"Hakikat, şarap gibidir; eğer çok beklersen, ekşir." - Mark Twain (kurgusal)"

Bir Gün Anladım: İnsan Kendini Küçülterek Büyüyemez

Chris Ott, adaletsiz yönetici davranışının psikolojik etkilerini çarpıcı biçimde ele alıyor. Sinirli bir patronla çalışmak zordur, ancak nedensiz öfke patlamaları yaşayan bir yönetici altında çalışmak çok daha yıpratıcıdır. Haksız yere azarlanmak, çalışanın durumu anlamlandırma ve kendini savunma hakkını elinden alır. Bu tür ortamlarda kişi işine odaklanmak yerine, bir sonraki patlamanın ne zaman geleceğini düşünerek çalışır, zamanla öz saygısını ve motivasyonunu kaybeder.

yazı resim

Chris Ott der ki:

“Sinirli bir patronla çalışmak her koşulda kötüdür; fakat daha da kötü olan, hiçbir yanlış yapmadığınız hâlde size bağıran bir patrondur. Çünkü böyle bir durumda nasıl cevap vereceğinizi bilemezsiniz.”
Chris Ott’un bu sözü, “zor yönetici” meselesini öfkeden çok adalet üzerinden tarif eder. Sinirli bir patron en azından tepkisini bir nedene bağlar; hatayı görür, bağırır, geçer. Ama hiçbir yanlış yokken yükselen ses, çalışanın elinden en temel şeyi alır: anlamlandırma hakkını. Ne savunma yapılabilir ne ders çıkarılabilir. Tepkinin sebebi belirsizdir ve belirsizlik, insanın iç pusulasını bozar. Kişi yaptığı işten çok, bir sonraki patlamanın zamanını düşünmeye başlar. Performans değil, suskunluk büyür.

Ott’un işaret ettiği asıl tehlike şudur: Hata yapmanın bedeli ağır olabilir ama anlaşılabilirdir; hatasızken azarlanmak, insanın kendine duyduğu saygıyı kemirir. Zamanla şu duygu yerleşir: “Ne yaparsam yapayım değişmeyecek.” İşte o anda üretkenlik yerini içe kapanmaya, aidiyet yerini yabancılaşmaya bırakır. Çalışan, işini değil, kendini korumaya başlar.

Peki bu tip yöneticilere karşı nasıl davranmalı?

Önce, yaşananı kişisel almamak gerekir; çoğu zaman bu çıkışlar seninle değil, yöneticinin yönetemediği duygularıyla ilgilidir. Ama aynı anda gerçeği kayda almak önemlidir: tarih, saat, konu… Bu hem zihinsel netlik sağlar hem de “abartıyorum mu?” kuşkusunu ortadan kaldırır. Tepki anında savunmaya geçmek yerine sakinliği sahiplenmek, kısa ve net ifadelerle (“Anlıyorum, not alıyorum.”) ilerlemek, gerilimi besleyen karşılığı vermemek gerekir.

Uygun bir zamanda, kalabalık olmayan bir ortamda özel alan talep etmek güçlü bir adımdır. Suçlamadan, bir çalışma ihtiyacı olarak ifade edilen bir cümle çoğu kapıyı aralar: “Geri bildirimi önemsiyorum; fakat bağırıldığında odaklanamıyorum. Konuşarak ilerlersek daha verimli olurum.” Bu, meydan okuma değil, sınır koymadır. Çünkü sürekli susmak, bir süre sonra onay gibi algılanır; bağırmanın normalleştiği yerde saygı geri gelmez. Sınır koymak bağırarak değil, netlik ve tutarlılıkla olur.

Ve en zor ama en dürüst gerçek: Bazı yöneticiler değişmez. Chris Ott’un satır aralarında bu sert hakikat gizlidir. Böyle durumlarda çıkış ihtimalini küçümsememek gerekir. İş değiştirmek her zaman kaçış değildir; bazen hayatta kalma refleksidir.

Sonuçta kötü yöneticiler iş öğretmez; insana susmayı, katlanmayı ve içinden eksilmeyi öğretir. Ama iyi çalışan eninde sonunda şunu anlar: Hiçbir maaş, hatasızken aşağılanmanın bedelini karşılamaz.

KİTAP İZLERİ

Bir Zambak Hikayesi

Mehmet Rauf

Tabuları Yıkan Erken Cumhuriyet Dönemi Erotik Edebiyatı: "Bir Zambak Hikayesi" Türk edebiyat tarihinin tozlu raflarında uzun yıllar gizli kalmış, adı bilinse de içeriği hakkında fısıltılarla
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön