının sonuna geldiğinizde ortaya çıkan metine bakıp, “Bu yazının girişi böyle olmamalı, sonuca yakışmıyor” diyerek tamamen farklı bir başlangıcı tekrar kaleme alabilirsiniz. Belki yeni başlangıcın sonuçtan daha iyi olduğunu düşünerek yazının geri kalan kısmını bile tekrar yazabilirsiniz. Bu antrenmanlar sonucunda ortaya bir roman çıkmasa bile yaşadığınız tatmin duygusu ve kazandığınız özgüvenle roman yazmanın gözünüzde bir tabu olmaktan uzaklaştığını göreceksiniz.
Kaleme alınan yazı ne kadar yalın ise o kadar fazla şey anlatır, bir ağacı kendine has özelliklerini anlatmak ile onu tasvir etmek aynı şeydir ama okuyucunun istediği ya o ağacın ‘özelliklerinin anlatımı’ yada ‘tasvir’ edilmesidir anlam aynıdır fakat anlatım farklıdır kime anlatılacağının bilinmesi ve okuyucuya uygun kaleme alınması gerekir. Kimi okuyucular için az kelime çok iş daha iyidir, kimi okuyucular için ise çok kelime az iş. Sunulacak olanın kim için olduğunu bilmek sonuçları açısından önemlidir.
Eğer yazdıklarımı bu satıra kadar ciddi şekilde veya ilginç bulduğunuzdan okuduysanız biraz açıklama yapmam gerekiyor; birkaç haftada bir hatta bazen aylarca süren aralıklarla tuttuğum bir günlük ve ufak birkaç yazıcık dışında bir şey kaleme almadığımı ve tamamen tahminlerimle kendi fikrimi yazdığımı bilmelisiniz. Yazın ilk paragrafları kendi ruh halimi anlatırken sonlara doğru çokbilmişlik havalarındaki fikirlerimdir. Ciddiye aldıysanız ve yazdıklarıma hak veriyorsanız teşekkürler, saçmalık olduğunu düşünüyorsanız pek umurumda değil. Sorumsuzluk güzel bir şey.
Onaylıyorsanız veya onaylamıyorsanız birkaç cümleyle izah ederseniz memnun olurum en azından nelerin doğru nelerin yanlış olduğunu gözden geçiririz. Doğru göreceli olsa bile...
Teşekkürler.
Roman yazarlarının biyografilerini incelediğimizde en dikkat çekici noktanın yaşları olduğunun farkına vardım. Roman yazarı olarak ün kazanmış yazarların büyük bir çoğunluğunun kırk yaşının üzerinde olması ders çıkarılması gereken bir özellik. Bana göre bu ortak özellikleri, birikimin önemini vurguluyor. Tabii ki bu 20'li yaşlarındaki bir yazar adayının yeterli birikime sahip olamayacağı anlamına gelmez ama roman yazmak sadece çok okumakla kazanılan birikimin eseri değildir. Yaşam birikimi desek daha doğru olur .
Ben kendimi bildim bileli okıumaya ve yazmaya çalışırım. Son 7-8 yıldır yazmaya çok yoğunlaştım. 8 yıl önce yazdıklarımı bu gün okuduğumda kendimdeki gelişimi fark edebiliyorum. Usta bir yazarı okuduğumda ise kendimdeki eksiklikleri.
Tabii farkedilebilen eksikliklerin yarattığı korkular denemekten alıkoymamalı insanı; ancak roman gerçekten de iddialı bir girişim. Birkaç saatinizi verdiğiniz basit bir deneme size birkaç saat kaybettirir. Oysa küçük bir roman yazmak neresinden baksanız en az bir yıllık emek istiyor. Bu emeğin başarısızlıkla sonuçlanması ve geçen zamanın belki de daha iyi bir romana hazırlık olabilecek çalışmalara harcanabilecekken, kaybedilmiş olması şu fani hayatta büyük bir kayıp olarak algılanmalıdır.
Umberto Eco'nun geçtiğimiz ay okuyup bitirdiğim Foucault Sarkacı romanını 6 yılda yazdığını okuduğumda karamsarlığım daha da büyüdü. Tanrı hepimize kolaylık versin.
İlk romanıma bir ay önce başladım. Şu anda elimde olan sadece 2.5 bölüm; başka bir deyişle 36 kitap sayfası :o( . Üstelik oluşturulmuş kısımlar ciddi düzeltmeler istiyor. Kurguya bakılırsa en az bunun 10 katı olması gerekecek :.( Daha şimdiden haftasonlarımın neredeyse tamamını üniversite kütüphanesinde geçirmeye başladım. Romanı hikayeden ayıran özelliğin, içindeki felsefe olduğunu düşünüyorum. Sadece olay anlatan roman bence koca bir hikayeden başka bir şey değildir.
Roman yazmanın bir kötü yanı daha var . Romana başladığımdan beri deneme ve öykü yazma konusunda oldukça geriledim . İyi bir fikir geliştirdiğimde bunu romanımda kullanabileceğimi düşünerek deneme yazısı veya öykü olarak biçimlendirip paylaşmaktan kaçar oldum.
Uzun lafın kısası roman işini denemeye niyetli arkadaşlara kolaylıklar diliyorum. Tanrı yardımcınız olsun. :o)
Merhabalar,
Uzun bir süre buraya yazı yazabilmek için epey çaba sarfettim. sonunda oldu galiba. Şükür kavuşturana.
İlk roman...
İlk romanımı yazmaya karar verdiğim bir zaman dilimi yok. Ancak şunu söyleyebilirim ki; birgün yazar olacağım iddiasının zamanı bellidir. Çocuk yaşlardaydım; hatta uzatmaya gerek yok on bir yaşındaydım. Türkiye beni birgün bir yönümle tanıyacak demiştim. ya yazar kimliğimle ya da televizyonda yapacağım bir programla. Küçük bir bedene göre hayli büyük hayallerim vardı anlayacağınız. Sanırım oldu bitti hep büyük işlere kalkıştım ben. Yerimde duramamanın verdiği bir rahatsızlık durumu..
Aradan tam on dört yıl geçti ve birgün radyoda oturmuş bembeyaz bir word belgesine seslendireceğim kitap liste programının içeriğini yazarken, ilk romanımın(tabii o zaman roman olacağını tahmin etmemiştim) birkaç cümlesini yazmaya başladım.. Bir deneme belki bir öykü yazarım diye yola çıkmışken kelimelerin hızına yetişemedim. Yaklaşık olarak bir sancılı yıl, on kanlı ay sonucunda ilk romanımın sayfalarını printerden almaya başladım. O an yaşadığım mutluluğu anlatmak mümkün değil. Önce bir bakıyorsunuz bu elimdeki bana mı ait diye. Sonra evirip çevirip cümlelere bakmaya başlıyorsunuz. İçinizden bir kere daha yoğurmaya başlıyorsunuz geride bıraktığınız yaşamları..
Şimdi beklemedeyim. İşin en zorlu kısmına geldim. Yayımlanması... Geçtiğimiz gün Yapı Kredi yayınları'na postaladım...
Dilerim yolu açık olur; çünkü ben o kız çocuğunun bedenine sığmayan ama ruhunu ele geçiren hayalinin gerçekleşmesini çok istiyorum.
O alacağı en güzel armağanlardan biri olacak çünkü.
Roman yazmayı düşünen, yazan herkesin yolu açık olsun. Emek, yaşam, araştırma, inceleme, gözlem, analiz gerektiren bir uğraş. Fakat denemeye değer.
Şiir okunma sıralamasında Aylin Hanımı ilk sırada görmek beni umutlandırmıştı. Çabaya sevk etmişti. Her ne kadar Nezihe Ecevit gibi bir çok iyi şairi bu listede göremesem de, umutlandırmıştı. Çünkü iyi yazıyordu Aylin Hanım. Ama bugün baktım ki liste değişmiş. Üzüldüm. Yine kazandı şarkı sözü yazarları. Bu; vucüda giren virüs gibi eğer aşınız yoksa hastalık kaçınılmaz.
İzedebiyat bedava reklam yapma yeri olmaktan kurtulmalı.
Tabi sıralamada üstte olmak çok okunduğunuz anlamına gelmiyor. Çünkü bilgisayarınızdan temp veya tanımlama bilgilerini silerseniz yapıtınızı her okuduğunuzda okunma sayınız artar, hele gün boyu bilgisayar başındaysanız. Ama sadece siz okursunuz. Aslında bu da ispatlıyor 'Çok okunmak edebi değildir'i
Ben de artık belli bir süre İzedebiyat'a yapıt göndermeyeceğim. Ama ne kadar dayanırım bilemem, çünkü İzedebiyat benim ilk göz ağrım. Sevgilerle.
Saflarımızı sıklaştıralım, arkadaşlar. Roman ve şiir yazarları, lütfen ön safa.
Güncel konu; eline kalemi alanın aşk şiiri yazması. Bunun alt açılımı, kalbi olan her insanın aşık olması mı? Haşa! Aşığım, aşıksın. Semra dansı mı yapalım? Soruları duyar, gibiyim.; aşk bu kadar ucuz mu? Çok pahalı olsaydı kimse almazdı. Ucuz, diye alanlar da iki gün sonra caymazdı. Ucuz şairler de türemezdi.
Çok hoşumuza gider, küçük çocukların dil hataları... iyi aşkamlar, manalina, porkatal, aba, düt ditti, mammam ve istediğini yapmadığınız an göz yaşları ve maskaralıkları. Paytak adımlarıyla, terliğinizi ayağına takıp baybay, yapışı. Yanağınıza bir öpücük kondurduğunda veya anne, baba dediğinde... Buz dağı olur da insan dayanamaz, erir.
Aşkla yeni tanışmış arkadaşların yazdığı bu şiirleri hiç kınamıyorum, şuan iyi yazıyorum anlamında, değil. Ben de emekledim, siz de. Çocuklara gösterdiğimiz bu öz sevgiyi, yeni şiir yazmaya başlamış arkadaşlarımıza da göstermemiz lazım. Taytay...
Dünyada bu kadar ters gidiş varken, aşk şiiri de neyin nesi?.... Bir çoban koyunlarından sorumludur. Demirci, ateşinden. Dalğıç, suyun derinliğinden. Kaptan, yolcuların canından. İnsan, insanları kazanmaktan. Olmamış, rezalet, geber, bu ne, öl, yazma, sus konuşma. Ben sana haberleri dinlerken bağırma, demedim mi...
Aşalım! Ben de sevmiyorum; aşkın dalgaya benzer, ağaç dalı gibisin, kar apaklığında sevdan... Ama biz cellat değiliz! Sızlanarak; ama EDEBİYAT, dediğinizi duyar gibiyim. Gaye ne? Üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi?
Tüm iz yazarları:
Hatalı bulduğunuz veya size (bize) göre eksik olanları bildirin ki, bu yazmayın demekten daha elvadır. Veya size bir sınav, bilgiçliğinizi sınayın. Şair burada ne anlattı, köşesi açalım.
Ünlü veya ünsüz şair ve yazarların. Anlama kabiliyetimizi ölçelim. İnanıyorum ki bazı sert dalgalara dudak bükenler, süngerden kayalara toslayacaklar. Bir incir çekirdeğinin içindeki tılsımı çözemeyen ileri teknoloji, inanıyorum ki siz de çok var. Gerçek parantez içinde anti değil, bu sitede şiir yazan sadece sekiz tane şair var, gerimiz şiir yamağı.
Saygılar iz dostları.
Necat bey'in yazısını gördüm ve üzüldüm, çünkü tüm şiir, deneme ve yazılarımı kendim sildim. Beni takip eden ve takip ettiğim iki üç değerli isimden biri kendisi, ben nasıl deneme adına ondan umutluysam, şiir adına da kendisi benden umutluydu. Kendimi kötü hissettiğimi belirtmem gerek. Ama birinci sıradaki şiirimin düşmesini çok bekledim, kendim hiç açmadım ve maalesef sürekli okunduğu için hiç sıralamada düşmedi. Benim istediğim şey yeni yeni şiirlerin üst sıralara yükselmesiydi, çünkü ilk sıralarda olmak değil, elbette okunmak önemli. Öte yandan benim gibi Necat bey'in şiir/yazı yayınlamaya ara vermesine üzüldüm. Çünkü yazdığı tüm eserlerini düzenli olarak okuyorum. Kendi adıma ve değerli yazarlar adına bu sürecin kısa sürmesini diliyorum. Sevgiler.
Sorun sadece Saliha Aylin Antmen Hanım'ın birinci sırada olmaması değil. Sorun İzedebiyat'a bir misyon yükleyip yükleyememe sorunu. Türk şiirini bu durgunluktan, bu basitlikten nasıl kurtarabiliriz sorunu. Genel geçer şeyler-kimilerine göre şiir- yazarak mı?
Şiirin tözü aşk veya duygu değildir. Aşk veya duygu birer araçtır. Bu Nazım'da da böyledir Necip Fazıl'da da.
Çözüm ne derseniz; çüzüm ortaklıktır, yeni bir şeylerdir, belki yeni bir akımdır.
