"Yazarın hayatı, kelimelerin kölesi olmaktır; en azından, bir sonraki cümleyi bulana dek." – Ursula K. Le Guin"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) ... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardesü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin) *** Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe)
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parça” diye geçirdi içinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe)
?
İzEdebiyat
Açık Büfe
4 aydır sahne arkama giriş yapamıyorum. Şifremi unuttum kısmıda iç sunucu hatası veriyor. Bana yardım edecek bu sitede kimse yok mu. Kaç kez mail attım ama yanıt alamadım. Lütfen yardım.
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Kadın yeniden salona döndüğünde ne düşüneceğini bilemez durumdaydı. Ortalığı b Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parça” diye geçirdi içinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida)
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
İsmimin geçtiği iki tane ileti var. sezai alınmışsın galiba.Haklısın da.Daha önce de yazdım sana kişiliğini netleştir de gel diye.Sen hala ortalıklarda dolaşıp sallama derdindesin.Klavyene akan salyaları bize bulaştırma derdindesin.Hangi muhteremin kaçıncı adısın onu açıkla.Ya da kimsin ? Şamil Kaya merhaba Bağdat değil burası dünyanın kalbi.İmdat diyene bağlı kurtulacak şahsiyet...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Abacı kebeci! Çıkmış ortaya adamın biri, Almış eline mürekkepli kalemi, Boyayıp duruyor istediği gibi her yeri, Olmuş sanki bir abacı kebeci… Ne esması, nede kendi belli, Ağzı kara, dili pis, Ağzı kara, şom ağızlı, Ağzı eğri, kendi eğri.. Yazdıklarından belli… Bu adam kesin abacı kebeci… Aba altından değnek mi görmek istersin, Arı kovanına çomak mı sokarsın… Rüzgar ekip fırtına mı biçmek istersin, Pireyi nallamaya çalışırsın. Ne istersin söyle be; abacı kebeci…
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Telefon zilinin gecenin sessizligini yirtan ziriltisiyla irkildi. -alo -alo, mualla… alo… mualla… ben Abdulrezzak!… alo. -abdul nerde kaldiniz kuzum… Can yaninda mi?… nerdesiniz siz? -hayatim, firtinadan tem otoyolunda mahsur kaldik. Karsiya annemlere geldik. Bu gece burdayiz. Sabah erkenden geliriz. Sen iyimisin? -hay Allah… neyse… iyiyim, iyiyim. Tamam sabah gorusuruz. Telefonu kapattiginda biraz rahatlamis hissediyordu kendini. Mantosunu cikarip yatagin ustune atti. Vucut hatlarini en ince ayrintisina kadar teshir eden bedenine yapismis daracik elbise, gardiropdaki iki cift gozun daha buyumesine neden olmustu. Bir citirdi duyar gibi oldu bir an…mutfagin damlayan muslugu herhalde diyerek mutfaga girdiginde sabahtan kalan bardaklari ve kahvalti tabaklarina gozu takildi, “aman simdi ugrasamam” diye soylendi. Sicak bir bath aldiktan sonra uyumaktan baska bir dusuncesi yoktu o an. Cocuklugundan beri yagmurlu soguk havalarda erkenden yatmak en buyuk tutkusuydu. Elbisesini cikardi, kuvetin suyunu acti, elleriyle sicakligini olctu. Sonra aynanin karsisina gecip kendini seyretmeye basladi. Orta yasli olmasina ragmen hala cok guzel ve cekici bir kadindi. Ellerini sutyeninden iceri sokup guhus uclarina dokunmaya basladi yavas yavas. (sezai)
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Telefon zilinin gecenin sessizligini yirtan ziriltisiyla irkildi. -alo -alo, mualla… alo… mualla… ben Abdulrezzak!… alo. -abdul nerde kaldiniz kuzum… Can yaninda mi?… nerdesiniz siz? -hayatim, firtinadan tem otoyolunda mahsur kaldik. Karsiya annemlere geldik. Bu gece burdayiz. Sabah erkenden geliriz. Sen iyimisin? -hay Allah… neyse… iyiyim, iyiyim. Tamam sabah gorusuruz. Telefonu kapattiginda biraz rahatlamis hissediyordu kendini. Mantosunu cikarip yatagin ustune atti. Vucut hatlarini en ince ayrintisina kadar teshir eden bedenine yapismis daracik elbise, gardiropdaki iki cift gozun daha buyumesine neden olmustu. Bir citirdi duyar gibi oldu bir an…mutfagin damlayan muslugu herhalde diyerek mutfaga girdiginde sabahtan kalan bardaklari ve kahvalti tabaklarina gozu takildi, “aman simdi ugrasamam” diye soylendi. Sicak bir bath aldiktan sonra uyumaktan baska bir dusuncesi yoktu o an. Cocuklugundan beri yagmurlu soguk havalarda erkenden yatmak en buyuk tutkusuydu. Elbisesini cikardi, kuvetin suyunu acti, elleriyle sicakligini olctu. Sonra aynanin karsisina gecip kendini seyretmeye basladi. Orta yasli olmasina ragmen hala cok guzel ve cekici bir kadindi. Ellerini sutyeninden iceri sokup guhus uclarina dokunmaya basladi yavas yavas. (sezai)
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe)
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Kadın yeniden salona döndüğünde ne düşüneceğini bilemez durumdaydı. Ortalığı b Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe)
?
Şiirhane
Edebiyat Tartışmaları
Sevgili Kamuran hanım, Şiirlerimi okumanız, değerlendirmeniz ve kütüphanenize almanız beni onurlandırdı. Aslında bu değerlendirmelere ihtiyacım da var, bir şeyler yazıyorum ama bunların edebi değeri hakkında bir fikrim yok. Size bir kaç yoldan ulaşmaya çalıştım ama başarabildimmi bilmiyorum. İzedebiyat ailesinde yeni olduğum için bu konularda acemilik çekiyorum. Bir şiir gibi yaptığınız değerlendirmeden etkilendim, teşekkür ediyorum. Yazdıklarınızdan; benzer şeyleri paylaştığımız hissine kapıldım, lütfederseniz paylaşmak isterim. Paylaşımınız için tekrar teşekkür ederim, sevgi ve saygılarımı iletiyorum, sağlıcakla kalın sevgili hocam. İ.Semih KÖKER
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bağdat'a mı geldik? imdat diye nida etsek kurtulurmuyum acaba?
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
asagidaki ici cerahat dolu yazinin adresi kim bilmek istiyorum. sezai
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Heryerde , herşekilde , her adda olmak istrer ahmak.Ne için olduğunu bilmeden.Kınından sıyrılmış salyalarını akıtarak klavye üzerine. "Üç kişiyi olayım , beş kişi olayım ama olayım" der. Kudurmuş kaprislerini yaftalar ortalık yerlerde. "Büyük oldum , ben en büyüğüm der " küçücük şahsiyet... Yazamayacağı yer , fikir belirtip içine etmeyeceği konu yoktur.Ne tepkilere aldırır ne içten gelen uyarılara.Bir şekilde ismi ( isimleri ) ortalıkta gezinecek ya , yeterli... Erdemli görüntüler giyinmeyi unutmuş.Haysiyetli tutumlarını ödünç vermiş rüzgara.Haysiyetsiz kalmış...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai)
Başa Dön