"...Sayın Özgür Tanrıverdi olmak üzere bir çok yazar olmaya çalışan arkadaştan ....", demiş Sn Necat Dilaver ... Edebiyatta özgürlük, asıl siz ve aynı düşüncelere sahip insanların polemik duyguları uzak durduğunda satır ve dizelerden, yaşanacaktır... Ben ve buradaki bir çok arkadaşım, "yazan" bir şahıs olarak yazmaya devam edeceğim... Edebiyata özgürlük, isteminiz için, sizin gerçek tanımlamanızdaki ! bir yazar olmanız ya da akademisyen bir eğitmen sıfatınızın olması gerekiyor. Lütfen, genç arkadaşların satır ve dizelerini bu şekilde eleştirercekseniz bunu hiç yapmayın, Edebiyat işte o zaman şize müteşekkir kalacaktır... Saygıyla...
İlk Roman
57 görüntülenme · 463 ileti
"...Sayın Özgür Tanrıverdi olmak üzere bir çok yazar olmaya çalışan arkadaştan ....", demiş Sn Necat Dilaver ... Edebiyatta özgürlük, asıl siz ve aynı düşüncelere sahip insanların polemik duyguları uzak durduğunda satır ve dizelerden, yaşanacaktır... Ben ve buradaki bir çok arkadaşım, "yazan" bir şahıs olarak yazmaya devam edeceğim... Edebiyata özgürlük, isteminiz için, sizin gerçek tanımlamanızdaki ! bir yazar olmanız ya da akademisyen bir eğitmen sıfatınızın olması gerekiyor. Lütfen, genç arkadaşların satır ve dizelerini bu şekilde eleştirercekseniz bunu hiç yapmayın, Edebiyat işte o zaman şize müteşekkir kalacaktır... Saygıyla...
İletimin, forumun hatalı bir köşesinde bulunduğunu düşünüyorum ancak burada yazılanlarla ilgili yazmak istediğimden başka bir başlık altına taşıyamadım. Özür dilerim. Henüz hiçbirimizin tam olarak forum kavramını doğru anladığımızı sanmıyorum çünkü konular birbirini izlemiyor ve özünde edebiyat ve yukarıda işaret edilen başlıklar olması gerekirken (ki şu anda ilk romanımla ilgili görüş alışverişinde bulunmam gerekiyordu) bir yerlerden köşeyi dönüp kişisel bir platforma taşınıyor. Üstelik burada yazı yazmak galiba birçok yazar tarafından risk olarak algılanıyor. Sanki bize madalya takan, çok okunan yapan, okurlarımızı kaybedecekmişiz gibi bir bunalıma giriliyor. Zaten ortada kitle teşkil edecek okur falan da yok (en azından ben karşılaşmadım). Necat bey'in kırıcılığından söz etmek yerine en azından hedef olmayı göze alışından söz edilmeli. Herkesin terazisi kendinde ve yazdıklarımızın kötü eleştirilmesi asla kabul görmüyor. Yanlış anlamadıysam hiç birimiz profesyonel değiliz dolayısı ile eleştirilerimiz de değil. Ben biraz da bu noktadan hareketle ağır yargıların çok da haddim olmadığını düşünerek, yazıların altına yorum yazarken hissettiklerimden yola çıkıyorum. Ama aksini düşünenlerin de bulunması iyidir, saygı duymalı. Yoksa kendi yazdıklarımızı tavaf etmekten öteye gidemeyeceğiz ki bence yazmayı önemsiyorsak bu kendimize yapacağimiz yegane kötülüktür üstelik bizi bir adım öteye gitmekten aciz bırakacak zifiri bir yoldur.
Ben bir süreliğine yazdıklarımı siteye aktarmayı durdurdum (marifetmiş gibi söylemiyorum yanlış anlamayın). Bir kısır döngü içine girmeden biraz da yazılanlarla ilgilenmem gerektiğini düşünüyorum. Heyecanla bekliyorum. Bakalım gerçek bir tartışma ortamı yaratabilecek miyiz?
Okuyan ve yazan herkese kolay gelsin...
"bu sitedeki bazı kalemlerin hırs, sadece muhalif arzular ve duygu, düşünce birikimi yüreklere sahip olması gereken kalemlerden çok uzak olduğunu görüyorum... Siz, Sn Dilaver ve Sn Antmen, diğer bir çok kalemin aksine kötü eleştirmek, ortalığı karıştırmak, sert uslup ile insanların polemik içeriisne çekilmesini sağlamak gibi bir karekteriniz var kanısındayım. yazık... diğer bir çok yazıya yapılmış olan eleştirilerin çoğunu okuduğumda mutlaka uygunsuz uslup, yakışıksız eleştiriler ve sadece polemki görüyorum..."
bu yakışıksız söylemleri sizin sanatın ne olduğunu anlamamanıza ve sözlerimin hedefini bulup yaranızın gocunmuş olmasına veriyorum. Benim kişisel görüşlerime "ortalığı karıştırmak" gibi bir ad takılması şahsıma hakarettir. Ve sizin gibi benden büyük olduğuna inandığım bir isme hiç yakıştırmadım.
Diğer bir konu ben yazdıklarımı devamlı silen biriyim, ve bu beni bağlar, başka hiçkimseyi bağlamaz, çünkü ben sayfada yığınla yazı biriktirmekten nefret ederim, sizin buna söz etme hakkınız bile yok. Başka başka adlarla giriyor dediğiniz kısma güldüm sadece, çünkü sadece soyadımı çıkarttım. Saliha AYLİN olarak yazıyorum. Tanımadığınız bir insan hakkında saygısızca atıp tutmak yakışıksız bir tavırdır ve sanal kaygılar gütmekten başka birşey değildir. Ben siteyi hiçbir amaçla kullanmıyorum. Burası forumsa eğer ben sanat için ticarettir diyen zihniyeti kınarım, ancak sizin mantığınızdaki insanların çoğunluğu yüzünden gördüğünüz gibi büyük bir saygısızlık yapılmaktadır, maalesef de bunun önüne geçemeyiz, ancak bilinçlenmemiz gerekir. Ben kimsenin şahsına tek laf etmiş değilim, etmem de ... yaşım 24 ama hayatta kimsenin şahsına girmedim bu tür konularda, olgunluk biraz da size yakışanı sergilemektir. Ve bu yüzden size ancak teşekkür edebilirim, kendinizi tanıttığınız için ... Eğer sizin şahıslara saldırmak gibi bir politikanız varsa buyrun saldırın, ben böyle bir yakışıksızlığı asla yapmam, şahsıma sarfedilen sözlere rağmen yapmıyorum hâlâ. Ve tekrar ediyorum, sayfamdan ben sorumluyum, yazdıklarımı dönem dönem biriktikçe silmeye devam edeceğim ve bu sizi zerre kadar ilgilendirmez. Lütfen insanların kişisel haklarına saldırmayın, bu şekilde kimse bir yere gelemez. Necat Dilaver bu sitedeki en doğru konuşanlardandır, ona yaptığınızı da bana yaptığınızla aynı şekilde saygısızlık olarak nitelendiriyorum. Şahsımızdan özür dilemeniz gerekir ... Kendi adıma ben ne sizin; ne de sanatın ticaret olduğunu söyleyen kişinin şahsına tek söz etmedim. Saygılı olalım, saygılı olmadan saygı bekleyemezsiniz kimseden.. Kimseye yaptığım eleştirilerde saygısızlık etmiş insan da değilim, her attığım adımda seviyemi korurum, tespitlerinizi karalama üzerine kurmayın. Sizin adınıza çok büyük bir kayıp bu, insanları karalamak çok uygunsuz bir davranıştır çünkü. Eğer ben kişisel görüşümü bildirdiğimde ortalık karıştırıcı olacaksam, sizin gibi insanlara artık kulaklarım da tıkalıdır, beynimde ! Sizi bu şekilde birileri kışkırtıyorsa üzülürüm, yok ben kendi irademle bunları dedim derseniz, sadece sizin adınıza üzülürüm.
Sevgi ve saygıyla ...
Ta günün şafak vaktinde yazdığım yorumu kimler, niçin yedi?
Beleşe teskere...
Bazar!
Alıcısı da olur, satanı da.
Kefe sende tart!
Kumdan tartılar, kimleri oyalar...
Kum akar!
Dürüstlük payidar.
Ben seni;
Senin beni sevebilme ihtimalini, sevdim.
Çizdiğim köy resimlerine,
Dereleri ben ekledim.
Çeşme başında gülümseyen, kızları.
Ve dağların tepelerini ben boyadım, beyaza…
Bıyığın buruğu olmaz.
Karlı bir iftar sofrasında,
Elimle erittim buzları da
Senin elin cehennemdi.
