"Edebiyat, hayatın çirkinliklerini gösterip 'Bakın, daha da kötü olabilir!' demenin en güzel yoludur." - Franz Kafka"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Merhabalar, İzEdebiyat'a yönelik eleştiriler yazan arkadaşların bunu iyi niyetle yaptığından hiç kuşkum yok. Ancak siteyi geliştirmiyoruz diye suçlu ve işgüzar konumuna düşürüldüğümüzde bu bizim ağrımıza gidiyor. Altı yıldır her günümüzü bu siteyle geçiriyoruz. Emeğimize katkıda bulunmak isteyenler olduğunu biliyoruz, ve bu teklifler bizi her zaman çok mutlu ediyor. Ancak ne yazık ki bu bile (yani emeğin paylaşılması) bir miktar ön hazırlık gerektiriyor ve bu konuda gerekli vakti ne yazık ki ayıramadık. Ama herşey bir yana, ben gerçekten bu noktada artık bir de şu açıdan değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum: İzEdebiyat yazarların yazı gönderebilecekleri, okurların da bu yazıları okuyup beğenilerini ya da eleştirilerini sunabilecekleri bir sistem şeklinde tasarlandı, ve şu an bu görevini yerine getiriyor. Bizim kendi 'sahne arkamızda' dikkat ettiğimiz bir nitelik meselesi var, ve görünürde teknik değişiklikler yapılmasa da İzEdebiyat'ta gerçekten daha çok okunmayı hakkeden yazıların daha etkin bir formülle öne çıkabilmesi için zaman zaman 'görünmez' adımlar atıyoruz. Bunların sonuçlarını da zannedersem bu yazıların sahipleri hissediyorlar. Yine de temel düşüncemiz şu: İzEdebiyat sesli şiir, yazarların ve okurların yararlanabileceğiz ucuz ve kaliteli bir kitabevi, sahne arkasının daha kullanışlı hale gelmesi vb. birkaç yeniliğe daha ihtiyacı var, ama bunların hiçbiri şu an yazarların yazılarını paylaşabilmeleri, okutabilmeleri, okurların da rahatça gezinip yazı okuyabilmeleri önünde bir engel değil. Sadece siteyi güçlendirecek, daha güvenilir ve kullanımı daha kolay yapacaktır. Ama İzEdebiyat'ın gelişiminde ilk iki yıl boyunca gösterdiğimiz performansı gösterme ihtiyacı duymuyoruz. Tersine, bana kalırsa, şu an görev daha çok İzEdebiyat'ın yazarlarına düşüyor. Tanıdığınız, çevrenizde olan, eli kalem tutan, güzel yazı yazan insanlar varsa, onları buraya yönlendirin diyorum. Çünkü İzEdebiyat'ı bu aşamadan sonra güzelleştirecek, güçlendirecek bizim yapacağımız teknik yenilikler değil, yazarların sayısının artması ve daha da önemlisi yazıların niteliğinin artması olacaktır. Elbette kimse bunu yapmıyor demiyorum, birçok 'eski' yazarımız, İzEdebiyat'a birbirinden güzel adlar kattı ve tüm yapım ekibi adına bu yazarlarımıza sonsuz teşekkür ediyoruz. Son olarak İzEdebiyat'la ilintili başka projeler üzerinde çalışıyoruz. Çok yakında İzlenim olarak online bir kitabeviyle hizmete gireceğiz ve İzEdebiyat için özel bir şeyler yapmaya çalışacağız. İkincisi yeni bir anlayışla gerçekleştireceğimiz bir yayınevi projesi ve şimdiden söyleyelim, kitabını yayınlamak isteyen tüm yazarlarımızı bekliyor olacağız. Ayrıntılı bilgi için henüz erken, ama yakında İzEdebiyat çevresinde ya da içinde bulunan yazar ve okurları bir dizi yenilik bekliyor diyebiliriz. Sevgiler, Diren
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
ŞİİR SANATI VE TÜRK ŞİİRİ Söz sanatları içinde tartışmasız büyük bir yeri olan şiir, insanlık tarihi boyunca gücünü ve varlığını hissettirmiştir. Genel anlamda “duygu ve düşüncelerin, okuyan ya da dinleyenlerde güzellik duygusu uyandıracak biçimde aktarılması” olarak karşımıza çıkan şiirin tam bir tanımını yapmak, bir bakıma güçtür. Çünkü, şiir anlayışları çağlara, toplumlara, felsefe temellerine, yaşanılan hayata ve insanlara göre farklılık göstermektedir. Kimi zaman dizelerin ses uyumu, ölçü, uyak gibi öğelerin yer aldığı yapıya şiir denilirken, kimi zaman da, dizeler içine serpiştirilen seslerle süslenen, duygu, düşünce ve hayalin ahenkli bir biçimde aktarılmasına şiir denmiştir. Şiir nesirle doğmakla birlikte, bambaşka bir özelliktedir. Etkileme gücünden olacak ki, şiir her zaman nesirden çok sevilmiştir. Şiirde kelimeler farklı çehreleriyle karşımıza çıkarak, bizi nesrin götüremeyeceği bir duygu dünyasına ulaştırırlar. Şiir dil içinde ayrı bir dildir. Nesre ait kurallar şiir için geçersizdir. Nesirde bir şeyi söylemenin pek çok yolu varken, şiirde bir tek yolu vardır. Nesrin çaresiz kaldığı yerde şiir imdadımıza yetişir. Bu yönüyle şiire, mensubu olduğu dilin en son anlatım yeteneği diyebiliriz. Her şiirin dil, biçim ve konu olmak üzere üç temel öğesi vardır. Dil, şiirin maddesi; biçim, şiirin anlatım tarzı; konu, şiirin anlattıklarıdır. Şiirin özü ise, şairin tabiat, insan, toplum ve dünya görüşlerini yansıtır. Şiir bir bakıma kelimelerle güzel biçimler kurma sanatıdır. Şiirde önemli olan, kelimeleri iyi bir biçimde kullanmaktır. Bunun için kelimeleri tanımak, kelimeler arası ilişkileri iyi bilmek gerekir. Mallarme’nin “şiir kelimeler dinidir” demesi bundandır. Şüphesiz şiiri şiir yapan, ne biçim kusursuzluğu, ne de öz üstünlüğüdür. Şiirsel aydınlık öz-biçim dengesine ve öz-biçim güzelliğine bağlıdır. Bütün bunların yanı sıra, şiirin gerçek özelliği duyurup duygulandırmasında, ürpertip düşündürmesinde aranmalıdır. Şiir bizi bulunduğumuz ruh hâlinden alıp başka bir ruh hâline götürebilmeli, bizi düşündürmeli ve hatta zihnimizi allak bullak edebilmelidir. Aslında, şiir çağlar boyunca insanoğlunun içinde var olan iyiye, doğruya ve güzele ulaşma isteğinin bir sonucudur. Şiirin olmadığı yerde insan sevgisi eksik kalacak, hatta insanlar korkunç bir duygusuzluğun pençesine düşecektir. Çünkü şiir yaşadığımız dünyanın güzelliklerine yeni güzellikler katmakta, yaşamı bizim için daha renkli, daha güzel ve daha anlamlı kılmaktadır. Şiirle daha güzel bir dünyaya sığınabilir, çirkinliklerden kurtulabilir veya rahatsızlığını duyduğumuz bir yükten kurtulabiliriz. Şiirin sonsuz etkileme gücü duygularımızı uyararak, yaşamın bütün yönlerini, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar önümüze serer. Yaşamımız boyunca bizi sonsuz güzelliklere ulaştıran şiir, kuşkusuz sürekli bir çalışmanın ürünüdür. Emeksiz, disiplinsiz hiçbir yetenek meyve veremeyeceği için, şiir yazmak da sürekli bir çalışma ve sürekli bir disiplin ister. Gerçek bir şiirin nasıl yazılacağı konusunda elbette ki elimizde hazır formüller yoktur. Bu konuda belirlenmiş bir ölçü de olamaz. Çünkü her şair ayrı bir değerdir ve ayrı bir “poetika” üretir. Örnek verilebilecek, taklit edilebilecek tek poetika yoktur. Yalnız, şimdiye kadar yazılmış iyi şiirlerin ortak yanlarına baktığımızda ise, kendinden önceki şiirleri aşan, yaşanılan çağa damgasını vuran, evrensel değerlerin derinliğini taşıyan, fikirlere aydınlık, kuvvet veren ve tüm insanlığı sarabilecek söyleyiş, duyuş, düşünüş güzelliğine varan türde özelliklere sahip olduğunu görürüz. Şiir yazan insan öncelikle ne yaptığını, ne yapmakta olduğunu bilmek zorundadır. Eğer bir şiir zekâsına ve bir şiir yazma yeteneğine sahip değilse, bu işe kalkışmamalıdır bile. Şiir yazmak, kolay bir uğraş olarak görüldüğü sürece, ortaya çıkacak yapıtlar da o derece şiirden uzak olacaktır. Oktay Akbal bir deneme yazısında aynen şunları söylüyor: “Şairlik heveslilerinin ilk başta yapacakları şey, kendinden önce neler yazılmış, hangi gerekçelerle, itmelerle, duygulanmalarla, düşüncelerle yazılmış bunları bilmek ve incelemektir.” Ve ekliyor: “Şair diye ortaya atılmak bir yürekliliktir, saygı duymalı bu yürekliliğe. Öte yandan biraz da acımalı bu yürekliliği gösterenlere, hele böylelerinin çiziktirdikleri şiirle ilgisiz şeylerse.” Rober Suares ise şu görüştedir: “Her isteyen şair olamaz. Şair olmak için mısralar sıralamak yetmez. Şairlik az kimsenin nasibine düşen bir altınca duygudur.” Bu sözler de bize gösteriyor ki, şairlik basite indirgenecek bir olay değildir. Her resim yapana ressam diyemeyeceğimiz gibi, her şiir yazana da şair diyemeyiz. Şair ilham alandan çok ilham veren, içinde ayrı bir dünya taşıyan, olayları kuvvetle duyan, duyduklarını duyuran ve güzellik yaratan insandır. Gerçek şair tüm insanlığın yükünü omuzlarında hisseden kişidir. O, bize yaşama sevinci verebilen, hayatımızı daha renkli, daha canlı ve daha derinden duyurabilen bir yaratıcıdır. Ve onun asıl özelliği, bir duyguyu alıştığımız deyiş düzeni dışında anlatabilmesi, yaşantının nabzını bir şiir diliyle duyurabilmesidir. Bu genel değerlendirmelerden sonra gelelim Türk şiirine... Türk şiirinin çok eskilere dayandığını Çin kaynaklarından öğreniyoruz. M.Ö. 2. yy.da Türk şiir çevirilerine rastlanılmıştır. Hiç kuşkusuz Türk edebiyatında en çok gelişme gösteren tür şiir olmuştur. Ulusumuzun tüm iç özelliklerini şiirlerimizde bulmak mümkündür. Edebiyatımıza giren sayısız yazı türüne rağmen hiçbirisi şiir kadar rağbet görmemiştir. Edebiyat denilince ilk aklımıza gelen şeyin şiir oluşu, yüzyılların bize bıraktığı bu büyük mirastan ileri gelmektedir. Türk şiiri yüzyılların verdiği alışkanlıkla vezinsiz, kafiyesiz pek düşünülmemiştir. Fakat 19. yy’dan itibaren batı etkisi altına giren şiirimiz, Fransız sembolistlerinin etkisiyle vezin ve kafiye gibi kayıtlara bağlı olmayan bir şiir akımıyla, yani serbest nazımla tanışmıştır. Özellikle 1937’den sonra Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le başlayan vezinsiz-kafiyesiz şiir akımı, Türk şiirine yeni bir soluk getirmiştir. Buna rağmen bu şiir akımı günümüze kadar gelen tartışmalı bir konu olmuştu. Cahit Tanyol’un bu tartışmalar çerçevesinde eski şiirle yeni şiiri değerlendirmesi ilginçtir: “Birçok şair keman çalmasını bilmediği hâlde koltuğunda kemanla dolaşan adama benzer. İşte kafiyesiz şiir söyleyen gençler, bu gibilerin sahteliğini açığa vurmak için o aleti kırmakla iyi bir iş gördüler. Vezinli-kafiyeli binlerce tekerleme ve klişeleşmiş hayaller Türk şiirinde tekrarlanıp durdu. Vezinsiz-kafiyesiz şiir cereyanı bu kişilerden şiiri kurtardı ve kötü şiiri dayandığı en sağlam temel destekten mahrum etti.“ Yeni şiirin mimarlarından Oktay Rıfat ise meseleye bir başka açıdan bakıyor: “Duyu ettiğimiz şeyi şiir hâlinde tespit ederken, klâsik şairin yaptığı gibi akla başvurmak, vezin ve kafiyenin de işe karıştığı akla uygun bir mimarî hazırlamak, bir şimşek gibi çakıp sönen duyunun elimizden kaçıp gitmesine mal olabilir.” Şu bir gerçek ki, serbest şiirle şiirin alanı genişlemiş, yetenekleri artmış ve bugünkü modern Türk şiiri doğmuştur. Bugünkü modern Türk şiiri dünya şiirinde olduğu gibi, insan duygularındaki karmaşıklığı bütün yönleriyle yansıtabilmektedir. Bugünkü şiir adetâ gerçeğin, yaşantının dili konumundadır. Ancak, bu şiir akımı da yeteri kadar anlaşılmadığı için, birtakım yozlaşmalara uğramıştır. Serbest şiir çoklarının sandığı gibi bir kuralsızlık, bir başıboşluk ve bir vezinsizlik değildir. Serbest şiirin kendine has bir vezni, bir kurgusu ve bir bütünlüğü vardır. Serbest şiirde bir rahatlık değil, aksine, bir kaos vardır. Serbest olarak yazılan her bir şiir için ayrı bir vezin gereklidir. Bir şiir için yaratılan vezin, bir başka şiir için kullanılamaz, kullanıldığı takdirde tekrara düşülür ve gelişigüzel şiirler ortaya çıkar. Maalesef serbest şiirin bu incelikleri gözden kaçırıldığı için ortaya şiirle alâkası olmayan yığınla şiir, hatta şiir kitapları çıkmaktadır. Ne yazık ki böylesi hatalar yüzünden Türk şiiri birtakım yaralar almaktadır. Şiir alanında yaşanılan olumsuzlukların bir sebebi de hiç kuşkusuz şiire meraklı bir toplum oluşumuzdur. Aziz Nesin şiire olan bu merakımızı, “Türkiye’de her üç kişiden dördü şairdir.” sözleriyle gayet çarpıcı bir şekilde dile getirmiştir. Nesin, bu sözüyle şiire olan bilinçsiz ilgimizden yakınıyordu. Amacımız Türk şiirini bir yerlere taşımaksa, günümüze kadar gelen Türk şiirini iyi incelemek ve anlamak zorundayız. Eski ve yeni Türk şiirini tartışmak yerine, her ikisini de iyi anlamak zorundayız. Türk şiiri en büyük gelişimini elbette ki serbest şiire borçludur, ama bunun da çıkış noktası Tanzimat şiiridir. Şinasi olmasa, Orhan Veli olmaz ve bugünkü modern Türk şiiri doğmazdı. Bütün bu sözlerden sonra belki de şunları söylemek yerinde olacaktır: Şiiri seviyor olabiliriz, şiir de yazıyor olabiliriz. Yeter ki kendi beğenimize takılıp kalmayalım, yeter ki yazdığımız şiirleri eşi benzeri olmayan birer yapıtmış gibi ortaya çıkarmayalım. Çünkü şiiri biz başlatmadık ve bizimle de bitmeyecek.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
değerli arkadaşlar, herkesin ortalama bir iyi niyetle izedebiyat daha iyi bir yer olsun diye çalıştığını, düşündüğünü, emek harcadığını düşünüyorum. bunun altında başka bir anlam arayıp kalbimi karartmayacağım. izedebiyatta şiirlerin güncellenmesi ile ilgili sorun ile başlamamıştır hiçbirşey kanımca. eleştiri kaçınılmazdır. ancak bu tür bir sorumluluk almadığımız için, belki de gerçekten ne kadar özveri ile işlerini yaptığını bilmiyoruz. bu konular ne zaman açılsa editörler lütfen 100 kere yollamayın yazılarınızı diye adeta çığlık atarken, geri kalanlar bu kadar da yavaş olamaz diyor. muhtemel her iki tarafında kendine göre dinamikleri var. neden aynı yazıyı bin kere gönderiyoruz? çünkü sürekli hata iletisi alıyoruz ve bu nedenle yollayamadığımızı düşünüp, yeniden deniyoruz. bu sadece teknik bir mesele iken, birdenbire bambaşka sıkıntılara yol açıyor? meseleye bu açıdan bakılmalıdır.
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Ortada bir durgunluk , bir suskunluk bir boşluk varken üç maymunu oynayıp hiçbirşey yok gibi mi davransaydım ? Evet kardeşim " izedebiyat" ın sorunları var hemde sadece şiir güncellemeyle sınırlandırılamayacak sorunlar var... Neden " evet ya sorunlarımız var bunun için söyle yapalım , buyrun arkadaşlar öneriler sunun " gibi bir tavır koymak yerine sorunun dile getirilmesinden dolayı rahatsız oluyorsunuz ? Tekrarlıyorum " HODRİ MEYDAN " oturalım sorunları ve çözümleri konuşalım...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Derebeylik mi başaldı izedebiyatta ? Şiir editörü kendi görüşlerine uygun olmayan iletileri silme hakkını nerden alıyor ? Ben yazayım Kenan Şahin silsin bundan sonra... Elde bulunan imkanlardan bahsediyorsun , ben bu imkanların çözülebileceği yolunda adım atalım diyorum , sen sabrım taştı iletini sildim diyorsun.... Demek ki senin imkan dediğin şey güzele doğru gitmeyelim ama benim dediğim olsun...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Kenan, ben katılmak, yani bir şekilde iş yükünü azaltmak bağlamında vaktim ve durumum el verdiği oranda katılmak isterim. Bana ne gibi konularda nasıl yardım olunması gerektiğini bir şekilde ulaştırabilirseniz, beceri ve deneyimim doğrultusunda düşünür, size bildiririm; ancak sadece "yük taşımaya" değer bir yanım vardır, başka (örneğin yönlendirmek, karar vermek, vb.) durumlarda hem cahil hem zayıf bir insanımdır. Suyel
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Hayır olmadı ama her giden birşeyler götürdü...Üzerinde yüklü bir değer varsa giderken değer götürdü... Lafın bana ise benim dokunduğum noktalar gitmek için değil getirmek , kazandırmak ve tutmakiçindir... yolunda gitmeyen birşeyler varsa bunun dile gelmesi neden rahatsız ediyor anlamıyorum...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Bu güne kadar, İzedebiyat'tan memnun olmadığı için gitmek isteyeni zorla tutan oldu mu?
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Daha güzeli istemekle onun için bir şeyler yapmak arasında fark vardır. Bunu bildiğinizi düşünüyorum. Yüzsüzlüğün ve şımarıklığın sınırın nereden geçtiğini de bildiğinizi düşünüyorum. Size karşı sabrımın taşmak üzere olduğunu da bildiğinizi düşünüyorum. İzEdebiyat'ın güzel olabilmesi için onu çirkinleştiren şeylerin doğru tespit edilmesi gerektiğini de bildiğinizi düşünüyorum. Emek, para, zaman sarfedip siz bu ukalalıkları yapasınız diye uğraşan insanlarla nasıl konuşmanız gerektiği konusunda da üç beş fikriniz olduğundan eminim. Tüm İzEdebiyat ekibinin ortak kanısı "şu anda" ve "teknik olarak" İzEdebiyat bu! Bundan fazlası değil! Taşın altına elini sokmak isteyen ehil insanların sayısı artınca siz ve sizin gibi düşünenlerin şikayetleri azalacak, aksi takdirde "kuru gürültü" şu an için en son ihtiyacımız olan şey! Saygılar...
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
Dilimizde ki pürüzlerle Türk Edebiyatını kurtarmak derdine düşmedik diye... Kırılgan kalemlerimizle Türk Şiirine yön vermedik diye... Salyalı ağızların şairliğine göz yumduk diye... Suçluyuz... Bunları yapıp Türk Edebiyatını kurtaracağımıza " izedebiyatı" ın daha güzel olmasını istediğimiz için suçluyuz... Kişilerin okumasının ve yazmasının sağlanması için daha sıkı çalışılması gerektiğini düşündüğümüz ve bunu dile getirdiğimiz için suçluyuz... Türk Edebiyatının basamaklarından biri değil mi " izedebiyat" ? "izedebiyat" ın daha verimli olmasının sağlanması için ettiğimiz kelamlar neden zorunuza gidiyor ?
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Sn. Pan Türk: Anlaşılmayı beklemekle, anlaşılıyor olunamadığını anlamak için neyi, nasıl anlamanız lazım. Tamam, vatandan uzaktasınız, burnunuzda kokusuz gelincikler. Ya geç kalırsanız… Yazdıklarınızın ahmakça olduğunu düşünenler çok fazla olmalı ki kimse size cevap veremiyor. Bir ahmak olarak yazdıklarınızı kısmen de olsa anlıyorum. Sır olarak mı gitme arzunuz? Cem Karaca bir poşete sığdı farkında mısın? Deli Ziya, Avanak Avni vb. bu çizgi kahramanlar eskide kaldı. Artık televizyonlar duvara asılıyor. Eşkıyalar fişleniyor olsa da Sütlüce’de minyatürleri sergileniyor. Derdin âleme isyan mı veya çok mu daha Tarkan’sın… Avuç içinde Asena kulakları… Şehrin en kalabalık meydanının, kaldırım dibine kâğıttan bir kayık bırakmış o çocuk. En yağmurlu zamanıymış. İnönü stadı açıklarında bir arabanın tekerleği altında yolculuğuna son vererek yine bir kâğıt parçası olarak denize akmış. Ve seni sonsuza kadar bir kabzımal olarak düşlemedim... Sıyrıl.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
soyle irisinden davul buyuklugunde bi bal kabagi bulunki coluk cocuk evde bi hafta bayram etsin... karpuzu yarmadan once sapinin bulundugu kismi nasil yuvarlak bicimde kesip kemirip kenara birakiyorsak balkabaginin sapini zedelemeden ayni karpuzdan yuvarlak kapak cikardigimiz gibi cikariyoruz.. yanliz aliskanliga bagli kalarak kemirme eylemi yapmiyoruz... bir yemek kasigi yardimiyla icindeki kabak cekirdeklerini alip daha sonra kavurup yeme icin ayiriyoruz... ici cekirdegini temizledigimiz balkabagimiza bicakla dorde boldugumuz birkac kuru inciri kabugunu soyup zarini ayikladigimiz deve disi cinsi eksi bir iki narin tanelerini kabugu kirilip icinden giynak dedigimiz kismi alinan ceviz icini gozunuzde canlandirin birbiine esit iki parca adeta yapisik gibi durur onu ortalama iki uc parcaya elle kira kira bolunki dovulmus ceviz dedigimiz ince kiyim gibi karambole gelip kabak icinde kaybolmasin arada yerken kutur kutur iri iri zevk parcalari versin damagimiza ceviz.. piyasada suzme bal adi alti satilan kavanoz icindeki kiytirik seker eriyiklerinden degilde soyle hakiikisinden keskin aromali suzme baldan uzerine iki parmaga esit gelecek denli akitin kabak icine siraladigimiz malzememizin.. simdi bir kac santim bosluk kaldi dimi kabagimiz dolmasina aha o bosluguda taaze sut kremasiyla silme doldurup temincek kenara aldigimiz yuvarlak kesim sapli kapagimizi kapatalim.. kapagin kalkmamasi icin bir kac kurdani caprazlama saplayip adeta civileyelimki buhar disari sizmasin... firina verdigimiz kabagimiz orta ateste nar gibi kizarana kadar bekleyelim .... firindan alip pencerenin onune koyup sogutalim.... yere sofra bezi serelim kasnak koyalim kasnagin ustune siniyi... bebe beligin gozunu bagliyalim sogumus kabagimizi keskin bir bicagin ucuyla soyup kizarmis dis kabuktan ayiklayalim... besmele cekip elimize aldigimiz kabagimizi biri mezuro tutsun kirk santim yuksekten siniye birakalim... kasiklarla catallarla kepcelerle bulamadik tencere kapagi ile giriselim.. allah ne verdiyse .. yanliz kirk santimdan alcaktan birakirsak soyle lokum gibi lokman hekimin ye dedigi cinsten kabagimiz dagilip siniye yayilacak hiza erismez cok yuksekten atarsak milli ekonominin sini disina cikip israf olma riski var... haa bu arada kapagi artik isteyen sap kismina fazla yanasmamak kosuluyla istedigi gibi yiyebilir aafiyet seker bal olsun
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
ve yine ben... bütün benliğimle ve bütün kendimliğimle sizinleyim. bilmenizi isterim ki ben acemiyim. bunlar benim ilk toplu cümleciklerim. korkuyorum beğenilmeyeceğini düşününce bu yazıları yazmaya. ama bu tıpki şöyle bi durum; birgün bi arkadaşınızla onun antremanına gidersiniz. bi kız basket takımının antremanı. ve takımın forvetlerinden birini görürsünüz. adı egemdir ve gözleri yeşildir. işte aşık olmuşunuzdur. artık kim sizi ona aşkınızı haykırmaktan alıkoyabilir. ne kadar korkarsanız korkun reddedilmekten, siz yine de gideceksinizdir onun diğer antremanına onu görüp, ona haykırmak için. yazmak ta bunun gibi işte. benim daha karşılığını alamadığım aşkım gibi. onun için korkmuyorum yazmaktan, aşık olmaktan ve nefes almaktan. ve size ilk savaşına çıkan onsekiz yaşındaki bir savaşçının ölüm korkusu dolu cesaretiyle haykırıyorum.... bende yazacağım....
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Kanımca, "büyük" Edebiyat, varolan biçimleri değil de, ilgili çağın dibindeki duyusal dinamikleri esas alan bir duyarlılığın kendini yeni biçimlere karşı kapamaması ile oluşur. Örneğin "roman", "öykü", "kısa hikaye" vb. diye bildiğimiz biçim ve kalıpların günümüzdeki (duyusallığımızın) gerçekliği(ni) ne denli karşılıyor ya da karşılamıyor (bu bakımdan da ne denli sahte veya içten birer yazınsal uğraştır) sorusuyla başlayan bir süreç, sonunda kendi duyusallığının muhasebesine girişecektir. Nida'nın son günlerde aktardığı metinlere bakınca (ki "yazınsal kurgulama" bilinci belirginleşmeyen metinler de dahildir buna) insan ister istemez aramızdan birinin (bilinçli veya kasıt dışı) bu yolda epey ilerlediğini gösteriyor. En azından ben Nida'nın "yeni metin" türleri sunduğundan hiç kuşku duymuyorum. Bunların adını koymak bana düşmez elbette, ama bunlar genel anlamda ne "nesir" ne de özel anlamda "nesir şiiri" içinde yer almıyor, bariz özellikleri bu sınıflandırmaya engel (sınıflandırma sözüne kızılacak biliyorum, ama olsun); aforisma denklemi var bir yanıyla, bir yanıyla da "anlatım" var bu metinlerde, ama bambaşka, hiç görülmemiş ama yine de "bizi" içeren ve dolayısıyla tanıdık gelen bir doku, bir tat, bir bakış, bir duyu egemen. Hem şaşkınım, hem sevinçli. Nida'nın kendisini kollamasını, kendine göz kulak olmasını diliyorum. Suyel
Başa Dön