CHP Çare midir Çaresizlik midir?
Başınız belaya girdiğinizde, kafanızdaki, kalbinizdeki neyse ortaya çıkar.
Saflık sahibiyseniz kurtulma şansınız vardır.
Ekrem beyin mahkemelerdeki laflarını okudum; ya bu nedir, savcıyla öyle şeyler diyor ki… Ekrem beyin siyasi geleceğinin olmayacağını düşünüyorum…Bu söylemlerle suçsuz olsa bile suç doğuracak söylemlere girip duruyor, savcıyla konuşmanın bir adabı vardır… Ekrem bey isyan edip dilini tutamıyor, kameralar önünde bürokrata “ahmak” dedi, bu olmaz böyle.
İyi biri. Suçsuz belli. Ama ettiği laflar onu batırıyor. Savcıya, hakime saygı şart. Savcıyla gereksiz tartışmalara girip ona hareket edip duruyor, açık seçik suç işliyor, suçsuz olduğu halde yargılanırken suç işliyor sürekli.
Ekrem bey sen kimsin, belediye başkanı değilsin, sanıksın!
Belediye başkanı gibi hareket edip duruyor. Mahkeme kurallarına uymuyor.
Gereksiz tonla tartışmaya giriyor ve işi uzatıyorlar.
Böyle birinin siyasi geleceği olmaz olamaz.
Sinirlerine hakim olamıyor, devlet adamı dili kullanmıyor.
Bilgelik sıfır, öfkeyle delirmiş.
Boşa konuşup duruyor. Konuştukça batıyor.
Ha, bu chp yine aldatacak halkı sanki. Antalya ve Uşak belediyesindeki yolsuzluklar…belediye başkanlarının yaşı ufak sevgilileri…olayı dinledim şaştım kaldım…chp’ den bir halt olmaz… onlar oy vermem vermeyeceğim…oy vermeyi bıraktım…Bay Kemal bizi herkesi aldattı, Bay Özgür ve elemanları da aynı yolda…
Saçma sapan işler yapıyorlar.,
Bay Özgür kahvede akılsızlara konuşur gibi laflar ediyor. Çok gülünç. Bu adamda kapasite yok.
Ekrem bey çok iyi laflar ederdi, severdim bu adamı; ama dilini tutamadığı için onun da siyasi geleceği olmayacak.
Ekrem bey “mavi gölü” molozla doldurmuş. Bunu nasıl yaparsın?!
Bizde siyaset yapmak hapse sık sık girmeyi gerektirir.
Açın bakın tüm liderler hapis yatmıştır, Süleyman Demirel hakim karşısında nasıl konuştu bir bakın.
Ekrem bey sen başkan değilsin. Sadece sanık Ekrem’sin.
Muhalif gazeteler bile chp’li belediye başkanlarının yolsuzluklarını yazmıyor…yahu evli bu adamlar…muhalif gazeteler bunları yazmıyor zerresini… ama chp düşmanları yazıyor anlatıyor…chp düşmanlarını dinlemem ama geçen gün bir youtube’de yayın izledim, şaştım kaldım, chp’ li belediye başkanı Özgür beyin dostu polise kapı açıyor, banyo yapmış, üstü çıplak, altını havluyla sarmış, içerde birlikte olduğu 22 yaşında kız var. Bu nasıl iğrençliktir böyle.
Ekrem bey oturup kitap yazacağına enerjisini savcıya hakaret etmekle geçiriyor… Savcıya kin nedir?
İddianameyi o yazmadı ki…
Ekrem kontrolünü yitirdi…Bu onu iyice çıkmaza sokar…suçu yoksa bile suç doğuracak şeyler diyor ve hapisten çıkması yıllar alacak. Kimse ona bunu demiyor.
Siyasilerle ilgilenmiyorum ama chp’nin yaptıklarını duyunca sinirleniyorum, bir belediyeyi daha kaybettiler, görevden alınan belediye başkanı yerine aday göstermemişler.
Ya bence bunlardan ülkeye iyilik gelmez.
Parti destekçileri bana kızacaktır. Kızın be kardeşim. Bence bu partinin yanlışilarını görün.
En basit şeylerde hata yapıp duruyoır adamlar, parti yönetiyorlar hesapta. Bakkal bile böyle kötü yönetilmez be.
Ortada berbat ve iğrenç bir yönetim var.
Bunu partinin en eski topu çaktırmadan söyledi söyleşisinde. Partiye zarar gelmesin diye Özgür beyin başkanlığının biteceği günü bekliyor. Rezaletin farkında.
Kanlarında iktidar olacak ruh yok.
Annem hiç sevmez onları.
Chp düşmanıdır.
Annem haklı.
Oysa ben anneme; "onlar iyi adamlar" derdim.
Belli oyunlarla Kemal denen adamı başkan yapın, 13 kez kaybeden adam, gık demediler, sonra belli oyunlarla Özgür bey başkan oldu, sonra başka bir oyunla başka biri başkan olacak, sürekli birbirlerinin kuyusunu kazan tipler bunlar.
İktidar olacak kanı taşıyan kimse yok bu parti içinde. Ayrıca böyle parçalanmış bir parti olmaz. Tek ruh yok ortada.
Saçmalıyorlar.
Halkı anladıkları yok.
Ben bu adamlara inanmıştım; aldattılar. Bir daha asla inanmam bu yanlış adamlara.
Yazımı tarihsel gerçeklerle zenginleştireyim;
Evliya sıra dışı fikirleri yüzünden öldürülürken “ben hak’kım demiştir. Nice evliya, suçsuz devlet adamı öldürülmüştür. Dahi Piri Reis’i Osmanlı öldürmüştür boş yere, zafer kazanamadı diye. Zor durumlarda ne yaptığın, nasıl tepki verdiğin ya seni kurtarır ya da işin içinden çıkılmaz hale sokarsın kendini.
Bir eski yazar var: Suat Derviş. Yazarlığı nasıldır; hiçbir kitabını okumadım; ama sözlerine bakılırsa bu kadın değerli bir yazar. Bu kadının bir romanı var ve Trt 1 ekranlarında ben o diziyi çocukken izledim, “Fosforlu Cevriye.” Acı verici bir şeyler anlattı film. Suat Derviş o romanı bir solcu adam üstüne kurar, solcu adama aşık olan bir kadın vardır. Bu romanı gerçek yaşamdan aldığı kişiler üstüne kurmuştur. Romandaki solcu yani komünist adam Suat Derviş’in gerçek hayatta aşık olduğu adamdır, bu çok karakterli, onurlu şerefli bir adamdır, zaten Suat Derviş bu yüzden ona aşık olmuştur, güzel bir kadındır, peşinde bir sürü göt adam varken tutup o solcu adama gönül vermiştir. Merak edip o sevgilisi hakkında google’ de bir araştırma yaptım ve hakkında söylenenlere baktım, öyle cümleler okudum ki adam hakkında. Nasıldı aklımda değil ama kalan şu: ‘kendini kaybetmeyen, yapılması gerekene asla kendini karıştırmayan çok sağlam bir kafası kalbi olan biri. En zor durumlarda en güzel kararları veren biri. Egosu yok gibi. Onu asla etkileyemezsin. O Doğrusu neyse mutlaka onu yapar. Zaaflarına asla kapılmaz, kendini kaybetmez.’ Dostları onun hakkında böyle şeyler diyor.
Ekrem bey bunu bir bilebilse? Biz bunu uygulayabilsek. Sorunların çözümünü çok daha kolay bulur ve zaman kaybına uğramayız. Asla birileriyle kavgaya, tartışmaya girmem ve girmemeye çalışırım. Çünkü zaman kaybına uğramak istemem. Arkamda avukat sürüsü olsa bile.
Ekrem bey hapse az önce atılmış gibi isyanlar söylemler içinde. Haksızlığa uğrayan tek o mu? Hapse düşmesinden çok yanlış sonuçlar çıkarıp durmuş. İsyan edip duruyor ve Tayyip beye ve Devlet beye laflar söyleyip duruyor, sanki onlar onu dinleyecek? Zekasını kaybetmiş gibi bir halde. Bakınız, Dostoyevski de siyasi figürün hışmına uğramıştır, çar hakkında olumsuz lafları duyulmuş ve idama mahkum edilmiştir, kurşuna dizilerek öldürülecektir, gözleri kapalı beklemektedir ve aniden bir haber gelir, karşısında idam mangası vardır, yani ellerinde tüfeklerle bekleyen askerler ve haber gelir, Dostoyevski’yi çar (devletin başı) affetmiştir. Dostoyevski sonra o anlarını öyle anlatır ki; bir uçurumun kenarında bir karış toprak içinde asırlarca yaşayabileceğini…yeter ki hayatta kalsın…öyle bir metin yazar ki…ölüm korkusunun korkunçluğunu, hayatta kalma iç güdüsünün gücünü anlatır ve bu metin insanın içini acıtır.
Haksız yere hapse düşen tek Ekrem bey değil ki, Ekrem vey kıyamet dolusu gereksiz ve saçma sapan laflara girişip duruyor. Ülkede yüzbinlerce insan haksızlığa uğruyor ve anayasa mahkemesine başvuruyor. Dilerim kurtulur. Ya Ekrem beyin stratejisi yok, lambır lumbur laflar ediyor, asla söylenmemesi gereken sözler söylüyor.
Dışardan birileri çağırsın, koç denen uzmanlar var, düşünce gücü olanlar, Ekrem bey şaşırmış delirmiş gidiyor, kaybetmeye doğru son sürat koşuyor. Mizahını kaybetmiş, kara mizahını… Çok öfkeli…çok isyanlı… Sanık olmayı sindirememiş. Egosuyla aslan gibi kükreyip duruyor. Solcu olmanın en değerli kısmını hiç bilmiyor, hiç öğrenmemiş. İlk acı tecrübesinde adeta kendi ipini çekiyor ve kariyerini uçurumdan aşağı atıyor.
Durumu kişiselleştirmiş ve gözleri iyice kör olmuş, aptal avukat sürüsü ise onu uyarmayıp onun saçma ve suç söylemlerini savunup duruyor. Avukat bunu asla yapmaz, savunduğu kişiyi uyarır, iyiliği için mahkemede nasıl davranması gerektiğini anlatır, hapiste neyin iyilik getireceğini… avukatların hepsi işi bilmeyen insanlar… Solculuğun en önemli kısmı: Kendini aradan çıkar, toplumun iyiliği için canını feda edene kadar mücadele et, çalış çırpın her şeyini kaybetsen hapse girsen bile. Ki kimi toplumlara Allah yüzlerce peygamber yolladı, hepsini öldürdü o toplumlar, kitaplarda bunları söylerler ama detayları bilmeyiz.
Ekrem bey, susun. Siz konuştukça batıyorsunuz. Parti içindeki tek düzgün adamdınız siz. Ki konuşma metinlerini yazan usta bir kalem yok. Olması şart. Parayla birini tutun. Ama yürekli olsun.







