bir şeylerin ortasına düşmek için bir çabam olmadı. bir şeylerden kaçtığım anlamı da çıkarılmasın. sadece kendime ait düşüncelerimi açıklamak istedim, içimden geldi, yaptım. eğer bir densizliğim var ise o da forumda oluşmuş olan "tarafları" takip etmemektir. ne döndüm, ne de bu gibi ifadelerin burada
kullanılmasına kayıtsız kalabilirim... tartışmak, medenice, karşı fikre saygı duyarak... işte bunu yapabilmek gerek!..
geçen yüzyılın başlarında ünlü bir yazar ve devlet adamı "gün gelecek, herkes yazar olacak" demiş.
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
İnsan Dil sahibi olmadan düşünce sahibi olabilirmi?
"Manalar ebediyen tecelli bulamazdı. Suretler olmasaydı"
Dil mevzuu için, Dilin Konuşma bahsinde- Lisan oluşuna nispet,
İnsanın iç halinde dil-fikir mevzuusuyla nasıl bir tamamlılık ve yahutta ayrılık mümkünmü?
Evvela hepinize merhaba demek istiyorum.
-"MERHABA"
Şahsıma dair, sizlerin forum sayfalarında işaret ettiğiniz. Yazma-ifade bulma sıkıntısını yaşayan kalabalıkdan biriyim.
Hayallerimden tasavvur edebileceğim çoklar(kemmi) kümesine dahil Suretler, İmalar, İmgeler ve dahi sesler arasında his ve fikir cereyanına tututmuş; fakat his iptali dedikleri hal içinde akar suda debelenen,sürüklenen kuru yaprak misali çaresizim.
Ne yapabilirim?
Yazılım:
Bir bilgisayarda donanıma hayat veren ve bilgi işlemde kullanılan programlar, yordamlar, programlama dilleri ve belgelemelerin tümü.
Kendilerini yazar veya şair olarak görmek istemeyen pek çok kişi tanımıştım, bunlardan pek çoğu da yazar ya da şair değildi. Bu konuda benim sınırlarım kesin ve net. Entel değilim entelliği sıkıcı bir şey. Başka yazar ve şairler seni yazar veya şair olarak görmeye başladıktan sonra - sen hâlâ edebiyat yapıyorsan - yazar ya da şairsindir. Bunlar çok pahallı sıfatlar değil. Bakkal, terzi v.s... bile daha zor edinilen unvanlar bence...
Gözlere zahmet iletinizden ortaya çıktığı üzere gerçekte "Atilla İlhan" konusunda hiçbir görüş ayrılığımız yok... Son sözünüze gelince "Yazılım" sevdiğim kelimelerden biridir, sizinle anlamını paylaşmak beni sevindirir diye düşünmüştüm...
Son olarak adımı düzgün yazarsanız sevinirim... Böyle bir hitap tarzına alışkın değilim.
Cevap:
“Aslında mevcut şekillerde şiirin yorumlanması ayrı bir tartışma konusu olabilir ama benim takıldığım nokta şiir , deneme vs. lerde ki imlâ hataları yazının altına , aslında yorum yazılması gereken yere yazılır mı ? Yoksa farklı şekilde mi yazara iletilmeli ? Bu şekilde ki davranış bildiğini cümle aleme gösterme çabası mı ? Yoksa mevcut yazı hakkında yazacak yorumu olmadığı için okuyucunun yazmış olmak için yazmak eğilimi mi ?” Öncelikle forum konusunu yukarıya yazarak, konunun ne denli saptırmalara maruz kaldığını belirtmek istiyorum. Nereden nerelere gelindi… Şu ana kadar foruma katılmayı düşünmemiştim bile. İlk olarak forum konusu hakkındaki fikrimi belirteyim. Ben imlâ hatalarının genelde özele yazılması taraftarıyım. Ha bu demek değildir ki illâ özele yazılacak. Yazı yada şiirin altına yazılabilir. Sayın Emre’nin dediği gibi niyet önemli olmalı bence de…(Bu paragrafta yazdıklarımın doğru olduğunu iddia etmiyorum. Bu bir düşünüş, bir bakış tarzı diyorum, kalemini benzinle doldurmuşlara…) Şimdi “Dananın altında buzağı arama!” gibi bir deyim vardır güzel Türkçe’mizde. Bir örnekleme ile devam edeyim. Yeni katılmış olduğum sitenizde bir şiirim yayımlandı. Yoruma tabii tutulan bölümü aynen yazıyorum. “Elimde bir silgi olmalı;/Hatıralarda/kurşun kalemle yazılmalı,”. Aldığım yorum; “ “Hatıralar da” şeklinde yazılmalıydı. Bunu belirtmeden edemeyeceğim.” Buna ne dersiniz bilmiyorum ama ben yukarıdaki deyimle örtüşüyor diyorum ve Sayın İmdat’ın yukarıda yazdığı “Bu şekilde ki davranış bildiğini cümle aleme gösterme çabası mı?” cümlesine tamamen katılıyorum. Gelelim asıl meseleye (tabii kendimce); Bu sitede yazanların hepsini yazar/şair olarak mı kabul etmek gerekir. Ben üç beş şiirim ve bir düz yazım ile buraya katıldım. Ben şair miyim, ben yazar mıyım? Bana soracak olursanız cevabım koca bir HAYIR. Bunun değerini ve ölçüsünü okur verir. Hiç kimse bu konuda kendi kendini net bir şekilde tanımlayamaz diye düşünüyorum BEN. Ha “Sen kimsin?” diyecekseniz! Ben yazanım, yazmaktan zevk alıyorum diyorum. Değinmek istediğim bir başka husus daha var. Edebiyatta ‘galat-ı meşhur’ diye bir terim vardır. Yani bilerek ısrarla yapılan hatalar. Birçok şair yada yazarımız bunu bile bile yapmışlardır. Bir ustadan öğrendiğimi, anımı yazarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Hatırladığım cümleleri aynen burada yazıyorum. “Bak evlat, illa kurallara uyacaksın diye bir şey yok, yazım; dilin kağıttaki ifade şeklidir. Bunu yeri geldiğinde istediğin gibi kullanma hakkına sahipsin, ama gelecek olan eleştirilere de hazır olman gerek bilesin. Örneğin ‘ya da’ ayrı yazılmalı değilmi? Ama ben yazmayabilirim bak şimdi sana şu cümleyi kuruyorum “bunu bilmen yada bilmemen beni hiç ilgilendirmez.” Yazıyorum ve oku bakayım (hakikaten yazıp okuduğumda ayrıştırmadan okumak zorunda kalıyordum.). Ben bunu istediğim yerde bilerek yaparsam işte bu galat-ı meşhur olur diyerek sözünü bitiriyordu. Ne demek istediğimi bilmem anlatabildim mi! Elbetteki yazılarda ve şiirlerde yazın düzeni ve noktalama işaretleri önemli. Ama; bu yazının anlam bütünlüğünü bozmuyorsa benim için hiçte önemli değil. (Buda (bu da) benim fikrim.) Bu arada foruma olumlu katkılarından dolayı, Sayın evino’ya özellikle teşekkürlerimi bir borç bilirim. Buraya kadar okuma zahmeti gösterenlere teşekkür ediyor, selam ve saygılarımla hoşça kalın diyorum.
Tarih: 13-09-2005 12:08:41
Cevap:
Evet beklediğim oldu, benzinle dolu kalemler tarafıma çevrildi ve ATEŞ başladı. Sırasıyla cevap vereceğim. Önce Sayın Esra Güzelipek! Bakınız şimdi; yukarıda yazdıklarımı hatırlıyorsunuz umuyorum. Amatörlükten bahsediyorum. Sayın evino ne güzel değinmiş bu hususa hatırlarsınız belki, hatırlamıyorsanız foruma geri gidip bunları bulunuz ve yeniden okuyunuz. Şimdi yeni yeni yazan biri yani acemi, ama; yazmaya tutkulu, yazacak ki kendini geliştirecek, kendini geliştirmesi için ne yapacak okuyacak. Bu amatör şöyle bir şey yazdı diyelim.“Senin birde şunu bilmeni istiyorum,seni çok çok ama çok seviyorum.Yada bilesinki senin yokluğun ölümüm demektir.” Ne yapmalı şimdi bu amatör arkadaşı. Hemen benzinli kalemimizi çekip “Hop dur bakalım, ‘birde’yi ayrıştırmamışsın, virgül ve noktadan sonra, yani noktalama işaretlerinden sonra boşluk bırakmamışsın, ‘çok, çok’ olarak yazmalısın, ‘Ya da’ öyle yazılmaz, ‘bilesinki’de; ki bağlacının orada işi ne, sen bağlaçları, noktalama işaretlerini bile bilmiyorsun, senin yazmaya hakkın yok, hadi bakalım sen doğru deniz kıyısına git, kumdan kaleler yap, boz.”diyerek azarlamak mı lazım. Yoksa onun özeline gidip, “Bak arkadaşım yazını okudum ve beğendim, (tabii beğendiyseniz) mesela şurada şöyle bir cümle kurmuşsun, aslında anlam bütünlüğünü koruyor ama; dikkat etmen gerek hususlar var diyerek, nezaket çerçevesi içinde onun şevkini kırmadan yaptığı yanlışları anlatmak mı doğru olanı? Bu hususta sizden cevap bekliyorum. Gelelim Sayın FilizBeduk’a; yukarıda yapmış olduğum amatör yazan hakkında kullandığım cümlenin akabinde ki yazdıklarımı aynen size de havale ediyorum. “Dilini kaybeden bir ulus, yok olmaya mahkumdur…Buna izin vermeyeceğiz” bu cümle şahsınızca kurulmuş, buna bilakis katılıyorum. Ve sizden önde miyim, yoksa geride miyim bilmiyorum! Size ‘galat-ı meşhur’u anlatmakla hatamı ettim diye düşünmeye başladım bile… Size dair yazacaklarım çok. Diyorsunuz ki; “Ben insanları yazmak yerine okumaya teşvik edenlerdenim…” diye devam ediyorsunuz. Okumaya teşvik konusundaki yazdıklarınız, forumdaki tavrınızla hiç örtüşmüyor inanın. Bir sorum daha var; Sizin için yazının yada şiirin altındaki yorum bölümü neyi ifade ediyor. Neden bunu soruyorsunuz derseniz. Şiir ismi …(Üç nokta yan yana yani…) Şair FilizBeduk. Buradaki yorumlara baktınız mı? Hatırladığım kadarı ile şiirinizin altında yirmi adet yorum var, dokuzu size ait, bu yorumlar yorum mu? Yorum bölümünü foruma çevirmişsiniz, öyle değil mi, yanılıyor muyum? Yorumdan anladığınız bu ise diyecek bir şeyim yok. Saygılarımla...
Tarih: 13-09-2005 17:12:35
Cevap:
Galat-ı meşhur; *meşhur hata demektir. mesela: -nüans farkı(nüans zaten fark demektir) -kendini intihar etmek(intihar zaten kendini öldürmek demektir) -uyku uyumak -ölü ölmek -şöhret(meşhur anlamında kullanılır.oysa şöhret bir sıfat değil isimdir.şöhretler karması gibi bir tamlama Türkçe açısından yanlıştır. meşhurlar karması demek gerekir.* *Yaygın manasında bir sözdür. Halk arasında “galat-ı meşhur fasihi meşhurdan evladır” şeklindeki bir deyimle beraber kullanılır. Bu deyim “Yaygın yanlış, terkedilmiş doğrudan iyidir” anlamını vurgulayan bir önerme olup; günümüz metropol yaşamında her an karşılaştığımız bin bir türlü abukluğun hoş görülmesine vesile olur.* *Toplumda sıklıkla kullanıldığı için – hatalı da olsa- neyi ifade etmeye çalıştığı anlaşılan, ama Türkçe’ye yabancı birisi ilk kez karşılaşıp sözlük destekli olarak incelemeye aldığında onu farklı ve hatalı anlamlara götürmesi olası sözcükleri anlatmak için kullanılabilecek ifade eder. Bunlar; hatalı kullanıma alışılmış sözcüklerdir. Hatalı kullanım genellikle yabancı kökenli bir sözcüğün acemi ellerde Türkçeleştirilmesi sonucu olur. ‘Antrparantez’ örneğinde olduğu gibi, bilinmeyen kelime ‘bilinen en yakın yabancı kelimeye’ ötelenir. Sözcüklerin çarptırılmasının nedenlerinden biri de, bir atasözü ya da deyim içinde yer alan ve yeterince bilinmeyen bir kelimenin yanlışlıkla başka kelimelerle değiştirilmesi; atasözünün geneline bakılarak anlamı anlaşıldığı için de bunun bir hata olduğunun fark edilememesidir. ‘Ateş olsa cirim kadar yer yakmak’ örneğindeki ‘cirim’ kelimesi, hatalı olarak ‘cürüm’ şeklinde kullanılır. Oysa ‘cirim’ ‘hacim, ebat’ anlamlarına gelirken ve bu cümleye “en fazla kendi boyutun kadar zararın olur’ anlamını katarken, cürüm kelimesi ‘suç ve hata’ anlamlarını taşımakta ve cümleye bir anlam katmamaktadır. * BURAYA KADAR YAZDIKLARIM; ORDAN BURDAN KOPYALAYIP YADA AYNEN YAPTIĞIM ALINTILARDIR. BANA AİT DEĞİLDİR YANİ YUKARIDAKİLER. Forum konusunun nerelere gitmesine bende aracılık ettim, ama ne yapayım, çarem kalmadı. Şimdi Sayın Esra Güzelipek! Soruyorum sana; bu gün bir çok yerde ‘yada’ birleşik yazılabiliyor. Bunu sizde biliyorsunuz, bende…Bu ‘yada’nın birleşik yazılması potansiyel-potentiel bir GALAT-I MEŞHUR olamaz mı? Herkes tarafından yanlış olduğu bilindiği halde ben o kelimeyi yanlış olarak kullanırsam potansiyel galat-ı meşhur yapmış olmaz mıyım? Olmaz diyorsanız ben konuyu kapatıyorum. Bir daha da açmak istemiyorum. Bu benim görüşüm katılıp katılmamak sizin elinizde. Saygılarımla…
Tarih: 13-09-2005 20:12:06
Bu benim bir başka sitede yazdıklarım, sanırım sizi aydınlatır.
