"Benim için bir kitap, bir ayna gibidir; eğer bir aptal bakarsa, bir aptal göremez." - Mark Twain"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
[[B]]"Inanin, ben bugune kadar hicbir sairin 2 siirini okumadim bu sitede. Cunki daha ilk siirde o kisilerin kalemlerinden siir degil, yellenmelerin dokuldugunu gordum."[[/B]] Yukarıdaki cümle size ait. Yanlış anladımsa düzeltin lütfen: Size göre bu sitede şiir yazdığını düşünen herkes aslında şiir yazmıyor, yelleniyor. Şunu merak ettim: Benim şiirlerimi de okudunuz mu? Cevabınıza göre şiir mi yazıyorum, yoksa yelleniyor muyum bakacağım. Yoksa, herhangi bir üyesinin iki şiirini okumaya katlanamadığınız bir sitede ne [[B]]halt [[/B]]ettiğinizle ilgilenmiyorum yani...!
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bu sözü sayın Adalet Ağaoğlu dilimize kazandırmıştı yanılmıyorsam... Onun muhteşem çevirisi duruyorken benim gibi bir amatöre susmak düşer... "Bir insan oltasını tek bir balık olmadığını bildiği göle neden sallandırır?" Saygılar...
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
İzedebiyat için, bu siteye emek ve gönül veren herkesin elinden geleni yapacağından eminim. Bu aşamada, bağış yoluyla geçici bir çözüm sağlanabilir ve sonrası için de daha kalıcı çözümler üretilir. Her zaman destek olduk, yine olacağız.. Belki bir süre aklımızı meşgul edecek ama, İzedebiyat yoluna devam edecek:) Sevgilerimle..
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
İzedebiyat'ın yaşamsal savaşı olan bağış kampanyasında; daha gerçekçi ve ciddi çözüm üretebilme aşamasında, "en doğru kararı verme" ve uygulamayı bu yönde başlatmanın İzedebiyatımızın yaşayabilmesi için en önemli aşama olduğunu düşünüyorum. Bu konuda "duygusal değil gerçekçi olmak" çözüme katkı sağlayacaktır. Başından beri konu ile ilgili yazılanları okuyorum. Ortak karar "İzedebiyatın mutlaka yaşatılması" ekseninde toplanıyor, ancak çözüm konusunda şu ana kadsar en gerçekçi olan sayın Sezai kardeşimin önerisi olarak gözüküyor. Ben bu öneriyi her yönü ile destekliyorum, eğer daha gerçekçi ve mantıklı çözümleri olanlar varsa mutlaka açıkça yazarak soruna katkıda bulunmalıdırlar diye düşünüyorum. Bu konuda başka çözümü olmayanların, Sezai kardeşin önerisine sahip çıkarak desteklemeleri de sorunun çözümüne katkı sağlayacak ve İzedebiyat yönetiminin karar aşamasında önünü açacaktır. Saygılarımla sağlıklı kalın mutlu kalın İ.Semih KÖKER
?
Şiir Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Yazdıklarını soluksuz okudum, hatta hoşuma gitti övülmek, bilgisayarımdaki mozart dinletisini açıp bir daha okudum. Şiirlerimi okuman ve yorumlaman beni mutlu etti. Bak hemen seninle de paylaşmaya başladık, duygularımızı ve yazdıklarımızı, mutlu oldum teşekkür ederim. Ancak değerli yorumlarında sanki bana biraz ayıcalık etmiş gibisin. Beğendiğine tabiki sevindim ama ben gerçekten Ayça'mdan sonra, sadece içimdeki yangını yazmaya başladım ve hiç bir teknik bilgim de olmadığını samimiyetle söylüyorum. Belki birikimlerimi ifade etmeyi becerebiliyorum, o kadar. Bana ayrıcalık da yapsan beni oldukça yüreklendirdin teşekkür ederim. Söylediğin proje ise benim için rüya olur, hayattaki en büyük amacım kızımın adıyla yönlendirip onun anılmasını sağlayabileceğim, aynı zamanda hayır amacı taşıyan bir projeyi başlatmak ve başarmak olabilir, keşke yapabilsem. Paylaşımın için tekrar teşekkür ederim, sağlıcakla kal mutlu kal. Semih not: Senin Avusturya işinden hiç bahsetmemişsin, seni tanımayı gerçekten arzu ederim.
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Ismail bey, Siirlerinizi okumami ve yorum yapmami istemissiniz. Gidip okudum. Ben lafi dolandirmayi sevmeyen ve acik kosunan bir adamim. Sizinlede acik konusacam. Sakin darilip gucenmeyin. 6 siirinizi okudum, 60 tane olsaydi da hepsini okuyacaktim. Inanin, ben bugune kadar hicbir sairin 2 siirini okumadim bu sitede. Cunki daha ilk siirde o kisilerin kalemlerinden siir degil, yellenmelerin dokuldugunu gordum. Sizin siirleriniz ise acemi bir kalemden cikmisa hic benzemiyor. Oysa siz bize siir hakkinda hic bilginiz olmadigini soylemistiniz. Bakin acik konusacam demistim. Darilmaca gucenmece yok. Bence siz –gereksiz bir mutevazilik gosteren- cok usta bir sairsiniz. Siirleriniz izedebiyat’da okuduklarimin en iyisi. Size bir onerim var. Ileride bir siir kitabi yayinlatin, AYCA’nin anisina. Gelirinide bir cocuk vakfina bagislayin. Kitabin ilk sayfasina sadece su sozunuzu yazin: [[B]]Ayça'm, yaşadığım en güzel şeydin yavrum. BABAN[[/B]] Esen kalin, sezai
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Bu bagis kampanyasinin yuru[[B]]me[[/B]]mesi Izedebiyat acisindan cok daha hayirli olacaktir. 1500 yazari ve onbinlerce okuyucusu olan bu buyuk site 5-10 kisinin bagislariyla ayakta kalamaz . Ayrica bagis miktarinin belirlenmemis olmasi bagis yapanlar arasindada gozle gorulmez bir takim sorunlar yaratacaktir. Bu sene bagislar yeterli gelse bile gelecek senelerde simdiki kadar bile bagis toplanamaz. Bu sene verenler gelecek sene ‘enayi benmiyim, birazda baskalari versin’ diyeceklerdir. Ve haklidirlar da. Izedebiyat gibi cok uyeli buyuk siteler romantik edebitayci dusunce ve soylemleriyle yonetilemez ve yurutulemez. Izedebiyat yonetiminin yapmasi gereken uyelik aidat sistemi getirmek. Senede bir kereye mahsus –ornegin- 10 YTL uyelik ucreti istenmelidir yazanlardan. Bu sekilde sorumluluk paylastirilmis olur. Ve kimsede kendini para verdi diye enayi gibi hissetmez. Ayrica kimse de bagis yapti diye kendini digerlerinden daha fazla soz hakkina sahip duygusuna kapilmaz. Boyle site isletmelerinin dunyada ornekleri bolca mevcut. Uye olanlarda direk ucret odemeleri istenmiyor. 6 ay kadar izin veriliyor siteye alismasi icin ancak bu sure icinde o yazarin sayfasinda, girenleri hayatindan bezdirici sayida pop-up reklamlar cikiyor. Bu sekilde o kisi uye olmaya kibarca zorlaniyor. Bu pop-up reklamlar uye olanlarin sayfalarinda cikmiyor kesinlikle. 6 ay sonunda hala uye olmak istemiyorsa o kisi, yazilarinin yayinlanmasina son veriliyor. Ilk baslarda zor gecsede bu system Izedebiyati cok uzun seneler yasatir ve buyutur. Ornegin, cok daha iyi dizayn edilmis yazar sayfalarina ve hizli bir erisim saglanmasina olanak verir. 1500 x 10 YTL = 15000 YTL 15000 – 2400 = 12600 TYL (Bir senelik Izedebiyat dergi giderleri) Bunlari yazmamdaki neden: [[I]]“Give someone a fish and you feed him for a day;. Teach someone to fish and you feed him for a lifetime.”[[/I]] (not: kenan sahin bu sozu izedebiyat icin turkceye cevir.) Sezai
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Birileri - hatta birçok kişi- bağış konusuyle ilgili görüş ve düşüncelerini yazıncaya kadar; aklım hep bu bağışta kalacak...... Bir atasözü der ki:"Babası oğluna bir bağ bağışlamış, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş."....Nerden mi geldi aklıma?Bilmem!....Birkaç gündür hiç aklımdam çıkmıyor da!.......Paylaşmak istedim......Sevgiyle kalın.
?
Devran-i Şairane
Yaratıcı Yazarlık
Sevgili Sihem, Ne güzel yazmışsın, adı "AYÇA yıldızı" olsun. Nur hanımla okurken en yoğun duygularımızı yaşadık. Şimdi, Ayça'mın kendisi kadar ince ruhlu bir arkadaşı "Sihem'i" olduğu için de ayrıca seviniyorum. Herkesin mutlaka bir meleği vardır diye düşünürdüm, bizim olduğu gibi şimdi senin de gerçek bir meleğin olacak Sihem, adı Ayça. Sihem kızım, canının sıkıldığı, üzücü şeyler yaşadığın anlarında Ayça'mla konuş. O mutlaka sana yardım edecektir. Sana ayrıca Ayça'mın bir kaç resmini mail ile göndereceğim, tabi kabul edersen. Sihem, görüyormusun ne çabuk paylaşmaya başladık. Seni tanıdığım için mutlu oldum, teşekkür ederim, herşey için. Şiirlerimi beğendiğine de ayrıca sevindim ama eleştirmeye devam et. Sağlıcakla kal, mutlu kal sevgili Sihem. Semih
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Baba baktım ki yardım üzre kelimeler de dizilir olmuş. Eyvallah... Ya şaşıyorum bazen varya koca koca adamlar oturmuş hiç olmayan birine ahkam kesiyor...Koca koca adamlar oturmuş aslı varken suretine bindiriyor... Eğer ulan ben bu sitede yazıyorum , bu sitede okunuyorum , bu sitede paylaşıyorum yaşanmış ve yaşanacakları diyorsak elbette elimizi taşın altına sokacağız.Hatta gün olacak o taşın altı için el yetmeyecek o zaman kafamızı uzatacağız. Ama yeter artık fani işlerle iştigal etmeyi bırakın.Koca koca adamlarsınız yakışıyor mu "hiç" olan birine yazdıklarınız , " hiç" olmayan birine yazdıklarınız... Ha son söz... "soytarıyı" rahat bırakın...Eğlendirsin ortalığı... Ferman padişahın... Bizi dağlar paklar...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Umarım korku öyküsüne bilim kurgu havası vererek her şeyi mahvetmemişimdir. Bu öykü bittikten sonra başka bir şey önerebilirmiyim? Katılmak isteyen arkadaşlar,inanmadıkları bir ideoloji veya düşüncenin en ateşli bir kalemi olsunlar ve bu ideoloji veya düşünceyi göklere çıkaran kısa bir makale yazsınlar. Hayalgücünüz yeterli mi? Bu yeterince kışkırtıcı olmadı mı? Cesaretiniz var mı?
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
. Nerede bu millet… Yangında kül bırakmayanlar, develeri hendekten atlatanlar yoksa birer hayali değirmen şövalyesi miydiler… Sanmıyorum, sağduyusuz olduklarını. Gelecekler birer birer pervane gibi, izışığa. Bu sevda bitmez.
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) ... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardösü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin) *** Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla içeri daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe) Tekrar balkona doğru yöneldi, çakan şimşeğin odayı aydınlatması ile olduğu yerde buz kesti. Oğlu, elinde küçük bir bebekle odanın ortasında bir saat sarkacı gibi iki yana salınıyordu. Gözlerini ovuşturdu, bu aklının ona oynadığı bir oyun olmalıydı… Oğluna doğru yöneldi, ayağı kaydı ve tökezledi. Bu demin ayağının ucuyla masanın altına ittiği kilim olamazdı. Ayaklarının altında kaygan, ıslak ve sıcak bir şeyler vardı. Şimşeğin tekrar çakması ile oda yeniden aydınlandı ve zaman durdu. Oğlunun işaret parmağı, kucağındaki bebeğin gözünün içindeydi. Akmaya devam eden kan yerdeki halıyı dalgaya yakalanmış küçük bir tekne, gibi sarsıyordu. (nida) Balkon kapısı daha kadın yaklaşmadan kendiliğinden açılmıştı. Dışarıda uğultularla esen rüzgâr peşinden buz gibi gece havasını ve yağmurun iri damlalarını da odaya sürüklemişti. Kapının açılmasıyla birlikte balkonun yanındaki yemek masasının üzerinde duran bir tomar kâğıt dört bir yana uçuştu. Oğluna doğru atılan kadının elleri boşlukta çırpınıyordu. Doğruldu. Bir hayal gördüğünden kuşkusu kalmamıştı artık. Ayağına takılıp duran kilimi almak için yere eğildi. Uçuşup sağa sola dağılan kâğıtlardan bir tanesi tam elinin altında duruyordu. Boş bir kâğıttı yalnızca. Bu sırada rüzgârın savurduğu kapı büyük bir gürültüyle yeniden kapandı. Bir an için bulutların arasından başını uzatan ay ışığında kadın önünde duran kâğıdın boş olmadığını gördü. Tek bir sözcük yazıyordu üzerinde. EVET. (Deniz Canefe) Kadın sırtına ve ensesine esen soğuk rüzgârın dondurucu etkisinin medet umarak kendini toplamaya çalıştı. Bunların hepsi bir kâbus olmalıydı. Sanki elindeki kâğıt bunun cevabını veriyordu. EVET kâbus..berbat bir kâbus.. Gözlerini kapadı. Niye daha önceden düşünmemişti? Bunun muhakkak faydası olacaktı. Ah,rüzgâr hala sırtındaydı,yere yayılmış kanın içini bayıltan kokusu da burnunda..Birden garip bir şey oldu. Rüzgâr durmuştu,istemsizce gözlerini açtı. Şaşkınlıkla etrafına bakıyordu şimdi. Havada asılı kalmış beyaz kâğıtlar,oğlunun parmağını soktuğu bebekten yere düşen kandamlası,rüzgârın savurduğu perde hepsi,evet hepsi havada asılı kalmıştı. Oğlu,bir ayağı üzerinde sağa doğru devrilecek gibi donmuş ve korkunç devinimi yarım kalmıştı. Kadının aklında bütün bu olanların mantıklı bir açıklaması belirdi. Çocuğunun odasına yöneldiğinde tüm kâbus eve geri dönmüştü ve her yeri kasıp kavurmaya yeniden başlamıştı. Kadın artık korkmuyordu. Oğlunun açık bilgisayarının ekranında ki İngilizce yazıyı öfkeli bir ifadeyle okudu; "Programdan çıkmak için şifreyi giriniz" Kadın başını çevirip salonun ortasında sallanmaya devam eden çocuğunun görüntüsüne sinirli bir bakış attı ve klavyenin tuşlarında titreyen parmaklarını gezdirerek "Egemen Üc" yazdı ve enter tuşuna bastı. (Dersaadet) Genç adam, elinde ki kâğıdı ve kalemi bir çırpıda duvara fırlattı. Ne duvara çarpan ne de yere düşen bir kalem sesi duyuldu. Yanağındaki acıya aldırmadan tekrar perde ile bütünleşti. Karşı evin penceresinde gördükleri karşısında korkusu bir kat daha arttı. Etrafa korkunç ışıklar saçan bir bilgisayar odayı içine çekiyor ve bir kadın sesi kulakları tırmalarcasına bağırıyordu “Egemen üç”. Genç adamın eli cebine gitti, bu kelimeleri not etmeliydi. Parmaklarının ucu boşluğa dokundu, ürperdi. Islık çalmayı denedi, yapamadı. Gök gürledi, içinden saymaya başladı adam bir, ki, üç, dört, beş… Şimşek çaktı, oda aydınlandı ve genç adamın dizleri onu taşıyamadı. Fırlattığı kalem duvarda asılı bir bebek resminin gözüne saplanmış, kan fışkırıyordu… (nida)
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Ben bunu bağış olarak adlandırmayacağım ve katılacağım. Bu siteden umudu olan ve bir şeyleri değiştirmek isteyen herkes katılmalı.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
piç bence de iyi bir roman ama ben Hakan GÜNDAY'ın daha eski iki romanını "ZARGANA" ve "KİNYAS VE KAYRA" ÖNCELİKLE ÖNERİRİM...
Başa Dön