Her eve lazım: Sigmund Freud.
Örneğin: "Tazyik paranoya yaratır" (Freud.)
Suyel
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
''Oyun durmuş godoşu bekler
Aydın kentin kolalı yakasında ''
Kerhaneden kızlar çıkar
Üçer, beşer on olurlar
Ulan yalancı kaldırımlar
Göbeğinizde Arnavut yatar
(Arnavut kaldırımları)
Onlara vakti yoksa okumalı insan...
''Oyun durmuş godoşu bekler
Aydın kentin kolalı yakasında ''
Can Yücel
(İkinci kitabı ''Sevgi Duvarı''ndaki ''Kayıtlı'' adlı şiirinden)
Tarihte örnekleri çoktur, insanlar kendi yarattıkları canavarların kurbanı olmuştur. Yaratılan bu canavarların bazıları gayet masumane bir amaç eşliğinde dünyaya getirilmiş, bazıları da insanlara korku salması amaçlanarak özel olarak, itina ile tasarlanmıştır.
Hepimizin beyninde yer etmiş iki polis karakteri vardır, iyi ve kötü olanı. Klasik Amerikan polisiye filmlerinde olduğu gibi, bizim filmlerimize de kâh ağa ve ırgat, kâh zengin jön ve köylü kız gibi düşümleri olmuştur.
Her iki paragrafta da hedef insan duygularıdır. Korku, güven ve sevgi…
Ve Tanrı Firavunu yarattı… Firavun, koyunlarını saldı çayıra. Her yüzlük bir koyun sürüsünün başına çobanlar serpti. Her bir çobanın yüzüne şaşalı maskelerle taktı. Aba, sopa, kaval, köpek gibi aksesuarlarla donattı, çobanlarını. Ve onları sınamak için sürülerin içine değişik zamanlarda kurtlar saldı. Özel bir güvenlik merkezi ile yaptığı sözleşme doğrultusunda, pembe koltuğundan hiç kımıldamadan elinde kumanda, diğer elinde Havana purosu kuzuların telefini izledi. Kadehinde kımız, yanaklarında ruj izleri.
Ve Tanrı Firavunu, Hz. Musa ile sınadı. Tanrı Musa’nındı. Musa uydu. Firavun, Musa’nın Tanrısına yakardı ve Tanrı Firavunu bahtiyar kıldı.
Firavun, kurtların yanı sıra çayıra çakalları saldı. Çobanlar gaflet ve delalet içinde pişti yaparken, koyunların çoğu telef oldu. Ve bu kan izleri Firavunu kızdıracağına daha bir keyiflendirdi. Çobanlarına iki tılsımlı heybe gönderdi. Melemeleri yasaklandı koyunların, kuzular da daha bir sessizleşti. Sendikal faaliyetleri kısıtlandı, karanlık odalara gönderildiler ve Tanrı Hz İbrahim’e bir koyun gönderdi. İsmail kurtuldu.
Şimdi o Balıklı gölün kahvesinde, kahve cezvesi ağzıyla rıza taş çiftine gidiyor.
*Mektup yazacak ve çeviri yapacak bilgim yok.
Bu siteden kovuluncaya kadar gitmeyeceğim. Daha önce gittim. (Tabii kendimce...)Yazılarımı, şiirlerimi çektim yani.. (Kenan Şahin yüzünden) Ve lâkin istediğim cevapları almadığım müddetçe gitmeyeceğim. Buyurun; İsteyen gelsin! İster site sahibi, ister forumcular, isterse editörler... Ben burdayım...
[[B]]Arkadaşlar son günlerde okuduğum çok çarpıcı bir romanı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitabın ismi KIRMIZI FENER SOKAGI, yazarı daha önceki romanlarını da okuyup beğendiğim Mehmet Ünver. Gerçek bir öyküden yola çikarak yazilmis, zaten bu olay gazetelerde de yer almıştı. Romanda Amsterdam'in dünyaca meşhur seks, uyusturucu ve cinsel fantezilerinin yaşandığı Kırmızı Fener Sokaginda sermaye olarak çalisan üç Türk kadınının ve yurt dısında yasamak zorunda kalan insanlarımızın içine düştükleri akil almaz maceralar, yaşadıkları cinsel fanteziler, mafya, beyaz kadın ticareti ve akıl almaz çarpıcı olaylar son derece akıcı ve etkileyici bir dille anlatılıyor. Son yıllarda okuduğum en etkileyici roman. Okumanızı öneririm. [[/B]]
Teşekkür ederim..
Kabı tabak, tadı kabak; koyulmuşuz yola (M. Doğan)
Tekme tokat, kapıyı kapat; vermişiz bir mola (Hamdi)
Mustaf Bey damdan mı düştünüz hayrola (K.Şahin)
Mısra işte burada takırdamasın sakın ola. (Suphi)
Not: değil mi İmdat? Seni gidi seni...
