Uzun zamandır sadece insan gözlemlemeye çalıştığımı söylemiştim. Dijital bir platforma teslim etmek üzere yazdığım "Yoksun" isimli proje için bu gözlemleme şarttı. Bu süreçte elbette dindarla koyu bir dindar, müptezelle müptezel, yalancıyla yalancı, hayalperestle hayalperest oldum; inkar edemem. Büyük ihtimalle o deneyimi yaşadığım insanlar da beni kendileri gibi biliyorlar. Önemli mi? Bence bu tecrübeyi edinip doğru senaryoyu yazmak için çok da önemli değil...
- "Beklediğimden farklı bir hayat var"
Öncelikle aldığım, kabul ettiğim ilk tecrübe; hiç kimsenin yaşamdan keyif almamakla birlikte "alıyormuş" gibi yapmasına dair kronik bir hastalığa sahip olması. Taleplerin sınırı yok ve Ferrarisi olan da bir üst modeli olmadığı için şikayetçi, bisikleti daha hızlı olsun isteyen de...
Ayrıca kimse işinden memnun değil ama yine aynı yalanın içinde. Eşinden, işinden, evinden, hayatından, annesinden, oğlundan memnun olmayanlarla dolu dünya ve fakat herkes oynuyor... Bu bana şu dersi verdi: "Bu ülkede herkes iyi bir oyuncu..."
- "Ünlülerde de işler pek farklı değilmiş"
Son zamanlarda TV ekranlarında gördüğümüz haberlere de bakacak olursak işin finansla pek bir alakası yok gibi görünüyor. Parası olan da aynı durumda, olmayan da!
Peki o halde sorun ne? Sorun doymak bilmeyen bir nefse sahip olduğumuz gerçeği... Asla mutlu olamıyoruz ve ne yazık ki olamayacağız da. Zira islam toplumunun inandığı kutsal kitap Kur'an-ı Kerim'de de belirtildiği üzere "mutluluk sadece ahirettedir"...
İnanmayanları ne yapacağız? Onlar için yeni bir yazı kaleme alacağım mecburen. Konuyu dağıtmayalım, mutlu olamamaktan bahsediyorduk ve "insan" kelimesi zaten "sorun çıkaran" anlamına geliyordu. Haliyle bir dine inanmadan da sorun çıkaran bir canlının mutlu olması mümkün değil diyebiliriz. 10 dakika sonrası çalışıp çalışmayacağı muamma olan insan vücudunu mekanik bir cihaza benzetmek ve aniden arıza verebileceği gerçeğine inanmak gerek!
Ölüm var sevgili dostum. Bu biz canlılar için temel ve en gerçekçi konu...
Fakat gözlemlediğim insanlara baktığımdaysa tam tersi, ölüm asla yok gibi bir duyguya kapıldım. Herkes hem şikayetçi hem de o kadar arzuluydu ki hayatta kalmak için; anlatamam...
Hasılı kelam, yalan, şikayet, duyarsızlık, empati yoksunluğu, uyanıklık, dedikodu sevdası, kin ve bolca çıkar ilişkisi gözlemledim. Bir taraftan senaryonun gerçekçi olacağı duygusu beni sevindirirken, bir taraftan da insanlığın bu hale gelmiş olması hüznü kapladı içimi...
Neden "yoksunluk" ana başlık diye soran olabilir; çünkü yokluk başka bir şey, yoksunluk başka. Sevgi, aşk, arkadaşlık, evlilik, dostluk "yoksul" kategorisinde değil, hepsi yeterince var olan duygular. Fakat ulaşamayan yani "yoksunluk" çeken büyük bir kalabalık var...
Bizi "gerçek hayattan" yoksun bırakmışlar, haberimiz yok...
Hadi dağılalım. Nasılsa "ya bırak bu işleri" diyip, okuduğun bu cümle sonrasında gidip story kaydıracaksın. İnkar etmiyorum; ben de kendime birazdan "bırak bu işleri" diye kızıp story kaydıracağım...
Sadece artık "yalan söylemeyi" bırakmak dersini çıkardım bu deneyimden o kadar.
Allah bereket versin...
Selametle!