Bileti kesilmiş saatlerin dini sorulmaz…
Senin yelkovanın daha bir kalleşti,
Yıldızın gözüne ayna tuttu,
Sevseydim seni sırf cemalin için,
Üzerdi beni güneş.
Sen güzeldin.
İhtimalim olsaydı dalgalara,
Eğilirimdim önünde, varmağa.
Varmak marifet, değil.
Islanıp kalmak var, sevdaya.
Ben, sırf beni sevebilme ihtimalini sevdim.
Kurak göz kapaklarımda,
Çatlamış dudaklarımla,
Beni sevme ihtimalini, taşıdım.
Taşkın göz pınarlarıma.
Beni sev!
Üstü açık yatan tencerelere, kapak babında.
Şimdi anlıyorum ki; Tanrıverdi kendisine cevap verilmesini ve polemik yaratmayı istiyordu ve ben eline bu yönde malzeme vermiş oldum sanırım, herkesten kendi adıma özür diliyorum. Hem de roman başlıklı bir yerde alakasız şeyleri konuştuğum için üzgünüm ...
*Bu vesileyle ilk romanımı yazmaya nasıl başladığımı anlatabilirim... ilk romanımın üzerinden 3-4 yarım bıraktığım roman geçti, 1999 yılında yazmaya başladım. 1993 yılında başlayan bir şiir birikimim vardı zaten. Ben sonraki 2-3 yarım kalan romanımı hep ilk olarak gördüm. Kurgu ve insan psikolojisine inerek yazmak, karakterleri betimlemek benim için hep çok önemli olmuştur. Ancak herşeyden evvel konunun derinliğine ve detaylarla zenginleştirmeye önem veriyorum. Yarım kalmalarını ise hiç sorun etmiyorum çünkü bir gün bir yerde tamamlanacaklar. Şiirde olduğu gibi başarılı şekilde ilerletememe rağmen yazarken hissettiklerim yaşamakla eş anlamlı bu konu da hâlâ çok amatörüm. Ancak şunu diyebilirim : Bir roman yazmak, o dünyanın içerisindeki tanrı olmaktır, bu büyük bir haz.
Saygılarımla ...
Polemik yapmak gibi bir sürece asla girmem ve Sn ANTEMEN'in dile getirdiği üzere, asla ne kendisine ne de başka birine, sanatın olduğu bir yerde aşikar bir şekilde asla hakaret edemem. Diğer tüm mesajlaşmalarımızda her zaman dile getirdiğim üzere Sn ANTMEN, bu sitede değer verdiğim ve gücüne inandığım, yeri geldiğinde yazılarıma uslup, düşünce ve akışkanlık açısından örnek aldığım güçlü bir kalemsiniz. Benimz sizlere , "hakaret", ettiğimi düşünmenizi sağlayan haksız yaklaşımın nedeni, edebiyat özgür bırakmak için bu denli belirli nosyondaki eleştirilerle herkesi ürkütmeniz. Yaram yok gocunacak, sadece fikren ve karekter olarak, gerçekten karşı çıktığım, benimle ilgili olsun ya da olmasın, herşeye doğru olmak gibi bir tarzım var.. Bu yüzden istifa ettim, bu yüzden kimselere görevimde gebe kalmadım ve her türlü cevabımı da size de verebilecek seviyede tartışabilme yetim de var... Tek sözüm var, hep aynı yaklaşım içerisinde olan belirli kalemler var bu sitede ve tüm yazılara eleştirileri aynı, yapıcı değil... Sanat ticari değildir, insan yazdığını kendisine saklamalıdır gibi söylemlerin ne kadar inandırıcı olduğunu, bu isimlerin her interet sitesinde boy gösteren yazılarından anlayabiliyoruz. Evet, yazdıklarımıninsanlar tarafından okunması, paylaşılması ve yeri geldiğinde kitaplaşması çok hoşuma gider. Çünkü hayatın yaşanılmışlığının ortak paydasıdır, nerede, kim, niçin olursa olsun yaşamların ortak olduğuna inanırırm ve duygularım paylaşılması gerektiğini savunurum...
Forum zihniyetnin dışına çıkıldığı bir forumda tüm okuculardanözür diliyorum fakat başlangıçtan beri forum olarak açılan hiç bir konunun burada ilerlemediği de aşikar. Editörlerden forum konu başlıklarının genişletilmesi ricamdır, söyleninlere, eleştirilere başka türlü yanıtlar verilemiyor, sessiz kalınca da yaran var gocunuyorsun deniliyor ve cevap veridğinde de polemik oluyor. Eleştiriyorken eleştirilmeyi de bilmek gerekiyor.... ben yazdıklarınızı göze alarak eleştirdim ve yazdıklarınızın ne kadar ağır bir polemik güncesi olduğunun siz de farkındasınız. cevabım;: sessizlik, ve uzun zamandan beri hayatımın en güzel yerinde, sıkıntılarımdan beni uzakaştıran izedebiyat.com sitesinden ayrılıyorum. Bir çok edebiyat sitesinde yazıyorum, uslubuna uygun forumlara katılıyorum ama burada sizlerin genç kalemlere yaşattıklarını, yazdıklarınızın ağırlığını hiçbir şekilde hissetmedim. Kaçıyor, gocunuyor, "yazar olmaya çalışıyor" şeklinde polemiklere dalmayınız ve lütfen edebiyat adına artık susunuz. Kimsenin bir diğeiryle at koşturduğu bir yer değil, sadece bir paylaşım yeri olarak gördüğüm bu sitenin karekter savaşlarına açık olmaması gerekir. Okuculardan ve sadece dört mısralık da olsa duygularını dile getirmek isteyen tüm yazan ve yazarlardanözür dileyerek yazılarıma son ver.yorum. "Yazar olmak isteyen arkadaşlardan" birisi olarak Türk milletinin gerçekten çelme takabilme yeteneğini burada hissetmekten ne kadar üzüntü duyduğumu dile getirerek ELVEDA diyorum...
Saygılarımla...
Örneğin ben hayal bile edemem roman yazma girişimimi-bile-. Gerçi herhangi bir şey yazdığım da söylenemez de, neyse.
Sanırım roman hayatına hükmetmek isteyenlerin işi. Şiirse anlık yaşamayı sevenlerin.- Yazılı düşünme bu olsa gerek-
Saliha Hanım'ın şiirleri gerçekten iyi, romanını çok merak ediyorum.
Bildiğiniz şiiri de romanı kadar kuvvetli yazar var mı?
Octavia Pazz olabilir mi. Ama hangi şiirinde yalnızlık dolambacının tadını alabilirisiniz?
Romanı da şiiri kadar güçlü bir isim benim bildiğim yok. Aslında son zamanlarda şöyle bir görüş geliyor bana "şiirin iyiyse, yaptığın resimler iyi olamaz" ben tüm yaptıklarıma bakınca hepsini beğeniyorum, zaten ruhunuzu hissediyorsanız hepsinde başarılı olmanız mümkün. Ama "yaptığın herşey başarılı olmaz, biri iyiyse diğeri kötüdür" mantığı var...
Romanım şiirim kadar iyi olmayabilir, çünkü ara ara yazıyorum ve şiir geçmişim kadar birikimim yok. 12 yıldır şiir yazıyorum ama 5 yıl önce roman yazmaya başladım, sanırım bu konu da biraz amatörüm Necat bey ... Bir gün yarım kalmışlarımdan birini yayınlarım ...
Saygılar.
Şiir gebelik hali, sanatçının. Ki yazık, ultrasonda görünmüyor. Acemi doktorlar vardır, parmağı elife benzeten. elif aldırmaz, tozar. Hep romanız da bir akmasını bilsek yataktan... Şeritler kifayetsiz kalıyor, üzülerek de olsa bir tekerleğimiz hep emniyet şeridinde. Bizim yok bundan başka gerçeğimiz. Yarımyamalak, üst geçitlerin altından geçeriz. Kiremitte sazan yeriz, bol tereyağlı... Sazan, bize kızmaz. Biz sazanı, yeriz.
Roman, edebiyatta işçiliğin en fazla olduğu biçim galiba... Çeşitli süreçlerden geçirmeniz, araştırma yapmanız, teknik bir hakimiyet kurmanız gerekiyor... Karakterlerinizin oturmuş olması, özel olmasalar bile iç dünyalarının da açılması gibi uzun soluklu aşamaları var. Belki de bu yüzden herkes roman yazamıyor. Nida Karaçizmeli'nin kurduğu cümleyi çok sevdim. Şiir, gebelik hali sanatçının... Sanki siz yazmasanız da o içinizden çıkıveriyor. Kendinize fazla yatırım yapmasanız da yazıyorsunuz (çoğunlukla da size öyle geliyor) Biraz da bu yüzden herkesin bir şiiri var gibi bir yanılgı içerisindeyiz (Necat Bey'in bu cümlesindeki taşlamanın farkındayım kendisinin altını çizdiği genel yanılgıdan söz ediyorum). Bu noktadan hareketle edebiyat, romanı rahatlıkla iyi yada kötü diye ayırırken; şiiri, şiir ya da değil diye ayırmaya çalışıyor. Şiir yazım dünyasının en görece unsurudur tam da bu sebeple aslında çok zordur.
