"Bir eseri bitirmek, cenaze törenini düzenlemek gibidir; ne kadar ağlarsan ağla, geri gelmeyecek." - Dorothy Parker"

Eleştiri

azerbaycan Milli Tiyatro Günü

Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları Müdürlüğü yaptığım yıllarda Azerbaycana iki defa gitmiştim. Birçok Tiyatroyu gezmiş ve oynanan oyunlardan birkaçını izlemiştim. Azerbaycanlılar, sanata karşı büyük bir sevgi besliyorlar. Sanatçılarını asla unutmuyorlar. Birçok caddeye ya heykellerini dikiyorlar veya onların adlarını veriyorlar. Hatta sanatçılar için bir de orman yapmışlar. Ölen sanatçılarını da

Tiyatronun Yıkımdan Önceki Son Oyun: "Peron" Siz Hayatınızın Kaçıncı "Peron" Undasınız?

Bilinmeyen bir istasyonda, “iğrenç bir zamandayız”. Vincent ve Kornel bir tren istasyonun unutulmuş peronunda yolları kesişen iki filozof. Aslında onlar “evsiz” dediğimiz, mülkiyet ve aidiyet duygusunu çoktan aşmış insanlar. Yani, hayatta kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Kıssadan hisse “peron filozofları” olarak iştigal ediyorlar. Hayat, algıladığımız gerçeklik, birey, toplum, kamu,

Lüzumsuz Korna Şalterleri Attırır

Biri gelip de dibimde hem de hiç gerek yokken zart zart kornaya bastı mı ben şahsen gıcık oluyorum. Benim gibi bir sürü insanda biliyorum ki hiç hoşlanmıyor ve gıcık kapıyor bu duruma... Bildiğim kadar bir çok Avrupa Ülkesinde öyle gelişigüzel her yerde kornaya basamazsınız... Okul gibi, hastane gibi,

Tencereni Al da Gel!

\*\* Cahille oynaşırken, nankörle paylaşırken, güçlü ile savaşırken dikkatli ol!\*\*Demokrasi, kendini koruma yeteneği çok zayıf olan bir rejimdir. O nedenle demokrasi ve özgürlük düşmanlarının faaliyetlerini en iyi sürdürebilecekleri yerler demokratik ülkelerdir.\*\*İkiyüzlülükten yakınıyordu; demek ki daha henüz yüzsüzle karşılaşmamış.\*\* Değiştir kendini, değişsin dünya.

Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk

Masumiyet Müzesi ise tamamen farklı bir şekilde kaleme alınmış. Gayet açık, sade, anlaşılır ve konuşma dili kullanılmış. Cümleler kısa ve net Okurken okuyucu hiç sıkılmıyor. Anlatılmak istenileni bir çırpıda anlıyor
Birinci tekil ağızdan anlatılan romanın son bölümünde anlatıcı, yerini yazara bırakmış. Roman sonunda, anlıyoruz ki, baştan

Soner Yalçına Cevap: Evet Var

Soner Yalçın suçlu mudur, değil midir? Bunu ben bilemem, çünkü bu konuda bir yargıda bulunabilecek hukuk bilgisine sahip değilim. Ama zihnimin köşesinde beni rahatsız eden bir soru var:Ya suçlu değilse? Ne olacak o zaman? Onca çektikleri, ömründen giden günleri yanına kâr(!) mı kalacak?Son sözler Oruç Babadan: \*Masumun özgürlüğünü,

İfakat Belgeseli

Toprak kokar Karadeniz kadınının elleri… Kınalı parmakları aş ve iş’te yara bere olmuştur hayatla mücadele eden bu yiğit savaşçıların. Odun kesip taşımak, çay toplamak, tarla kazıp biçmek, inek sağmak, fındık toplamak, evin işlerini görmek…. Bunlar Karadeniz’de kadının bitmek tükenmek bilmeyen işleridir. O eli öpülesi kadınların bu işlerden emekli

Sen Ekmeğe Nankörlüğünü Sürersin

Bir şey isteme benden. Senin isteklerin hem kapkara bir böcek gibi sevimsizdir hem de çekirge sürüsü gibi talan edicidir. Karşında bitip tükenmeyen bir ırmak olsam da, sen sularımı kirletirsin. Yanında masmavi bir deniz olsam, bir karpuz gibi sularıma düşersin. Sana sofra dolusu yiyecek olsam, sen ekmeğe nankörlüğünü sürersin.

Başa Dön