SILADAN UZAKTA,ÇANAKKALE’DE ÖLMEK…
Sular yandı,tutuştu ateşinden
Öksüz kaldı ayrılanlar eşinden
Tez uyandı Ehl-i Salib düşünden
Çok şükür kesildi hızı zalimin
Bilmem Anzaklar’ın burda işi ne?
Takılmışlar İngiliz’in peşine
Zehir doğradılar Türk’ün aşına
Hileyle örülmüş özü zalimin
Tabyalardan ateşler yükseliyor
Hakk’a koşan ruhlar huzur buluyor
Anafartalar’da ölüm ölüyor
Erimeye mahkûm buzu zalimin
Semaya yükselir bir yanık seda
Bir yanımız vuslat,öbürü veda
Göğe merdiven dayadı şühedâ
Nura hasret kalsın gözü zalimin
Ezelde böyle takdir etmişse Hakk
Kuş tüyü yataktır bizlere toprak
Yüreğimiz kefenimiz kadar ak
Kara kışa dönsün güzü zalimin
Çanakkale nurdan ruhlar mahşeri
Hepsi bir kahraman subayı,eri
Değiştirmek mümkün müdür kaderi
Güven vermez asla bezi zalimin
Nefsim İbrahim’in közünde yansın
Şühedâ vuslatın hazzına kansın
Türk’e pusu kuran cihan utansın
Yokuşa dönüşsün düzü zalimin
Bir kızılca kıyamet Çanakkale
Yeryüzüyle sema gelmişti dile
Sonunda bülbüller kavuştu güle
Mikrop yuvasıdır tozu zalimin
Vatan oldu Çanakkale’de kanlar
Cennet-i Âlâ’ya göç etti canlar
Gökyüzünden yankılansın ezanlar
Çıkmaz olsun hiç avazı zalimin
Leyla için savaşmalı çöl ile
Şehit kanatlanır nurdan yel ile
Resulüm karşılar onu gül ile
Hüsrana götürür izi zalimin
Duyanlar titresin sesini Türk’ün
Bütün dünya görsün hasını Türk’ün
Kimse attırmasın tasını Türk’ün
Derler ki kurudur tuzu zalimin
Sıladan uzakta ölmek zor anne
Yüreğimi yakan kızgın kor anne
Gayri bu rüyayı hayra yor anne
Cihanda gülmesin yüzü zalimin
M.Nihat MALKOÇ
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
İSTANBUL YEDİTEPE
Akşam kızıllığında didârını görmeli
Gönül bahçelerinden bir demet gül dermeli
Sana meftun yürekler maksûduna ermeli
Boğazın mavisine siner hüzün İstanbul
Mehtabı kıskandırır gülen yüzün İstanbul
Katar katar trenler kalkar da Sirkeci’den
Kader bu ya, ayrılır ana-baba,bacıdan
Hicran duygularıyla gönül yanar acıdan
Ruhumdaki medcezir bini aştı İstanbul
İntizardan yoruldum,sabrım taştı İstanbul
Firarî duygularım her dem melâle dalar
Gözlerinin mavisi beni hülyaya salar
Bir yanda Ümraniye,öbür yanda Adalar
Çıkınımda ekmeğim,aşımda tuz İstanbul
Hep bizim olacaktın,vermiştin söz İstanbul
Fetih ordularının Sultan Fatih öncüsü
Altınboynuzdur Haliç,İstanbul’un incisi
Çok şehir gördüm amma sen gönül birincisi
Hakk’ı söyleyen dilim,gözümde fer İstanbul
Boncuk boncuk süzülen alnımda ter İstanbul
Ufkun kızıllığında hayallerimiz yandı
Sevda bahçelerinde gönül aşkına kandı
Rumeli surlarında çağ açılıp kapandı
Küfrün kalelerini parçala,yık İstanbul
Düştüğün bataklıktan gayret et,çık İstanbul
Ağustos ortasında yüreğimiz kış gibi
Buz keser soluklarım gökten kar yağmış gibi
Sevgilinin koynunda Göksu hayal,düş gibi
Bedenim bir başına ruhum sende İstanbul
Perişan,paramparça bu can tende İstanbul
Şimşek çakar,gök gürler,yağmur düşer damlardan
İki yürek bakışır süzülerek camlardan
Kanlıca bir ağıttır duyulur akşamlardan
Tango sana yakışmaz,türküler yak İstanbul
Doğudan gelir ışık,mâzine bak İstanbul
Bedene hayat veren damarımızda kansın
Yurduma pusu kuran ecnebiler utansın
Sinop’tan Anamur’a Türkiye’sin,vatansın
Karanlık gecelerin ışığısın İstanbul
Medeniyetimizin beşiğisin İstanbul
Sen Leyla’sın,ben Mecnûn,İstanbul sevda çölüm
Gelecekse nihayet elinden gelsin ölüm
Dikenlerin içinde açmamış sevda gülüm
İçimde bir sızı var,derbederim İstanbul
Kopsak birbirimizden ne ederim İstanbul?
Kıyama durur gökler Eyüp Sultan’a nazır
Edirnekapı’sında ruhlar selâma hazır
Hakk’a gönül verenler elbet bulacak huzur
Ayasofya ütopya,oldu hayal İstanbul
Titre ve kendine gel,hüsran bu hâl İstanbul
Ayak idin,baş oldun;kanatlandın kuş oldun
Hayalleri süsleyen gecemize düş oldun
Ömrün ilkbaharında çiçek açtın,hoş oldun
Gönül bahçelerinin iri gülü İstanbul
Senden ilham almayan hisler ölü İstanbul
Bu toprağın üstünde bir İstanbul yaşıyor
Can bedenden kurtulup fâniliği aşıyor
Uğrunda can verenler Resûl’üne koşuyor
Hakikat ışığına bağrını aç İstanbul
Mübarek ezanların ruha ilâç İstanbul
Lâleli’nin gülleri sararıyor,soluyor
Ayasofya ağlarken sinagoglar gülüyor
Bin yıllık fetih ruhu her geçen gün ölüyor
Yalanların diz boyu,haddi aştı İstanbul
Hakikat ayan beyan,maske düştü İstanbul
Yâdıma düşer adın,buğulanır gözlerim
Zihnimde yankılanır sana dair sözlerim
Olsan yanı başımda yine seni özlerim
İyi görünmüyorsun bu hâlinle İstanbul
Yaşamaya mecburum hayalinle İstanbul
Masum yalanlarına bir zamanlar kanmazdım
Taşın,toprağın altın derlerdi inanmazdım
Bilmeseydim mâzini bu hâline yanmazdım
Gidişin doğru değil,yanlış bu yön İstanbul
Yepyeni bir sayfa aç,mâzine dön İstanbul
M.Nihat MALKOÇ
İSTANBUL!...CAN İSTANBUL!...
İstanbul sen içimde tarifsiz bir ukdesin
Geçmiş zamanı aşıp yankılanıyor sesin
Nice revnaklı şehir şöhretine özenir
Bahçelerin,bağların rayihayla bezenir
Yaralı benliğimde Cihangir hüzünleri
Minyatürlere gömdük o karanlık günleri
Gönül zincirlerini koparmak mümkün değil
İstanbul’dan ayrılmak ölümdür,sürgün değil
Masal değil İstanbul,yaşanmış,yaşanıyor
Haydarpaşa Garı’nda bir çift yürek yanıyor
Kurşunî kubbelerin solur geçmiş zamanı
Ferisin gözlerimin,dizlerimin dermanı
Dört mevsimin içinde,bir başka olur yazın
Hüzün taşır nağmeler mavisine boğazın
Destanların burcunda Fatih’imin izi var
Karaköy’den bir parça yüreğimde sızı var
Sevmedim hiç kimseyi seni sevdiğim kadar
Vuslata hasret gönül,yetiş ey gül yüzlü yâr
Resûlün yüreğinde bir sancıydı hayalin
Kıyas kabul etmiyor bugünle dünkü hâlin
Süzülür yüreklere minarelerden rahmet
Beyoğlu gülüyorken ağlar Karacaahmet
Işıklar cenk hâlinde gurup vakti Üsküdar
Bu gönül seni anar ömrün sonuna kadar
Kadıköy’de vapurlar yarına umut taşır
Çamlıca tepesinde gökten yağan kar üşür
Emirgân’da mehtabın hüznü yansır sulara
Hayalimizde cânân çekildik kuytulara
Değiştirdi her şeyi zamanın hoyrat eli
Ya tahammül çileye ya da çekip gitmeli
İstanbul can İstanbul yüreğimi kanattın
Bakir duygularımı yaban ellere sattın
Mâziden haber verir gökte uçan turnalar
Söndürür yangınımı şadırvanlar,kurnalar
Kız kulesi aşklara kucağını açıyor
Yaralı bir güvercin süzülerek uçuyor
Giyinmiş duvağını gelinlik kızlar gibi
Ümraniye söylenmiş tılsımlı sözler gibi
Topkapı sarayında ecdadımın gölgesi
Hırka-i Saadet’te duyulur Kur’an sesi
Senden bana yadigâr bir işve,bir naz kaldı
Derûnumda bir parça sana dair haz kaldı
Bir dilberin gözünden almış da mavisini
Tavus kuşu misali sunmuş yâre süsünü
Küçüksu’da yaşanır aşkların en güzeli
Vasfeder didârını kasidesi,gazeli
Peygamberin övdüğü Fatih’in ben olsaydım
İrem bahçelerinde gül misali solsaydım
Yüreğimde büyüyor hasretin dağlar kadar
Ölüler bile sana aşıktır sağlar kadar
Sinan’ın mühürünü taşır Süleymaniye
Sultanahmet bugüne Osmanlı’dan hediye
Dolanır saçlarında,gülümser sabah yeli
Yas tutar Ayasofya,kavurur hüzün seli
Fecrin kızıllığında ürperir mavilikler
Rahme düşen ceninler sana vuslatı bekler
Ufkun kızıllığına ağıt yakar nağmeler
Kandilli bir türküdür yalnızlığı besteler
Kalender hislerime tercüman Eyüp Sultan
Ruhlara hayat verir yedi tepeden ezan
Ne efsûnkâr imişsin,yamansın rüya şehir
Mağribi,akşamlarda kanayan hülya şehir
Gönül,sevdalı gönül İstanbul’u heceler
Hayata pusu kurar Ortaköy’de geceler
Emsalin ancak Kudüs,Mekke ile Medine
Eyüp Sultan’da kabir davet ediyor dine
Kelimeler yetersiz,tasviri zor İstanbul
İçimi alev ateş kavuran kor İstanbul
M.Nihat MALKOÇ
AHMET TUFAN ŞENTÜRK İÇİN!...
Sözü bir hamur bilip elinde yoğurmuştu
Şiire hizmet için vakfetmişti kendini
Dakikalar gün olup yılları doğurmuştu
Damla damla çoğalıp çiğnemişti bendini
Esentepe ufkundan doğan bir güneşti O
Gökyüzünü süsleyen yıldızlara eşti O
İlhamın anahtarı,nurlu bir yadigârdı
Şiirin sultanıydı mavera ötesinde
Sanki ölümsüzlüğe yol alan bir çınardı
Sevgi,saygı,hoşgörü duyulurdu sesinde
Karanlıkla savaşan asil münevverdi O
Ön saflarda koşturan kahraman bir erdi O
Ruhunda erenlerin ahlâkını yaşattı
Bir karınca misali her dem çalışıp durdu
Etrafını samimi dostlarıyla kuşattı
Merhamet iksiriyle dolduruverdi yurdu
Ermenek’in semaya yükselen sesiydi O
Bir asırdır çalınan onur bestesiydi O
Şiirimiz onunla yüreklere açıldı
Kalemiyle dil oldu ülkemin insanına
Gönül muhabbetiyle kanatlanıp saçıldı
Muhtacız o çınarın ilmine,irfanına
Şiiri gönüllere sevdirdi, tanıttı O
Ankara’dan yükselen görkemli anıttı O
Hasret duygularıyla yolunu gözlüyorken
Üstad’ın hastalığı yürekleri dağladı
Yeni şiirlerini bekliyor,özlüyorken
Ölüm haberi ile şâir ruhlar ağladı
Gider ayak kalpleri tasayla bürüdü O
Arkasına bakmadan sonsuza yürüdü O.
M.NİHAT MALKOÇ
YÂR ANNECİĞİM
Hoşgörü tatilde,sevgi firarda
İnsanoğlu sağır,kör anneciğim
Bir çıkmaz yoldayız,cemiyet darda
Kahırla yaşamak zor anneciğim
Sinem alev ateş yanıyor şimdi
Yüreğim hicranda,kanıyor şimdi
Seni cümle âlem tanıyor şimdi
Hasret yüreğimde kor anneciğim
Her gece yarısı düşüme düştün
Bir burak misali peşime düştün
Erittin karımı kışıma düştün
Bu rüyayı hayra yor anneciğim
Benimle ağladı mehtap bu gece
Boğazımda düğümlendi her hece
Ağladım,gözyaşı döktüm günlerce
Ruhun ahvalini sor anneciğim
Buz tutmuş hissiyat,sanki zemheri
Karanlığa boğmuş hüznün her yeri
Hicrandır nihayet kulun kaderi
Tuvalimdeki renk mor anneciğim
Bülbül çilelerde,gonca gül nazda
Hayalim tarûmar,kalbim niyazda
Buz tutmuş hatıran gece ayazda
Bu çıkmaz hâlimi gör anneciğim
Suretim gülse de yanıyor özüm
Sensiz,hakikati görmüyor gözüm
Gönül teli kırık,çalmıyor sazım
Perdeli gözlere fer anneciğim
Her şafak vaktinde seni özlerim
Ufkun ötesine dalar gözlerim
Çaresiz kalmışım,tutmaz dizlerim
Mübarek elini ver anneciğim
Rahmet yağmurları bize de yağar
Gün gelir ufuktan bir bedir doğar
Işık hüzmeleri zulmeti boğar
Karanlığıma nur ser anneciğim
Bahçemdeki güller boynunu bükmüş
Kökleri kurumuş,yaprağın dökmüş
Gönül coğrafyama karanlık çökmüş
Yetim güllerimi der anneciğim
Mecnun Leyla’sına,çöllere küstü
Umutlar,umuttan umudu kesti
Serzeniş nafile,kırıldı testi
Dört yanımız isyan şer anneciğim
Mavera çağırır her gece beni
Bir sıtma nöbeti sarar bedeni
Aslında terk eder kalan,gideni
Sensiz dünya bana dar anneciğim
Gözlerim mâziye,hayale dalmış
Ruhu yedilere,kırklara salmış
Senden bize bir çift hatıra kalmış
Yüreğimde üşür kar anneciğim
Ninniler söyleyin,geceye inat
Şefkat hislerini içimize at
Hayatlara pusu kurmasın hayat
Dünya dünya değil,nar anneciğim
Bırakma elimi,tut düşüyorum
Buna hayat dersen eh yaşıyorum
Temmuz sıcağında çok üşüyorum
Sıcak kollarını sar anneciğim
Didarın ruhumu süslüyor her an
Duanla yeşerir bu bedende can
Vuslat derken beni sarar heyecan
Senden gayri var mı yâr anneciğim?
(08 Mayıs 2005 Pazar-Anneler Günü)
M.NİHAT MALKOÇ
Hergün dolaşıyorum buralarda da..İzedebiyatın ne denli genişlediğini görerek seviniyorum, mutlu oluyorum..
Dilek, istek sayfasını bulup bi türlü giremedim.
Arkadaşım Nurdan Saydam, benden rica ediyor..Aylardır sayfasına giremiyormuş..hasret kalmış..tabii Şifresini unutmuş..Bi hatırlatsanız diyorum Sayın Diren Yardımlı,,,,,,, ilginiz için sonsuz teşekkürler..esen kalınız, efendim !
Gürcan Erbaş/Erenköy-İst.
Seninle uğraşmak mı... Tövbe! Sen başka delisin. Senin olduğun yerde, değil çomak... (Kürdanın gölgesi dahi olmaz). Bu karınca duası yazıları okumanın verdiği ayrı baygınlığı diz raflara, cevap vermek daha zor boyamaktan duvarları griye. İbranice, kökeni iç veya orta tuttur ama. Dil kayması var, sende. Şivene ardıç kuşları yuva yapmaz, kaygansın. Buz pisti olsa (Zeytinburnu da açılacak).
Topla arkadaşlarını, güvercin takla oynayalım. kaygan zeminde!
Emdiğimiz sütün mümessili olmasa gerek, çiğ olmanın tek vesilesi. "Adnan Abi için, değil bu kursak dolgunluğu" Kimleri başımızın bakanı ilan ettik de hiç başımız arınmadı bitten. Bir elin sayılı parmaklarından fazla olamaz kaderimle, kederinle ve Eylül ile oynayanlar. Bela, sahibini ve sahibesini bulurmuş... Hiç mi kimsenin aklına düşmedi Ağcalık. Papa! Değil ki sebebi, kazai ihmalin zanlısı. Kaç Papa nın zivanası olduk da çekdikçe içimize etkilenmedik, ta ki öksürükle gelene kadar kan. Boyu büyük olacak fidanları kışın orta vakti budadıkların olsa gerek, yedi kıtanın güneşine erişemeyişimiz. Merakımızın cevabı hep çay kaşığında suda hıçkırmamız değil mi. Doldur zehri kadehlere ey Saki. Yeniden aşık olalım.
17 Eylül günü, İsmet İnönü, yanında Dışişleri Bakanı olduğu halde saat 10:00’da Genelkurmay Başkanı’yla görüşmüş ve Genelkurmay Başkanı’na, “Menderes’in asılmasına engel ol paşa!” demişti. Genelkurmay Başkanı, “ İğne deliği kadar hukukun geçeceği bir yer gösterin, yapalım” yanıtını vermiş, bunun üzerine, saat 11.00’de Çankaya Köşkü’nde Devlet Başkanı Cemal Gürsel’le buluşmuşlardı. Cemal Gürsel, Menderes’i kurtarmak için Yassıada’ya yeni bir doktorlar heyeti gönderip, “Akli dengesi bozuktur” diye rapor verilerek infazın durdurulmasını önermiş, bu da uygun bulunmuştu. Albay, bütün bunları Genelkurmay Başkanı’nın ağzından dinlemişti. Üstelik bu konuşmada tanıklar da vardı.
Yassıada’yı arayan Cemal Gürsel, karşısına çıkan, adanın güvenlik ve savunmasından sorumlu Yüzbaşı Remzi Oral’a, “İnfaz durdurulsun, yeni bir doktorlar heyeti gelecek” demişti. Yassıada’dakilere ise, Ankara’da Menderes’in cezasının uygulanmaması yolunda girişimler olduğu haberi çoktan uçmuştu. Yüzbaşı Remzi Oral, infazın durdurulmasını önlemek için, Cemal Gürsel’e, “Menderes’in İmralı’ya götürüldüğünü, cezasının da büyük bir olasılıkla infaz edildiğini” söylemişti. Gürsel telefonu hayal kırıklığıyla kapatmıştı... Yüzbaşı Remzi, durumu hemen ada komutanına bildirmiş, daha Yassıada’da bulunan Adnan Menderes’i alelacele hücumbota bindirip İmralı’ya göndermişlerdi. Menderes, bütün ilkelere aykırı olarak gündüz saatlerinde asılmıştı...
İhtilalin Süvarisi
Nesrin Turhan
Sh:334-335
Doğan Kitap
Dişlerimi yeni fırçaladım. Kenanı ısırmayacağım. Onun kedisi varsa "Cafer" çok sokak köpekleri var baş harfi; "Çomar". Kinayeyi, kinaye kadar severim. Lütfü kambur. Senin merhametin, benim parmaklarımı kamaştırıyor, ayın şakkında kadeh sesleri. Ruhi Efendi... Suçiçeği veya kızamık... Kalsa bana Pinokyo olmanı veya yerine kabakulak olmanı, yeğlerdim. Ben gemileri leğende yaktım. Ustan varsa, gel. Yirmi dokuz harften öteye geçemem. X, W, Q... Bak döver seni dalgalar.
Çek beni, oynama. Bir dönme dolaba binersin, indirene, aşk. Bekçiler de gider lunaparktan, zincir delisi olursun sabah seni kucaklamaz.
"yine bu bana, niye kızdı." Saksıları mart veya sarı odalarda değiştirmek vardı ya, anasını satayım tuzlusu daha iç götüren akan suların.
Hazret; dünyaya çelme takışların daha güzeldi, libasını satmadan... Yeni türevi oldu setin ikinci yarısında, renk değiştiren pembe burunlu saray soytarıları. Sana denizci yemini, bu seferde de gemiler ertelenecekse diğer sefere, korsanım. Yok, be baba... Körfeze kızdım. Haliç mis kokulu. Yaradana şükür ne gafletse yine de ayığım. Kozmik!
Ne tufanlar kadar sert, ne de meltemler kadar esmeme kaygısı taşımadan. Bir arkadaşın oğlu film yazacakmış, senaryo. Nasıl olmalı, her konuşana tireler mi konmalı. Hikâyeden nasıl dönüştürülüyor, filme…
Saygılar.
Ruhani bir edebiyat savunucusu olmama rağmen, okumayı es geçmenizin sebebi hakikatinde donuk kaldım. Karşıyım okumaya, etkilenmemek için. Benim düşlerimi düşmüşler satırlarına. Benim Kelaynak. Tekerleği ben bulmalı, Edison çifte dönerken bitmeliydim, ampul. Ağzı açık ayran delisi olarak kalmalıydı, Hamlet. Diğer elimde tandırda kelle, yemeliydim beynini, dili sevmem kedilere veririm.
T.D.K. münhasır.
Hasır demişken; cami hırsızları, cam silicileri, Kuran satıcıları… Yaşın, yaşıma eş… Bilirsin Avanak Avni ve Ayı Dilaver’i… Utanmaz Adam hiç utanmadı ki. Deli Ziya, pire peşinde. Ekmek Teknesi… Erkeklerin daha ziyade âşık olduğuna inanırdım, pas vermedi kızlar ilkokuldan yana. Hiç görmedim açıldığını, o örgülerin. Sustalı maymun vurgunuydu. Saç çekmek olası bir sevgi işaretiydi. Oturmak sırasına… “Kalkar mısın”? Üç uyarı ve bir disiplin cezası aldım telle yaptığım dönen lastikli sesten ötürü içinde zarfın. “Teli Y’ harfi kıvamında bükün, sapan gibi. Bir düğmeyi iki deliğinden geçirdiğiniz lastikle, kıvırın. Kopmayacak kadar gergin. İki parmağınızla tutun, dönmesin. Bir zarfın içine yerleştirin. Kızılay zarfı da olur, THY zarfı da, körlere yardımda. Mesele zarf olsun. Usulca, elalem teneffüste veya beden eğitimindeyken defterinin arasına koy, zarfı. Pırrrrrrrrrrrrrrrrrr. Hayat pırken daha güzel. O gülmenin tonu kaç pirzolaysa. Öperim.
Nihavent…
Sanıyorum "Yazarken okumak" başlıklı iletide düşüncelerimi iyi ifade etmeyi beceremediğim için yanlış anlaşıldım.
O iletideki amacım size yaşadığım bir olayı aktarmaktı. Bir yazanın yazıları o kişinin birikimlerinin tümü artı henüz bilmedikleridir. Bazı şeylere ihtiyacınız olur araştırırsınız bazı şeylerin de henüz zamanı gelmediği için içinizde bir yeri olmaz. Bu konudaki yazılara katılıyorum.
Bir yazar yazar. Eğer okumak için günde altmış dakikanızı ayırıyorsanız, yazmak için günde en az altmış bir dakikanızı ayırın demek istedim son bölümde. Eğer günde on saat okumak için zaman ayırıyorsanız on saatten fazla yazmak için zaman ayırın. (Yazmak için okumayı da yazmak için ayrılan zamandan sayıyorum)
Belki insanın karşısına söyle bir soru çıkabilir. "Acaba ben okuyan bir yazan mıyım yoksa yazan bir okur muyum?" Bu sorunun her zaman için geçerli bir yanıtının olmadığını takdir edersiniz. Yine de bu soruyu kendisine soran için genel bir yanıt her zaman vardır. Kişinin bulduğu yanıt onun yazma ile olan ilişkisini belirleyecektir.
Sevinçli olduğum zaman yazmayı çok severim.Daha doğrusu ilham o zaman gelir herhalde.
Mutlu olmak hep daha tetikileyici oluyor.
Ama insan hüzünlü zamanlarında da yazar.Doğanın da çok büyük etkisi var.
Çocuk ve kuş sesleri mesela...
Bir kaç güne kadar ismim altında yayınlanacak olan "Kalk Be Şiddet" isimli yazı bana ait değildir, İzEdebiyat yazarlarından dedem "Hasan Çekmer" tarafından yazılmış ve yanlışlıkla benim sayfamdan gönderilmiştir. Sayın editörlerden gereğini yapmalarını rica ederim. Ayrıca yazarlık kaydımın artık silinmesini tekrar tekrar rica ediyorum(yazışma bölümünden cevap alamadığım için buraya yazıyorum, özür dilerim)... En azından bu tür yanlışlıklardan kurtulmak için...
Yürekten saygı ve sevgilerimle...
ÖZGÜR
Sanırım burada kastedilen okumamak değil, okunanlara çok fazla kapılmamaktı. Aksi halde birbirinin tekrarı yazıları yazan insanlar ve bu yazıları bıkmadan usanmadan okuyan insanlar yarattıkları bu yeni alışkanlık nedeni ile farklılıkların önünü tıkadıklarını dahi farkedemiyorlar. Bunu yaparken farklılıkların farkında olmaktan mahrum kaldıkları için de "yazı neden yol almıyor?", "şiir neden kendini yenilemiyor?", "neden bu ülkede akademik çalışmalar yapılmıyor?","niçin yeni fikirler üretilmiyor?" söylemleri artıyor.
Tez çalışması hazırlamışsınızdır. Gidin üniversitelere, bir konu ile ilgili yazılmış tüm literatürü tarayın (kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri)...Her biri birbirinin tekrarı. Çünkü araştırmak yok...Burada yazılmışı var deyip al koy kendi çalışmanın içine. Özgünlük yok, üretim de yok...Ama bu ülke üniversite mezunu kaynıyor orası ayrı mesele...
Bu yüzden i-l-e-r-l-e-y-e-m-i-y-o-r-u-z.
"Yazıbaz" kelimesini türettikten sonra, TDK yetkilisi ile görüştüm (yazımda dile getirmiştim). Bana göre yaratıcılıktı ancak uydurmacılıkta olabilirdi. Orkun Bey'in dediği gibi araştırmazsam doğru yanıtı bulamayacaktım. Görüşme neticesinde fazla kelimenin birden fazla anlamını uzman ağzından öğrenmiş oldum. Yazıyı yazarken kendimden emindim çünkü elimdeki bilgi teyit edilmişti. Yani yaratıcılıktı uydurmacılık değildi...
Okumadan yazalım demiyoruz kanımca, okuyalım ama okuduklarımızın çok fazla etkisinde kalmadan kendi özgün, yalın, bize has tarzları yakalayalım, fikirleri ortaya koyalım...Hepimize katkısı olacaktır.
Saygılarımla.
Naile.