Ölü yosunlarla kaplı sahilimin
Denizle buluştuğu yerde
Şen şakrak nefesinden
Bir başka eserken rüzgar
Ya doğmazsan yaklaşan sabaha?
ya gözlerimi avucuna alırsa gece !
Derken!
O denizler ecesi hitab etti bana
"Amca bize bir fıkra anlatsana"
merhametli bir sabırla bekle beni!
Şavkını hasretle beklediği güneşin
Doğmadan batışının hüznüne alışsın
Ayrılısın da hülyasından.
Sonra güldürsün seni
Titrek sesi ve acınası neşesiyle
Bu yaşlı ahmak,bu aşık adam.
Dersaadet
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Ölü yosunlarla kaplı sahilimin
Denizle buluştuğu yerde
Şen şakrak nefesinden
Bir başka eserken rüzgar
Ya doğmazsan yaklaşan sabaha?
ya gözlerimi avucuna alırsa gece !
Derken!
O denizler ecesi hitab etti bana
"Amca bize bir fıkra anlatsana"
merhametli bir sabırla bekle beni!
Şavkını hasretle beklediği güneşin
Doğmadan batışının hüznüne alışsın
Ayrılısın da hülyasından.
Sonra güldürsün seni
Titrek sesi ve acınası neşesiyle
Bu yaşlı ahmak,bu aşık adam.
Dersaadet
Merhaba;
İzedebiyat'ın yaşaması için destek vermeye hazırım...........Sevgiyle ve izedebiyat'ta kalın.
dergi fikri şahane birşey.
burda gönüllü bulmak da zor olmasa gerek.
gereksiz, saçma, hiçbir faydası olmayan tartışmaları bir kenara bırakın,
diren beyin izle ilgili mesajı,
sanırım herkese gitti o mesaj,
şimdi pamuk eller cebe,
1500 yazar varmış burda,
herkes üç kuruş koysa,
istenilen para kolayca çıkar,
O bir şiir değil, tekerlemeydi.
Siz hiç falım sakızları çiğnemediniz mi?
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt)
Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti.
“İyi misiniz bayım?”
Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla;
“Egemen üç!” diyebildi…
Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur)
Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi.
"Kendine geldi, yaralıya benzemiyor."
Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı.
Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe)
... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardösü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin)
***
Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu.
Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe)
Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida)
Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe)
Tekrar balkona doğru yöneldi, çakan şimşeğin odayı aydınlatması ile olduğu yerde buz kesti. Oğlu, elinde küçük bir bebekle odanın ortasında bir saat sarkacı gibi iki yana salınıyordu. Gözlerini ovuşturdu, bu aklının ona oynadığı bir oyun olmalıydı… Oğluna doğru yöneldi, ayağı kaydı ve tökezledi. Bu demin ayağının ucuyla masanın altına ittiği kilim olamazdı. Ayaklarının altında kaygan, ıslak ve sıcak bir şeyler vardı. Şimşeğin tekrar çakması ile oda yeniden aydınlandı ve zaman durdu. Oğlunun işaret parmağı, kucağındaki bebeğin gözünün içindeydi. Akmaya devam eden kan yerdeki halıyı dalgaya yakalanmış küçük bir tekne, gibi sarsıyordu. (nida)
Sen gerçekten komik adamsın vesselam...
Hangi padişahın huzurundan çıktın da geldin bize soytarılık yapıyorsun...Dünya literaturune eser kazandırmış...Vayyy beee böyük yazar...Şimdi secde edesim geldi...Ayakların yere bassında kaç cm. boyun var görelim...
Neyse kişisel postalarda görüşürüz...
butun yazilari ve siirleri okuyorum.
Yazarimda. Simdi dunya literaturune hangi eserleri kazadirmisim burada uzun uzun anlatip hava basmak istemiyorum. Ben mutevazi bir adamim. Bilmem anlatabiliyormuyum?
sezhunter@yahoo.com.au
sende kendini adamdan sayip yaziyorsun ya o yalama turkcenle.
yazar portresi... bir sabah cikartmasi.
sezai
Komik adamsın sen be...
Onca iş arasında gülmemi sağladın ya ne diyem bilmem sana...
