Merhabalar,
İşlem Merkezinde, gelen şikayetler doğrultusunda, dört yenilik yaptık.
1) Yazıların onaylanmamasına neden olan hataları çıkardık, ve bu hataların yapılması durumunda artık yazar sistem tarafından anında bilgilendiriliyor, ve geri dönüp hatayı giderme şansına sahip oluyor.
2) Gönderilen ve henüz onaylanmamış yazılar İşlem Merkezi'nde açtığımız yeni bir kutunun içerisinde anında görüntüleniyor. Bu sayede "yazım acaba gitti?" mi diye merak etmeye gerek kalmıyor.
3) Bundan böyle henüz onaylanmamış yazılarınız üzerinde de gerekli görmeniz durumunda değişiklik yapabilirsiniz. Eskiden ancak editörler tarafından onaylandıktan sonra, İşlem Merkezinde görünen yazılar artık yazıyı gönderdiğiniz anda, hem silmeye, hem üzerinde değişiklik yapmaya açılıyor.
4) Ufak da bir tasarım yeniliği yaptık. Yazı ve tanıtım yazısı formlarındaki alanları büyüttük. Bu sayede son gözden geçirmeyi bu alanlarda yapan yazarlar, biraz daha rahat eder diye düşündük.
Önerileriniz ve eleştirileriniz için teşekkürler. Devamını bekliyoruz.
Diren Yardımlı
İzEdebiyat
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Nida 10 parmağımı birden kaldırdım fakat senin yazmana engel olamıyorum, ilginçtir yazmamanada, :)
Bize bırakılan tek irade yazılarımızı eklemek stres atmak içinde burada bir kaç satır yazmak. Bizim burada harcadığımız efor kadarın yarısınıda sayın yetkililerde harcasa belki hiçbu tur yazışmalar gerçekleşmeyecek,yerine tekniğe dayalı daha başka yazılar ( daha iyiyi nasılyaparız) gibi yazışmalar olurdu.
Nida fakat unutma yalnız değilsin...
tozlanmış bir sandıktan
çıkarıp koydum kelimeleri
bir solukta oluşturdum
alt alta dizeleri...
Mayıs 2000
Tam anlamış değilim sorunu, ama yorumlayabileceğim ancak şu kadar: ilettiğiniz "anında görüntü" adlı yazıya bir yanıt gelmediği için kızgınsınız. Ben kendi adıma şunu diyebilirim: böyle (kanımca yapıcı) öneriye bir yanıt verme veya düşünce dahi belirtme ehliyetine sahip olmadığım(a inandığım) için bir şey yazmadım; fakat iletinizi okuduğumda çok çok sevinmiş ve tutumunuzu büyük bir takdir duygusu içinde karşılamıştım. Diğer arkadaşların da (onlar adına konuşmak elbette ki bana düşmez) bir şey yazmamalarında mutlaka bir "mazareti" vardır, kastı olduklarını düşünmek, yanlış olurdu diye düşünüyorum.
Somut sorunuza yanıt olarak özetle şunu belirtmek isterim: bu siteye yazıp yazmamanız konusunda sizden başka kimsenin bir tasarrufu olmayacağı kanaatine dayanarak, şahsen ben yazmanız yönünde, zor ve karmaşık duruşlarınızla katkınızı sürdürmeniz yönünde israrcıyım; ama benim şahsi görüşümün bir anlamı olmayabilir de. Sonuçta ben sadece arada bir (maalesef gitgide daha az oranda yazınsal konulara dönük) genel görüş belirten bir katılımcıyım burada.
Umarım, kendinizi korumakta başarılı olursunuz.
Suyel
Kimin tavrı bu…
Yazdığımın arkasına yazılanları engelliyenlerin mi, basit bir katar travması mı bu?
Bir kırmızı kalmıştı beni inkâr eden
Ten rengi kayıp köy resimlerinden
Her ne varsa ıskaladığım seni yok eden
Aslında bir şehirdin beni senden var eden
Benim bu siteye yazmamı istemeyenler parmak kaldırsın, umarım parmakları Kenan sayar…
Tövbe sabirin!
Forum köşesinin alt başlığı olan “Yaratıcı Yazarlık” bölümüne şiir, öykü, deneme, inceleme, roman ve diğer ana başlıkları taşıyan odacıklar açılsa “nasılsa anında görüntü oluyor” ve daha sonra editörler bunları burada değerlendirse… Bununla süre gelen bir sorun ortadan kalkar, hatalarımızı görür ve bu hatalarımızdan ders alarak daha yapıcı eserlere imza atarız ve niye eserim gösterilmedi, düşüncesinden kurtulmuş mu oluruz? Acaba!
Selam arkadaşlar, son dönemde gündemi meşgul eden Yaratılış Müzesi olayı var. Gidip gören bilgisi olan var mı? Ben Üsküdar'da Yöre Alışveriş Merkezi'nde olduğunu duydum.
öncelikle hepinizze merhabalar
şu anda yaptığım benim için bir ilk içimden gelen bir şeyler karalama ve en inemlisi bunu aktarma vebunu gerçekleştirmek için de aracı olan siz değerli hazırlayıcıları ve de çalışanları içten teşekürler.
dil insanların iletişim aracı olarak gördükleri bir vasıf olmaktan çıkmadığı sürece bir dilde asla düzelme bırak düzelmeyi hatayı görme bile imkansızdır. dili isteklerimizi iletmede kullanma biçimimiz sadece ileti yani kendi isteğimiz karşıdakin eaktarma mahiyetindenden ibaret ise biz o dili sadece kendi yağında kavrulma derler ya ancak o şekilde kullanırız bir kelimenin çok anlama geldiği lakin sadece bir anlamın kullanıldığı bir ülkede dil gelişiminden bahsetmek biraz gülünçtür
en basitinden başlarsak herkes dil kelimesinin hangi anlamlara geldiğini bunu nasıl kullandığını kaç çeşit kullana bildiği ve en çok hangisini kullanduğını araştırsın bu bir başlangıç olsun ...TEŞEKÜRLER
fadimenin ŞEKERİ
Musa,
yazınızı okudum, çok özenli bir bakış ve çalışma, sizi tebrik ediyorum; bazı konulara ve noktalara dair çeşitli sorularım olacaktı; müsait iseniz, önümüzdeki hafta sonu boyunca bunları sizinle paylaşmak, tartışmak, fikir ve görüşlerinizi almak isterim.
İyi çalışmalar ve sevgiler
Suyel
--------------------------------------------------------------------------------
kavaklıderede bulvar üstünde bi madenci heykeli var.. kazmayı cama vurmuş cam çasçatlak.. ne anlatmak istemiş heykeltıraş bilmiyom.. ardında irili ufaklı kitapçılar ..birer pankınota satılan kelepir kitaplar içinde kültür bakanlığının bastırıp güya okur bulup veremediği yepisyeni kitaplar vazife şinas memurlarımızca el altından cüzi ücretle serbes piyasaya verilip böyle beleşe okutuluyo .. kelepir bir kelile dimneyle bide gogolün delinin defterini 2 gaymaya kapattım..
firma banka cüzdanımı verdi - şu an elimiz darda ne zaman yatıracağımız belli değil ama tez vakit yatırırız inşallah dedi .. inşallah deyip yakindaki kazıkçı pastaneden yaptırdığım pastayı almazsa darılacağımı beyan edip ölümü gör bak deyip gökhen hanıma zorla kabul ettirdim .. bilen bilir kendime has bi nooolursun değişim vardır bu güne bu gün hiç bir bayan karşı durmamıştır..
gogol harika yazıyo ilginç fikirleri var benimkilerle birebir örtüşüyo .. bizden böyle yazar zor çıkar hele günümüzde eroin güncesi yüzdeyüz düşünce gücü para kazanmanın kısa yolu gibi dandik kitaba odaklanmış edebiyatımız mutlak kanı bozuk bi etnik çıkışa gebe kalmazsa satış yapamıyo..
05-12-2005 pazar : Allahtan ev sahibi odayı kişmseye vermemiş kiliti vurmuş.. sıkı pazarlıkla gine tutmuş valizi atmıştım eski yatak yorganımın hatta pencere önündeki çaydanlığım tava tenceremin bıraktığım gibi durduğunu görmek beni aşırı duygulandırdı.. iddia ediyorum bilinenin tam aksine türkiyenin en insancıl vatandaşı bu ismetpaşadaki esmer vatandaşlardır.. çinçinle karıştırmamak gerekir çinçin başka.. ama bura gariban yatağı git hangi kahvesine gir abi buyur diye ayağa kalkar kahvecisi garsonu..en efendi insanlar buradadır..
biladere bıraktığım (erbile giderken) piknik tüpümü bıçak kaşık bardak gibi gerekli ıvır zıvırımı da getirdim.. bi çay demleyim dedim yıkamadan bıraktığım pencere köşesindeki çaydanlığımda 54 gündür kurumamış ıslak çay küspesi birden kafamda çaydanlık biçimli odalarda kültür mantarı yetiştiriciliği purojesini canlandırdı .. şimdilik bundan kimseye söz etmemeliyim..
