..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşam kısa, sanat uzun, fırsat aceleci, deney aldatıcıdır. -Hippokrates
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Bireysel > Guvercin




10 Aralık 2003
Dün Gece  
Guvercin
Yeni güne yeni adımlar...


:BBID:
Tedirgin adımlarla kaldırımda ağır ağır yürüyordu. Bedeni düşüncelerinden dolayı neredeyse yarıyarıya kamburlaşmış gibiydi. Ve zayıflamıştı son bir kaç ay boyunca ancak yaşamasına yetecek kadar yemek yiyebiliyordu. Yorgundu, bitkindi. Hiçbir şey için mecali yoktu sanki.

Bu saatler şehrin en kalabalık zamanlarıydı. İşten çıkmış insanlar evine gitmek için hızlı hızlı hareket ediyordu. Çocuklar ellerinde defterler arkadaşları ile şakalaşıyor, sevgililer gözlerinde parlayan bir gülümseme ile kolkola dolaşıyordu. Sokaklar bir yandan yorgun bir ihtiyar bir yandan küçük bir çocuk gibiydi şimdi. Bu saatler insanın kaybolabileceği en uygun zamanlardı bu şehir için.

Adımları gitgide yavaşlıyordu. Sanki birazdan olduğu yerde duruverecek ya da yığılıverecek gibiydi. Ama yine de -yavaşta olsa- adımları devam ediyordu ve her yeni adımı bir öncekinin sonlanması ile başlıyordu.

Saatler çabuk ilerledi. Etraf artık çevredeki dükkanların ışıkları ile aydınlanmaya başlamıştı. Biraz kalabalıktan uzaklaşmak için birazda kaçmak için olsa gerek sokak lambalarının aydınlattığı bir ara sokağa attı kendini. Adımları artık iyiden iyiye ağırlaşmıştı. Yoklukla varlık arasında son güç kırıntılarını kullanıyordu ayakları.

Ara sokağın en karanlık yerinde önce olduğu yerde dikili kaldı. Sonra olduğu yere yığılıverdi. Epey bir süre öylece kaldı. Sonra yığıldığı yerden yanındaki duvara tutunarak güç bela ayağa kalktı. Gözlerini açtı. Gördüğü manzara karşısında gözleri parladı. Titrek bir damla gözyaşı gözyaşı çukurundan yanağına süzüldü. Kalbi bu duygu yükünden uzaklaşmak istercesine edercesine hızlandı. Hafif bir ürperme dolaştı vücudunda. Kendi kendine sordu:

"Rüya mı bu?"

Soruya cevap veremeden diz çöktü. Elleriyle yüzünü kapadı. Parmaklarını gözüne bastırdı. Eski azametinden çok şey kaybetti gururu. Hıçkırıklarına engel  olmaya çalışarak ağladı için için.Çok geçmedi bir meltem saçını okşadı şevkatle. Tüm gücüyle hıçkırıklarına engel olmaya çalıştı. Sessizliğe sarıldı battaniye gibi ve hıçkırıklarına boğuldu çevresi. Ellerini yüzünden ayırdı narin bir el. Mavi gözlerinden süzüldü gözyaşları. O bulutlu bakışında gökyüzünden düşen yağmur damlalarını andıran süzüldü gözlerinden yanaklarına. Ellerini yüzünden ayıran eli sımsıkı tuttu. Umudunu kaybetmemek istercesine sımsıkı tüm yüreğiyle tuttu eli. Ela gözler sardı beynini. Bulut gibi bembeyaz tende dans eden o bakışlara kilitlendi. Artık gitmesini istemiyordu, gitmekte istemiyordu.

"Gitme" diyebildi.

Ela bakışlar yere süzüldü. Kızıl saçları kapattı yüzünü. Yavaşça avucundan o narin eller kaydı önce...Sımsıkı tutmaya çalıştıkça daha da hızlı kaydı. Sarılmak için hamle yaptı. O arada kayboldu ve elleri kendi göğüsünü yakaladı boşlukta.

Gözleri aralandı yavaşça. Gözyaşı çukuru gözyaşlarıyla ıslanmıştı. Ellerini boşlukta yanlara salıverdi. Yanındaki duvara yaslandı tekrar. Bulunduğu yeri sokak lambası yarı yarıya aydınlatabiliyordu.

Kaybolmakta eskisi kadar tat vermiyordu bu şehirde. Şehir sanlı canlı bir organizma gibi gün be gün enerjisini çekiyordu. Şehirle kurulan kötü bir ortaklıktı bu! Yaşama enerjisi karşılığında beraber oluyordu şehirle. Kaç kişinin daha enerjisini böyle yutacağını düşündü birden. Kaç kişi daha bu yanılsamaya kapılıyordu. Bir helezon yooo hayır bir girdap gidip taa en dibe kadar çekiyordu enerjisini.

Duyumsuzluk yakalanabilecek en kötü rahatsızlıktı. Öfke, keder, kin, inat, sevda, aşk, şehvet hangi duygu ne kadar olursa olsun yaşanmalıydı. Bir dengede hepsini yaşamak olmalıydı yaşam. Ne kadar isterse o kadar tecavüz edecekti zaman. Bunu engellemek için herhangi bir gücü kalmamıştı. Aksine artık buna neredeyse buna kendi de müsade etmeye başlamıştı.

Gördüğü halüsinasyonun etkisinden kendini kurtarmak için yerinde kımıldadı. Sonra tekrar duvara yaslanıp bekledi bir süre. O arada gözleri sokağın başında kendine doğru gelmekte olan pejmurde giyimli yşlı bir kadını yakaladı. Uzun zaman boyunca yıkanmamış olan eteği sokağı süpürerek geliyordu. Üzerinde çoğu yerinden yırtılmış olan hırkası ve içinde hırkadan biraz daha iyi olan kazağı vardı. Saçları pamuk yığını gibiydi. Elinde dayanarak yürüdüğü sağlam bir odun parçası vardı. Ağır ama emin adımlarla yaklaştı.

Bir süre anlamsız anlamsız bakıştılar. Eskiden tanıdığı birini çıkarmaya çalışırlar gibi görünüyorlardı. Görüntüsünü yalancı çıkaracak kadar harika bir ses tonuyla:

"Anlatmak ister misin?" diye sordu.

Bunu öyle kendine güvenle sormuştu ki bütün herşeyi biliyormuş havası ses tonunda gizlenmişti. Bir an nereden bilebileceğini düşündü. O bu acıyı nereden bilebilirdi ki? Sonra kendisi boğuk sesiyle fısıldar gibi konuştu:

"Şu an hangimiz daha zor durumdayız, sen mi ben mi? Ben şu an için ne söylersem öfkem galip çıkmış olacak. Uzun zamandır susuyorsam bu öfkem yüzündendir."

"Peki o zaman bunu daha sonra konuşacağız" Bu sözleri söyledikten sonra bir sır gibi geceye karıştı yaşlı kadın. Birden irkildi. Etrafına baktı kimseyi göremedi.Tüm vücudu ürpertiye hapsoldu. Soğukta kalmış solgun bir çiçek gibi titredi.

Daha gece yeni başlıyordu ama herşey koşar adım sona doğru gidiyordu. O kadar zor olmayacaktı. Kimse bilmeyecekti. Şehir artık kötü enerjisi ile dolmayacaktı. Güz mevsiminde ömrünü dolduran her yaprak gibi dalından aşağıya düşecekti. Bu iş bu gece sonlanacaktı. Korkmuyordu çünkü duyumsuzlaşmıştı. Hasret bütün duygularını köreltmişti. Belki biraz korksa cesareti tetiklenecek ve yaşamaya devam edecekti. Eskisi gibi olmayacaktı ama bir yöne doğru akacaktı bu nehir.

Yavaş yavaş yürümeye başladı tekrar. Olduğu yerde kalsa yine istediğini elde edecekti ama istediği yer burası değildi. Hayır!!!Bu köşede bu karanlıkta değildi istediği.

Sokaktan çıktığında oldukça iri yapılı, iyi giyimli, büyük elleri olan bir adamla karşılaştı. Tanıdığıymış gibi koluna girdi bu adam ve hiç direnmedi buna. Bu bilindik bir hikayenin başlangıcıydı. Yüzüne baktı ürkek ürkek. Yüzünde sert çizgiler vardı. Gözleri çetin bir savaştan çıkmışcasına yorgundu. O da bakışlarına karşılık verdi ve baktı. Çelimsiz vücudunda karşılık buldu adamın bakışları. Gülümsedi. Sert ses tonu bıçak gibi kesti geceyi.