"OLGUN BEY YAZILIM NE DEMEK HİÇBİR FİKRİNİZ VAR MI ACABA?"
Bu kadar komik olamazsınız!
Kim nasıl değerlendirirse değerlendirsin, artık bir noktada sahiden de bir sınır ve netlik olmalı: nesneler ile kişileri birbirine bulaşıtırıp karıştırmanın özünde çok feci, çok çok feci bir hastalık vardır! Burası ise bir muayehane değil, olmayacaktır. Yine de kişisel rahatsızlıklarını başkalarının sırtından geçinerek ve beslenerek gidermeye çalışmaktan vazgeçmeyenlere suskunlukla yanıt vermek gerekir. TDK bile fazla zahmet oluyor...nesnel ve verimli paylaşım düzleminde herkes -neyi savunursa savunsun- mutlaka katkı ve zenginlik katacaktır.
Suyel
Değerli Özgür,
Sizin sorularınıza arkadaşlardan da –umarım ve sanırım- yanıt mutlaka gelecektir, bu yanıtlar benim aşağıdaki yanıtlarımdan farklı ve onlara kimi açı veya boyuttan karşıt da olabilir,- böyle bir olasılığı siz lütfen çok fazla deşelemeden, yanıtların arasındaki farklılıkları bir zenginlik ve derinlik olarak kabul edin. Elbette ki edebiyat konusunda, bilimsel bir düzlemde seyredilmediği sürece (hatta bazen bilimsel seyirde bile) doğal bir fikir ayrışması söz konusu olacaktır her zaman; bunun nedenleri üzerinde –en azından şu an için- durmak gerekmiyor; illa da birinin fikri diğerine üstün de gelmesi gerekmiyor, özellikle benim söyleyeceklerimi ilgilendirdiğini vurgulamak için belirtiyorum bunu. Yani: doğabilecek fikir ayrışmalarını birbiriyle çarpıştırmaktan ziyade, birbiriyle nerede bağınıtlayabiliriz diye bakmakta yarar var her zaman.
Andığınız roman çalışması ile ilgili söyleyeceklerim bir anlamda “farazi” olacaktır. Bunun nedeni basit: romanın tümünü görmedim, okumadım, sadece sizin belirttiğiniz tekil ve genel verileri esas alabilirim. Bunu da lütfen göz önünde tutun, aksi takdirde sizin çalışmanızla ilgili çok yanlış ve zararlı yaklaşımlarda da bulunmuş olabileceğim.
Öncelikle sözlerinizden edindiğim genel izlenimimi dile getirmek istiyorum: siz ne yaptığını epey bilen bir konumdasınız bana göre. Sorularınızdan bile bu anlaşılıyor. Muhtemelen sorularınızın kimi yanıtlarını siz de ön görmüş ve kestirmişsinizdir.
Yanıt bekleyen önemli sorulardan biri, sanırım “konu” ile “kurgu” arasındaki yakınlık veya fark; ilk önce, arada fark var mı, yoksa –sizin anlamaya daha yakın durduğunuz gibi- ikisi birbiriyle eş anlamlı kavramlar mıdır? Kanımca, kurgu ile konu birbirinden özsel anlamda farklıdır. Kurgu yazınbilimsel (edebi biçimleri oluşturan etmen veya unsur) boyut(un)da daha genel ve bir üst kavramdır kanımca. Konu daha ikincil ve “dolaylı” bir etmendir. Örneğin Don Kişot’taki kurgu, “idealist bir yaşlı adamın gerçekçi bir dünya içindeki savaşımı” olarak belirginleşirken, bu kurgunun Endülüs’te yaşayan bir fakir soylunun, yanına köyünden bir yardımcıyı alması, ve bu köylü ile bölge gezerek çeşitli macerlara yaşaması şeklinde “konulaştırılmıştır”. Fakat, bu kurgu pekala bambaşka konu(lar) tarafından da somutlaştırılabilir, yani “değişken” malzemeye büründürülerek biçim kazanabilir(di) de. Ayrıca “kurgu” kavramı ile ilgili kanımca şu önemli boyut da göz önünde tutulmalıdır: anlatım tekniği ve konumu kurguyu bireştiren unsurdur, başka bir deyişle: kurgunun içinde aslında anlatımsal tüm “hesap” da dahildir; örneğimiz Don Kişot için bunu somutlaştırmak gerekirse, anlatıcının dolaysız olarak biri değil, daha çok ikinci kategoride birinin (yaşlı bir Arabın –galiba Berengezi mi neydi adı) yazısından alındığı söyleniyor; bu “dolaylandırma” anlatımı, anılan kurguyu en ikna edici yolla biçimlendirildiği söylenebilir, örneğin bir “ben-anlatımı” bu kurgu bağlamında olanaksız görünüyor, zira aynı kurgu (idealist bir tutumun gerçeklikle savaşımı, aynı zamanda bir değer olarak gerçekliğin üzerinde oluşu) belli bir “öğreti” içeriyor, bu öğretiye ancak dolaylı yoldan ulaşılabilir.
Don Kişot, “konu” konusunu açıklamak için de çok uygun bir örnektir. Bilirsiniz, yaşlı sevgili kahramanımız, çeşitli “maceralar” yaşıyor; bu maceralar sanki art arda dizilmiş, ve herhangi bir “geliştirici” ilişkilenme içermiyor, yani: sanki gelişi güzel bir sıra söz konusu maceralar arasında, -örneğin beşinci macera pekala yedinci macera da olabilirdi, vs. sanki tüm maceralar hep aynı deneyimin bir başka somutlaşmasıdır da, tekrarlanadurur…o halde “konu” bütünü bu eserde sürekli değişebilir, örneğin birçok başka macera daha eklenebilir veya kimi maceranın yeri değiştirilip büsbütün çıkarılabilir de…eserin (kurgusal özün) ağırlığında veya oranında bir değişiklik doğmaz buna karşın.
Bir başka örnek: Orhan Pamuk’un Beyaz Kale’si yine ilginç sonuçlar sunuyor. Kurgu, Batılı düşünüm ve zihnin bir Doğulu düşünüm ve zihinle “kaynaşması” yönünde bireştirilmiştir bu eserde. Ancak, biraz daha ayrıştırıcı bakıldığında, Batılı zihnin Doğulu zihnin içinde “mahkum” ve dahil olarak bulunması şeklinde de somutlaşıyor kurgu. Bu nedenle de Batılı kahraman bir (Doğulunun) “köle”si konumundadır. Fakat, bu kölelik konumu bilinen köle denkleminden uzak, daha çok Doğulu düşünceyi etkileme ve belirleme yönünde bir güce sahip; bu kurgusal denklemden ötürüdür ki, eserin sonunda “anlatıcı” ben köklü olarak değişime uğruyor, biçimsel anlamda da deforme olup silikleşiyor, sonunda okur, hangi konumdan anlatıldığını bile kesitremez oluyor, -kısacası: anlatımı konumu doğulu boyutundan batılı boyuta geçer gibi oluyor, ama esasen “kaynaşma” söz konusu, o nedenle de bir “özerk” anlatım konumu eserin sonunda (pencereden arka bahçeye bakış sahnesi) ön plana geçiyor. Şimdi, bu kurgu yine bambaşka bir konu bağlamında yine ele alınabilir(di), Türk Edebiyatında da çok sıkça alınıyor da (örneğin Tanpınar’ın “Huzur”unda da gizlice aynı kurgu var, ama büsbütün farklı bire konumlanış içinde…)
Sonuç olarak, Kurgu ve Konu nesir bağlamında aynı şey olmasa gerek; tabii, bu düşüncenin dayanakları daha fazla ve net olabilir, ben “hızlı yoldan” sundum dayanakları.
Dil-tekniksel olarak sorduğunuz sorulara (söz dizim –devriklik, dil kullanımı vb.) peşin hükümlü ve metin tümelinden bağımsız olarak yanıt vermek kanımca olanaksız; kimi yerlerde bir devriklik içerksel olarak zorunludur, o zaman devriklik elbette ki yerinde ve isabetlidir, ama sadece bir süs ve keyfi dil kullanımı ise o zaman bence gereksiz bir tantanadan başka bir şey değildir; kısacası: dil-biçimsel öğeler her zaman içeriksel ve kurgusal gerekirlerce belirlenir, bir örnek vereyim: Marcel Proust’un nesirsel dili, çoğu zaman “komplex” ve “düzensiz” olarak yansır okura; ancak bu biçimsel tavır, Proust tarafından keyfi olarak sunulmuyor, onun –daha ziyade “duraksamalar” içeren iç-bakışları odaklı kurgularının –doğal ve mantıklı sonucudur. Başka bir deyişle: anlatımın kendisi, olaylar ve olay akışı tarafından değil de, olayların anlatıcı ben’in içindeki çağrışımlar ve “hatırlamalar” tarafından yürütülüyor ve belirginleşiyor genelde. Bu bağlamda bir at arabasının içindeki bir kahramanın dışarıda gördüğü bir park yolu bile Proust’un romanlarındaki anlatımı kimi zaman 200 – 300 sayfa (anımsamalar ve “geriye-dönüşler olarak – bunlara analex denilir genelde) boyunca sürükleyebilir; 200-300 sayfa “iç-bakışın” ardından ise bakmışsınız yine o at arabasının içinde yolda ileriliyor kahraman…aradan hiç zaman geçmemiş (“anatılan zaman” bakımından diyorum, “anlatım zamanı” bakımından değil). Bu nedenle de (sıkça bulgulanan) “gerçekçilik” boyutundan epey bir “gerileme” söz konusu oluyor Proust’un metinlerinde. Ama bu modern anlatımın ve romanın bir gereği, Proust’un tercihi veya kişisel özelliği değil, modern romanların “gerçekçi” olma iddiası 150 yıldır zaten yok, aksine “gerçek bozucu” veya daha sıkça kullanılan bir kavramla “yapı-bozucu” (dekonstuktivist) bir nitelik ve savunu ile sanat eserleri genelde ve yazınsal metinler özelde bir araya getiriliyor.
Betimleme konusu da yine metin tümünden bağımsız olarak –kendi başına- değerlendirilecek bir konu değil, fakat, sizin verdiğiniz örnek bence bir “betimleme” değil; başka bir şey. Çok daha “derin-biçimsel” bir şey. Şimdilik (idareten) örneğinizdeki biçimsel hamleye “özdeşleştirme” diyelim. Bu konu (betim – özdeşleştirme ayrımı ve ilişkisi) aslında çok çok anlamlı ve derin bir tartışmaya da gebe bence…
Son olarak “okur aldatmak” ifadenize bir değinmede bulunmak istiyorum; tabii sizin görüşlerinize karışmadan, salt kendi fikrimi belirtmiş olayım:
Okuru aldatmak veya tersi, okura karşı “dürüst” olmak (herhalde bunu düşünüyorsunuz karşı olarak?) bence edebi metinlerde büsbütün konu dışı ve tartışma ötesi bir şey; kısacası: okur, edebi metin okumaya il başladığı andan itibaren zaten peşinen “aldatılmaya” hazır ve gönüllü olduğunu okumaya girişmesiyle tescil etmiş oluyor, -kısacası: kurgulayım (kurgusallık sınırlandırması) zaten yazar ile okur arasından gizli bir akit/anlaşma/sözleşme durumudur, bu durum da şu geçerlidir: burada “uyduruluyor”. Öbür yandan, okuru somut anlamda yönelimsizliğe sürüklemek, kafasını karıştırmak, yolunu kaybetmesini sağlamak, başka bir sorun ve boyutlardır, -acaba bunu mu kastettiniz “okuru aldatmak” derken? Öyle görünmüyor, ama yine de belki bunu düşünümüşsünüzdür diye soruyorum.
Şimdilik hoşça kalın ve iyi çalışmalar
Suyel
Not: aramıza hoş geldiniz!
Tümüyle iftiralar ve saçmalıklarla dolu iletinizi - bir kopyasını saklayarak - silmiş bulunuyorum.
Yanıtımın sizin sorularınızın karşılığı olmadığını düşünmüş, perhiz ve lahanaya takılmışsınız. Önceki yazdığınız ve benim yanıt vermeme kararı aldığım iletiler de dahil hepsine birden bir şeyler yazmaya çalışmıştım, ama görüyorum ki birimizin diğerine karşı düzeyini ayarlaması gerekiyor.
Olgun Onur'un iletisinden alıntı:
"Zaten ben vazgeçtim sizle tartışmaktan. Şiirden sorumlu editör olarak orada görev yapıp, bir ATTİLÂ İLHAN isminin yazılımını bilmeyen ve bu değerli kişi ile yıldızlarının barışmadığını söyleyebilecek kadar saçma sapan şeyler yazmaya cüret eden, kendini şair olarak niteleyen, ayrıca ağzından küfür ve hakaret eksik olmayan kişi ile benim işim olmaz."
Yalnız bu kısmı diğer katılımcılara göstermemek sizin kişilik haklarınıza saldırı olur... Atilla İlhan'ın adını yazmayı bilmiyor ve onu sevmiyorum. Bundan size ne? Atilla İlhan'la yıldızım barışmıyor, demek sizce küstahça ve saçma sapansa nasıl biri olduğunuz konusunda konuşmaya gerek yok.
Sürekli küfür ve hakaret ettiğim savınızı kanıtlamadığınız takdirde sizin adresinizi ve telefonunuzu istemek durumunda kalacağım. Bu iftirayı karşılıksız bırakacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Açıkça belirtiyorum.
"Yada" veya "Ya da" yazarım bu ifade etmeye çalıştığım şeye bağlı, demiştiniz, anımsıyor musunuz? Önce gidin Türkçe öğrenin bir güzel. Sonra çıkın karşıma.
"ATTİLÂ İLHAN isminin 'yazılımını' bilmeyen..."
OLGUN BEY YAZILIM NE DEMEK HİÇBİR FİKRİNİZ VAR MI ACABA?
Of ya...
www.tdk.gov.tr
Kalın sağlıcakla...
Merhaba,
Öncelikle, bir internet sitesine herhangi bir konuda bilgi almak için ilk kez başvurduğumu açıklamak isterim.
Bundan iki ay önce üç arkadaş birlikte olup bir roman yazmaya karar verdik ve şu an kitabın son bölümünü bitirmeye çalışıyoruz. Özellikle, kitabın konu ve kurgusuna çok güvendiğimizi belirtmek isterim. İletilerinizin bir kaçını merakla okudum, hatta İsa Kantarcı'nın verdiği öğütler oldukça dikkatimi çekti. Yazarken, olabildiğince anlaşır bir dil kullanmaya özen gösteriyor ve ağdalı, okurun anlamasını güçleştirecek kelimeler ve cümleler kurmaktan sakınıyorum. Diğer bir deyişle, kendimin de anlayabileceği ölçekte anlatmaya çabalıyorum. Ancak bazı yazarlar, bir paragrafı bir cümle şeklinde yazabiliyorlar. Bunu yapmayı bende bir çok defa denedim ancak cümlelerim hoşuma gitmedi. Acaba denemeye devam etmeli miyim? Bunun tek bir doğrusu mu var?
Öte yandan betimleme konusu da kafamı karıştırıyor. Arkadaşlarım betimlemeyi, bir anı anlatmanın roman tize edilmesi olarak tarif ediyor. Bir örnek ile sormak istiyorum. ''odayı yeşile çeviren bakışlar', burada kızın yeşil gözlerinin güzelliğini vurgulamak istemiştim. Bu bir betimleme midir?
Bir diğer konu devrik cümleler. Öznenin sona, ortaya geldiği veya açık olarak hiç kullanılmadığı cümleler yazdım. Örnek, ' Saat tam dokuzda gelmiş olması gereken trenin gecikmesi, Ozan'ı telaşlandırmıştı''. Ben bu cümleyi şöyle mi yazsam kitap dili için daha iyi olur: ' Ozan, saat tam dokuzda gelmiş olması gereken trenin gecikmesinden dolayı telaşlanmıştı'.
Bunların yanı sıra romanımızın bütün kurgusu ve bölümlerinin kurgusu hakkında sorularım olacak. Romanı iki bölüme ayırdık. Her iki bölümünde başkahramanı farklı kişiler. İlk bölümün kahramanı Ozan, diğer karakterlerin bildiklerini bilmeyen birisi. Hikâyeyi, Ozan'ın kendi ağzından anlattığımda bir sorun yaşamıyorum çünkü zaten Ozan bilmesi gerekenleri bilmiyor. Ancak her şeyi bilen diğer karakterlerin ağzından anlattığımda, hikâyenin devam etmesi için Ozan'ın bilmesi gerekenleri de saklayarak yazıyorum. Acaba okuru kandırıyor muyum veya kitabın sonunda okuru, aptal yerine mi koyuyorum?
İkinci bölümün başkahramanının yaşadıklarını yazarın değil de, kahramanın kendi ağzından yazıyorum. Her ikisi de mi yapılmalı yoksa?
Bununla birlikte, kurgu kelimesinin tam olarak anlamını bilmek istiyorum. Ben kurgu denince, romanın konusu, hikâyesi aklıma geliyor. Son dönemde izlediğimiz testere filminin konusu için birçok kişi ''fevkalade bir kurgudan' oluşmuş diyor. Bu yaklaşım doğru mudur? Kurgu, bir hikâyenin anlaşılmasını zorlaştırmak mıdır?
Son olarak, romanımız için, bir roman yazmak ile bir film yapmak arasında benzerlikler bulunduğuna inandığımız için ''Film gibi roman' tabirini kullanıyoruz. Bir roman, bir film yapım tarzı ile yazılır ise doğru olur mu? Çünkü romanımızda yer ve zaman değişikliği oldukça sık yaşanıyor. Bir bakıyorsunuz sene bin sekiz yüzler, iki sayfa sonra bir bakıyorsunuz iki bin beşler...
Yanıt verirseniz çok sevineceğim. Şimdiden teşekkürlerimi gönderirim. Özgür Nayman.
Bir şeyler yazmam gerek farkındayım
Oysa ben hala ceviz ağacıyım
Ne bu oyunun farkında
Ne de olası bir darağacında
Ben hala gözlerimi yumduğum zamanda
Seni ellide kaybettiğim duvardayım
...
Sanki ben sizi konuşmaya çağırmışım gibi beni posta listenizden sildiğinizi belirten iletinizi aldıktan sonra nasıl bir insan olduğunuz konusunda daha fazla kafa patlatmama gerek kalmadığını düşündüm... Benimle konuşmak isteyen sizdiniz, sonra konuşmak istemeyen de... Ben de size ne haliniz varsa görün dedim... Size attığım mesajı forumda yayınlamakla aklınızca tehdit ettiniz beni... Ne sanıyorsunuz? Kariyerimi sona erdireceğinizi mi? Gülünç sözcükler öyle değil mi? Ardından önceki yaptığınız? O neydi? Durun bakalım... Üç beş arkadaş oturmuş konuşuyoruz... İlla tutturdunuz site site, diye... Size konuşmak istemiyorum dedim... Sonuçta ben 7/24 İzEdebiyat editörü değilim, özellikle kendi anlık ileti programımda dostlarımla konuşuyorken... Sizin ortam görmemiş olduğunuz sonucuna varmak kabalık olmaz sanırım... Kendinize şaşırtıcı bir güven duygusu içindesiniz... Çocuğunuzun yaşı, benim yaşım falan... Olgun Bey, akıl yaşta da değildir, kuruda da... Bilmem anlatabiliyor muyum? Saçma sapan akıl yürütmeleriniz bir yana, edebiyat namına ne biliyorsunuz, ben ne biliyorum böyle bir yarış mı var aklınızda? Bırakalım sululuğu... Herkesin işi var... Bu arada çok komik durumlara düşüyorsunuz...
Bir de şu var... Ben gidip mahallenin bakkalıyla İzEdebiyat konuşmam... Siz kimsiniz? Ne kattınız bu siteye? Etkin bir yazar mısınız? Diğer insanları okuyup değerlendiriyor musunuz? Şunu aklınızdan çıkarmayın... Boyunuzdan büyük işlere kalkışmazsanız kimse sizi küçümsemez... İtalya'ya gidip buranın milli eğitim bakanı işe yaramaz adamın teki demek saçma. İtalyan mısınız? Hayır... Önce şurada biraz zaman geçirin bakalım...
Şimdi kafa ütülemeyi kesip edebiyata geçelim...
Gidin bir şiirimi okuyun... Ondan sonra konuşun! Değerlendirmelerinizi görelim... Ben sizin şiirleriniz okuyup ne olup olamayacağınızı söyleyebilirim... Okudum da... Söyleyeyim... Olgun Bey! Şu an olmaya çalıştığınız kişi olamazsınız...
Kalın sağlıcakla...
Görüntülerin içinden geçerken, bir an
Kaybolurdu benliğimiz, -zaman zaman
Olmuştu birden. Duraksamadan, kopuk,
-Cezvelerimiz, yıldızlar yansırdı karanlıkta.
Suyel
Sayın Kenan Şahin!
Defaaten sataşmama rağmen beni kâle almayarak bir şey yaptığınızı zannettiniz.
Efenim bizi izleyenlerin elbette bir yorumu olacak. Ki seçiminiz yanlış. Tabii bence…
Sizi buraya ferdi ve fevri olarak davet edişlerimdeki sebebi, müsebbibini biliyorsunuz. Size bu kez nezaketen yaklaşıyor, muhabbete gelmek istiyorum. Lûtfen kabul buyurunuz ve geliniz.
Benim amacım sizi burada istihfaf etmek değil, istihdafım; sade ve sadece site ve site yetkililerinin eksikliklerini belirtmek.
Bir de sizin bulunduğunuz yerin-konumunun önemi.
Buyuralım birlikte...Konuşalım. Benim en büyük çocuğumla aranızda az bir yaş farkınız var, olsun, tartışalım. Belki sizden alacak olduklarım olabilir. Ben üslubumu gördüğünüz üzere bu şekilde devam ettirmeye çalışacağım.
Yine de belirtmekte yarar görüyorum; Bu size bağlı…
Ben diyor ve belirtiyorum ki; Editör kimdir ve nasıl olmalıdır. Bunu tartışalım, bu editör diye nitelediğimiz şahısların edebiyat dediğimiz alandaki önemleri nedir ve nasıl olmalılar…
Yanıt bekliyorum…