"Benim için bir kitap, bir ayna gibidir; eğer bir aptal bakarsa, bir aptal göremez." - Mark Twain"

?

???

July 2026 tarihinde katıldı

Son forum iletileri

?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Hoşbulduk Eylül, Alıntı yapmanda bir sakınca yok tabiki.. Bu arada izedebiyat hakkında içimden şunları söylemek geldi : Her dönemde insanın kalbinin, ilgisinin, yaratıcı zekasının daha çok yöneldiği bir alan vardır hayatta. Çocukluğumda bu ; Futbol, atari oyunları, misket vs. idi Orta okul yıllarında ; Kızlar vs. oldu Lise döneminde ; Üniversite hazırlık Üniversite Döneminde: Okulu bitirmek YÜksek Lisansda : Önce siyaset, sonra müzik Askerlik sonrasında : İş hayatı Bu alanların herbirinde (iş hayatı hariç) kendimi o alana ait hissettim. Herşey sanki kendiliğinden gerçekleşmişti.( Bu belki de "para kaygısının olmadığı yerde insan özgürce ve 'kendini bulmuş' şekilde yaşar" felsefesidir. ) Yazarlık da benim için böyle ve izedebiyat da bana evimdeymişim hissi veriyor. Halbuki iş hayatına hiç alışamadığım dönemlerde ortam sıkıntısı çok çektim. Vakıfları araştırdım, dernekleri gezdim, dövüş sporuna başladım, muzik grubumu toparlamaya çalıştım. Ama hiçbiri şu anki "burada uzun süre kalıcıyım ve burada öğreneceğim çok şey var" sezgisini doğurmadı bende. sitede ne kadar öğretici yazı, yorum varsa hepsini bir kaç haftada okuyup bitirmeye programladım kendimi hatta siteye bağışda bile bulundum :) En az bir iki sene buralardayım inşallah hoşbulduk tekrardan
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
"Bence hayatımın tek bir hatası var . O da dünyaya gelmiş olmak." Önce bu alıntıyı hoş gördüğünü umuyorum ve mutlaka herkesin burada bulunmasının bir sebebi vardır diye eklemek istedim. Hoş geldin Murat Güzel...
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Sevgili İsa, İki iş birden yürürdü yürümesine de, benim bir eser ortaya koymak için 10 sene bekleyecek sabrım yok :). Heyecanım geçmeden yazmalıyım. Yoksa çoluk çocuğa karışıp, değiştiremeyeceğim bir kadere sahip olacağım. Bu, gün gibi ortada . NE kadar emek o kadar başarı ! 10 yaşımdan beri hergün 1 sayfa yazsaydım şimdi iki işi yürütebilirdim. "Madem geç uyandın, sen mühendissin! Bırak, mesleğini yap!" diyebilirsin. Evet mesleğimi yaparım, paramı da kazanırım ama bence bu, “kolayına kaçmak”tır. Dünyada benim "tutkusuzca" kaytararak yaptığım işi yapacak bir dolu insan var. Zaten işden ayrılacağımı söylediğim üstlerimden biri bu konudaki fikrimi destekleyecek şekilde "Firmada işler sen bıraksan da bir şekilde yürür" demiştir. Bir işde, gerçekten "aranılan kişi", " uzman" olmak isteniyorsa çalışılması taraftarıyım. Yerim doldurulacaksa ya da ben, "uzman" olmayı düşünmüyorsam, o işi yapmamın ne anlamı var? Belki de, AYN RAND'ın "Howard Roark" ve JACK LONDON'ın "Martin Eden" karakterinden çok etkilendim. Türkiye şartlarında bu karakterleri kendine örnek almak Don Kişot’luk yapmaktır bir anlamda. Er geç , toplum baskısı benim gene yakama yapışacaktır. Çünkü bu istifa ettiğim ilk işim değil 5.si.(gerçi en uzun soluklusu bu idi) . Her seferinde ayrılıp kendi yoluma gideceğim diyorum sonra yalnızlık, herkesin iş-güç sahibi olması tekrar beni iş aramaya yöneltiyor. Tam bir kısır döngü. ( Bu anlamda, bugün, üniversitedeki tez hocama da “Araştırma görevlisi olmak istiyorum diye bir mail yazdım. Sanırım yazılarıma en çok vakit ayırabileceğim ve kendimi yazar gibi hissedebileceğim yer orası. Ne de olsa yeni fikirlerin üretildiği, araştırmaların yapıldığı bir kurum ) Yazarlıkta başarıyı, renksiz bir hayatı geride bıraktıktan sonra da kazanmak istemiyorum. Yazarlık, hayal gücüme ve bana cesaret vermeli, hayatımı da renklendirmeli. Yazar olarak tanınmak değil kendimi "yazar" olarak görmek, bilmek istiyorum. Düşüncelerimin, hayallerimin, duygularımın odaklandığı bir “merkez” olsun istiyorum hayatımda. Okurları etkilemek için değil yaratıcılığımın bir “kalitesi” olduğunu ispatlamak için yazma hedefindeyim. Bu bir kimlik arayışıdır. Tüm arayışlardaki kararsızlığa son verme isteğidir. “Ben buyum!” diyebilmektir. Çünkü yazarlık tüm kopuk düşünceleri bir araya getirebilir, tüm duygulara sahip çıkabilir. Yaşanılmış herşeye bir anlam kazandırabilir. Sözün özü : Bence hayatımın tek bir hatası var . O da dünyaya gelmiş olmak. Bunun haricinde madem dünyaya geldim yapabileceğimin, yapmak istediğimin en iyisi işin savaş vermeliyim. Bu arada forumdaki yazılarından epey yararlandım teşekkür ederim.
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
Öncelikle kullandığın yazar e-posta adresi ve şifre önemli.Sahne arkasına giriş yapabilmen için.Yazılarda kullandığın isim ile yazdığın yazıya erişebilirsin. Yeni yazı eklemek için ise sahne arkasında ki "yeni yazı ekleyeceğim" butonunu kulanabilirsin.Ama yazının yayına girmesi uzun zaman alır bazen haftayı bulur.O yüzden aceleci davranma :) O yazının ortasında birşeyler çıkan kısmı ise " varolan yazımda değişiklik yapmak istiyorum " butonu ile düzeltebilirsin...Sahne arkasından... Zaman zaman teknik sorunlar yaşanıyor sitede ama aşılavak eminim.Kampanya dahilinde giderilecek tüm sorunlar... Hoşgeldin...
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
murat, hayatının hatasını yapmışşsın, o firmadaki işinle yazarlığı birlikte yürütebilirdin inan ki. boşu boşuna istifa ettin, düşünsene, parasız da kalacaksın şimdi, beynini doğru organize etseydin ikisi bi arada yürürdü, valla çok çilen var arkadaş, çoook. neyse, hoşgeldin, çile kasabasına,
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
ben yeni katıldım bu dünyaya, internet gezilerinde karşıma çıktınız. sadece merhaba demek istedim. * ancak anladığım kadarıyla zaman zaman teknik sorunlar yaşanıyor. bu sürecin sebebini bilmiyorum. yazı yollamaya çalışıyorum ancak olmuyor. yahut bir yazı yolladım bugüne kadar, onun da akıbetini bilemiyorum. yazın ortasında bir şeyler oldu, bir süre siteye ulaşamadım vs. * uzunca süredir burada olanlar bir bilgi verebilir mi?
?
İlk Roman
Yaratıcı Yazarlık
Merhabalar, Türkiye'nin tanınmış bir üniversitesinden elektrik mühendisi olarak mezun olan,sonrasında yüksek lisans ve askerliğini yapıp büyük bir firmada işe giren biriyim ben....işee girdim girmesine ama en fazla 4 ay dayanabildim. Bu ayın 15'inde istifamı vermiş ve işsizler ordusuna katılmış olacağım... "İyi de bize ne senin işinden, istifandan ve sonucundaki işsizliğinden?" dediğinizi duyar gibi oluyorum. İşte size cevabım ve yazımın bu forumla olan ilgisi: " Yazar olmak için istifa ettim ." Çünkü kafam rahat olmadan yazamayan birisiyim. Ne kadar denedimse olmadı. Haftasonu yazdığım yazılara, iş hayatı yüzünden haftanın beş günü ara vermek bana göre değildi. KEndini yazar olarak hissetmeden yazamayan belki de türünün tek örneğiyim.. Aldığım bu karar aslında büyük bir riski barındırıyor. Çünkü full-time iş yapamam artık. Belki karnımı doyuracak kadar kazancım da olmayacak bilmiyorum.. Yıllar boyu tuttuğum notlar, yazı fikirlerim, senaryo öykülerim, bilim kurgu öykülerim, ve bir türlü tutturamadığım aşk hayatım :) beni yalnızlığa ve yepyeni bir dünya kurma arayışına itti. Bu dünya, sınırsız özgürlüklerin olduğu, hayal gücü dünyasıydı ve bu dünyaya giden yol "Yazarlık" yoluydu. Hayatımın anlatmaya değecek kadar güzel geçmediğine inandığım için romanım herşeyin tamamen kurgusal olduğu fantastik, bilim kurgu türünde olmasına karar verdim. Şu anki yazımdan da anlamışsınızdır ki bir mühendis olarak epey kitap okusam da hafızam kuvvetli olmadığı için ve de çok edebi eser okumadığım için kelime haznem çok geniş değildir. İfadelerim de çok kuvvetli değldir. ( yaza yaza gelişecektir inanıyorumki) Buna karşın, yazarlıkta bana avantaj sağlayacak bir "araştırmacı " kimliğim var..Romandaki her karakter için derin araştırmalar yapacağım belki bir karakter için 10 kitap okuyacağım..Romanda yer vereceğim her detay için internetten, kitaplardan ,dergilerden, fotoğraflardan, notlarımdan yararlanacağım. Yeni kelimeler, teknikler öğreneceğim. Hayal gücümü bilgimle donatacağım. Yazacağım bu ilk roman belki edebi bir eser değil ama okuyucunun hayatını renklendirecek, anlamlandıracak bir eser olacağına inanıyorum. saygılarımla Murat Güzel Düş sevdalısı yazar adayı
?
Yeraltından Notlar
Edebiyat Tartışmaları
Ergen! En zor olanı, sesini duyamayacak olmam. Uğultular olacak, sığınaklar insanlarla dolacak. İnsandan başka bir canlı görmek için, telaşlanacağız. Kulak kabartacağız bir sinek vızıltısına, uygun adım yürüyen fırın böceklerine. Düşüneceğiz… Biz mi ibret almalıyız, ibret almaları için mi gönderildi tüm diğerleri. Uygun adım. Gün çekildi. Hani sazanlar ağlamazdı… Üç karış suyun üstüne zıplamaları, kurutmak içinmiş gözyaşlarını. Bildiğim için portakal sevdanı, üç saksı aldım. Umarım üzülmezsin, öldüler. Ah! O ellerin… Dua gibi birbirine kenetlediğin, saçlarım. İlk boğumları kaşlarımı okşarken, ikinci boğumları kirpiklerimde, parmakların… Yine çiçek mi topladın, avuçların… Hani hep yok olmamı düşlemiştin ya, oldum be güzelim. Dönemediğim akşamlar gibi, karanlık… Beyaz kanatlarımın altında ölümcül patlamalar. Havuzuma karga düşmüş, senin kulağında yabancı parçalar, sesimi duyamayacaksın. Peki dudakların… Duvar, avlu, kutsal ve kan… Kucağında vuruldum, saklarken gövdene beni. İki heceden ibaret” baba” ve aynı iki heceden ibaret “oğlum” gerisi kan. Altın kupa meraklısı çok şarapçılar var be güzelim, son resmin meraklısı, istiridye ve inci “L”. Kutsal sözlerle seni uğurlamayacağım, sesin de kayıp. Duydun mu beni…
?
Yeraltından Notlar
Edebiyat Tartışmaları
zamanın boşluğunda yolculuğun ilk adımıdır ergenlik çağı. kendini tanıma zamanı gelmiştir. daha doğrusu yaradılışı tanıma zamanıdır. herşeyin toz pembe olduğu dünyanın ikinci kapısından içeri girerken, arada bir dönüp arkasına bakarak çocukluğunu bırakmak istemese de ana kuzuluğuna veda etme zamanıdır. geride bir çocukluk kalmıştır. uçup giderken arkasında kıpır kıpır bir yürek bırakmiş. coşkulu ve asi. bazen susukun görünse de asiliktir onun. sevdaya kapılmış farkına varmadan. bazen bir çiçeğe bazen bir nazenine belkide bilinmedik biri. sevda kavak yeleri gibi serde yer almıştır bir oyana bir bu yana salanır durur. altında aşkının ismini çakı ile kazan yeni aşıklar gibi. yaşamı kazımaktır beleğine. haydi kolay gelsin diyeceklerin bakışları altında. ağır ama hafletilebilinecek uzun bir yolculuk. dün olduğu gibi bu günde herkese kolay gelsin.
?
Roman Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Bak İsa! Sen kitabını bana yollamadın, ben senin kitabını satın aldım. Ve güzellik yapmışsın, iki şiir kitabı göndermişsin. “O şairin eserlerini beğendim, Bir Bulgar göçmeninde böyle Türkçe, pes…” Biz miyiz göçmen… Kitabını okumaktayım, bitmedi. Bitsin ki yorumum olacak tabi “nidaca”. Ama seni azminden dolayı tebrik ederim. Emeğe saygım var. Kitabını gördüğümde buzlar eridi. Bir emek işçisi olarak sana saygı duydum, bitsin bakalım kitabın yazar olarak da benimseyeceğim mi… Saygılar.
?
Roman Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
aha maydonoz olayım.... uygulamayı sevdim... kim bu isa yahu... gıcık oluyorum bu adama. pis reklamcı....
?
Roman Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
kitabımı sevgili nida'ya da gönderdim, artık o düşüncelerini yazar herhalde, bir keresinde bu foruma romandan bir parça koymuştum, o romanı bitirdim, bir yayınevine yolladım, sonuç olarak, editör romanı beğendi, birkaç övgü vs. ama roman tarz olarak yayınevine uymuyormuş..... e bu beni güçlendirdi. editör romanın dilini zor buldu.................ben de dili üstünde yeniden çalışmayı teklif ettim... bakalım, dili üstünde yeniden çalışacağım... ve başka bir romanı da yollayacağım onlara...
?
Öykü Atölyesi
Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulun da bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkânsızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğukkanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adam, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorlukla da olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kâbus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için eğilmişti. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Bana değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) ... Genç adam tıpkı filmlerde gördüğü özel dedektifler gibi beyaz bir atletin üzerine pardösü giymiş, bu kılığını iki gün önce kiraladığı odada da değiştirmemişti. Otuz altı saattir pencerenin önünde, yanaklarını yara yapan sert perdeye yüzünü dayamış duruyordu. Gözleri her kapanmaya başladığında kendine tokatlar atıyor, bildiği şarkıları söyleyerek uyanık kalmaya çalışıyordu. Ne var ki çok fazla şarkı yoktu aklında. “Toprağın, ateşin ve ışığın çocukları...” diye düşündü. “Neden rahat bırakmıyorsunuz birbirinizi?” Göreceğini görmüştü. Not defterini çıkarıp ince, okunaksız yazılara yenileri ekledi. Uzun zamandır yaptığı hesaplarda yanılmamıştı. “İnsanların ve cinlerin kötülüklerinden koru!” Elinde tuttuğu kalem sanki kendiliğinden yazmıştı bu sözcükleri... “Ve melekler ne iyidirler, ne de kötü!” Çok iyi biliyordu ki iyi ya da kötü olmayan bir şey bazen iyi, bazen kötü olmak zorundaydı... (Kenan Şahin) *** Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar, lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Bu ev için anlatılanlar doğru olamazdı. Kapının kolundan elini usulca çekti. Yatak odasına giderek, dedesinin ölmeden önce avuçlarının içine tutuşturduğu cevşeni alıp boynuna taktı. Bildiği tüm dualar dudaklarında titriyordu. Oğlunun odasına yöneldi, bir kez daha kapının kolunu tuttuğunda sırf elleri değil tüm bedeni titriyordu. (nida) Kapıyı açtığında burnuna gelen keskin kokuyla yüzünü buruşturdu. İçeriden hiç ses gelmiyordu. Telaşla odaya daldı. Oğlunun yatağı sabah düzelttiği gibi duruyordu. Küçük masasının önünde duran sandalye yere devrilmişti. Ama bunun dışında her şey sabahki gibiydi. Şaşkın adımlarla pencereye doğru yürüdü. Kokuya dayanamıyordu, gözleri yanıyordu, camı açması gerekiyordu. Pencerenin koluna elini uzattığı sırada bir anda donup kaldı. Can dışarıdaydı. Üzerinde okul önlüğü, sırtında okul çantasıyla arka bahçede durmuş yukarı bakıyordu. Sonra çocuk arkasını dönüp koşmaya başladı. Kadın arkasından seslenmek için pencereyi açmaya çalıştı ama yapamadı. Pencerenin kolu çivilenmiş gibiydi, hiç kımıldamıyordu. Fazla uğraşmadı, koşarak odadan dışarı çıktı. Karanlık salonu hızla geçerken ayağı yerdeki kilime takıldı, tökezledi. Titiz elleriyle her gün toplayıp temizlediği salonun ortasında o kilimin ne aradığını anlayamamıştı ama bunu düşünecek zamanı yoktu. Sokak kapısına koştu, tokmağı çevirdi. Ama kapı açılmıyordu. (Deniz Canefe) Tekrar balkona doğru yöneldi, çakan şimşeğin odayı aydınlatması ile olduğu yerde buz kesti. Oğlu, elinde küçük bir bebekle odanın ortasında bir saat sarkacı gibi iki yana salınıyordu. Gözlerini ovuşturdu, bu aklının ona oynadığı bir oyun olmalıydı… Oğluna doğru yöneldi, ayağı kaydı ve tökezledi. Bu demin ayağının ucuyla masanın altına ittiği kilim olamazdı. Ayaklarının altında kaygan, ıslak ve sıcak bir şeyler vardı. Şimşeğin tekrar çakması ile oda yeniden aydınlandı ve zaman durdu. Oğlunun işaret parmağı, kucağındaki bebeğin gözünün içindeydi. Akmaya devam eden kan yerdeki halıyı dalgaya yakalanmış küçük bir tekne gibi sarsıyordu. (nida) Balkon kapısı daha kadın yaklaşmadan kendiliğinden açılmıştı. Dışarıda uğultularla esen rüzgâr peşinden buz gibi gece havasını ve yağmurun iri damlalarını da odaya sürüklemişti. Kapının açılmasıyla birlikte balkonun yanındaki yemek masasının üzerinde duran bir tomar kâğıt dört bir yana uçuştu. Oğluna doğru atılan kadının elleri boşlukta çırpınıyordu. Doğruldu. Bir hayal gördüğünden kuşkusu kalmamıştı artık. Ayağına takılıp duran kilimi almak için yere eğildi. Uçuşup sağa sola dağılan kâğıtlardan bir tanesi tam elinin altında duruyordu. Boş bir kâğıttı yalnızca. Bu sırada rüzgârın savurduğu kapı büyük bir gürültüyle yeniden kapandı. Bir an için bulutların arasından başını uzatan ay ışığında kadın önünde duran kâğıdın boş olmadığını gördü. Tek bir sözcük yazıyordu üzerinde. EVET. (Deniz Canefe) Kadın sırtına ve ensesine esen soğuk rüzgârın dondurucu etkisinin medet umarak kendini toplamaya çalıştı. Bunların hepsi bir kâbus olmalıydı. Sanki elindeki kâğıt bunun cevabını veriyordu. EVET kâbus..berbat bir kâbus.. Gözlerini kapadı. Niye daha önceden düşünmemişti? Bunun muhakkak faydası olacaktı. Ah, rüzgâr hala sırtındaydı, yere yayılmış kanın içini bayıltan kokusu da burnunda..Birden garip bir şey oldu. Rüzgâr durmuştu, istemsizce gözlerini açtı. Şaşkınlıkla etrafına bakıyordu şimdi. Havada asılı kalmış beyaz kâğıtlar, oğlunun parmağını soktuğu bebekten yere düşen kandamlası, rüzgârın savurduğu perde hepsi, evet hepsi havada asılı kalmıştı. Oğlu, bir ayağı üzerinde sağa doğru devrilecek gibi donmuş ve korkunç devinimi yarım kalmıştı. Kadının aklında bütün bu olanların mantıklı bir açıklaması belirdi. Çocuğunun odasına yöneldiğinde tüm kâbus eve geri dönmüştü ve her yeri kasıp kavurmaya yeniden başlamıştı. Kadın artık korkmuyordu. Oğlunun açık bilgisayarının ekranında ki İngilizce yazıyı öfkeli bir ifadeyle okudu; "Programdan çıkmak için şifreyi giriniz" Kadın başını çevirip salonun ortasında sallanmaya devam eden çocuğunun görüntüsüne sinirli bir bakış attı ve klavyenin tuşlarında titreyen parmaklarını gezdirerek "Egemen Üc" yazdı ve enter tuşuna bastı. (Dersaadet) Genç adam, elindeki kâğıdı ve kalemi bir çırpıda duvara fırlattı. Ne duvara çarpan ne de yere düşen bir kalem sesi duyuldu. Yanağındaki acıya aldırmadan tekrar perde ile bütünleşti. Karşı evin penceresinde gördükleri karşısında korkusu bir kat daha arttı. Etrafa korkunç ışıklar saçan bir bilgisayar odayı içine çekiyor ve bir kadın sesi kulakları tırmalarcasına bağırıyordu “Egemen üç”. Genç adamın eli cebine gitti, bu kelimeleri not etmeliydi. Parmaklarının ucu boşluğa dokundu, ürperdi. Islık çalmayı denedi, yapamadı. Gök gürledi, içinden saymaya başladı adam bir, ki, üç, dört, beş… Şimşek çaktı, oda aydınlandı ve genç adamın dizleri onu taşıyamadı. Fırlattığı kalem duvarda asılı bir bebek resminin gözüne saplanmış, kan fışkırıyordu… (nida) Hastanenin acil servisine giren ambulanstan inen mavi gömleklilerden uzun boylu olan genç delikanlı; “Paramedik Zeynep hanım’ı bulun hemen, Doktor Figen hanım’a da haber verin, çok ilginç bir durum nabız her an için duracak gibi, atmıyor sanki, tansiyon normalin çok altında, kaybetmek üzereyiz hastayı, çabuk, çabuk olun biraz …” diyerek sedyeyi diğer arkadaşı ile birlikte yere indirmeye çalışıyordu. Sedyenin üzerindeki kadın tüm konuşulanları duyuyordu, hatta kalbinin ara sıra attığını bile. Ama hiç bir şey yapamıyor, sadece duyuyor ve düşünüyordu, parmağını kıpırdatmaktan acizdi. Yaşadıklarına anlam veremiyordu, bir kazaya şahit olmuştu, bayıldığını hatırlıyordu, ambulansı, beyaz gömleklileri, adamın kaybolduğunu, sonra evinde geçenler... En son evindeki kırmızı şapkalı, elinde konfetileri ile gülümseyen bebek resminin üzerindeki kalemi ve bebeğin gözünden akan kanlar aklına geliyor çıldıracak gibi oluyordu. Hiç biri diğerini örtüştürmüyordu, neydi yaşadıkları, bir kabus mu, bir rüya mı ve en kötüsü bir gerçek mi? “Egemen üç” neydi ve o kaza olmuş, yerde yatan adam ölmüş müydü… Ve bu kadar kısa zamana sığan bu yaşadıkları neydi…(Olgun Onur) Kadın ambulanstan indirilirken yeniden kendinden geçer gibi oldu. Direndi. Bu kez uyumayacaktı. Ne kadar da sıcaktı. Gözlerini açmak istiyordu ama korkuyordu. Birinin ona doğru eğildiğini hissetti. Üzerine bir örtü örtülmüştü. Şimdi gözlerini açabilirdi işte. Beyaz örtünün arasından sızan soluk ışığın içinde hareket eden karaltıları görebiliyordu. Karaltılardan biri yanına yaklaştı. Hızla örtüyü çekti. Kadın örtü üzerinden çekilir çekilmez yeniden gözlerini kapamıştı. Hoyrat bir el kadının parmaklarını birer birer açıp aralarında duran buruşuk kağıdı çekerek aldı. Kağıdı elinden bırakır bırakmaz kadının gözleri kendiliğinden açıldı. Şaşkın gözlerle çevresine bakındı. Kaldırımın hemen dibinde yatıyordu. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan sırılsıklam olmuş saçlarını arkaya attı. Ayağa kalktı. Aniden çakan bir şimşekle ürküp başını öne eğdi. Şimşeğin ardından gelen gök gürültüsü dalga dalga sokağı sararken köşede siyah bir araba belirdi. Karşı apartmanlardan birinin penceresinden bakan genç adam siyah arabayı görünce ürperdi. Böyle olmasını istememişti o. Ama çaresizdi. Siyah araba hızla yaklaşıyordu. (Deniz Canefe)
?
Genel Tartışma
Açık Büfe
İçinde küfür olan iletiler hiçbir zaman barındırılmıyordu, bu noktada yenilik yok... Silinen iletiler yüzünden bağlamsız kalan iletiler de kaldırılıyordu, burada yenilik yok... Otoriter yönetim? Ne yönetimi? İletilerin içinde sözcükleri tarayan bir bilgisayar programı, onun dışında bir iki tık falan... neyse...
Başa Dön