"Kelimelerin gücüyle dünyaları değiştirin."

Ruh Katılımı (Ortak Yaratıcılık)

Öykü Atölyesi

30 görüntülenme · 81 ileti
??? #1
imdat bey lütfen açılışı yapın başlatın devamını toplu halde getiririz yürek koyduk bu işe. birlektiliğe...
??? #2
Bir varmış, bir yokmuş Hem evvel hem kalbur bir zaman içinde, elbette insanlar neyin içinde olduğunu bilmez iken, varlığı yokluğu bilinmez, sorsan haritada gösterilmez bir diyarda annesinin algıladığı dünya ekseninde dünyalar güzeli bir kız varmış... Aslında hem varmış, hem yokmuş... Bir varmış, bir yokmuş...(Gökçen) Bu güzel kızın hem var hem yok olmasının nedeni, herkesin onu göremiyor olmasından kaynaklanıyormuş.Yüreği sevgiye açık olanlar, hoşgörülü olanlar bu güzel kızı görebiliyorlarmış. Güzel kız, günlerden bir gün gönlünü bir delikanlıya kaptırmış.Hayalleri, umutları, korkuları bu delikanlı içinmiş.Ama gel gelelim, güzel kızın aşık olduğu genç, bu kızın varlığından bile haberdar değilmiş.Çünkü onun gönül gözü kapalıymış ve kızı göremiyormuş.Sizin anlayacağınız, zavallı kız, karşılıksız bir aşk yaşıyormuş. Güzel kız, aşık olduğu gencin kendisini görebilmesi için bir çare bulmalıymış.Ama nasıl?....Düşünmüş düşünmüş, aşık olduğu gencin gönül gözünü açabileceği, kendisini görmesini saağlayabileceği çareler aramaya başlamış.Duymuş ki, oralarda bilgeliğiyle ün yapmış bir Sultan Nine varmış. Aklına koymuş ona gidip, yardım istemeyi.Ne yapıp edip, o nineye gidecek, kendisine yardımcı olmasını isteyecekmiş. Ama babası, güzel kızını bir urgan boyu bile gözünden uzaklaştırmıyormuş.Babasından habersiz Sultan Nine'ye nasıl gideceğini kara kara düşünmeye başlamış. İşte böyle kara kara düşünürken, bir gece yarısı, penceresindeki tıkırtıyla uyanmış.Körpe yüreği hop etmiş.Usulca predeyi aralayınca, penceresine tünemiş güzel bir kuş görmüş........Kuş, - masal bu ya - başlamış konuşmaya:
??? #3
Bir varmış, bir yokmuş... Hem evvel hem kalbur bir zaman içinde, elbette insanlar neyin içinde olduğunu bilmez iken, varlığı yokluğu bilinmez, sorsan haritada gösterilmez bir diyarda annesinin algıladığı dünya ekseninde dünyalar güzeli bir kız varmış... Aslında hem varmış, hem yokmuş... Bir varmış, bir yokmuş...(Gökçen) Bu güzel kızın hem var hem yok olmasının nedeni, herkesin onu göremiyor olmasından kaynaklanıyormuş.Yüreği sevgiye açık olanlar, hoşgörülü olanlar bu güzel kızı görebiliyorlarmış. Güzel kız, günlerden bir gün gönlünü bir delikanlıya kaptırmış.Hayalleri, umutları, korkuları bu delikanlı içinmiş.Ama gel gelelim, güzel kızın aşık olduğu genç, bu kızın varlığından bile haberdar değilmiş.Çünkü onun gönül gözü kapalıymış ve kızı göremiyormuş.Sizin anlayacağınız, zavallı kız, karşılıksız bir aşk yaşıyormuş. Güzel kız, aşık olduğu gencin kendisini görebilmesi için bir çare bulmalıymış.Ama nasıl?....Düşünmüş düşünmüş, aşık olduğu gencin gönül gözünü açabileceği, kendisini görmesini sağlayabileceği çareler aramaya başlamış.Duymuş ki, oralarda bilgeliğiyle ün yapmış bir Sultan Nine varmış. Aklına koymuş ona gidip, yardım istemeyi.Ne yapıp edip, o nineye gidecek, kendisine yardımcı olmasını isteyecekmiş. Ama babası, güzel kızını bir urgan boyu bile gözünden uzaklaştırmıyormuş.Babasından habersiz Sultan Nine'ye nasıl gideceğini kara kara düşünmeye başlamış. İşte böyle kara kara düşünürken, bir gece yarısı, penceresindeki tıkırtıyla uyanmış.Körpe yüreği hop etmiş.Usulca perdeyi aralayınca, penceresine tünemiş güzel bir kuş görmüş........Kuş, - masal bu ya - başlamış konuşmaya:(Kamuran) -"Güzel kız, güzel kız beni duyuyor musun?" -"Aaa , ama sen konuşuyorsun!" -"Evet, konuşuyorum ve beni sadece sen duyabiliyorsun." -"İyi de nasıl olur?" -"Anlatacağım, demiş güzel kuş. Anlatacağım ama önce bana kimseye anlatmayacağına dair söz vermelisin güzel kız..." Güzel kız korkuyu atıp üstünden, sevinçli bir heyecana kapılmış. Güzel kız, güzel kuşa : -"Hadi ne olur bir an önce söyle, söz veriyorum hiç kimseye söylemeyeceğim" demiş. Zaten güzel kızı gönül kapısı açık olmayan, yüreğinden sevgi pınarı akmayan hiç kimse göremiyormuş. Güzel kız ise sadece bir kişinin kendisini görmesini istiyormuş. O da gönlünü kaptırdığı genç...Güzel kuş söze girmiş: -"Şimdi beni iyi dinle güzel kız. Beni buraya Sultan Nine gönderdi." Güzel kız şaşkın şaşkın güzel kuşa bakmış. Güzel kuş konuşmaya devam etmiş: -"Sultan nineyi görmek istermişsin. Ona bir diyeceğin varmış. Bu senin sırrınmış öyle mi?" (naile)
??? #4
Bir varmış, bir yokmuş... Hem evvel hem kalbur bir zaman içinde, elbette insanlar neyin içinde olduğunu bilmez iken, varlığı yokluğu bilinmez, sorsan haritada gösterilmez bir diyarda annesinin algıladığı dünya ekseninde dünyalar güzeli bir kız varmış... Aslında hem varmış, hem yokmuş... Bir varmış, bir yokmuş...(Gökçen) Bu güzel kızın hem var hem yok olmasının nedeni, herkesin onu göremiyor olmasından kaynaklanıyormuş. Yüreği sevgiye açık olanlar, hoşgörülü olanlar bu güzel kızı görebiliyorlarmış. Güzel kız, günlerden bir gün gönlünü bir delikanlıya kaptırmış. Hayalleri, umutları, korkuları bu delikanlı içinmiş. Ama gel gelelim, güzel kızın âşık olduğu genç, bu kızın varlığından bile haberdar değilmiş. Çünkü onun gönül gözü kapalıymış ve kızı göremiyormuş. Sizin anlayacağınız, zavallı kız, karşılıksız bir aşk yaşıyormuş. Güzel kız, âşık olduğu gencin kendisini görebilmesi için bir çare bulmalıymış. Ama nasıl? Düşünmüş, aşık olduğu gencin gönül gözünü açabileceği, kendisini görmesini sağlayabileceği çareler aramaya başlamış. Duymuş ki, oralarda bilgeliğiyle ün yapmış bir Sultan Nine varmış. Aklına koymuş ona gidip, yardım istemeyi.Ne yapıp edip, o nineye gidecek, kendisine yardımcı olmasını isteyecekmiş. Ama babası, güzel kızını bir urgan boyu bile gözünden uzaklaştırmıyormuş.Babasından habersiz Sultan Nine'ye nasıl gideceğini kara kara düşünmeye başlamış. İşte böyle kara kara düşünürken, bir gece yarısı, penceresindeki tıkırtıyla uyanmış.Körpe yüreği hop etmiş.Usulca perdeyi aralayınca, penceresine tünemiş güzel bir kuş görmüş........Kuş, - masal bu ya - başlamış konuşmaya:(Kamuran) -"Güzel kız, güzel kız beni duyuyor musun?" -"Aaa , ama sen konuşuyorsun!" -"Evet, konuşuyorum ve beni sadece sen duyabiliyorsun." -"İyi de nasıl olur?" -"Anlatacağım, demiş güzel kuş. Anlatacağım ama önce bana kimseye anlatmayacağına dair söz vermelisin güzel kız..." Güzel kız korkuyu atıp üstünden, sevinçli bir heyecana kapılmış. Güzel kız, güzel kuşa : -"Hadi ne olur bir an önce söyle, söz veriyorum hiç kimseye söylemeyeceğim" demiş. Zaten güzel kızı gönül kapısı açık olmayan, yüreğinden sevgi pınarı akmayan hiç kimse göremiyormuş. Güzel kız ise sadece bir kişinin kendisini görmesini istiyormuş. O da gönlünü kaptırdığı genç...Güzel kuş söze girmiş: -"Şimdi beni iyi dinle güzel kız. Beni buraya Sultan Nine gönderdi." Güzel kız şaşkın şaşkın güzel kuşa bakmış. Güzel kuş konuşmaya devam etmiş: -"Sultan nineyi görmek istermişsin. Ona bir diyeceğin varmış. Bu senin sırrınmış öyle mi?" (naile) Kuş tünediği yere sıçmış. Ağaçlar halinden mutlu. Bahar zamanı… Değil kuşa, sultan bir akasya dalı uzatsan, öpermiş. Yukarıdakilere dudak bükmüş, kuş. Kuşun tasası soyunuk tanrılarla, değilmiş. İki yarasa musallat olmuş, peşine. Ve masal başlamış; Develer tellal, pireler berber. Kimi yürüyen merdivenlerden gitmiş, kimisi de az ve uzak. Yolları boyalı, duruşları zümrüt iki düş, düşmüş peşlerine. Kumdan kaleler yıkılmış, avazları kesik bir Perşembe sabahında; sarı poşulu gencin köyü yanmış. Padişah tez ferman;(nida)
??? #5
Nihayet yaz tatili gelmişti.''İlkokulu bitirdin ,büyüdün artık !''diyorlardı.Hoşuna gidiyordu gitmesine de ,neden bazen de ''Sen daha küçüksün !..'' deniyor ,bunu anlayamıyordu.Şaşırıyordu.Kimi zaman büyük,kimi zaman küçük mü görünüyordu?Giydiklerinden olabilirmiydi?Ya da söylediklerinden?Bu farkı anlamak için ablasını inceliyor,onun gibi davranmaya çalışıyordu.Çünkü o her zaman büyüktü.Ona hiç,''Sen daha küçüksün'' denmemişti.Aralarında iki yaş vardı.Boylarıda aynıydı.Hatta o etekte giymezdi.Ona kalsa bu dar ve dizaltı eteklerle kendisi büyük görünüyordu.Yapısı da yaşına göre iriceydi.Hem kimi zaman ilk kez yanyana görenler ,''Hanginiz büyük?Sen büyüksün değil mi bakayım!'' diye kahkahalar atarak okşamıyorlarmıydı başını..Sevinmelimiydi ,üzülmelimiydi bunu da kestiremiyordu.Kendisine bıraksalarda birini seçse ne kadar rahat edecekti. Pencerenin önünde ,bahçe kapısından girecek olan babasını beklerlerken nefesinden buğulanmış cama ,işaret parmağıyla ,rastgele çizgiler yaptı.Televizyonun yanında ,elişi yapan annesi,başını hareket ettirmeden ,gözleriniönünde ki işinden ayırıp ,kendisine dikerek:''Koskoca kız oldun ,yapmasana böyle şeyler.!''dedi. İşte yine büyümüştü,düşündü...İstemedikleri bir şey yaptığında büyük görünüyordu.Çabuk büyümek istiyorsa ,hep istenmeyen hareketler mi yapmalıydı?Yine karar veremedi.Derken dışarının karanlığında babasının gelişini gördü.Pencerenin önündenkalkıp kapıya koştu.Getirmişmiydi?Babası eve geldiğinde ,mutlaka eli kolu dolu gelirdi.Getirdiklerinin arasında onun seveceği bir şey olurdu çoğunlukla..Canının çektiği bir yiyecek mesela.Sıcaklığını kaybetmemiş çerezlere ne çok sevinirdi.Oturup ailecek yerlerdi,televizyonun karşısında.Ama bu kez beklenen ,yemeyi arzuladığı bir şey değildi.Söz vermişti çok önceden. ''Siparişi verdim arkadaşa !Karnelerinizi alın hazır olacak .''diyordu,her akşam. ''Kıymetini bileceksiniz ama!Oraya buraya atmak yok!'' der ,nasıl kullanacaklarını anlatırdı uzun uzun.Okulda arkadaşı Gülbahar ın kolunda da vardı.Öğretmen ,teneffüs ziline ne kadar kaldığını ona sorar,büyük bir itinayla önlüğünün kolunu sıyırır ,söylerken de etrafına bakardı sırıtarak.Babam ,okul kapanmadan ,bir kaç gün önce alsaydı keşke diye düşündü. Tam bu sırada babası girdi içeri.İki elinde meyve ,sebze poşetleri vardı.Yorgun görünmüyordu bugün.Yorulduğunda gülmezdi hiç.Gülümseyerek; ''Eee! Nasıl karneler ,kırık ,çıkık yok değil mi ?'' dedi poşetleri yere bırakıp,başını okşarken. ''Yok yok baba! Sen bize verdiğin sözü unutmadın değil mi ?'' diye sordu merakla. '' Ne sözü vermişim ben?''diye göz kırptı hafiften.Biliyordu,getirmişti,anlardı neyi nasıl söylediğini. ''Gelin bakalım'' dedi koltuğa otururken.Ablasıyla yanyana durmuşlar,babasının her hareketini izliyorlardı.Derin bir nefes alarak elini cebinden çıkarmasını beklediler.İki kutu çıkartmıştı.Birini ablasına ,diğerinide kendisine verdi.Verirken de ''Sen daha küçüksün!'' dedi babası yine.Her zaman ki gibi anlamadı.Elinde ki kutuyu açarken arasıra ablasının açacağı kutuya da bakıyordu belli etmeden.Açtılar telaşla.Beklediği saate kavuşmuştu.İlk kez bir saat takacaktı takmasına ama...! Ablasına verilen ,dikdörtgen ve daha gösterişli ;kendisininkisi ise yuvarlak çok sadeydi.Bir an sevinci gölgelendi.Ablasının koluna geçirdiği,sınıfta ki Gülbahar'ın ki gibi dikdörtgen ve daha cafcaflıydı.Bir onun koluna ,bir kendi koluna baktı.Onu istiyorum diyemedi.Saati olması onu mutlu etmeliydi ama mutlu değildi işte.Hissettikleri yüzünden anlaşılacak diye koluna taktığı saati inceler gibi eğdiği başını önünden kaldıramıyordu.Öylece kalakalmıştı.Saatin üzerine düşen damlaları diğer eliyle sildi...
??? #6
Evet, ne diyorsunuz? Korku dağarcıklarımızı deşip ürkütücü, tüyler ürpertici bir şeyler çıkarabilir miyiz acaba birlikte? Bir deneyelim mi?
??? #7
Evet, biz kendimizce başladık sayılır. Öyküye henüz ad koymadık. isterseniz yazarken kendi adını kendi koysun, şimdilik yalnızca korku öyküsü olsun. Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü.(Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulun da bu saate kadar devam etmesi şart mıydı. Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı!(Olgun Onur)
??? #8
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulun da bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Bir sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin)
??? #9
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Bir sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmak üzereydi. Yerde yatan, ölümü yoksa yaralımı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur)
??? #10
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Bir sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmak üzereydi. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmaz üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona dogru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi gorunuyor."
??? #11
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Bir sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmak üzereydi. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmaz üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona dogru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi gorunuyor." (Aslıhan Kurt)
??? #12
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Bir sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmaz üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi…(Olgun Onur)
??? #13
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Bir sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmaz üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur)
??? #14
Takip ediyorum yazılanları...Katılmayı çok isterdim sizlere ama elimden gelmiyor.Denedim bir kaç defa yazamadım... İyi bir kurgu olduğu kanaatindeyim... Kutluyorum sizleri ve sabırsızlıkla bekliyorum devamını...
??? #15
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe)
??? #16
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai)
??? #17
Kadın yeniden salona döndüğünde ne düşüneceğini bilemez durumdaydı. Ortalığı b Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe)
??? #18
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe)
??? #19
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Telefon zilinin gecenin sessizligini yirtan ziriltisiyla irkildi. -alo -alo, mualla… alo… mualla… ben Abdulrezzak!… alo. -abdul nerde kaldiniz kuzum… Can yaninda mi?… nerdesiniz siz? -hayatim, firtinadan tem otoyolunda mahsur kaldik. Karsiya annemlere geldik. Bu gece burdayiz. Sabah erkenden geliriz. Sen iyimisin? -hay Allah… neyse… iyiyim, iyiyim. Tamam sabah gorusuruz. Telefonu kapattiginda biraz rahatlamis hissediyordu kendini. Mantosunu cikarip yatagin ustune atti. Vucut hatlarini en ince ayrintisina kadar teshir eden bedenine yapismis daracik elbise, gardiropdaki iki cift gozun daha buyumesine neden olmustu. Bir citirdi duyar gibi oldu bir an…mutfagin damlayan muslugu herhalde diyerek mutfaga girdiginde sabahtan kalan bardaklari ve kahvalti tabaklarina gozu takildi, “aman simdi ugrasamam” diye soylendi. Sicak bir bath aldiktan sonra uyumaktan baska bir dusuncesi yoktu o an. Cocuklugundan beri yagmurlu soguk havalarda erkenden yatmak en buyuk tutkusuydu. Elbisesini cikardi, kuvetin suyunu acti, elleriyle sicakligini olctu. Sonra aynanin karsisina gecip kendini seyretmeye basladi. Orta yasli olmasina ragmen hala cok guzel ve cekici bir kadindi. Ellerini sutyeninden iceri sokup guhus uclarina dokunmaya basladi yavas yavas. (sezai)
??? #20
Soğuk ve yağmurlu bir gündü. Uzaktan duyulan ayak sesleri birden hızlandı. Ardından bir çığlığı izleyen sert bir fren sesi duyuldu. Sonra ortalığa derin bir sessizlik çöktü. (Deniz Canefe) Anne birden irkildi, henüz eve gelmeyen Can geldi aklına, bu okulunda bu saate kadar devam etmesi şart mıydı? Kocasına da kızıyordu, her akşam iş dönüşü iki kadeh atacağına, Can'ı alıp gelse olmaz mıydı? (Olgun Onur) Kızgınlığı anlam veremediği bir başka duyguya dönüşüyordu ağır ağır. Biri sırtına diziyle bastırıyormuş gibi omuzları geri doğru kasılmaya başladı, hissettiği ince acının doruğunda tüm benliğini sarsan bir ürpermeyle içini çekip ellerini dudaklarına götürdü. Korkmuştu. Başına bir şey mi gelmişti oğlunun? (Kenan Şahin) Elindeki maşayı ocağın üstüne bırakırken yere düştüğüne aldırmaksızın kendini balkona attı. Gördüğü manzara dehşet vericiydi. Siyah renkli lüks bir arabanın önünde biri yatıyordu, Aracın şoförü olduğunu sandığı uzun boylu, koyu renk takım elbiseli bir şahıs, yerde yatan kişinin yanında bir süre eğleştikten sonra arabasına binmek üzereydi. İhtimal bile vermek istemese de, şoför olay yerinden kaçmayı düşünüyor olmalıydı. Yerde yatan, ölü mü yoksa yaralı mı olduğunu anlayamadığı kişiyi bu mesafeden tanımak imkansızdı. Bağırmak istedi. (Olgun Onur) Rüyalarda olur ya hani, bazen çığlık atarız ama sesi duyulmaz insanın. Yapamadı. Ama gördüğü manzara karşısında seyirci kalmak üzereydi. Hemen kendini topladı. Sürücüyü değil, hayatı tehlikede olan o insanı düşündü. Telefona doğru hızla koştu. Hiç soğuk kanlı olamazdı böyle durumlarda ama bu sefer tek hamlede çevirdi numarayı. "-Lütfen, acele edin. Sokağımda tam önümde bir kaza var. Menekşe sokak- Zeyrekönü. Yaralının durumu ciddi görünüyor." (Aslıhan Kurt) Ahizeyi yerine koyduğunda bacaklarının üzerinde durmakta güçlük çekiyordu. Merdivenleri üçer, beşer atlayarak sokağa indiğinde siyah araba çoktan uzaklaşmıştı yerde yatan adamın yanından. Ortada pek kan görünmüyordu, lâkin adam yerde boylu boyunca uzanmış, hareketsiz yatıyordu. Yanına yanaştı, korkuyordu, yere yığılacak gibi hissetti kendini, usulca sokuldu. Orta yaşlarda olduğu belli olan adamın, yanağı asfalta yapışmış yan yatıyordu. Kırçıllanmaya yüz tutan saçlarının arasından, yere basan kulağının yanında hafif bir kan birikintisi oluşmuştu. Hafifçe yanağından tutarak çevirmek istedi, nefes alıyordu. Zorluklada olsa sırt üstü yatırmayı becerebilmişti. “İyi misiniz bayım?” Adamın gözleri yukarıya dönük, bakışları pervasız ve anlamsızdı. Sanki derinden gelen bir solukla; “Egemen üç!” diyebildi… Bu iki kelimeyi anlamakta güçlük çeken kadını zaten kan tutardı, asfalta biriken yağmur sularına karışan kan kokusuna daha fazla dayanamazdı! Olduğu yere yığılıp kaldı beynindeki muamma ‘Egemen üç’le birlikte. ‘Egemen üç’ün ileride kendine kabus dolu günler yaşatacağını bilmeden…(Olgun Onur) Kadın ambulansın dar sokağın duvarları arasında yankılarla büyüyen çığlığıyla kendine geldi. Gözlerini açtığında beyaz arabadan inen beyaz gömleklilerin kendisine doğru hızlı adımlarla geldiklerini gördü. Yağmur hızını iyice arttırmıştı. Sokağın yamru yumru parke taşlarının üzerinden küçük, çamurlu nehirler akıyordu aşağı doğru. Kadın doğrulup oturduğu sırada yanına yaklaşan beyazlılardan biri ona eğildi, yüzüne bakıp arkaya seslendi. "Kendine geldi, yaralıya benzemiyor." Yanına gelen öteki beyazlı şimdiden kadını yoklamak için uzanmıştı. Kadın silkinip kendine uzanan eli itti. Zayıf bir sesle "Ben değil, ona bakın," dedi. Titreyen eliyle yaralı adamı gösterecekti ama parmağının gösterdiği yerde hiç kimse yoktu. Sokaktan hızla aşağı doğru akan yağmur sularından başka bir şey göremiyordu. Beyazlılardan birinin ona "İyi misiniz?" diye sorduğunu duyunca başını salladı. Sendeleyerek yerinde doğruldu, arkasına bakmadan evine doğru yürümeye başladı. Ambulans bir ambulanstan hiç beklenmeyen bir sessizlikle oradan uzaklaşırken yandaki evlerden birinin kapalı perdesinin arkasından iki çift göz kadını izliyordu. (Deniz Canefe) “iyi parca” diye gecirdi icinden bir tanesi, kadının dolgun kalcalarından ayırmadan gözlerini. Digeri başıyla onayladı onu sırıtarak ve belli belirsiz birseyler mirildandi, bir yandan testislerini kaşırken. Bir ara diş kapının vuruldugunu sandılar. Kısa boylu olanı, parmaklarıyla hafifce araladıgı perdeyi indirerek korku dolu adımlarla kapıya yöneldi. (sezai) Kadın ne düşüneceğini bilemez bir şekilde evden içeri girdi. Kapıyı arkasından yavaşça kapatıp çevresine bakındı. Birden ortalığın ne kadar sessiz olduğunun farkına vardı. İlk düşüncesi 'herhalde yağmur dinmiştir,' oldu. Ayakları farkında olmadan onu yeniden balkona çıkarmıştı. Gerçekten ortalıkta çıt çıkmıyordu. Ve her yer zifiri karanlıktı. Yağmur dinmişti ama gökyüzü hâlâ bulutlarla kaplı olduğu için tek tük bir iki yıldız dışında hiçbir şey görünmüyordu yukarıda. Sokağın iki ucundaki sokak lambalarından ıslak ve bomboş kaldırımlara yağan cılız ışıklar lambaları söndürülmüş binaları daha da kara gösteriyordu. Kadın kocaman açılmış gözleriyle dehşet içinde karanlık sokağa bakıyordu. Neler oluyordu böyle? Daha biraz önce okuldan dönecek olan oğlunu ve kocasını beklemiyor muydu o? Güneş ne zaman batmıştı, ne zaman gece olmuştu? Korkuyla balkondan içeri koştu. Oğlunun odasının kapısını açarken elleri titriyordu. (Deniz Canefe) Telefon zilinin gecenin sessizligini yirtan ziriltisiyla irkildi. -alo -alo, mualla… alo… mualla… ben Abdulrezzak!… alo. -abdul nerde kaldiniz kuzum… Can yaninda mi?… nerdesiniz siz? -hayatim, firtinadan tem otoyolunda mahsur kaldik. Karsiya annemlere geldik. Bu gece burdayiz. Sabah erkenden geliriz. Sen iyimisin? -hay Allah… neyse… iyiyim, iyiyim. Tamam sabah gorusuruz. Telefonu kapattiginda biraz rahatlamis hissediyordu kendini. Mantosunu cikarip yatagin ustune atti. Vucut hatlarini en ince ayrintisina kadar teshir eden bedenine yapismis daracik elbise, gardiropdaki iki cift gozun daha buyumesine neden olmustu. Bir citirdi duyar gibi oldu bir an…mutfagin damlayan muslugu herhalde diyerek mutfaga girdiginde sabahtan kalan bardaklari ve kahvalti tabaklarina gozu takildi, “aman simdi ugrasamam” diye soylendi. Sicak bir bath aldiktan sonra uyumaktan baska bir dusuncesi yoktu o an. Cocuklugundan beri yagmurlu soguk havalarda erkenden yatmak en buyuk tutkusuydu. Elbisesini cikardi, kuvetin suyunu acti, elleriyle sicakligini olctu. Sonra aynanin karsisina gecip kendini seyretmeye basladi. Orta yasli olmasina ragmen hala cok guzel ve cekici bir kadindi. Ellerini sutyeninden iceri sokup guhus uclarina dokunmaya basladi yavas yavas. (sezai)
Başa Dön