Film Yapanlar Çıldırmış Olmalı
Geçenlerde bir özel televizyon kanalında, daha önce de defalarca izlediğimiz bir komedi filmi ''Türkler Çıldırmış Olmalı.'' ya takıldım bir ara...
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
"Gelecek, her zaman bugünmüş gibi davranır, ta ki biz onu bozup düne çevirene kadar." - Terry Pratchett (Kurgusal)"
Geçenlerde bir özel televizyon kanalında, daha önce de defalarca izlediğimiz bir komedi filmi ''Türkler Çıldırmış Olmalı.'' ya takıldım bir ara...
Batı Dünyası artık pek de televizyon seyretmiyor. Hadi ya televizyon seyretmeden olur mu, demeyin sakın. Batı aşmış artık bunları, bol bol okuyorlar, bilim ile uğraşıyorlar... Ben sabah metroya bindiğim zaman karşımdaki beş kişiden dördü cep telefonu ile uğraşırken, bütün metroda bir ya da iki kişiyi kitap okurken görüyorum
Gözle görülemeyen bir quantum parçacığı ile kimsenin görmediği bir berber arasında ilinti kuran Coen Kardeşlerin, Ed Cranee biçtikleri rol mutlak değil, bir film-noir gereksinimindendir herhalde Çünkü kaderimizin fonksiyonunun karanlık ya da aydınlık yüzlerce olasılıktan birine çökmesinde tercihlerimizin ve fıtratlarımızın da etkisini yadsıya bilir miyiz?
Yayınlandığı zamanlarda bir çok tanıdığım soluksuz izlerdi. Dizi içinde ki tiplerinde gerçek hayatta belli yerlere gelmiş insanları anımsattığı söylenirdi... Şimdilerde hala tekrarları oynuyor değişik kanallarda... Tabi bir de zamanımızda benzer dizilerin pıtrak gibi ortaya çıkışı var. Bunlara da Kurtların Yavruları mı demek lazım acaba?
On sekiz yaşımdan beri aldığım filmleri bilgisayarıma kopyalayıp bugün devasa bir film arşivi sahibi oldum. Yani bugün 43 yaşındayım ve 17 bine yakın film arşivim var...
Bu belgesel film, her şeyden önce, kin ve nefreti içermiyor. Birilerine karşı, kimseyi kışkırtmıyor. Yaşanan acı gerçekleri, gün ışığına çıkartmak ve geleceğe ışık tutmak için hazırlanmış bir film. Ada üzerinde bir daha böyle acılar yaşanmasın, yeni nesil, geçmişi unutmayıp doğrudan birinci ağızdan öğrensin ve geleceğe emin adımlarla ilerlesin
Sanatta ve sinema da devletin parmak izleri aranmalıdır. İhmal edilen, gözden kaçan bir konudur. Belki de bilinçli olarak değinilmeyen bir konudur.
Aslen 1965, İstanbul doğumluyum. Avusturya Lisesi’ni, sonrasında ise Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdim. 40’ıma doğru Metro AG’nin Türkiye Temsilcilik görevini yürütürken, Marmara Üniversitesi’nde Üretim Yönetimi ve Pazarlama alanında yüksek lisans ve doktora yaptım. 1988- 2013 yılları arasında Galleria, Ram Dış Ticaret, Gelişim Yayınları, Güneş Gazetesi, Turquoise Dergisi, Egebank,
Tabiri caizse; Ötesiz İnsanlar benim kafamdaki ezberi bozduğu gibi biraz da hayal kırıklığına uğrattı.
Skeçlerle tanınan ve halkın beğenisini kazanan oyuncuları farklı – başarısız – rollerde görmek başarılarını gölgeleyen bir durum olmuştur. Erdoğan, zayıf oyuncularla başarılı bir film çıkmayacağını filmin gösterime girmesinden sonra anlamış olmalıdır. Başta dediğim gibi Erdoğan kendisine oynamak istemiştir. Farklı bir film çekme derdine düşmüştür. Filmin başarısızlığını çok önemsediğini
Bir kültür, sanat ve tarih kenti olan Trabzon; her dönemde sahip olduğu önemi korumuş, geçmişten bugüne kadar hep gözde kalmayı sürdürmüştür. Bu şehrin adı hep sanatla birlikte anılagelmiştir. Bu kent üzerine şiirler, öykü ve romanlar yazılmış, türküler söylenmiş, filmler çekilmiştir. Bundan sonra da bu etkinlikler artarak devam edecektir.
Televizyon programlarında ve magazin dergilerinde , her tür ahlaksızlık sergilenir, yolsuzluk yapanlar, eşcinseller kısaca ahlaki değerlerden uzak kişiler özenilecek kimselermiş gibi tanıtılır ve karanlık yaşamları çekici gösterilmeye çalışılır. Bu kimselerin ahlaksızlıkları cesaret ve modernlik olarak adlandırılır. Reklam, sinema, edebiyat, mizah gibi kültürel araçlarda hep aynı mesajlar işlenir, toplumlar
Sinema sinsi bir algı yönlendiricisidir. Bazen sizden yana gibi görünür. Öyle içten, samimi bir maske takar ki kendinizden biri sanırsınız. Sanıldığı gibi sinema her zaman doğrudan iyi kötü, düşman dost zıtlığıyla karşınızda durmaz. Sinemanın en önemli tarafı sizden görünün casus olmasıdır. Sizi daha kolay etkilemek, sizin kalbinize girmeyi
Grafiker bir arkadaşınız varsa başına çöküp bilgisayarda bir vazo yapmasını isteyebilirsiniz. Sonra onu İ.Ö. III. binde yapılmış bir Sümer vazosuna dönüştürmesini de isteyebilirsiniz.
Tiyatroda esas olan oyunların isimlerini değiştirmek değil, yeni oyunlarla, yeni buluşlarla, yeni tarzlarla seyircilerin karşısına çıkıp eğlendirirken aynı zamanda seyirciyi düşündürebilmektir…
Mine'yi Sinan ile Timur sevmektedir. Bu olay tam kurtlar vadisine dönüşmektedir. Polat Alemdar Mine'yi ikisine bırakmamakta kararlıdır. Hemen Memati'yi çağırır. Memati Mine'yi kaçırır. Polat Alemdar'ın yanına getirirken Mine'ye aşık olur. Polat Alemdar'ı öldürür. Olay büyümüştür. Kanuni bunu bir devlet ve millet meselesi sayar. Hürrem'e Mine'ye aşık olduğunu söyler.
Yazının tam ortasında telefon çalıyor. Şimdi sırası mı diye homurdanarak kalkıyorum. Telefonda genç bir erkek sesi. Yazıya konsantre olsam da Köle İsaura dizileriyle yetişmiş olmanın yan etkisinden mi nedir hemen çılgın hayal gücüm çalışmaya başlıyor. Kendimi Brezilya dizlerinin baş yıldızının yerine koyuyorum. Tabii karşımda da genç, yakışıklı, zengin,
Tavrım Merve Hanım’a değil. Yanlış anlaşılmasın. Hak ediyorsa mutlaka görev almalıdır. Ama o kadar konservatuvar ve sinemacılık mezunu becerikli gençler dururken, ve iş bekliyorlar iken neden Merve demekten de kendimi alamadım doğrusu.
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu şeklindeki özdeyişi bilmeyen yoktur.TV 'de izlediğimiz dizilerle ilgili olarak bazı düşüncelerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Ben söz konusu dizilere '' Perhiz '' diyeceğim. Buyrun bu perhizlerden birkaçına birlikte göz atalım.