06-12-2005: iş arama için gittiğim bütün kapılar yüzüme kapanıyor adam daha kapıda görünce -bizim aradığımız 18-20 yaşlarında gençler diyor... dik dik bakışından tepeden tırnağa süzüşünden - kapımızda çalışma sanamı kaldıyı okuyor ginede efendiliğimi bozmayıp -eh pekii iygünler deyip kapıdan çıkarken başımı çevirip gözlerinin içine bakıyo boynumu büküp yürekleri yumuşarmıki diye son bi bakış atıyom..
nerdeee... bu bu aşşağılık bu gözünü para kazanma hırsı bürümüş bu işçi kanı emip beslenen bu emek pazarlama esnafı bu mendebur patron taifesi yıllarca beni üç otuz paraya çalıştırıp şimdi şu posam çıkmış çökmüş halimde .. şu .. şu.. daha.. kırkına girmeden şakaklarına düşmüş akım dökülmüş dişler kırışmış alnıma bakıp - bu eski tip araba çok benzin yakar bunların yeni nesil dizelleri çıktı çok ekonomik hesabına yatıyor...
dönüşte sazcı bekire uğradım eski kadim dostum çayımı söyledi -demek ıraktaydın ?? naapıyo coniler gariban ıraklı din gardaşlarımıza eziyet ediyorlarmı? dedi. - yaa bırak şunları ingiliz gavuruyla işbirliği edip dedelerimizi sırtından vurmazdan önce düşünselerdi bunları dedim .. -arsayı naaptın dedim
araya birilerini sokuşturup ellerine biraz para sıkıştırıp kaat üzerinde eski gösterip işgaliye adı altında belediyeye 5 milyar gayma borçlanıp gecegonduyu gurmuştu .. taa kapı numarası için uğraşacaağmış kanalizasyon yokmuş kuyu kazacakmış.. iki metire bi kömürlük yapacak olmuş -biz senle böylemi anlaştık diye yıkmışlar - daha kafamızı bozma usülsüzlük var deyip evide başına yıkarız demiş zabıta bekirin hanımı neyi yalvar yakar ağlayıp sızlamışlar sen bilin ağam demişlerde yidiği rüşvet dizine gözüne durasıcayı zor ikna etmişler - çok param gitti pan gardaş ne hanımın kolda bilezik kalda ne bende bişey dedi sen naaptın dedi - vallaa benimkide orda öyle duruyo işte baharın iki metire tabut gibi bi bağ evi yapsamda içine otursam belediye başıma yıkarmıki dedim aağzını aradım - vallaa çok zor gardaş günde 30 kez geziyorlar arabalarla göz açtıırmıyorlar bebeler çiğdem sökmeye gitse naapıyonuz bu kazıklarla gecekondu yerimi ayarlıyorsunuz deyip karakola çekiyorlarmış .. hele seninki bide sit alanı deyince gözkenarlarımdan süzülen yaşı belli etmemek için başımı sola çevirdim duvara asılı sazları göstererek - bayaağ imal etmişsin nası iyi satılıyomu dedim - yok gardaş işler kesat bu ara şu çinlilerin 5-10 milyona satılan sazları varken bizim el emeğine kim bakar dedi sazın birini kaptı duvardan .. benim en çok sevdiğim türkü olduğunu bildiği ' çarşıdan aldımda yeeeşiiil aynaaayııı
boşa çiğneeemişeeemde yalaan dünyaayıı ne isdambul goydduuum needee gonyayııı benim ileee mercimeği daşlıda yaaar sen seefaa geldiiiin'' i benim höyküre höyküre ağlayacağım biçimde çalıp söyleyip az içimdeki fırtınayı dindirdi...
07-12 08 oniki ondan sonraki beriki günde iş arama derdi ve yine ondan sonraki ..
sokaklar.. üzerinde yürüyen gamlı kederli yayaların hüzünlerini kaldırımlarında barındıran o asfaltlarında hayatın kendini hayat gerçeğini üzerlerine atılmış izmarit balgam çerçöple yansıtan sokaklar .. sizler sizler o kadar acımasızsınızki...
ve dar aralarında kent caddelerinin soğuk bir aralık akşamı kenar gecekondu evlerin bacalarından fışkıran dumanlar.. gizleyin bu ekşimiş ter gibi uyku kokan şu çömlek gibi şehrin hain ikiyüzlü insan yutucu kirli suratını maskeleyin... bu kent beni artıkın boğuyor ben burdamı doğmuş burdamı büyümüşüm bu kent artık beni yiyyo bitiriyor...
12-12 2005 bu sabah erden kalktım .. peynir tenekesinde suyumu ısıtıp aşşa kat kenefinde duşumu alırken şarkımın sözleri bile hazırdı ..
seviyorum yanıyorum ölüyorum aah aah ben acı çeekmiiiş acılı bir çocuğuuum
anla beniiiy küçüğüüüm ben acilaar bebesiyiiim nananaynooom nana naynoom...
