"Benim için bir kitap, bir ayna gibidir; içine bakan herkes, sadece kendi yüzünü görür." - Jorge Luis Borges"

Güç ve İktidarın İlahlaştırılması: Firavun'un Kavminden Günümüze Putperestliğin Dönüşümü

İslam'da tevhid ilkesi, sadece Allah'a ibadet edilmesini öğütlerken, tarih boyunca insanların maddi unsurları ilahlaştırdığı görülür. Firavun'un kendini ilah ilan etmesi, Kur'an'da anlatılan çarpıcı bir örnektir. "Ben en yüce Rabbinizim" diyen Firavun, salt kibirden öte, sistematik bir toplumsal kontrol mekanizması kurmuştur. Bu hikâye, iktidarın yalnızca fiziksel güce değil, manevi otoriteye de dayandığını göstermektedir.

yazı resim

İslam'ın temel prensiplerinden biri olan tevhid ilkesi, yalnızca Allah'a ibadet edilmesi gerektiğini vurgular. Ancak insanlık tarihi incelendiğinde, toplumların ve bireylerin sürekli olarak bu ilkeden saparak güç, zenginlik, iktidar gibi maddi ve manevi unsurları ilahlaştırdığı görülmektedir. Kur'an-ı Kerim'de anlatılan Firavun'un kavminin hikayesi, bu sapmanın en çarpıcı örneklerinden birini sunmaktadır.
Firavun'un İlahlık İddiası ve Toplumsal Manipülasyon
Firavun, tarihte bilinen en açık şekilde kendini ilah ilan eden yöneticilerden biridir. Kur'an-ı Kerim'de "Ve ben en yüce Rabbinizim dedi" (Naziat Suresi, 24) ifadesiyle aktarılan bu iddia, sadece bir kibir gösterisi değil, aynı zamanda sistematik bir toplumsal kontrol mekanizmasının temelidir. Firavun, Mısır'da kurduğu iktidarı yalnızca askeri ve ekonomik güçle değil, manevi bir otorite inşa ederek pekiştirmiştir. Bu durum, iktidarın sadece fiziksel güce dayanmadığını, aynı zamanda insanların zihinlerini ve inançlarını kontrol etmeyi de gerektirdiğini göstermektedir. Firavun, kendisini ilah olarak sunarak, toplumun tüm değer yargılarını kendi çevresinde yeniden şekillendirmiştir. Bu, totaliter rejimlerin kullandığı bir yöntemdir: İktidarı mutlaklaştırmak için onu kutsallaştırmak.
Firavun'un Çevresindeki Seçkinlerin Rolü
Firavun'un ilahlık iddiasını kabul edenler arasında yalnızca cahil halk kesimleri değil, toplumun seçkin tabakası da bulunmaktaydı. Kasas Suresi'nin 38. ayetinde geçen "Ey ileri gelenler, benden başka sizin için hiçbir tanrı bilmiyorum" ifadesi, Firavun'un devlet bürokrasisi ve aristokrasisi üzerinde kurduğu tahakkümü göstermektedir. Bu durum önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır: Sahte ilahlara tapınma, çoğu zaman çıkar ilişkileri üzerine kuruludur. Firavun'un çevresindeki seçkinler, onun ilahlığını kabul ederek kendi konumlarını güvence altına almışlar, maddi ve manevi ayrıcalıklarını sürdürmüşlerdir. Bu, rasyonel bir tercihten ziyade, pragmatik bir çıkar hesabının sonucudur. Hâmân'ın örneği bu durumu açıkça göstermektedir. Firavun'un baş veziri olarak, onun en yakın destekçisi konumunda olan Hâmân, efendisinin ilahlık iddiasını desteklemekte tereddüt etmemiştir. Bu, güç sahiplerinin etrafında oluşan çıkar çevrelerinin, haksızlığı meşrulaştırma ve yaygınlaştırma konusunda nasıl işlev gördüğünü göstermektedir.
Güç ve İktidarın Putlaştırılması: Toplumsal Bir Aldanış
Firavun'un kavminin durumu, insanların görünür ve somut güce nasıl saygı duyduğunu, bunu ilahlaştırma eğilimine nasıl girdiğini göstermektedir. Allah'ın sonsuz kudretini kavrayamayan veya kavramak istemeyen toplumlar, ellerinde somut bir güç gördüklerinde, bu gücü mutlak kabul etme yanılgısına düşerler. Hud Suresi'nde aktarıldığı üzere, "Ve şüphesiz ki Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir belgeyle gönderdik. Firavuna ve adamlarına. Onlar Firavun'un buyruğuna uydular ve firavunun buyruğu doğruya yöneltici değildi. " (Hud Suresi, 96-97). Bu ayetler, toplumun rasyonel düşünme yeteneğini kaybederek, otoriteye körü körüne bağlanmasının tehlikesini vurgulamaktadır.
Gücün Yanıltıcı Doğası
Firavun'un gücü, aslında Allah'ın izniyle geçici olarak kendisine verilmiş bir imkandı. Ancak bu geçici gücü mutlak zanneden Firavun ve kavmi, sonunda hem dünyada hem ahirette felaketle karşılaşmışlardır. Denizde boğulan Firavun'un hikayesi, ne kadar güçlü görünse de hiçbir beşeri iktidarın Allah'ın karşısında duramayacağının en çarpıcı örneğidir. Bu durum, günümüz toplumları için de geçerli bir ders içermektedir. Ekonomik süper güçler, askeri imparatorluklar veya teknoloji devleri, ne kadar güçlü görünseler de nihayetinde Allah'ın izniyle var olurlar ve O'nun dilemesiyle yok olurlar. Tarihin tüm büyük imparatorluklarının çöküşü, bu gerçeğin delilidir.
Putperestliğin Çok Boyutlu Yapısı
İbrahim nebinin kavmiyle olan diyalogunda görüldüğü üzere, putperestlik yalnızca fiziksel heykellere tapınmakla sınırlı değildir. Enbiya Suresi'nde geçen "Hani babasına ve kavmine 'Sizin kendisine taptığınız şu heykeller nedir?' demişti. 'Babalarımızı onlara tapanlar bulduk' dediler" (Enbiya Suresi, 52-53) ayetleri, putperestliğin aslında bir kavramsal yanılgı olduğunu göstermektedir.
Putların Temsil Ettiği Değerler
Antik toplumlarda putlar, çeşitli değerleri ve güçleri temsil ediyordu:
- Güç ve Zafer Tanrıları: Askeri başarı ve iktidarı simgelerdi
- Bereket ve Zenginlik Tanrıları: Ekonomik refah ve bolluk beklentisini temsil ediyordu
- Aşk ve Güzellik Tanrıları: Cinsellik ve fiziksel cazibe üzerinden kurulan değer sistemini yansıtıyordu
- Doğa Tanrıları: İnsanın kontrol edemediği doğa güçlerine boyun eğişini gösteriyordu
Bu putlar, aslında insanların kendi arzularının, korkularının ve değer sistemlerinin somutlaşmış halleridir. İnsanlar, güç istiyorlarsa güç tanrısına, zenginlik istiyorlarsa zenginlik tanrısına tapınıyorlardı. Yani aslında kendi arzularına tapınıyorlardı. Kur'an-ı Kerim'de bu durum şöyle ifade edilir: "Hevâsını ilah edineni gördün mü?" (Furkan Suresi, 43). Bu ayet, putperestliğin özünde nefsin arzularını ilahlaştırma olduğunu göstermektedir.
Modern Putperestlik: Çağdaş Toplumların Sahte İlahları
Günümüz dünyasında, fiziksel putlara tapınma büyük ölçüde ortadan kalkmış olsa da, putperestliğin kendisi farklı biçimlerde devam etmektedir. Modern insan, taş ve tahta heykellere değil, soyut kavramlara ve ideolojilere tapınmaktadır.
Ekonomik Güç ve Kapitalizm Putperestliği
Modern çağın en yaygın putlarından biri, paradır. Kapitalist sistemde, para sadece bir değişim aracı olmaktan çıkmış, adeta tapınılacak bir değer haline gelmiştir. İnsanlar, tüm hayatlarını para kazanmaya adamakta, bunun için ahlaki değerlerden vazgeçebilmekte, ailelerini ihmal edebilmekte, sağlıklarını feda edebilmektedir. Bu durum, Kur'an-ı Kerim'de şöyle ifade edilir:
"Diliyle çekiştiren kaş göz işaretleriyle alay eden herkesin vay haline. O ki malı toplayıp, onun hesabını yapıp durur. Şüphesiz malının onu ebedi yaşatacağını sanıyor." (Hümeze Suresi, 1-3). Burada, malı ve zenginliği mutlaklaştıran, ona aşırı değer atfeden kişilerin yanılgısına dikkat çekilmektedir.
Siyasi İdeolojilerin İlahlaştırılması
20. yüzyıl, ideolojilerin en yıkıcı etkilerinin yaşandığı dönem olmuştur. Faşizm, komünizm ve çeşitli milliyetçilik akımları, sadece siyasi görüşler olmaktan çıkmış, neredeyse dini bir bağlılık gerektiren dogmalar haline gelmiştir. Bu ideolojiler altında, liderler ilahlaştırılmış, onların her sözü mutlak doğru kabul edilmiş, onlar için ölmek en yüce erdem sayılmıştır. Stalin, Hitler, Mao gibi liderlerin kültleri, Firavun'un kendini ilah ilan etmesinden farklı değildir. Her ne kadar açıkça "ben tanrıyım" demeseler de, toplum içinde onlara atfedilen değer, onları beşer üstü bir konuma yerleştirmiştir.
Kemalizm ve Lider Kültü Meselesi
Türkiye'de Kemalizm ideolojisi de benzer bir dönüşüm geçirmiştir. Zamanla, Atatürk'ün etrafında oluşturulan kült, İslami açıdan sorunlu bir hal almıştır. "Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlılık" bir yurttaşlık görevi olmaktan çıkıp neredeyse bir iman esası haline gelmiştir. Onun sözleri sorgulanamaz dogmalar, fikirleri eleştirilemez hakikatler olarak sunulmuştur. Bu, İslam'ın temel ilkesi olan "her insan hata yapabilir, yalnızca Allah yanılmaz" prensibine aykırıdır. Daha da problemli olan, bazı çevrelerin Atatürk'e karşı gösterdikleri bağlılığın, Allah'a karşı göstermeleri gereken bağlılığın yerini almasıdır. Onun resminin evlerde Allah'ın isminden daha görünür yerlerde asılması, onun için yapılan anma törenlerinin ibadetlerden daha fazla özen gösterilerek yapılması, onun adına düzenlenen törenlerde gösterilen saygının, camide gösterilen saygıyı aşması gibi durumlar, bir tür putperestliğe işaret etmektedir. Bu eleştiri, Atatürk'ün tarihsel rolünü inkar etmek anlamına gelmez. Ancak hiçbir insan, ne kadar büyük işler yapmış olursa olsun, ilahlaştırılamaz. İslam'da, nebiler bile ilahlaştırılmamış, onların da beşer olduğu sürekli vurgulanmıştır: "De: Şüphesiz ben de sizin gibi bir insanım" (Kehf Suresi, 110).
Popüler Kültür ve Ünlü Kültü
Modern çağın bir diğer putperestlik biçimi de, ünlülere ve popüler kültür figürlerine aşırı değer atfedilmesidir. Müzisyenler, sporcular, oyuncular ve sosyal medya fenomenleri, milyonlarca takipçi tarafından adeta tapınılan figürler haline gelmişlerdir. İnsanlar, bu ünlülerin hayat tarzlarını taklit eder, onların her sözünü hakikat kabul eder, onlar için servetler harcar, onları görmek için saatlerce bekler. Bu davranışlar, putperestliğin modern biçimleridir. Çünkü bu kişilere atfedilen değer, beşeri sınırları aşmış, neredeyse kutsal bir boyuta ulaşmıştır.
Teknoloji ve Bilim Putperestliği
Bilim ve teknoloji, çağdaş dünyanın en önemli putlarından biri haline gelmiştir. Bilimsel yöntemin ve teknolojik ilerlemenin değerini inkar etmemekle birlikte, bunların mutlaklaştırılması ve her şeyi açıklayabileceğinin düşünülmesi bir tür putperestliktir. "Bilim ne diyorsa odur" mantığı, bilimi bir otorite haline getirir. Oysa bilim, sürekli gelişen, hata yapabilen, eksik olabilen bir insan faaliyetidir. Tarihin her döneminde kesin kabul edilen bilimsel "gerçekler", sonraki dönemlerde yanlış çıkmıştır. Dolayısıyla bilimi mutlaklaştırmak, onu Allah'ın yerine koymak anlamına gelir. Benzer şekilde, teknolojiye olan aşırı bağlılık ve "teknoloji her şeyi çözecek" inancı da bir tür putperestliktir. Yapay zeka, biyoteknoloji, uzay teknolojileri gibi alanlardaki gelişmeler heyecan verici olsa da, bunların insanlığın tüm problemlerini çözeceğine inanmak, Allah'ın kudretini görmezden gelmektir.
Putperestliğin Psikolojik ve Sosyolojik Temelleri
İnsanların putlara tapınma eğiliminin ardında, çeşitli psikolojik ve sosyolojik nedenler bulunmaktadır.
Belirsizlikten Kaçış İhtiyacı
İnsanlar, belirsizlikten hoşlanmazlar. Hayatın karmaşıklığı, geleceğin bilinmezliği ve ölüm gerçeği, insanda kaygı oluşturur. Bu kaygıdan kurtulmak için, insanlar somut, görünür, anlaşılır şeylere tutunmak isterler. Taş ve tahta putlar, veya modern çağda para, güç, ideoloji gibi kavramlar, bu somutluğu sağlar. Oysa İslam, insanı bu tür sahte güvence kaynaklarından kurtarıp, gerçek güvenlik kaynağı olan Allah'a yöneltir. "Kalpler, ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur." (Ra'd Suresi, 28) ayeti, bu gerçeği ifade etmektedir.
