Neden çok sinirliyim?
Sokakta yürüyorum. Bir yere gitmem lazım fakat yolu bilmiyorum. Orada duran polise soruyorum. Cevabı ise hepsiyle aynı; "Aha şurdan!"
"4 Haziran mı? Ah, yine mi? Sanırım bu ayın tek iyi yanı, benim doğum günümden uzak olması." – Oscar Wilde"
"4 Haziran mı? Ah, yine mi? Sanırım bu ayın tek iyi yanı, benim doğum günümden uzak olması." – Oscar Wilde"
Sokakta yürüyorum. Bir yere gitmem lazım fakat yolu bilmiyorum. Orada duran polise soruyorum. Cevabı ise hepsiyle aynı; "Aha şurdan!"
Şu insanlık denilen şeyi gelin tanımlayalım. İnsanlar ve yaratıklar.
İnsanın anlatımı aslında kolaydır ancak insan olmak o kadar kolay değildir. Şimdi siz nesi zor bunun, doğduğumdan beri insanım ben diyorsunuz. Ben bunu inkar edemem hepinizin adı insan haklısınız; ama bence...
Laikliğin doğum yerine baktığımız zaman Avrupa olduğunu görmekteyiz. Sebebi de çok basit; ortaçağda karanlığı yaşayan Avrupa’da, kiliseler ya da kilise temsilcileri eliyle halka zulüm yapılmaktaydı. Zoraki vergiler, toprakların kiliseye ait olması, düklerle papazların siyasi arena da algülüm-vergülüm ile halkın emeğinin sömürülmesi vs.
Laiklik Avrupa’da haksızlığa bir
Başkaları için yaşamak sıddıkların şiarıdır. Kullukta sadakatleri tasdik edilenlerin…
...
Rableriyle ve kendileriyle o kadar barışıktırlar ki başkalarını yıkıp geçen bela ve musibet dalgaları bunlara çarptığında, sanki okyanus sahillerini yalayıp dönen munis kediler gibi kalırlar!
...
Onlar mü’min kardeşleri için
...eşitsizliğin insanın kafatasının rengine ya da cinsine göre yapılmasını elbette hiç doğru bulmuyorum, ancak yine de bir eşitsizliğin olması gerektiği taraftarıyım ve bu tip bir denge o kafatasının içindekilere ve o içeriği kullanabilme yeteneğine göre
Sürekli maddi harcamalar yapmak için sömürülüyoruz. Geleneksel sömürgecilik anlayışı olan askeri istila ve sömürülen halkların güç kullanılarak köleleştirilmesinin yerine, yeni bir sömürgecilik anlayışı gelişti artık. Bu yeni sömürgecilik anlayışında, sözde ve görünüşte hiçbir zorlama yok! Herkes özgür iradesiyle hareket ediyor! Koşullarda eşitlik olmadan nasıl bir fırsat eşitliği oluyorsa
ve sonun da imzayı bastırır. Sonrası da evlere şenlik. Adam da geyiklere karşı bir alerji oluşur. Avcı arkadaşı var ise onlardan kopar. Yanında hayvanat bahçesinden kesinlikle bahsedilmesin ister. National Geographic proğramlarını kesinlikle izlemez. İzlemez ama yine de geyiklerden kaçamaz. Ya geyik veya çatallı boynuzları düşlerine girer...
Günümüz Türkiye’sinde ise kökeni paganizm, yahudilik ve hristiyanlığa kadar giden türban ve XIII. yüzyıl hristiyanlık modası olan pardösüden bozma tesettür kıyafeti güya islami bir örtünme modeli olarak tekrar hortlar ! Neyse ki, derken gökten üç elma düşer. Biri bu öyküyü yazana, ikincisi okuyana, üçüncüsü de türbanzede kızlarımıza. Onlar
Tarihin bu ülkeye yüklediği anlam aşkta kendini epeyce hissettirmektedir. Ganimetçi bir geçmiş mi buna sebep olan yoksa burjuvalaşamamış nesiller mi, yoksa hiç ilgisi yok biz çok farklıyız diyen anlayış mı? Cukkacılarla romantikler arasına sıkışıp kalanlar sorsunlar bu soruyu kendilerine. Aşkla tarihin ne alakası var diyenleri de gayet normal