hacışakir sabunumu mikrofon gibi tutup nakarat bölümünde nası kıvırtacağımın provasını yaparken zaman kaybettiğim için soğuyan teneke içindeki su soğumuş buz gibi olmuştu dökünebildiğim kadar dökünüp dişlerim takırdıya takırdıya merdivenleri bir kuş çevikliğiyle dörder dörder atlayıp odama girdim kirli çarşafımla kurulanıp valizden dizleri patlak kot pantulumu çıkardım .. ben terzi değilimki makasım olsun ama değme terziden güzel dikerim .. her daim taşıdığım iğne ipliğimi çıkarırken rahmetli mürvet ebem geldi aklıma vaktiyle kendisine -gı yamalıkçı azimenin gızııı diye bağıran köylü kadını anlatırken -hah hah haaay diye güler ardından - yavrum tek sırrımızı örtsünde der atmadığı eski bez parçasıyla başka bi eski çul çuvalı yamarken -hep seferberlik kırgınıyız hay yavrum babam 12 sene esgerlik etmiş taa ermeni isyanı gününde tebdili hava geldi toktur üç ay ömrün galmış demiş sırtını sıvazlayıp göndermiş ölçtünmü mübarek adam üç aya kalmadı öldü der ağlar başörtüsünün kenarıyla gözyaşını siler -nerde ne bulamda giyem hay yavrum hep yokluk gördük övey baba elinde böyüdük gözümüzü açmadan gocaya verdile il yanında büyüdük der ağlardı..
ustaca kullanılan bir bıçak makastan güzel iş yapar pantulumun dizden patlak yerlerinin az üstden kesip her iki dizide aynı seviyede olmasına özen gösterip içe kıvırarak yine itina ile duble paça kıvamında diktim bu kısa külot pantulu bacaama geçirip ayna karşısında saçlarımı ayakkabı boyası ile siyaha boyayıp cila ile cilaladıktan sonra çarşafın kuru yeriyle parlattım.. çoktandır uzamış bıyık sakalımı kazıyıp bide cileti aşşaadan yukarı çekip cıscıbıl kalaylı kap gibi çıktım .. kaşlarımın üstünden altından işaret ve baş parmağımla biraz canım yansada iyice seyreltmeyi başardım..
sokakta peşime takılan bi alay bebe beliğe ölü görse sırıtan tuzu kuru ensesi kalın başın en tepede saçı dökülüp cascavlak kalmış iyi beslenmeden dolayı yer yer ter damlaları süzülen koca kafalı kanlı canlı kızıl suratlı esnafların kahkahalarına beni arkadaşlarına gösterip alay etmelerine aldırmadan ilk rastladığım eczaneden aldığım plastik zincirli emziği çatal iğneyle göğüs cebime iğneleyip emziğin yumuşak içgıcıklayıcı kauçuk kısmını ağzıma aldım..
bedderesinde dandik bi tabelaya '' kasetleriniz doldurulur '' yazılı yere girip serketer kıza patronuyla görüşme istediğimi söyledim
patrona purojemden bahsederken o sık sık emziğime bakıp gülüyordu.. bu ciddiyetsiz adama müzikle uğraşa uğraşa daha ince bir ruha kavuşması daha anlayışlı olması gereken bu karektersiz adama bunun imajımın bir parçası olduğunu demo kasedimde çıkacak fotoğrafım üstünde güçcücük pantürk yazısı yazdırmak istediğimi tanıtım kasedime çekilecek klibde mahalle çocukları ile uzun eşşek birdir bir oynayıp nasıl bir halk çocuğu olduğumun lanse edilmesi planımın bir parçası olduğunu öfkemi belli etmeden dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım..
bu sanat düşmanı bu bütün sanatı para kazanma üstüne kurulu bu suyun başını tutmuş adam topu topu 10bin kaset için 7 milyar isteyip tanıtım ve klibin ekistıraya girdiğinden dem vurup zırvalarken boğazına sarılıp şu an paramın olmadığını ancak kasedimin satışından sonra elde edeceğim gelirimle kendisine istediği meblayı verdikten gayrı bir çuval bahşişi böyle ağzına sokup ( masa üstündeki kartvizitleri) onu bahşişe boğacağımı gaayet sakin uygun bir dille anlattım bana bir şans tanımasını en az sesimi dinlemesini rica ettim .. telefona sarılan sekreter kızın çağırdığı polisten korktuğumdan değil sırf serketer kızın dekolte kıyafetinden sarkan bacaklarının hatırı için şanı şöhreti parayı hepsini elimin tersiyle itip dışarı çıktım...
43-şubamartmuz41005 : takvimler sırf vatikan papazının oturduğu yerden kafadan attığı işkembeden salladığı isa adlı bir peygamberin doğum günü kabul ettiği günden sonra bir tencereye atılmış taşların sayısıyla ölçülür..
halbuki bu hesabın yanlış olduğu kabak gibi ortada .. şaayet o gün kabul edilecekse taş değil kurbağa atılsın yaptığım hassas matematiksel hesaba göre her yumurtadan gözünü açan yavru ve onların yavrularından hayatta kalabilen 41005 sayısını veriyorki buda maymunun gıravat bağlayıp kuyruğunu ceviz yaprağı ile dışkısının karışımından elde edilen bu gün formülü bende saklı bir boya ile mağara duvarına ilk resmi nakşettiği günden bu güne geçen gün sayısına eşit.. 73. nistemkas???: param bankaya gine yatmamış .. dün ve evvelki gün akşama değin aç bilaç bekledim .. kimse gelip banka kapısını açmamıştı öyleyse bu gün cumerpaz ama ne çıkar bundan??? zaman sırf bir ingiliz casusunun kafaları karıştırmak için uydurduğu koskoca palavra pis bir tuzak.. bu gün akşama değin 70 kere sordum içeri ve bunu bana acıyıp 10milyon veren bankacı kızın hatırı için yaptım .. çünkü yine matematiksel hesaplarıma göre isdambuldan yatan bir paranın ankaradaki bilgisayarda görünmesi ışık hızının 80üçte biri.. ancak ne bukadar hızlı saniyede 700 kere soracak dil becerisi var bende nede banka kapısı önü bekleyişlerimde beni dilençi sanıp atılan cukkaları gözardı edecek ahmaklık esamesi...
teşrinisani rebuevvel 47.cilalı taş devri: bugün son buluşum üzerinde nihai sonuca varma için deneyimi tekrarlarken dostum meemed akbal geldi.. bir külah biçiminde kıvırdığım gaste kaağdını üstden suyla doldurup alt ucu yırttım fışkırarak akan suyun altada cepteki son paramı verip aldığım makasla karton kutuları kesip yaptığım su değirmeninini tuttum akan suyun değirmeni nasıl çevirdiğini gösterip - düşünebiliyormusun değirmen çarkından dökülen suyun altındaki diğer değirmeni çevirdiğini ondan dökülenin diğerini çevirdiğini yaağni sonsuz sayıda değirmeni üstüste koyup bulutlardan her yağmur süzüldüğünde sonsuz sayıda devinim diye söylevime henüz başlamamıştımki meemed - al şu kazağı montu temizce yıkattım şu pantuluda sana olur bi giy istersen dosdum bide içeri çok pis kokuyo arada havalandır deyip giderken sırf onu üzmemek için pekii dedim. meemed çıkarken - bi taa gelişimde makarnayla pirinçte getirecem dosdum kendine iyi bak dedi.. o gidince verdiği parayla tüpü doldurup getirdiği kıymayı kavurdum hamur gibi olmuş gazete külahıyla karton su değirmenlerini aynı kapta haşlayıp yedim çok güzel oluyor...
müürürzamanda 60. kasımertesi dünküyılın bir sonrakisi salıper günü: bu gün para gine yatmamış .. bu ülkede işler hep böyle yavaş yürür azizim... hep alt kadro ile üst arası iletişimsizlikten .. otorite boşluğu yaağni kısaca başlarında iyi bir imparator olmamasından kaynaklanan durum bizde ülkeyi hep marangoz kalfaları kamyon şoförleri yönetir .. daha çırakken yalakalığa alışmış bir berber bile bilirki o koltuğa kendi otursa yarın savunma bakanımı geldi -efendim şu kadar tank şu denli tüfek laağzım şuraya bi imza.. sağlıkçımı geldi -efendim şu kadar doktorun ataması laağzım şuraya bi imza.. ömrü oturmakla geçmiş bir bakan masa başında dümbelek çalarak gelliştirdiği el becerisi ile her imzanın üstesinden gelirken ah o yetki berberin eline geçecekki kırp kırp kırk yıllık idmanlı makas tutan eliyle şak şak bi imza bide kuyruk çekerki adının altına..
bu gün giderek büyüyen kimlik sorununa nihayi noktayı koydum.. ne toplumda her bireyin tek tek kimliği elden geçerek tüme varıma ne tümden gelip toplumsal kimlik bireye adapte edilebilir...
ne olmuş imparator olmuşta??? tanrı ona 3.kulak 4. göz vermemiş ya .. sadece üstün gibi görünüyor hepsi bu.. hem benim yoksul 95.sınıf insan gibi görünmem belki zahiri.. belki öyle değilim.. belkide gerçek imparator benim .. tarihte örneği çok bissürü.. basit köylü ilerde general olabiliyor.. ahmed gaya diyorlar şimdi eminönünde saç sakal karışık dilençilik yapıyomuş baldızından başkada kimse bilmiyomuş... ete kemiğe büründüm neydim ne oldum ne diye göründüm.. Siyonistler ve onların işbirlikçi ortakları bu için kendi kimlikleri dışındakilere bi alt kimlik masonluk dışında zırnık vermezler... çin istihbaratındaki bütün polisler çin lokantalarında garsonluk yapar müşteriye çin usülü kaşarlı kaşalot servisi yaparlar..
babaanemin - ırahmetli abucamın adını vidim.. sana demesi kimliğimde öyle yazması bir arab ismiyle anılmam bugüne kadar sırf onları üzmemek içindi..öyle görünmem beni kimliğimden ne derece uzaklaştırabilir şaşarım..
gafakağdı: gerçek hayatta hangimiz ali veli oya kaya ayşe fatma hangimiz niyazi kim gazi.. bakın sanal alemde dolaşan niklere isimlere ..kedi yiyen piskopat zoptirik lagaluga adam bettywoman asalak haydut satan megaloman lightmoon ve..bee..
fotoğraf: yapışması için dua edip resmin arkasına tükürmek kimliğe yapıştırmak iğreti duruyor.. hayır gitgide yaşlanıp kimlikteki kişiye benzerliğimin uzaklaşmasından bahsetmiyorum.. hepimiz adam ile evanın evladı değilmiyik çarmıh altında vaftiz edilmedikmi?? saftirikliğine karşı duruşum.. laafı güzaf bence.. din hanesi fotoğrafı yapıştırmaya yetmiyo.. sancağın direğe çekildiği uçkurla sıkı sıkı sarılıp kördüğüm olana değin beklemeli bence.. bakın ottoman imperyası müslümanlarına bu gün nasıda parça parça ve düşman ...
yıl60bin 83pazar nisanertesi: param gine yatmamış ama önemli değil.. bu gün ulusal sevinç günü .. bugün türkiye impartoruna kavuşuyor.. bulundu imparatorları nihayet.. bu benim ve bunu bugün öğrenebildim .. yaağni bu düşünce kafamda aniden şimşek gibi çaktı şimdiye kadar kendimi niye fakir pantürk diye biliyordum olmuş olduğuma ben bile şaşırdım.. ne saçma bir düşünce iyiki bu yüzden tımarhaneye tıkmadılar beni .. gogolün hakkı var tüm bunlar sis perdesi gibi gözümün önünü kapatmışlardı .. şimdiyse herşey tabak gibi ortada.. bunun nedeni beyni kafatası içinde sanmaktan kaynaklanıyor .. halbuki beyin karadenizden gelen deniz dalgasıyla kıyıya vuruyor..
bu gün kimliğimi meemede açıkladım şaşkınlıkla dinledi hakkı var onun kafasına kazınan imparator figürü son hailfe vahdettinin..o çıkıp gittikten sonra ayakkabı boyamdan kalan son kalıntılarla bıyığımı ona benzetip boyadım..
1.imparatori.1.yıl 1.güngece arası: meemedin verdiği kundurayı sattım..net param çıkınca internet kahvehaanesinde kimlik başlıklı yazımla şifreli olarak ilk mesajımı verdim yazıma öyle dalmışımki bir ara
** yaktığım sigara(!) ardından çakmağı cebime korken haydi söndürmeden koydum diyelim veya çakmağın gaz basma düğmesinden parmağımı çektim ama tutukluk yapan düğme yüzünden gaz kesilmedi ve yanmakta berdevam ediyordu diyelim .. ağız hizamdaki sigaradan göbek hizamdaki dış sol cebime korkendemi sönmedi yazıya öyle dalmışımki yoğun koku simsiyah dumanı idrak edip soluma dönmemle sapsarı alevin yüzüme puskurması bir oldu ancak ani refleks bir davranışla sol kolumu yanan yer üzerine yapıştırıp sağ elimden fareyi bırakıp sol üst göğsümde haala yanmakta olan kapatamadığım yere bastırmam bir oldu sol elime adeta ergimiş demri döktüler ginede çekmedim.. şimdi montu çıkarma için ani hamle yapsam bile sol kolum altı ısıdan hissettiğm naylon dış kısım altı pamuklu kor kor tütüp alavlanıp dış naylonu benzin gibi gine yakar .. soğuyana kadar beklerken sağdan soldan gelen giden olmamasından en azından müessese sahibi kimselerin farkında olmadığını anladım.. bu çok iyi işte.. ve bütün bunlar göz açıp kapıyana değin bir süre içinde en fazla 3-4 saniye içinde oldu nası bukadar tez tutuştu haalaa anlayabilmiş değilim .. elimi zor çektim eriyik naylon parmaklarıma sol kolumu monta montu içteki dandik kazağıma yapıştırmıştı .. hiç bozuntuya vermeden sol taraf fermuarlı tarafı yanık yere kapatıp sol koltuk altıma kıstırıp hesabı verip uzadım..**
sokakta napolyon gibi sağ elimi sol göğsüme bastırarak giderken parayı düşündüm.. şu gelip geçen arabalara el kaldıran şu kış günü bedeninde hangi gizli kaloriferin ısıttığını bilmediğim şu açık saçık kadına baktım .. gerçektende o arabadaki şişko ucubik adamamı el kaldırıyor yoksa adamın iyi giyimli ceket iç cebindeki cüzdana gizlenmiş şırıtan şeytanamı... bunlar önemsiz fasa fiso şeyler..
önemsiz tarih önemsiz gün: imparatorluğumu gizli kripto mesajımla netten algılayan halkımın gelip -sen ey ulu imparatorumuz çok yaşaa deyip bana bağlılıklarını gösterme adına seksek oynamalarını tencere kapağıyla araba sürüp beni karşılamalarını horozdan korna yapıp öttürmelerini bekliyorum niye bu kadar geciktiler.. son paramla sanala daldım .. fairdinkum adlı erivan başpiskoposu ve yabandan gelen nikli olmaz olası komşu yonan padişahının tahta çıkmama karşı olsuğunu sanal basında dolaşan haberlerden sezinledim ..bana tam donanımlı ordu sözü vermiş filistin veliahtı prens tırradomirin desteği biraz moral versede esas sorunum telekutu adlı ahmaköldürenden gözlerini ayırmamaya mahkum edilmiş milletime
halkımın çaresizliğine ilaç olma için başka bi alemden geldiğimi söylemeye dilim varıpta kimseye açamadım..
tek kılıç darbesiyle öndeki haritayı ikiye bölüp sağ kol tarafımdaki iltihaplı hastalıklı bölgeyi kağıttan külah yapıp sol kol deri altındaki mikropları ayıklayıp bu külaha doldurup gökyüzünde bol çayır çimenli derelerinde bal akan bir sulak yerde üstünde merkeplerin yayıldığı otlakta külahı buruşturup atmak içteki muhtevayı oraya o cennet meraya göndermek istediğimi oraya tırafik polisi yapacağımı kimseye söyleyemedim..
günlerden bir gün: bu sabah ilk defa horoz sesiyle uyandım.. bunlar.. fıransada tek merkezden aynı anda ötme emri alsada çoğu yatak keyfine verip ağırdan alır .. en sona kalanıda ertesi gün herkesten evvel davranıp yaygarayı koparınca çorba yapılır.. bunu imparatorluğumun kabülüne yorup beni karşılayacak halkımın ilk işareti kabul ettim.. yaşasın artık ne bu yatağa yorgana ihtiyacım kalmayacak .. bunları haykırarak ikinci kattan aşağı atarken artık herdaim oturacağım elmas tahtımı düşünüp sandalyemi inci mercanlı kaftanımın aşkıyla içi günah dolu elbiselerimi fırlatıyordum.. yaşasın ipekli saten iç giyitlerim .. alın şu bedenimdeki son döküntü bez parçasınıda oh bee..
bedenim hafifledi ipek bir halı gökyüzüne çıkardı beni.. şu bulut üstündeki namaz kılan kadın babaannemmi??? işte türk köylerinin akduvarlı geniş bahçeli beyaz evleri belirdi .. şu yol boyu akıp giden yolcular gibi kederli salkım söğütler .. şu yeşil koyu gölgeli serin ceviz dibleri.. şu yabangülü kekik kokulu dağ çam ormanı boyunca akıp giden koynunda uyuduğum kiymir çayı .. şu ev .. yoksa benimmi?? çocukluğumun geçtiği ..pınardan suyun doldurup ağır ağır eve giren köylü kadın deminki bulut üstündeki gerçekten babaannemmi??
babaanneciğim insanlar arasından attılar beni.. babaanneciğim noolursun yaslayım başımı dizlerin üstüne .. kınalı ellerinle saçımı okşarken şu.. ağlıyan yüreğime iki damla göz yaşı akıt.. şu hırpalanmış.. şu bahtsız.. şu öksüz torununu.. bağrına bas bu mutsuz evladını...ömrünün son demini huzurla geçirmesine tahta çıkmasına destek çık..
........................................... nihaayet karşılama heyetim geldi.. ardında geniş kalabalık bir halkım milletimle.. şu.. dört tekerli beyaz araç sarayıma götürecek tahtı-revan olmalı.. aha şu elinde kaftanla bana doğru koşup gelen iki kişi macesteleri olmalı.. şu birikmiş polis yığını nihayet anladılar kimden emir alacaklarını.. peki ama bu kaftan niye bu kadar sade?? kolları uzun beyaz kaftanı giydirip arkadan elleri bağlamak yenimi adet oldu?? belime kuşanacağım altın kabzalı kılıcım başıma takacağım mücevher süslü tacım nicoldu..?? yalvarırım TACIMI VERİİİİİN .. TACIMI VERİN BANAAAAA...
şey haberiniz varmı? arap padişahının kızında ikibuçuk lira büyüklüğünde göz varmış...
imza: cihanşümülşah haşmetmeap imparator pan hazretleri...
merhaba sayın kenan şahin
Editor sunu soyluyor lütfen bir şiiri bir defadan fazla yollamayınız.işimizi zorlaştırmayınız.