Kulağa güzel gelen şeylere şiir denemez şarkı sözü denir. Bunun gibi şeyleri yazanlar maalesef İzedebiyat'ta çoğunluktalar. Belki onlar da Ahmet Selçuk İlkan ve bunun gibiler gibi -başkası şimdi aklıma gelmiyor- şöhret olmak istiyor. Ama sorun şu; bu siteler buna uygun değil ve onlar gibi yazan o kadar çok insan var ki. Çünkü yazılanlar sadece duygulanmaların us olmadan kağıda dökümü.
Sonuçta İzedebiyat yazar, okur ve editörlerinin bir karar vermesi lazım. Ya böyle devam, kan kaybına devam, binlerece siteden biri olmaya devam. Ya da yeni bir şeyler için düşünmeye başlamalı.
Son sözüm Aylin Hanım'a . Üzülmeyin, bir süre yazı göndermemin sadece son damlası sizsinizsiz. Tabiki yazmaya devam ama ne zaman İzedebiyat'a gönderirim bilemiyorum. Saygı, sevgi, şefkatle kalın
“Sorun İzedebiyat'a bir misyon yükleyip yükleyememe sorunu. Türk şiirini bu durgunluktan, bu basitlikten nasıl kurtarabiliriz sorunu. Genel geçer şeyler-kimilerine göre şiir- yazarak mı?”
Forumdaki yorumlarınızı okudukça, şiir tanımınızın ne olduğunu merak ettim ve en yakın adres olarak da sizin şiirlerinize başvurdum. Ne kadar nesnel olduğumu düşünsem de, olamayacağımı biliyorum, çünkü şiirde nesnellik aranmaz bence; ne okuyan da ne de yazan da… Ama, şunu açıkça söylemeliyim ki, sizin şiirleriniz, benim duygularımı harekete geçiremedi ve yine de, "genel – geçer şeyler" diyebilecek kadar yetkin değilim. Keşke hislerimi harekete geçiren kelimeleriniz olsaydı ve ben, bu forumu bir fazla yorumdan kurtararabiseydim, ama olmadı.
“Şiirin özü aşk veya duygu değildir. Aşk veya duygu birer araçtır” Şiirin özü kime gore Aşk veya duygu değildir? Şiirin bir duygu ve içerik kuralı olduğuna inanmıyorum. Şiir, renktir, o bana göre kişinin ruh algoritmasıdır.
Şiir, yazanın penceresidir ve kimseye, hayat senin pencerenden neden böyle gözüküyor diye sorulmaz.
“Kulağa güzel gelen şeylere şiir denemez şarkı sözü denir” Bir şiir de kulağa güzel gelebilir ve sırf kulağa güzel geldiği için mi şiir olmak gayesine ulaşamaz. Sanmıyorum. Hölderlin ya da Voznesenski okudunuz mu bilmiyorum ama şunu biliyorum, şiirde Aşk ve duygu ancak bu kadar baskın ve anlamlı özneler olabilirdi ve ancak bu kadar kulağa hoş gelebilirdi. Tekrar ediyorum; şiirin duygu yansımasına kimse müdahale edemez. Penceresinin büyük olduğunu düşünenler, diğerlerini görüş alanlarından dolayı sorgulayamaz. Alçak çıkan ses de duyulmaz, çok yüksekten çıkan da. Belki kendi sesinin yüksek çıktığını düşünenler de, alçaktan çıkanlara ulaşmak konusunda düşündükleri kadar başarılı değildirler.
“...bu siteler buna uygun değil ve onlar gibi yazan o kadar çok insan var ki. Çünkü yazılanlar sadece duygulanmaların us olmadan kağıda dökümü.“ İyi de bir kez daha yineliyorum; kime göre? Resmi şiir denetleme komitesi mi kuruldu haberimiz yokken?
Bir cümleyle de şiir olur bana göre, kim karışır ve karışanı da kim dikkate alır? "ben seni seviyorum bunda bir kasıt yok" diyen Küçük İskender’e, olmamış, kurallarımıza uymuyor, daha uzun yaz mı demeliyiz? Kulağımıza hitap etmeyen yazıları, İzedebiyat’tan çıkartmayı mı denemeliyiz? Böyle bir süzgeç ararsak, sizin ve benim şiirlerimizden geriye bir şey kalır mı merak ederim. Bir şeyleri beğenenler ve beğenmeyenler daima olacaktır ve kanımca işin keyifli yanı da budur. Herkes tarafından beğenilmek, hayat ve edebiyat rasyonelitesinin dışındadır. İzedebiyat, bir ailedir. İzedebiyat’ın kendini tanimlaması da oldukça açıktır; “Çoğu yazarın en büyük düşü okunmaktır. Kimileri buna şöhret der. Biz buna paylaşma diyoruz. İzEdebiyat olanaklı olduğunca çok insana bu olanağı vermek için kuruldu. Burada söylemek istediklerinizi kimse size karışmadan söyleyebilirsiniz“ (http://www.izedebiyat.com/b/izedebiyat.asp) Sanırım oldukça açık, onların paylaşım dediğini de, kimsenin kan kaybı olarak nitelendirmesi mantıklı değildir. Bahsi geçen sebeplerinizden dolayı, “...artık belli bir süre İzedebiyat'a yapıt göndermeyeceğim“ demişsiniz. Bu duruma üzülen okuyucularınız olacağı gibi farkında bile olmayacak bir çoğunluk olacaktır emin olun. Bu da aynen, pencerisini açtığında sizinle aynı manzarayı gören ve görmeyen insanların verdiği doğal tepkinin yansımasından başka bir şey değildir. Ve son olarak ve bir kez daha tekrarlayarak; şiirin birilerinin kanına karışan bir tınısı olur ya da olmaz ama şu çok net ki, duyguda otorite yoktur sevgili Dilaver. Necip Fazıl ya da Nazım Hikmet kimsenin bir başkasına; "şu şiirini yırt at" deme hakkı yoktur. Ne İzedebiyat’taki okunma oranlarını alt üst etmiş bir yazar ne de kitaplaşıp binlerce kişiye ulaşmış bir şair, bir başka şiire olmamış diyemez ve o noktaya gelmişse zaten demez de...
Sevgiler,
Gökçehan Daçe
Öncelikle bu yazıyı yazarak aslında sizin de bazı şeylerden şikayetiniz olduğunu anladım. Ayrıca bu yazı güzel, anlamlı ve kurallara uygun.
Ben hiç bir zaman şiirlerimin şiir olduğunu söylemedim. Herkes gibi ben de çalışıyorum. Ben otorite değilim tabi ki ama sorun şu ki bu bir felsefe. Doğru vardır ve tektir. Dolasıyla İzedebiyat'taki bir çok şiir, şiir değil. Bin yıl geçse de değiller bunlar şiir.
'Kime göre' diye bir şey kabul edilemez. Dediğim gibi doğru tektir. Sana göre, bana göre, Nazım'a göre diye bir şey olamaz.
Şu an İzedebiyatta herkes birer stoacı edasıyla popüler kültüre hizmet ediyor. Bir çok şiir sitesi gibi.
Duygu meselsine gelince, bana içinde aşk olan bir şiir gönderin size onun aslında ne demek istediğini anlatayım. Aşk her zaman araçtır. Sadece şiirde değil.
Ayrıca okunmanın hiç bir önemi yoktu. Hele okuduğunu anlamayanların çok olduğu yerlerde. Çok okunmak basit. Örneğin Küçük İskender gibi şiirinizle değil de özel hayatınızla çok okunabilirisiniz. Ama bu sizin şair olduğunuzu ispatlamaz.
Şiir güzel sözlerin bir araya gelmesi değildir. İyi şiir yazmak isteyen, şiirlerini yırtıp atmayı bilemeli. Bana herkes bu şiiri yırt at diyebilir. Serbest.
Saygılarımla. Sizinle tartışmak zevk Sayın Daçe.
Merhabalar... Sitenizi yeni keşfettim. Sıcak sıcacık bir site. Fikir arayanlar, akıl verenler, bilgiye aç insanlar, bilgiyi parayla değil sırayla verenler çok hoşuma gitti çok.
Sıra geldi bana... Küçük yaşlardan beri okumak ve yazmak bendi bir tutkudur. Önce günlük yazmaya başladım. Sonra ise küçük deneme yazıları,.. Yazar olmak istiyorum. Ünlü olmak, çok para kazanmak değil hedefim. Koca gökyüzünde parlayan nokta kadar bir yıldız olmak istiyorum. Cahilliğe ışık tutacak bir yıldız, kutup yıldızı yada ay dede olamam belki ama kapkaranlık bir gecede kafamızı kaldırıp baktığımız o muhteşem tablonun bir parçası olmak grurdur bana...
Ve siz büyüklerim, hocalarım. Bu yolda kalem kırmış, saç dökmüş, ömür tüketmiş insanlar, bana da bir yol gösterin. Ben emekliyorum, Siz elimden tutun ve yürütün.
Saygılarımla...