Tanımlarken, anlatırken daha net görüyorsunuz. Yazım türleri arasında bir hiyerarşi kurmak elmaları armutlarla toplamaya benziyor.
Benim asıl merak ettiğim, roman gibi bir metni oluşturmak için gerekli altyapı konusunda ilk deneyini yapan arkadaşların nereden yardım alacakları. Roman sadece çok okuma ile kendi malzemesini toplayamaz gibi geliyor. Elbette yetenek de çok değerli, ilahi bir ödül ama kalemi çok kuvvetli yazarlar bile sadece bir içgörü ile roman yazabilir mi diye de soruyorum kendime...
Bu günlerde nedense karışık duygular içerisindeyim.sanki bir zaman trafiğinin içerisinde kaybolup gitmişim.hayata dahir ne umutlarım varsa sanki hepsi benden gitmiş bugün ya bir adım atmak geliyor içimden yada bir adım geri çekmek asıl anlamak istediğim şey ya ben hayatı kabüllennemedim yada hayat beni kim bilebilirki belkide ikimizde alışık değiliz birbirimize hele bazen benim için zor bazende kolay geçen zamanım ahhh.. bu düşüncelerim beni benden alıpta götüren zamana köle eden düşüncelerim zamanında zamanın zaman zaman kıymetini bilseydim eğer bu zamanda zamanın kölesi olurmuydum hiç yazık etmişim çocukluğuma,gençliğime meğer senden ne çok şey istemişim hayat şimdi anlıyorum seni meğer ben seni kabüllememişim.
Zannediyorum bu genel bir yanılgıdır. Tüm insanlar için geçerli, genel geçer bir yanılgı: Eğer uzunsa mutlaka daha zor olmalı. Hani sevgili Y.Erdoğan'ın "Mükremin Abi" tiplemesininin dedği gibi anımsayın "... arkadaşta 'kalın' kitaplarım kalmış, onları alacağım...." Neden roman daha zor ve zor olduğu için de değerli? Soru kalıbınız bu dikkatimi çektiği kadarıyla. Fakat hiç düşündünüz mü, belki de kalıp hatalı! Üstelik sinemada bir kural vardır: izleyicinin göreceği her kare bir anlam ifade etmek zorundadır. Yani amaçsız görüntüler, sonuçsuz sebeplere yolaçar sinema tekniğinde kısaca. Dolayısıyla herşeyin "konservatif" hali, sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış ve fakat bir o kadar da etkileyici, çarpıcı, vurucu hali daha yoğun bir netlik, ve değer taşır...
Üstelik şiir için yapılan bir benzetme var bir arkadaş tarafından. Bir tür "taşlama". Şöyle diyor "...Şiirse anlık yaşamayı sevenlerin". Soru: Sizce N.Hikmet anlık yaşamayı seven biri tanımınıza uyuyor mu?...
"Bir de herkesin bir şiiri var" gibilerinden bir lakırdılar okudum sanırım. Hayretle okudum, bir edebiyat sever kişi olan sizi de esefle kınadım. Herşey şiir midir? Herkes şiir yazabilir mi? Her yazılan ve dörtlüklerden oluşan şey şiir midir? Şiir herkesin ulaşabileceği bir yoğunluk hali midir?... Herkesin bir şiiri yok bana sorarsanız. Herkes bir şiiri olduğunu sanıyor. Bırakınız sanmaya devam etsinler. Biraz daha derinleşmek isteyenler yazdıklarının şiir olarak adlandırılamayacağını anlayacaklardır zaten...