Birde şu ibareyi oraya eklerseniz sevinirim'' yolladığınız şiirler (1.3.5.v.s) gun içinde yazar sayfanıza eklenecektir''
Ben varsa diğerleride zannediyoruzki yolladığımız şiirler editörlere ulaşmadı, veya bir başka sorunla karşılaşıldı.sizdende bu yonde bir açıklama gelmediği için dolayısıyla tekrar yolluyorum bu konuda bir çok yazı yazdım forma fakat hiç bir cevap okumadım.
Bu nedendemdirki sizde bizim işimizi zorlaştırmış oluyorsunuz..
Saygılarımla kolay gelsin....
1 - Sahne arkasında ki her konuşmanın bir sureti bende değil...
2 - Zaman zaman dile getirilen aksaklıklar için gerekli açıklama yapılmış olsaydı bunca kelama gerek kalmazdı...
3 - Sorunu dile getirmek o sorunun parçası olmak anlamına gelmez...
4 - Amaç muhalefet yapmak olsa çözüm yolunda yapabileceklerimizi konuşalım gibi bir yaklaşım olmazdı...
5 - Belirtilmiş düşünceleri ( belli kıstaslar içinde ne olursa olsun ) saçma olarak nitelendirmeniz asıl saçmalık...
6 - İktidar - muhalefet ilişkisine nerden çıkardın bilmiyorum ama bu çerçevede böyle bir açmazlık yok...
7 - Hepimiz insanız ve gereksinimlerimizin büyük çoğunluğunu konuşarak hallederiz.Bu yeri gelir sorunlar olur , yeri gelir çözümler.Kafalar fikirlerle doludur ve herkesin herkesten alabileceği bir gelişme vardır.Suskunluklar ile kim kimden ne alabilir...
8 - İster inan ister inanma ama yazdıklarımdan sonra sen cevap yazdın , sonra Diren Yardımlı açıklamada bulundu.Demek ki bozulması gereken bir sessizlik varmış...
9 - Ben izedebiyatı seviyorum , yazarlarını seviyorum , okurlarını seviyorum insani değerlerinden vazgeçmemiş herkesi seviyorum.O nedendendir ki daha güzel olsun istiyorum...
Son olarak iletimi silmen yaptığın bir yanlıştı...
Dokuz kelam ettim , mantıksız mı ?
Bakınız İmdat Özcan;
Kuvvetle muhtemel atladığınız nokta şu: Sahnenin gerisinde hiç kimse "Bundan şikayet eden yok, öyleyse bu sorunu çözmesek de olur şimdilik," ya da "Tüh, bu konuyu yemediler, şu soruna biraz daha ağırlık verelim yoksa eleştire eleştire bir hâl edecekler hepimizi..." türünde konuşmalar yapmıyor... Siz ve/veya diğer arkadaşlar sorunları gösterene kadar onlardan kimsenin haberder olmadığının düşünülmesi, işte saçma olan bu! Çözümün bir parçası olmak istiyorsanız sorunun bir parçası olmaktan vaz geçmelisiniz! Bu kadar, başka ihsan - kendi adıma - beklemiyorum...
Gayet içtenlikle sorduğunuzu düşünüyorum şu soruyu: "Aksaklıklardan söz edilmesine niye tahammül edilemiyor!"
Ben de içtenlikle soruyorum şimdi: "Aksaklıklardan söz etmekle olumlu ne yaptığınızı düşünüyorsunuz?"
Eldeki gücü aşan isteklere aksaklık adını takan hayalci kitleden olmadığınızı da biliyorum, bu noktada sizin lüzumsuz diyebileceğim çıkışınız sabır taşırıcı olabiliyor pekala...
Bu sitenin muhalefede ihtiyacı olduğunu düşünüyorsanız da ileti silinmesinin bu düşüncenizin doğal sonucu olabileceğini peşinen kabul ediyorsunuz demektir. Mantık odur ki muhalefetin elzem olduğu bir yerde iktidarın olmamaklığı söz konusu değildir!
Mantık çerçevesi derken ileti silinmesinden mi bahsediyorsun , bunun mantıklı yanı neresi...
Ben çözü bulalım diyorum gerekirse hep beraber oturalım , tartışalım , konuşalım ve durgunluğuna son verelim diyorum...
Sayın Diren Yardımlı bazı açıklamalar yapmış , sağolsun...
Bakış açım şiir güncellenmesiyle kıyaslanacak kadar dar değil...
Yaklaşık 2 yıldır izedebiyat ailesinin bir ferdiyim... " aile " diyorum bak kişi ayırmaksızın...
Art niyetli bir yaklaşımım da yok sadece sorun olduğunu ve bunun çözülmesi için fikirler ve eylamler üretilmesi gerektiğini yazıyorum...
Kimse ile kişisel bir takıntım yok...Sadece ve sadece daha güzel ve işlevsel bir izedebiyat için çırpınışlarım...
Buna da hakkım var sanırım...
Bu konuşma mantık çerçevesinde bir odağa oturmadığı sürece benim açımdan böyle sürer...