"Yazmak, aslında, 'Ben haklıyım!' diye bağırmak için bulduğumuz en kibar yoldur." – Virginia Woolf"

“kiyamet Alâmetleri̇” Ri̇vayetleri̇ni̇n Zaman, Gayb Ve Anlam Problemi̇

yazı resim

İslâm düşüncesinde kıyamet konusu, yalnızca eskatolojik bir mesele değil; vahiy anlayışı, bilgi teorisi (epistemoloji), zaman kavrayışı ve ahlâkî bilinç ile doğrudan ilişkili bir alandır. Bu sebeple kıyamet hakkında ileri sürülen her iddia, yalnızca tarihsel değil; Kur’an’ın temel ilkeleriyle uyum açısından da değerlendirilmek zorundadır. Hadis literatüründe yer alan ve genellikle “kıyamet alâmetleri” başlığı altında toplanan birçok rivayet, ilk bakışta ahlâkî uyarı niteliği taşıyor gibi görünse de, derinlemesine incelendiğinde ciddi metodolojik ve teolojik sorunlar barındırmaktadır. Özellikle:
Zaman dışı genellemeler içermeleri
Her döneme uyarlanabilir olmaları
Ölçü, eşik ve doğrulama kriteri sunmamaları
Kur’an’ın “gayb” ve “ansızlık” vurgusuyla çelişmeleri bu rivayetleri vahiy temelli bilgi olmaktan çıkarıp, sonradan anlam yüklenen didaktik anlatılara dönüştürmektedir.
> Kıyamet alâmetleri rivayetleri, Kur’an’ın kıyamet anlayışıyla bağdaşmamakta tarihsel olarak defalarca boşa düşmüş, algısal olguları ontolojik gerçeklik gibi sunan ve gaybı istatistiksel sürece indirgeyen uydurma anlatılar üretmektedir.
“EMANET EHİL OLMAYANA VERİLDİĞİNDE” RİVAYETİNİN ZAMAN VE ANLAM ÇIKMAZI

  1. Rivayetin İçeriği ve Yapısı
    Ebû Hüreyre üzerinden aktarılan rivayette
    Resûl-i Ekrem, bir yerde sahâbîleriyle konuşurken bir bedevî çıkageldi ve:
    “–Kıyâmet ne zaman kopacak?” diye sordu.
    Resûlullah sözlerini kesmeden konuşmalarına devam ettiler. Bunun üzerine sahâbîlerden biri:
    “–Bedevînin sorusunu duydu, fakat soruyu beğenmedi.” dedi. Bir başkası da:
    “–Hayır, soruyu duymadı.” dedi. Resûlullah konuşmalarını bitirince:
    “–Kıyâmet hakkında soru soran nerede?” buyurdular. Bedevî:
    “–Buradayım, yâ Resûlâllah!” dedi.
    “–Emanet zâyî edildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. Bedevî:
    “–Emanet nasıl zâyî olacak?” diye sordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz de:
    “–Emanet ehil olmayan kimseye verildiği zaman kıyâmeti bekle!” buyurdular. (Buhârî, İlim 2, Rikāk 35)
    Bir bedevînin kıyameti sorması üzerine Resûl’ün:
    > “Emanet ehil olmayana verildiği zaman kıyameti bekle” şeklinde cevap verdiği aktarılmaktadır.
    Rivayet dikkatle incelendiğinde, iki katman öne çıkar:
  2. İçerik (emanetin zayi edilmesi)
  3. Anlatı biçimi (sahneleme, diyalog, dramatizasyon)
    Her iki katman da ciddi eleştiriye açıktır.
  4. Zaman Dışı ve Ucu Açık Bir Genelleme
    “Emanetin ehil olmayana verilmesi” olgusu:
    Firavun döneminde vardı
    Roma’da vardı
    Emevî ve Abbasî dönemlerinde vardı
    Modern ulus-devletlerde vardır
    Gelecekte de var olacaktır.
    Bu durum, rivayeti her dönemde doğru gibi görünen ama hiçbir dönemi doğrulamayan bir ifadeye dönüştürmektedir. Eğer bu olgu kıyametin yaklaşmasının özgül bir göstergesi olsaydı:
    Kıyametin tarih boyunca defalarca kopmuş olması gerekirdi.
    Bu ise rivayetin öngörü gücünün sıfır olduğunu gösterir.
    Burada karşı karşıya olduğumuz şey, hadis literatüründe sıkça rastlanan şu problemdir:
    > Sonradan anlam yüklenen, zaman dışı, ucu açık ahlâkî genelleme
    Bu tür ifadeler:
    Kehanet gibi görünür
    Ama her çağda geçerli olduğu için hiçbir çağda ispatlanamaz.
    Dolayısıyla vahiy değil, retorik üretir.
  5. Kur’an’da “Kıyamet” ve “Zaman” Anlayışı
    Kur’an’a göre kıyamet:
    Gaybdır (A’râf 187)
    Ansızın gelir (A’râf 187, En’âm 31, Hac 55)
    Şartlara bağlanmaz
    İstatistiksel sürece indirgenmez
    Kur’an, insanlara:
    > “Şu olduğunda kıyamet yakındır”
    “Şu arttığında sona gelinir” şeklinde nedensel bir zaman çizelgesi sunmaz. Bu nedenle, “emanetin zayi edilmesi” gibi insanlık tarihi boyunca süregelen bir olgunun, kıyamete işaret olarak sunulması, Kur’an’ın temel kıyamet öğretisini ihlal eder.
  6. Anlatı Biçimi Sorunu: Sahneleme ve Tiyatro Dili
    Rivayette dikkat çeken bir diğer husus, anlatının kurgusal bir sahne gibi inşa edilmesidir:
    “Duydu mu, duymadı mı?”
    “Soruyu beğenmedi mi?”
    “Sonra dönüp çağırdı”
    Bu üslup:
    Kur’an’daki resul anlatımına benzemez
    Vahiy dili değil, kıssa dili taşır
    Didaktik ve edebî süslemeye açıktır
    Kur’an’da Resûl:
    Açık konuşur
    Mesajı doğrudan verir
    Muğlak sahnelemelerle sunulmaz
    Bu fark, rivayetin vahiy kaynaklı değil, anlatı üretimi olduğunu düşündürmektedir.
  7. Ahlâkî Vaazın Vahiy Gibi Sunulması
    Emanetin ehline verilmesi, Kur’an’da zaten açık bir ahlâk ilkesidir (Nisâ 58). Ancak bu ilkenin:
    Kıyametin zamanına bağlanması, gaybî bir işaret gibi sunulması ahlâkî öğüdü vahiy statüsüne çıkarma problemine yol açar. Bu ise Kur’an’ın yetkisini gölgeler.
    Bu rivayet:
  8. Zaman dışı ve doğrulanamazdır
  9. Her çağda geçerli olduğu için hiçbir çağa özgü değildir
  10. Kur’an’ın kıyamet-gayb anlayışına aykırıdır
  11. Ahlâkî öğüdü kehanet formuna sokar
  12. Anlatı diliyle vahiy dili arasında belirgin fark taşır
    Dolayısıyla ilâhî bilgi değil, sonradan inşa edilmiş bir didaktik söylemdir.

Yorumlar

Başa Dön