"Bir yazarın en büyük dileği, yazdığı son cümlenin, yayıncısının en büyük kabusu olmasıdır." *Terry Pratchett*"

Gidiyorum

Neydi sevgi? Nerede bulunurdu? Hangi zamanlar arasında yaşanabilir? Hangi zamanlar içerisinde tüketebilirdi? Hangi tariflere uyulması gerekiyordu?

yazı resimYZ

…gidiyorum…

"Gidiyorum." dedi kadın. Bir şeyler eksik artık, dolduramıyorum yaşamı seninle. Olmuyor, çok denedim yapamıyorum… Sakince, usulca bu cümleler dökülüyor kadının ağzından. Adam sadece dinliyor. Öyle şaşkın ki, öyle derinlerde yaşıyordu ki, şimdi su yüzüne çıkmış bir balık gibi… Kadın elleriyle çıkarmıştı onu derinlerinden, derinlerden… Bulması kolay olmamıştı o büyük denizin içinde kadını… O deniz ki her mutlu anı, her kavgayı, her fedakârlığı görmüştü… Zamanla dolmuştu deniz, taşkınlar bile olmuştu… Bu sefer kendi denizinde boğuluyorlardı, onları yıllardır yaşatan deniz…

Yok, yok…

"Bitti." dedi kadın. Öyle bir ses tonuna sahipti ki adam kendini bile tanıyamaz oluyordu. Soğuk, bezgin, ruhunu kaybetmiş azılı bir katil gibiydi kadın… Ağzından soluyordu o anda, gözleri aşk kusuyordu… Hikâyelerde anlatılan cinsten çarpık ilişkilerin odağında bulmuştu kendisini... Yıllardır izlediği o dizilerdeki nefretle anılan, o "ihtiraslı aşkın kadını" rolünü üstlenmeye başlamıştı bile. Oysaki öfke duyuyordu o karakterlere… İnsanların o kadar gaddarca davranabileceğini hiçbir zaman kabullenemezdi. “Dürüst bir adam, asla bırakılmamalıydı.” Hep böyle söylerdi, hep böyle düşünürdü. Zamanın kötülüğünden şikâyet ettiği zamanlar güven dolu kalbine sığınırdı adamın.
Ve bir anda, her şey hikâyelerin istediği gibi olmaya başladı. Kadın, çarpık ilişkilerin eteğine sığınıyor, adam aşka lanetler yağdırıyordu. Ama kadın, kendini rahatlatacak bahaneler bulmuştu bile. Tıpkı, sevginin bittiğini iddia ettiği gibi… Neydi sevgi? Nerede bulunurdu? Hangi zamanlar arasında yaşanabilir? Hangi zamanlar içerisinde tüketebilirdi? Hangi tariflere uyulması gerekiyordu?

"Seni seviyorum!"

Sevgi nedir, diye sordu adama kendini haklı çıkaracak bir cevap beklercesine. Sevginin gözle görülen bir şey olmaması kadının yanlış bir şey yaptığını gösteremiyordu resmen. Kendi tanımlamaları sevginin yolunu tıkamıştı. Ama unuttuğu çok önemli bir şey vardı kadının. Hikâyelerin sonunda olduğu gibi şu anda büründüğü o karakterin yıllarca nefretle anılacağını, yaşamı boyunca yaptığı en büyük hatanın da "sevgiye olan saygısızlığı" olacağını hiçbir zaman unutamayacaktı…
Kadın, adamın ona kin kusmasını, onu terk edip gitmesini, ağza alınmayacak sözler söylemesini istiyordu. İncinmek istiyordu. Böylece biraz olsun soluklanabilir, biraz olsun kendini kandırmayı daha uzun bir süreye yayabilirdi… Öyle ruhsuz bir halde acı çekmek istiyordu ki sevgiyi bile kullanıyordu. Böylece o derin uçurumun kıyısına sürükleyebilirdi kendisini. En sonunda da kendini feda edip adamın yüreğinde kolayca izini kaybettirebilirdi.
Öyle bir haz alıyordu ki içindeki çocuk, bir oyun misali repliklerini ezberleyip tartışıyordu herkesle... O ana kadar her şeyi öyle güzelce planlamıştı ki, oyuncuların "karakterlerini", sahnenin dekorundan, piyasalardaki aşkların kurlarına göre şekillendirmişti geleceğini, adamı hiç düşünmeden…

Zaman artık onların aleyhine işlemeye başlamıştı.

Her zaman ki koskoca bir yaşam bir ses tonunun yardımıyla yine etkisiz hale getirilmişti. Tanrının işini bu sefer, kadın nasıl üstlenebildi? Hangi "kalbiyle" buna cesaret edebildi?

İşte aşk bitti…

Bir kadın ve bir adam yine yollarına duvarlar örerek geçmişlerine doğru yola çıktılar. Adım adım terk etti onları, kadın...

Nedir sevgi? Nedir aşk?

"Gidiyorum…" dedi Kadın…

"Bitti…" dedi Kadın… ]

KİTAP İZLERİ

Nohut Oda

Melisa Kesmez

Melisa Kesmez’in ‘Nohut Oda’sı: Eşyaların Hafızası ve Kalanların Kırılgan Yuvası Melisa Kesmez, üçüncü öykü kitabı "Nohut Oda"nın başında, Gaston Bachelard'dan çarpıcı bir alıntıya yer veriyor:
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön