"Bunu da mı ben düşünmek zorundayım? Tanrı'nın işi olmalıydı." - Douglas Adams"

İz Üzerine İz Bırakılmazmış...

yazı resim

Güneşin doğuşu önemliydi.
Yeni gün banaymış gibi...
Gecenin sessiz, sakin hali benim içindi sanki.
O küçük çocuk...
Çocuk diyip geçemezdim.

Yağmur mucizevi bir şeydi.
Beraberinde neler getirmezdi...
Zaman hiç kendi başına geçmezdi.
Sözlerin...
Sözlerin çok önemliydi.
Varlığının, yanımda olmanın bir anlamı olmalıydı.
İnsan sebepsiz yere gülmezdi...

Gördün mü bak yalanımı?
Boşvermişliğim koca bir yalandı!
Ben hiçbir şeyi boşvermedim.
Belki güçlü görünme isteği, belki de can yanarken can yakma...
Kırıla kırıla ayrıldım en küçük parçama.
Neler kaybettim...
Neler eksildi...
Yine de güçlü görünme isteği...
Çok bencilce değil mi?
Bu sefer sahiplendim bu bencilliği ve olduğu yerde bıraktım şimdi.

Yaşların gözümden akmasına izin vermiyorum.
Benim dediğim hiçbir şey benim değil artık.
Başardın...
Ben ve sebeplerim yok artık!
Güvenmek ne kadar önemliydi...
İnancını kaybedene dek devam ederdi...
Geleceğe dair tek cümlem yok.
Ardımda bıraktığım hiçbir şey yok!
İz üzerine iz bırakılmazmış...
Bir beden var yalnızca.
Yaşayan bir ölü gibi tek nefesten ibaret...

KİTAP İZLERİ

Nohut Oda

Melisa Kesmez

Melisa Kesmez’in ‘Nohut Oda’sı: Eşyaların Hafızası ve Kalanların Kırılgan Yuvası Melisa Kesmez, üçüncü öykü kitabı "Nohut Oda"nın başında, Gaston Bachelard'dan çarpıcı bir alıntıya yer veriyor:
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön