Kutsal...
‘Şimdi’nin genetik haritasında fahişe bir gendir 'kutsal'lık...
Kutsal, tek kelimeyle YARATILANDIR.
Ama yaratılan KUTSAL değildir…
"Dünyanın sonu geliyorsa, hiç olmazsa iyi bir hikaye olsun. Yoksa kimse hatırlamaz." - Douglas Adams (kurgusal)"
"Dünyanın sonu geliyorsa, hiç olmazsa iyi bir hikaye olsun. Yoksa kimse hatırlamaz." - Douglas Adams (kurgusal)"
‘Şimdi’nin genetik haritasında fahişe bir gendir 'kutsal'lık...
Kutsal, tek kelimeyle YARATILANDIR.
Ama yaratılan KUTSAL değildir…
Bu metin, toplumsal gerçeklikten kopmuş rivayetlerin okültizme evrilişini ve yorumlanışını inceliyor. "Natidum" kadınların doğurganlığı üzerinden mitler ve yorumlar ele alınırken, madde ve mana arasındaki ilişki sorgulanıyor. Toplumsal yapıların, totem grupların ve başlangıç koşullarının insanın temel ihtiyaçlarıyla bağlantısı felsefi bir dille irdeleniyor. Metafizik ve fiziksel gerçeklik arasındaki boşlukları dolduran
Kusursuz: Ben olmayan, benim dışımda olan, olacak olduğum, hiçbir zaman olamayacağım…
Kusur, çok olmayandır...
Bu metin, mitoloji kavramını tarihsel bağlamda ele alırken, okuyucuya metni nasıl okuması gerektiği konusunda rehberlik sunuyor. Mit kavramının günümüzdeki anlamından ziyade, tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Yazar, mitlerin geçmiş toplumların ortak hafızasını yansıtan, günümüz gerçekliğiyle tam örtüşmeyen anlatılar olduğunu belirtiyor ve Abram anlatısına giriş yapıyor.
Özel mülkiyetin kutsal (dokunulmaz) oluşuna dek vaaz edilen vahi veya ilhamı da saldıranla saldırıya uğrayanlar duyup ta unutmuş ta değildirler. Ya da saldırıya uğrayan, saldırgana o yerin tapusunu gösterememişte onun için saldırıya uğramış ta değildir. Kısacası vahiy ya da ilhamla söyleyiş köleci sistem öncesinin değil, köleci sistemin buluşu
Eskiden göz ardı edilen kolektif yaşam anlayışı, ikili karşıtlıkların (durağanlık-hareket, değişim-atalet) birliğine dayanır. Parça ve dalga gibi, kesikli süreklilik prensibiyle hareket eden toplumsal yapılar, geçmişten geleceğe akan bir enerji oluşturur. Bu düalite, insanlık tarihinin derinliklerindeki kolektif bilinci ve zamanın akışındaki sürekli dönüşümü simgeler.
Tarih ve Antropolojik araştırmalar ışığında, insanın ilk ataları sayılan Primat ve Neandertallerin gelişim ve yaşamları, M.Ö.12 milyon yıllarında Homo Hubilasın el ve ayakları üzerine yürüdüğü dönemle başlamıştır.
Umut, filizlerini vererek kırmızı bir güle yaşam sunmuştu. Ve bir faniye de mefkure... Lakin maksuda varmak çok sancılı olacaktı. Şimdiden doğum sancıları Aklı büyütür olmuştu ki; hakikatte vesvese olmayıp da vücut bulma ihtimali göz önüne alındığında, zindanda kendine rastlaması nasıl bir karmaşaya netice verir kestirilir şey değildi. Mahzenin
Marx ekonomik indirgemeci miydi? Onun tarih anlayışı ekonomiye, ilişkilere ve özne olarak insanın rolüne nasıl bakıyor?
Alevilik; maddi zenginliğe dayanılarak kazanılan itibar, iktidar, ibadet ve siyasetin her zaman insanı küçülttüğünü belirtir. İnsanlığın bunlara kurban gitmemesi için insanın insani karakterinin eğitilerek yüceltilmesini ilke edinir.
baruch de spinoza 1632’de, amsterdam’da dünyaya gelir. dinsel ağırlıklı bir eğitim alır. sinagog tarafından aforoz eder, yalnızlığa itilir. hayat onun için zorlaşmıştır...
Yeniye hazır değilsek eğer, üzerimize gelen yenilikleri, suratımıza birer tokat gibi yiyebiliriz.
Üst Düşünme Yetisi; dünya ve doğanın fiziksel deviniminden hareketle, diyalektik olarak insanın beyin içerisindeki hücrelerin sayısal açıdan daha fazlasını çalıştırmasıyla meydana gelen merak, sorgulama ve araştırma mekanizmasıdır.
Gerçeklik ve algı arasındaki ilişkiyi sorgulayan bu metin, görme duyusunun sandığımız kadar güvenilir olmadığını ortaya koyuyor. Modern bilim ve kadim felsefelerin kesiştiği noktada, beynimizin karanlık bir atölyede nasıl çalıştığını ve dış dünyayı nasıl yorumladığını anlatan düşündürücü bir inceleme. Gerçekliğin ne olduğu sorusuna farklı disiplinlerin verdiği şaşırtıcı yanıtları keşfedin.
Tembellik Hakkı kitabının yazarı Paul Lafargue. 1911 yılında karısıyla birlikte kendini öldürür Yaşlılığın, beden ve zihin güçlerini azar azar kemirdiğini görmek istemeyen Lafargue, yetmiş yaşını aşmamak üzere kendine verdiği sözü tutmuş olur böylece.
Felsefe, bireyselliğin söz konusu olduğu bir uğraşı alanıdır. Ve bu alanda uğraşan insanların; içinde bulundukları topluma biraz daha dışarıdan (yukarıdan) bakmaları gerektiği konusunda hakim (yaygın) bir görüş vardır. Buna kısmen katılmak mümkündür. Felsefecinin ait olduğu toplumun sınırlarını zorlayabilen, hatta bu sınırları aşan bir yapıda olduğunu felsefe tarihi bize
Tanrı insanın yüreğine hem iyilik duygusunu hem de kötülük duygusunu orantılı bir şekilde koymuştur. Bir insanın yüreğinde sadece iyilik olursa, kendini kötülüğe karşı savunamaz. Çünkü, kötülüğü bilmeyen ve o duyguya sahip olmayan insan, saf olur ve kolay kandırılır. Aynı zamanda kendini kötülüğe karşı da savunamaz. Tanrı'nın insan yüreğine