Adını zaten biliyoruz kardeşim.Hergün saçmalıklarla dolu iletiler yolluyorsun.Aşina olduk adına..
Amacın ne ?
Ne yazarsın sataşmaktan başka ?
Derdin ortalıklarda dolnmak mı sadece ?
Farklı amacın varsa onlara dair yazılar yaz da görelim...
Yok imdat şöyle , yok nida böyle , yok olgun şöyle .... başka...
sezai hunter miş yesinler...
Kendin ol...Kimsen o ol da gel...
Olay kısmen kişiselleşti.Bak benim bir yazar sayfam var hani senin olmayanından işte orada e-posta adresim mevcut.Seninde e-postan var mı ? Orada devam edelim...Kişisel polemikler merkezi değil burası...
Yok bulamam dersen yazar sayfasını hani işin olmuyor ya şiir , roman , öykü vs. ile..Bana haber ver yardımcı olayım sana...Buradan veririm adresimi...
İzedebiyat ın başka kısmını kullanmıyorsun zaten...Oralarda yazacak saçmalıkların yok diye herhalde...
Olgun, bu siirini hic begenmedim. kimsenin begeneceginide sanmiyorum.
iyi bir sair degilsin.
ama iyi bir adamsin.
icelim unutalim.
sezai
salya sumuk imidat,
adim: sezai
soyadim: hunter
date of birth: 10/3/1977
birth place: istanbul/istinye
umarim netlesmistir. yoksa haber ver, amuda kaldirip oyle okutalim sana, belki anlamana yardimci olur.
sezai
Ismail bey, ne demek sitemize almak, basimizin ustunde yeriniz var. Yuregimizi de acariz icabinda. Acayip beyefendi bir adama benziyorsunuz. Sevdim sizi.
hosgeldiniz.
sezai
Sevgili Dostlar,
Ben Ayça' mın babası Semih. Sizleri buldum, sitenize girmekten mutlu olacağımı hissettim ve yazmaya karar verdim. Ancak girişten de anlayacağınız gibi ben hüzün dolu bir insanım. Sizlere şimdilerde acı ve hüzünlerimden başka bir şey veremiyeceğimi hissediyorum.
Ayrıca merak etmişinizdir belki, kısaca anlatmaya çalışırsam; benim çok güzel ve de özel bir kızım "AYÇA' M" vardı. İyilikler ve güzellikler meleği diye tanımlarsam, onu biraz olsun tarif etmiş olabilirim. Bir dostun tanımlaması ile de o bir uzaylıydı, yani bu dünyaya ait olamayacak kadar güzelliklerle yaratılmıştı.
Ayça' m bundan iki yıl önce bir bahar gününde "melek" olmak istedi. Sevdi onu güzel Allah'ımda kırmadı. O birgün bizleri, aşkını ve tüylü oyuncaklarını bırakıp sessizce gitti.
Ayça' m şimdi gökyüzünün parlayan en güzel yıldızı, geceleri büyülü ışıkları ile odasının penceresinden içeriye girip, annişinin ve babişinin yüreklerini ısıtıyor. Onlara durmadan anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor.
Ayça'mdan sonra yaşadığım hüzünlerimi, acılarımı ve inanılmaz özlemlerimi, özetle içimde birikenleri şiirlerle ifade etmeye çalıştım. Başka türlü ifade edemediğim için, şiirler bana inanılmaz yakın gelmeye başladı.
Sonra internette dolaşırken sizlere rastladım, kendime sanki yeni bir aile bulmuş gibi sevinmem bundan.
Sevgili dostlar, önceler hiç önemsemiyordum ama özellikle sizlere rastladıktan sonra, yazdıklarımın edebi değerleri konusunda fikir edinmek bana önemli gelmeye başladı. Bir şeyi yapmaya çalışıyorsam kurallarını öğrenmem gerekir diye düşünüyorum. Çünkü benim şiir konusunda yaşadıklarım dışında bir eğitimim yok.
Yazdıklarımı paylaşmak ve bana fikirlerinizi yazmak lütfunda bulunursanız sevinirim.
Nasıl, hala beni sitenize almayı düşünüyormusunuz.
İ.Semih KÖKER