Ben kimseyi yok saymam...
Kaşınmadan gülümseme takınmaz mı dudaklara ?
Gülmeyi başarmak için illede kaşınmak gerekirse emin ol ( un ) bunu ellerimle yaparım...
Bir ileti yazınca söyleyeceklerinizi bitirdiniz sandım, ama görüyorum ki bir dalga geçme faslı gerekiyor bizlere... Alınmayın ama insan pek çok nedenden gülümseyebilir, lakin kaşınma nedenleri sayılıdır... Alerjik olur, sinek ısırır vs...
Neyse... Siz yok sayabileceğim biri değilsiniz ve ben de sizin yok sayabileceğiniz biri değilim...
Kabı tabak, tadı kabak; koyulmuşuz yola (M. Doğan)
Tekme tokat, kapıyı kapat; vermişiz bir mola (Hamdi)
Mustaf Bey damdan mı düştünüz hayrola (K.Şahin)
Kabı tabak, tadı kabak; koyulmuşuz yola (M. Doğan)
Tekme tokat, kapıyı kapat; vermişiz bir mola (Hamdi)
Hiç yakıştımı şimdi size mahelle kahvesi gibi senli benli konuşmak...Bak siz de küstahlık yaptın( ız ) şimdi nasıl temizleyeceksin ( iz ) bunu valla bilmem...
Buranın bir adabı var nasıl hitap ediyorsun ( uz ) öyle...
Yakıştıramadım şimdi...
:))))))
güldüm...
Beni mazur görün, şiirle aram yoktur. Ama yazılmış iki mısra bunca tartışmaya neden oluyorsa, bunlar güçlü mısralardır, şüphesiz üçüncüsünü eklemeye kimsenin cesareti olmaz. Yeniden başlayalım.
Kabı tabak, tadı kabak; koyulmuşuz yola (M. Doğan)
Merhaba İmdat,
özür dilerim senden; yazmadığın bir şeyi ("mısra sahiplerinin adları yazılmasın" şeklindeki öneri) yazdığını sanarak bir yorumda bulunmuşum. Çok çok özür dilerim senden. Kasıtlı değildi; etraf biraz toz duman olmayı görsün, benim de hemen kafam karışıveriyor doğrusu (bu bir mazaret değil yorumlamam için, kaldı ki, bir ileti önce anlamak yerine geçirilien yorumlamanın ne kadar dar görüşlü bir anlayış olduğunu söylemiş oluyor, kendi kendimi de yalanlama durumuna düşmüş oluyorum! Bravo bana doğrusu!!) Alışık değilim ben bu tür ortamlara; ama gizliden gizliye hepinize (yani "hepinize" derken herkesi kastediyorum) bir hayranlık ve ilgi beslediğimi görüyorum; bu da bazı ödünler vermemi, anlaşabilmek içinse özenli davranmamı gerektiriyor, -öğreniyorum, daha da öğreneceğim sanırım...bunun için de üzülmek de gerekiyor bazen, değerli zamanımızı ve aklımızı doğru kanalize edemediğimize üzülmek...umarım, artık biraz ortam durulmuştur, çalışmaya başlayabiliriz; bu anlamda herkese seslenmek istiyorum:
arkadaşlar, kim başlıyor (benim önerdiğim ilk mısraın arkası gelmediğine göre, orada tıkandı galiba...) işe? Ben her şeye varım, sınırlı sınırsız, tuzlu tuzsuz, ne bileyim işte...ama lütfen: geyik olmasın (şimdi yine bu sözüme kızanlar, kırılanlar olabilir, lütfen kimseyi kastetmedim, geyik derken, "laf olsun" diye demek istedim.) Öbür yandan kasmak da yersiz olur...dengeyi bulabiliriz umarım...
Suyel
Benim yaptığım hatalardan ve zehir zemberek yanıtlardan bahsediyorsun ( uz )...
oysa o ileti de sadece " kendine ait bir ağzın yokmu " dedim...
Çünkü benim yazdığım şekil ile bana cevap yazmıştın ( ız ).Daha başka zehir içeren bir açıklama yok...Tabi sen bena kaba - küstah vs. ithamlarda bulunmadan önce...
benim hakkımda hangi kaynaklardan bilgiye vardıysan ( ız ) size iyi anlatamamışlar demek ki.Daha önce yazdığım iletilere baksaydın ( ız ) benim siz li muhabbetlerden sıkıldığımı anlardın ( ız )...
Ama bu çerçeve de sadace size kullanacağım bu dili...Kullanmazsam
gocunuyorsun ( uz )...
Yüksekten bakma noktasında ise mahalle ağzı - kahve ağzı gibi tanımlamalar yapman ( ız ) dan dolayı bu şekilde belirlemede bulundum...
Neyse ya daha niye uzatıyorum ki...
Buyrun çalışmayı başlat ( ın )...
Ben sustum ( mahalle ağzımla )
Şimdilik...