Nazım tabiki anlık yaşayanlardan, plansız ve cesurca. Öyle olmasaydı Bolşeviklerin ülkesine kaçmazdı ve öyle olmasaydı Deniz'e yazmazdı şiirlerini. Örneğin Orhan Pamuk hiç bir zaman şiir yazamayacak-Yaşar Kemal gibi- çünkü onlar düzenin birer dişlişi. Bu cümlemi açıklamam lazım tepki almamak için. Nedense bu edebiyat sitesinde bazı şeyleri açıklamak gerekiyor. Yoksa ya anlaşılmıyor ya da yanlış anlaşılıyor. Düzenin parçası demedim dişlişi dedim ve hangi düzen olduğunu belirtmedim. Herkes bir düzenin dişlişidir, hayal ettiği düzenin. Bunda kötü bir şey yok. Nazım'ın şiirini hatırlayın 'Makineleşmek istiyorum'
Ayrıca herşeye tabiki şiir denmez aslında birçok şeye şiir denmez. Benim demek istediğim -Herkes bir şiiri olduğunu düşünür ama romanı olduğunu asla düşünmezdi- Sayın Özdeş. Lakırdı kelimesini anlamadım, edebiyatta bir örneğine rastlamadım. Ne demektir lakırdı? Argo galiba...
Ayrıca uzunluğun zorlukla ne ilgisi var onu da anlamdım, önemli olan bir şeyi en kısa zamanda yapmaktır. Örneğin dünyayı en kısa zamanda değiştirmek makbuldür, zamana bırakırsanız zaten değişen değişir. Mükremin Abi kim? Kapatın şu televizyonlarınızı, bari siz yapmayın.
Saygılar.
Torkunç, Mutlu Haspolat ve Mustafa Öncel Yaylı hasretini çektiğimiz seviyeli bir roman tartışması başlatmış bulunuyorlar. Kim haklı, kim haksız, söylemesi güç, şüphesiz zevkler ve renklerin önemli bir yeri var. Lakin eleştirilerde de belirtildiği üzere romanda kurgu teknikleri ve karakter tutarlılığı gibi olmazsa olmazlar var. Tartışma bunlar üzerine gidiyor gibi şimdilik... merakla takip ediyorum. Mercek altındaki romanın olgunlaşacağı gibi, eleştiriler de olgunlaşacaktır şüphesiz. Buna rağmen gerek üslup gerek içerik olarak birbirlerini dinleyen, birbirlerinin görüşlerine saygıyla yaklaşan bir grup edebiyat meraklısı var karşımızda. Malzeme bir roman, başarılı olsun olmasın, cesurca ve alkışlanması gereken bir girişim. Her yazarın yol boyunca öğreneceği çok şey var, Sanem Altaylı da bu uzun öğrenme yoluna girdi. Hepsi bir yana, onu cesaretinden ve sabrından ötürü şahsen tebrik ediyor, yapılacak her eleştiriden çıkarılabilecek bir ders olduğunu, çıkmayacak yegane dersin şevksizlik ve moral bozukluğu olduğunu hatırlatıyorum.
Bir merakımı gizlemeyeceğim... İzEdebiyat'ta onca roman taslağı, girişi ve bölümü duruyorken, neden özellikle bu roman seçildi?
Saygıyla
M. Doğan
Demek gidiyorsun sessizce kaçıp gidiyorsun öylemi bir veda etmeden
bir elveda bile demeden kaçıyorsun git bakalım aradığın mutluluğu bulabilecek
misin mutlu olabilecekmisin beni bir mazi yapıp beni kolayca unutabilecekmisin git bakalım hatanı anlayıpta geriye döndüğünde yılların neler alıp götürdüğünü senden anlıyabilecekmisin eski beni karşında bulabilecekmisin söyle seni kolayca affedebilecekmiyim söyle bakalım değermi hiç sana evet senden bir eser kaldı geriye tıpkı bir virane gibi bir eser bıratın ardında hatanı anlamışsın anlamışsında sence çok geç değilmi hadi kendi umutların vardı hayallerin vardı diyelim benim umutlarımı hayallerimi yıkmaya hakkın varmıydı bu hakkımıda elimden aldın perişan ettin beni mutlumusun bari senin için ben herşeyimden vazgeçtim ben affet diyorsun ya bana söyle sen affedermiydin beni seni affetmem mümkünmü söyle seni ALLAH affeder artık ben affetmem
Bizi bizden alıpta başka hayallere götüren keşkelerimiz biz hep keşkelerle mi bakacağız hayata hep keşkelerlemi süsleyeceğiz bu dünyayı ben ne keşkeler yaşadım ne keşkeler yapmak istedim bazende hiç istemediğim keşkeler oldu hayatımda olasılığın ihtimalini bilmemek korkuttu bizi hep keşkelerle süslediğimiz yarınlarımız mı olacak hayatımız sadece anlardan değil keşkelerden de oluşmaktadır.