Sabahları TV kanallarında yayınlanan programlara hastayım. Müge Anlı ile kimse rekabet edemiyor diye Kanal D her ne kadar Yaprak Dökümü dizisinin tekrarını 57 kez yayınlıyor olsa da Uğur bey ve Songül hanımın canlı canlı gerçekleştirdikleri, doğaçlama tiyatrolara taş çıkaracak performansları da takdire şayan... Öte yandan Müge hanımın taklitleri de gün içinde kademeli bir şekilde hayatımıza giriyor. Bir tek sanırım Alişan TRT'de 'nasıl salça yapılır' diye program çekiyor, hanımı da gelinleri toplayıp yemekler pişiriyor farklı bir kanalda, o kadar... Akşam saatlerinde elbette Esra Erol ile kimin kiminle kaçtığı kısmını atlamak mümkün değil. Tam gün bitti ve 'ulan neler oldu böyle ülkeye' diyecekken akşam saatlerinde Esra hanımın programında duyduklarımızla dozaj artıyor ve 'yuh' sesleri yükseliyor semaya...
Peki ya sona?
Neden böyle bir program silsilesi var sence? Çünkü toplumun buna ihtiyacı var. Nasıl bu insanlar TV karşısına rahatlıkla çıkabiliyor diye soracak olursanız da yanıtlayayım: Öyle herkes kanal kapısında kuyruğa girmiyor. Adliye koridorlarında dosya kovalayarak konular seçiliyor, insanlar aranıyor ve bir şekilde ikna ediliyor. Bu işin bir kısmı elbette. Diğer taraftan mutlaka stüdyoya da problemini çözmeye gelenler var. E bir de 'dur seni nasıl rezil edeceğim' diye TV ekranlarına çıkmaya meraklı insanlar var...
Fakat bunu meşru gösteren, hatta günün önemli bir saatini bu programlara ayıran medya patronlarına ne demeli? Neden böyle programlar önemli? Çünkü birileri topluma 'Bak gördün mü? Senden daha kötü, rezil insanlar var' dedirtmek istiyor.
Şimdi sana soruyorum; karısı kasaba kaçan bir kadın mı iyi, yoksa evini temizlemeyen kadın mı? Komşunun karısına bakan adam mı iyi, yoksa tembel bir adam mı?
Hayatımızın içinde yaşadığımız problemleri yumuşatmanın yolu ne? İşte tam da bu sabah kuşağı programları. Bize 'ne olmuş sanki bu hatayı yapmışsam, bak memlekette neler oluyor' demeyi öğrettiler. Müge hanımın kadınlara tavsiyesi 'Bütün kadınlar özgürdür, hatta bence her kadın kendini önemli hissederek gereken sesi çıkarmalıdır hayatta' değil mi? Ya da 'adam sana reaksiyon mu gösteriyor? O zaman kov adamı, şikayet et, boşa, Ali'ye kibarca bir bay bay de' diye öneride bulunmuyor mu? E güzel işte. Kadınlar da bu aydınlanmayla adliye koridorlarını doldurdu ama atladıkları bir konu vardı, o da Müge hanımın iyi bir gelire sahip olduğu, kendilerinin ise ekmek almaya muhtaç durumda bulunduğu gerçeği... Yine bunu söylediğimizde Müge abla kızabilir ve 'E çalışsınlar, ayaklarının üstünde dursunlar' dediğini duyar gibiyim. Ama ablacım, öyle kolay değil bu ülkede namusuyla çalışıp ekmek parası kazanmak... Yani yine senin tabirinle cevap vereyim: 'Bekara karı boşamak kolay...'
Benim tavsiyem şu:
Öncelikle ülkede evlilik terapistlerinin sayısı artırılmalı. Sonra insanlar kadınlar, erkekler diye gruplaşılmamalı. Hepimiz kesinlikle eşitiz. Eşitliği savunuyorsak, bir tarafı sürekli haklı bulamayız değil mi? Hatalar ya da başarılar tüm insanlık olarak olağan karşılanmalı ve herkes birbirine saygı duymalı. En önemlisi de hatalar böyle bağıra bağıra TV ekranlarında anlatılmamalı. Ayıp, günah dediğinin üstü örtülür dostlar, ayyuka çıkarılmamalı...
Pazartesi günü yine Müge ablayı takip edeceğim, çünkü Ümran'ın eşini bir aracın içinde yakıp öldürenler, adamın başını kesip yanında götürenler kim, merak ediyorum.
Alışkanlıklardan kolay kolay kurtulamıyoruz farkındayım ama en azından daha bilinçli TV izleyerek kendimizle suçluları kıyaslamayı bırakmalı, eksikliklerimizin üstünü böyle örtmemeliyiz diye düşünüyorum.
Başınızı ağrıttım, özür dilerim...
Kalın sağlıcakla...




