Herkes kazanmak ister.
Ama çoğu insan, kaybetmemekle yetinir.
Aradaki fark, hayat boyu ödenir.
Bir işe başlamadan önce düşünürüz.
Öyle sanırız.
Aslında düşündüğümüz şey çoğu zaman sonuç değil,
başarısızlığı nasıl makul göstereceğimizdir.
“Şartlar kötüydü.”
“Zaman yanlış.”
“Zaten zor bir dönemdi.”
Bunlar analiz değil.
Bunlar yenilgiyi daha başlamadan aklama çabası.
Araştırmalar falan anlatılır.
Pozitif düşünürsen kazanırsın denir.
Buna gülenler olur.
Haklıdırlar.
Sadece hayal kurarak kazanılmaz.
Ama şunu kimse söylemez:
Sürekli kaybı düşünen bir zihin,
ne kadar önlem alırsa alsın
asla hücum etmez.
Çünkü o zihin kazanmak için değil,
suçu dışarıda bırakmak için çalışır.
B planları yapılır.
Planlar çoğalır.
Ama A planına kimse gerçekten inanmaz.
İnsan beyninde kazanmadığı bir şeyi
hayatta taşımak istemez.
Yorulur.
Geri çekilir.
Sonra “kısmet değilmiş” der.
Morinho’nun sözü bu yüzden rahatsız eder:
“Beynimde kazandığım maçı kolay kolay kaybetmem.”
Çünkü bu söz, şunu söyler:
Kaybettiysen,
önce içeride kaybettin.
Hayatta en çok şunu görürsün:
Çok zeki insanlar,
çok hazırlıklı insanlar,
hiçbir zaman başlamaz.
Ve sonra yıllar geçer.
Kazananlar anlatılır.
Onlar dinler.
İçlerinden biri hep şunu söyler:
“Ben de yapardım.”
Ama yapmadı.
Çünkü kazanmak istemedi.
Kaybetmeyi göze alamadı.
Ve gerçek şu ki:
Hayatta en ağır yenilgi,
hiç savaşmamış olmanın sessizliğidir.