Toplumsal Uyma Baskısı
Firavun'un kavminin örneğinde de görüldüğü gibi, insanlar çoğu zaman toplumsal baskıdan dolayı putperestliğe yönelirler. "Babalarımızı böyle bulduk" (Enbiya Suresi, 53) ifadesi, geleneğe körü körüne bağlılığın putperestliğe nasıl yol açtığını göstermektedir. Modern toplumlarda da benzer bir durum söz konusudur. Kapitalist sisteme, tüketim kültürüne, popüler kültüre uyma baskısı, insanları bu değerleri sorgulamadan kabul etmeye iter. "Herkes böyle yapıyor" mantığı, ahlaki ve dini değerlerin sorgulanmasına yol açar.
Çıkar İlişkileri
Firavun'un çevresindeki seçkinlerin örneğinde görüldüğü gibi, çıkar ilişkileri putperestliğin en güçlü motivasyonlarından biridir. İnsanlar, maddi ve manevi çıkarlarını korumak için, yanlış bilseler bile belirli sistemleri ve değerleri desteklerler. Günümüzde de, kapitalist sistemi eleştirmekten çekinen iş adamları, baskıcı rejimleri destekleyen bürokratlar, haksız düzene ses çıkarmayan aydınlar, Firavun'un seçkinlerinin modern versiyonlarıdır.
Putperestlikten Kurtulmanın Yolu: Tevhid
İslam'ın getirdiği tevhid inancı, tüm putperestlik biçimlerine karşı en güçlü korumadır. Tevhid, yalnızca Allah'ın varlığını kabul etmek değil, yalnızca O'na ibadet etmek, yalnızca O'ndan korkmak, yalnızca O'na güvenmek anlamına gelir.
Allah'ın Kudretini Doğru Anlamak
Putperestliğin temel nedeni, Allah'ın kudretini tam olarak kavrayamamaktır. Firavun'un kavmi, Allah'ın gücünü anlasaydı, Firavun'un geçici ve sınırlı gücüne tapınmazlardı. Günümüz insanı da, Allah'ın sonsuz kudretini, her şeyi yaratanın ve kontrol edenin O olduğunu tam olarak kavrarsa, para, güç, şöhret gibi geçici şeylere aşırı değer vermez. Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın kudreti defalarca vurgulanır. Bu tür ayetler, insanın bakış açısını düzeltir, beşeri güçlerin ne kadar sınırlı olduğunu gösterir.
Dünya Malına Karşı Doğru Tutum
İslam, dünya malını tamamen reddetmez, ancak ona aşırı değer verilmesini yasaklar. Mal mülk, Allah'ın verdiği bir nimet ve imtihan aracıdır. İyilikte kullanılırsa sevap, kötülükte kullanılırsa günah kaynağıdır. Ancak hiçbir zaman ilahlaştırılmamalıdır.
Eleştirel Düşünme ve Taklitçilikten Kurtulma
İslam, körü körüne taklidi reddeder ve insanı düşünmeye, akıl yürütmeye davet eder. Kur'an-ı Kerim'de defalarca "aklınızı kullanmıyor musunuz?", "düşünmüyor musunuz?" gibi ifadeler geçer. Putperestlikten kurtulmanın yolu, eleştirel düşünmekten geçer. Toplumun, ailenin, çevrenin kabul ettiği her değeri sorgulamak, onların Allah'ın emirleriyle uyumlu olup olmadığını kontrol etmek gerekir. "Babalarımızı böyle bulduk" mantığı, putperestliğin devamını sağlar. Firavun'un kavminin hikayesi, sadece geçmişte kalmış tarihsel bir olay değil, günümüz için de geçerli bir uyarıdır. İnsanlık tarihi boyunca, putperestliğin biçimleri değişmiş olsa da özü aynı kalmıştır: Allah'tan başkasına ilahsal değer atfetmek. Günümüz dünyasında, fiziksel putlar yerini ideolojilere, para kazanma hırsına, lider kültlerine, teknoloji hayranlığına ve popüler kültüre bırakmıştır. Ancak bunların hepsi, temelde aynı yanılgının farklı tezahürleridir. İslam'ın tevhid mesajı, tüm bu putları kırma çağrısıdır. Yalnızca Allah'a ibadet etmek, yalnızca O'na güvenmek, yalnızca O'ndan korkmak, beşeri hiçbir gücü mutlaklaştırmamak, bu mesajın özüdür.
Toplumların sağlıklı bir dini ve ahlaki yapıya kavuşması için:

  1. Eğitim sistemlerinde tevhid vurgusu: Çocuklara küçük yaşlardan itibaren, hiçbir şeyin Allah'tan üstün olmadığı öğretilmelidir.
  2. Eleştirel düşünme kültürünün geliştirilmesi: Toplumda, her türlü fikri, ideolojiyi, geleneği sorgulama özgürlüğü sağlanmalıdır.
  3. Lider kültüne karşı mücadele: Siyasi, dini veya kültürel hiçbir liderin yanılmaz kabul edilmemesi gerektiği vurgulanmalıdır.
  4. Materyalizme karşı manevi değerlerin güçlendirilmesi: Para, güç ve şöhretin geçici olduğu, asıl değerli olanın ahiret kazancı olduğu hatırlatılmalıdır.
  5. Toplumsal uyma baskısına karşı bireysel vicdan: İnsanların, "herkes yapıyor" mantığıyla değil, vicdan ve iman ile hareket etmesi teşvik edilmelidir.
    Firavun ve kavminin akıbeti, Allah'tan başkasına tapınanların sonunun ne olduğunu göstermektedir. Denizde boğulan Firavun, tüm gücüne, ordusuna, hazinelerine rağmen Allah'ın karşısında aciz kalmıştır. Bu, her çağın Firavunları ve onların taraftarları için bir ibrettir. Günümüz Müslümanlarına düşen görev, her türlü modern putperestlik biçiminden kaçınmak ve tevhid inancını hayatlarının merkezine koymaktır. Çünkü kurtuluş, ancak "La ilahe illaAllah" (Allah'tan başka ilah yoktur) sözünün gerçek anlamıyla yaşanmasındadır.

KİTAP İZLERİ

Ezbere Yaşayanlar: Vazgeçemediğimiz Alışkanlıklarımızın Kökenleri

Emrah Safa Gürkan

"Ezbere Yaşayanlar": Modern Bireyin Konforlu Yanılgılarına Zihinsel Bir Baskın Emrah Safa Gürkan'ın kaleminden, "biricik" olduğumuz yanılgısına neşter vuran, disiplinler arası bir entelektüel serüven. Herkesin kendini
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön