Paparazzi!
Yazdığım iletiye senin yorumun buysa:
Beyninde cüzam var… Her zaman yazdıklarımın ve yazacaklarımın arkasında olma kıvancını taşımaktayım. Hücrelerinde anlam kargaşası yaşaman, benim anlatmak istediğimi anlatmama mani olamaz. Sen, deniz kıyısında kaleleri kendin kur, kendin yık. Tırların fren sesini andırır, homurtun.
Çocuk oyunlarını bu kadar güzel bilmenizden, Gırgır dergisini okuduğunuzu sezinledim. Avanak Avni'nin belalısı Deve Dilaver'i tanır mısın...
?
???
July 2026 tarihinde katıldıSon forum iletileri
Bahsettiğin sorun teknik...
Sayın Nida hanım!
Diyorsunuz ki; “Anlatmak istediğinizi ister altı okla, ister boz bakışlı kurtla veya kedi ile bilemedim sıfır ile anlatın.” Burada ifade etmek istediğiniz altı ok ve boz bakışlı kurt benim anladığım gibi ise, sizden yazdıklarınızı yalamanızı rica ediyorum. (Hiç böyle sert yazacak biri değilim ama konu Mustafa Kemal Atatürk olunca dayanamadım.)
H.C. Armstrong’un yazdığı, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sağlığında yayınlanan ve ilk Atatürk biyografisi olan ‘Bozkurt’ isimli kitabını bana hatırlatan cümleyi kurmanız VE kedi ile yakıştırmanızın affı mümkün değil.
Bunu teknik-maddi bir hata, yada benim yanlış algılamam olarak kabul etmek istiyor, üst paragrafta yazdığımı geri çekiyorum.
Yazdıklarınızı okuduğumda, belli ki yetenekli bir şahsiyetsiniz.
Başarılarınızın devamını dilerim.
Konu açılmışken birde sizden merak ettiğim bir hususta beni aydınlatmanızı istiyorum. Yani soruyu şimdiden soruyorum. Yanılıyor muyum?
Hakkımda şöyle bir ifadeniz var:
Olgun: uzlaşmacı…
Şimdi burada; cümle diyemeyeceğim, notunuz diyelim.
Nokta ile bitse idi, benim kesin uzlaşmacı olduğum ortaya çıkacaktı.
İki nokta yan yana ile bitse idi, Benim uzlaşmacı olmayabileceğim ortaya çıkacak, yoruma açık olacaktı..
Üç nokta yan yana ile bitmesi; (Bakınız noktalama işaretleri konuyu nereye getiriyor.) Uzlaşmacı olup olmadığımın tartışılmasının yanı sıra; daha da öte yakıştırmalara maruz kalıp kalmayacağımı ifade ediyor…
Bunları okuduktan sonra biliyorum klavyenizin başına geçip, başlayacaksınız yazmaya. “Efendim şimdi kalkmış aramıza yeni katılan biri oturduğu yerden ahkâm kesiyor da… Neymiş efendim bu noktalama işaretlerinden alıp veremediği de…Çok bilmişin oğluymuş da…” Diye sıralayacak, bir iki güzel benzetme-yakıştırma ile benim hakkımdan geleceksiniz kendinizce!
Belki de yazılarımdan birini gündeme getirip, beni can evimden vuracaksınız!
Yalnız şunu bilin, ben hiç bir zaman kalemimi benzinle doldurmadım. Cevabınızı aynı nezaket çerçevesi içinde alacaksınız.
Saygılarımla…
Umar isimli şiirinde bulunan hatayı düzeltir misin... Editörün de gözüne çapak kaçmış. Hem şiir bölümünün baş yapıtı bu eser, tanıtım vitrininde yanyana yazılı. Bu nasıl bir şiir tanıtım, editörümüz uyuyor mu... "İzocam"
olgun bey, bu yazı işleriyle ciddiyetle ilgileniyor, bunu cümleleri de hissettiriyor,
hatta benim bir hata mı da yakaladı,
böyle insanların başımın üstünde yeri var,
foruma kattığı şeyler, birçoklarının hiç katmadığı şeyler,
alkışlıyorum olgun beyi,
Türkçeyi iyi kullanmak, noktalama işaretlerine riayet etmek tabi ki önemlidir. Anlam değişmediği sürece… “Tüm yazarların edebiyat mezunu olamayacağı gibi, tüm denizcilerin de yüzme bilmesini bekleyemeyiz”. Ankaralı Turgut!..
Plağın öbür yüzü; siz noktalarınızı yastığınızın altından çıkarıp, bankaya yatırın. Faiz % 1,2…
Edebi olmak için sırtıkaralı zar atmak. Neden bazı süvarilerin noktası ve virgülü yok? Geçmiş zaman pehlivanlarını düşünün… Anlatmak istediğinizi ister altı okla, ister boz bakışlı kurtla veya kedi ile bilemedim sıfır ile anlatın. Anlam yitmediği sürece tüm kabile reislerinin selamına, huğ… Noktasız yazanları yargılamıyor, edebi kriter olarak görüyorsunuz da hata yapanları çarmıha mı geriyorsunuz. İngiliz usulü sevişme sanatı. Cadı yakma… Fransızları da çağırın kurulsun engizisyon… Kuralcı şartlanmış maymunları mı ekelim ön bahçeye. Bir diğer Darvin doğursun. Anlamını yitirmemiş her yazı, kabulümdür. Bu benim at gözlüğüm.
Sizin gözlükleriniz Ferrari…
:)
Eyvallah burası daha uygun galiba...
Yazının kapsadığı yer en az yaı teknikleri ve noktalama işaretleri kadar önemli diye düşünüyorum ben...
Tabi tartışmalar , polemikler , hakaretler derken forum alt - üst oldu...
Neyse düzelir zamanla...
Teşekkür ederim...
Talebiniz bu mu?
Sevgili dostum İmdat!
Nereye davet edersen oraya gelmeye hazırım, ben sitenizde yeniyim. Bakıyorum 2003-2004'lü belki göremediğim daha eski yazılar var. Beni hoş gör..
Şükürler olsun uzuuun bir zamandan sonra forum da okunacak birşey bulabildim...
Peki bende şöyle bir rica da bulunsam. Sn.Olgun Onur
Forum da ayrı ayrı bölümler mevcut.Yani konu dahilinde yazılabilecek sayfalar noktasında konuyu kapsadığı köşeye yazsak daha iyi olmaz mı ?
Şimdi forumda yazdıklarımı okumanızdan sonra lütfen beni ukalâlıkla özdeşleştirmemeniz temennisi ile satırlarıma devam etmek istiyorum.
Zatım okuma ve yazmayı seven bir kişi olarak bir İzEdebiyat tutkulusu oldu.
Mamafih; o yazardan bu yazara gezerken hiç tasvip edemediğim hususlar ile karşılaşmaktayım. Öyle güzel denemeler, öyküler, şiirler, eleştiriler vs. vs.’ler okuyorum ki anlatamam. Gezenler bilir.
İşte benim sorunum burada başlıyor. Bu güzel eserlerin yazılımında noktalama işaretlerine pek dikkat edilmiyor, yani imlâ kurallarına pek uyulmuyor. Dolayısı ile okuyucu yazıyı anlayıncaya kadar oldukça zahmetlere katlanmak zorunda kalıyor. Birde arada, çok küçük de olsa maddi hatalar yapılıyor. Şöyle ki; Yazar ‘esinti’ yazacak ama ‘esindi’ yazıyor, esin’den türeyen her iki kelimedeki anlatımın yazıyı ne denli değiştirdiğini gözlemlemekten üzüntü duyuyorum.
Bu sebeple Hocam niye nitelendirdiğim bir Zat-ı âlinin bana öğrettiği ve verdiği çok küçük bir notu sizlerle paylaşmak istedim.
Diyordu ki bana; “Virgülü bilirsiniz, ama yerinde kullanmalısınız, işte şöyle si gibisinden.” Deyip küçük bir kağıda karaladıklarını uzatıyordu.
“Oku, baban gibi eşek olma.
Oku baban gibi, eşek olma.”
Hocamın notunu size aynen aktardıktan sonra, kendimin bu konuda tamamen kusursuz olduğunu kesinlikle söylemiyorum. Elimden geldiğince dikkat etsem de, zaman zaman aynı hatalara kendiminde düştüğünü görüyorumve üzülüyorum. Amma inanın elimden gelen özeni gösteriyorum, diğer arkadaşlarında bu özeni göstermelerini istemekten gayrı, talebimin olmadığını belirterek,
Herkesi selâmlıyorum.
İzEdebiyat’ı ve İzEdebiyat’lıları seviyorum.
Şimdi forumda yazdıklarımı okumanızdan sonra lütfen beni ukalâlıkla özdeşleştirmemeniz temennisi ile satırlarıma devam etmek istiyorum.
Zatım okuma ve yazmayı seven bir kişi olarak bir İzEdebiyat tutkulusu oldu.
Mamafih; o yazardan bu yazara gezerken hiç tasvip edemediğim hususlar ile karşılaşmaktayım. Öyle güzel denemeler, öyküler, şiirler, eleştiriler vs. vs.’ler okuyorum ki anlatamam. Gezenler bilir.
İşte benim sorunum burada başlıyor. Bu güzel eserlerin yazılımında noktalama işaretlerine pek dikkat edilmiyor, yani imlâ kurallarına pek uyulmuyor. Dolayısı ile okuyucu yazıyı anlayıncaya kadar oldukça zahmetlere katlanmak zorunda kalıyor. Birde arada, çok küçük de olsa maddi hatalar yapılıyor. Şöyle ki; Yazar ‘esinti’ yazacak ama ‘esindi’ yazıyor, esin’den türeyen her iki kelimedeki anlatımın yazıyı ne denli değiştirdiğini gözlemlemekten üzüntü duyuyorum.
Bu sebeple Hocam niye nitelendirdiğim bir Zat-ı âlinin bana öğrettiği ve verdiği çok küçük bir notu sizlerle paylaşmak istedim.
Diyordu ki bana; “Virgülü bilirsiniz, ama yerinde kullanmalısınız, işte şöyle si gibisinden.” Deyip küçük bir kağıda karaladıklarını uzatıyordu.
“Oku, baban gibi eşek olma.
Oku baban gibi, eşek olma.”
Hocamın notunu size aynen aktardıktan sonra, kendimin bu konuda tamamen kusursuz olduğunu kesinlikle söylemiyorum. Elimden geldiğince dikkat etsem de, zaman zaman aynı hatalara kendiminde düştüğünü görüyorumve üzülüyorum. Amma inanın elimden gelen özeni gösteriyorum, diğer arkadaşlarında bu özeni göstermelerini istemekten gayrı, talebimin olmadığını belirterek,
Herkesi selâmlıyorum.
İzEdebiyat’ı ve İzEdebiyat’lıları seviyorum.
" İmdat: Şövalye "
Eyvallah :))
Kenan; benzinle doldurduğu dolma kaleminin haznesini yıkamış, yangına körükle gitmenin yerine, anne ve ablalarımızın çamaşır yıkarken kullandığı özellikle havlu yumuşatıcısı (ki özellikle havlular onsuz zımpara kâğıdı gibi oluyor), yumoşla doldurmuş. Ne mutlu…
Hep dosttuk bence, dostluk aynı forumda yazışmayla, aynı şeye bakmayla başlıyor, diye inanıyorum. En başından beri hep mücadelesini verdiğim şey yanlışı söylenen arkadaşın öfkelenmemesi noktasıydı. Yayın dünyasının içinde olanlar bilir, yazı yazarsınız, çeviri yaparsınız redaktör diye bir şahıs size bir kamyon hatanızı döküp saçar... Bu herkes için böyledir, yanlış yapılır; ama yanlışları savunmak, sinirlenmek, hakaret etmek... Bunlar olmamalı... İlk sözlerimin arkasındayım... Yolu yordamı ne olur bilmiyorum, ama kibir ve gururla forumun kirletilmesi olayı son bulmalı... Pek çok değerli akıl, pek çok yetenekli üye küsüp gitti bu nedenle...
Siz hitabını birlikte bırakalım madem, Olgun, şunu söyleyeyim. Senin ya da diğer "olgun" arkadaşların olduğundan daha kibar ya da kaba değilim, diye düşünüyordum. Örnek alıyorum foruma yazanları, ona göre konuşuyorum... Farklı olma konusuna gelince... Editör olarak foruma yazmam. E-posta var bu iş için, bir de "köşe" var, malumunuz; hoş pek güncelleyemiyorum ama... Elimden geleni yapıyorum... Keşke Sayın Sezai'nin belirttiği gibi boş gezenin boş kalfası olabilsek hepimiz...
Forumun başlığı Kitap Dünyası, iletime çeki düzen verecek olursam:
Vakti zamanında kitabı çıkan arkadaşlarımızı nasıl tebrik etmişsek (anımsayın, Sayın Kamuran Esen'i) İsa Kantarcı'yı da tebrik etmeliyiz. Karmaşa da bu işi ben bile savsakladım... Tebrikler İsa,
İsa'nın tavırlarını "abartılı reklamcılık" olarak yorumlamak güç değil bence de; ama bu yorumu yapanlar kendilerinin de kolaylıkla "kıskanç" yorumuna maruz kalacaklarını hesaba katmalılar... Ama bence kitap dünyasında (başlığımız buydu, değil mi) reklamcılık da kıskançlık da çok kötü şeyler değil, inanın yapayanlış kullanılan bir Türkçe kitap alemine şu ikisinden de daha ters. Uğraş, didin bir ürün çıkar, eh reklamını da yap. Kıskanmak... Bu da güzel. Bilmem ne ödülünü alan yazarı kıskan, daha iyisini yaz. Zararlı bir şey mi? Değil... Gülün dikenleri bunlar...
Edebiyat kırılgan, güzel söz sanatı narin; foruma yazan herkes eli kalem tutmakla hassas bir ruh taşıdığını gösteriyor, hepimizin bunu zaman zaman unuttuğu olabilir... Zarardan döneriz, ama dönelim. Yalnızca bir veya iki kişiyle kalmasın bu... Ne bileyim... Aptalca duyulacak belki, ama... Hadi bir şey başlatalım... Toplu şiir olayını hatırlıyor musunuz?
Özeleştiri yapalım, ya da ona benzer bir şey... Herkes kendi yazısında sevmediği yönleri söylesin... "Düzyazı yazarken metni şiirsellikten kurtaramıyorum, bu da geneline yeknesaklık veriyor..." gibi sorunlarımızı paylaşalım... Ya da "Öykülerimdeki karakterler gerçek yaşamdakilere benzemiyor..." Hepimizin vardır, kendi yazılarımızda beğenmediğimiz yönler, öyle değil mi?
Var mısınız?
Not:
Nida son şiirimi okudun sanıyorum, beğendin mi? Kağıt putlar sözünden çıkarıyorum bunu... Bu arada editörcük, demişsin, neyse ki şaircik boyutuna vardırmıyorsun hoşnutsuzluğunu, alemsin yani... Böyle bir siteciğin editörcüğü olur tabii... Ne sandın...