"Hep kaybetmekten bıktım artık!!Ne var bunda o kadar. Her birimiz diğerimizin öfkesini, diğerimizin kederini, kinini taşımıyor muyuz? Oysa beni hep yanlış tanıyorlar. Boşuna kızıyorlar bana çünkü hiçbir zaman her zaman mutlu sonla biten bir olgu görmedim. Hep başarıya ulaşan, hep mutlu olan, istediğine ulaşan...Benim kıyafetim siyahtır. Kifayetsiz derler bana her gelişlerinde anlamlandıramazlar bu noktaya nasıl geldiklerini. Oysa herşeyi anlaşılacak bir zamanı vardır belki daha sonra...Çoğunlukla duygular gerçekleri maskeler. Ama bu maskeleme her zaman kötü değildir. Neyin iyi olduğuna neyin kötü olduğuna neyin doğru neyin yanlış olduğuna sen o an içinde karar veremezsin. Anlamak için bekelemek lazım gelir. Seslerini dinelemelisin hem de hiç birini susturmadan, dediklerini yapmak zorunda değilsin ama dinlemelisin onları tek tek..İçinde haykıran seslerin dağlardan yankılanıp tekrar sana gelir. Bu dağlarda senin eserin değil mi? Bazen çözüm burnunun ucundadır göremezsin belki bu sizin hipermetropluğunuzdan, Bazen güzel duyguları yok etmek size zevk verir bu da sizin mazoşistliğinizden olsa gerek. Ama illa ki bir şeyleri değiştirmeye çalışmadanda sonuca ulaşabilirsin. Her şeyin bir sonucu vardır. Bazen gülü koklarken gülün dikeni eline batabilir...Bu gülün seni sevmesidir..."

Sadece dinlemekle yetindi. Bu güce karşı koyamıyordu. Sürüklediği yere gidiyordu. Cevap vermek yerine yutkundu ve geceye düğümlendi. Koluna girenin kıyafetine baktı. Bu azrail olamazdı ya da ölümle alakalı bir imgede olamazdı. Hani dış görünüşte bu kadar uçurum olmasa "bu benim" diyecekti. Çığlık atsa belki etraftan geçenler kurtarabildi bu adamdan. Şöyle çevresine baktı..Sonra anladı ki kimse sesini duyamazdı. Sesi yankılanıp kendi kulağına çarpardı. Kimse ona inanmazdı. Çünkü o kurt geldi sürüye diye yalan söyleyen o yalancı çobandı.

Hızla hareket ediyorlardı. Güçlü adam neredeyse sürüklercesine götürüyordu. İçinde gitmek istediği yere götürdüğünü söylüyordu. Bir diğer ses ise gitmemesi gerektiğini. Lakin ikinci sesi dinlemedi. Bir gökdelenin önüne geldiler. Bu şehirdeki en yüksek yer burasıydı. Bu şehirden çıkmamış birisine göre de dünyanın en yüksek yeride burasıydı. Gökdeleni görünce başını en tepesine kaldırdı. Göremedi en ucunu başı döndü bir an. İçi hafif bir ürpertiyle doldu. Hemen gözlerini aşağıya indirdi. Yere basan ayaklarına baktı. Koluna giren adam tok ve emin bir sesle "Geldik!" dedi. Yine fısıldar gibi cevap verdi "Tamam" dedi.

İçeriye hayalet gibi süzüldüler. Güvenlik görevlilerinin yüzüne bakmaksızın asansörün gelmesini beklediler. Asansör geldi. En üst katın numarasını bulup düğmeye bastılar. Yukarıya çıktıkça yüreğide ağzından fırlayacakmış gibi hızlanıyordu. En üst kata geldiler. Kapı o bilindik metalik sesi ile açıldı. Onu gören insanları oldu kimisi tanıdığıydı. Ama bu kendi meselesiydi kimse karışamazdı! Aldırmadan hızlı adımlarla çarçabuk kendini gökdelenin en tepesine götürecek merdivenlerin bulunduğu odaya attı. Ağır aksak çıktı merdivenlerden. İşte şimdi randevuya zamanında gidiyordu.

Şimdibu muazzem gökdelenin en tepesindeydi. Kapıya baktı son defa geri dönebilirmiş gibi. Ama kapı kapanıverdi ve o iri adam kapının önünde dikildi. Hayır onu aşması çok zor olurdu. Ağır adımlarla gökdelenin kıyısına kadar geldi. Başı döndü aşağıya bakınca. Zaten ıslak olan gözyaşı çukurları yeniden ıslandı. Sert bir rüzgar esti sanki en tepeden kucaklayıp fırlatmak ister gibi. Yere iyice tutundu, ellerini kelepçe gibi kenetledi.

"Niye bekliyorsun? İstediğin bu değil mi?" dedi, arkasından aert bir ses. Başını çökmüş olan omuzlarının arasına gömdü iyice. Yanında dikilen birisini hissetti. Kafasını çevirdi. Önce o odun parçasını gördü, sonra pejmurde kıyafetli yaşlı kadını. Bakışlarını yaşlı kadının gözlerine kin ve nefretle dikti ama şevkatli bir karşılık aldı. Kadın yine o muhteşem ses tonuyla :

"Bir varlığı seven her varlığı sevmiş gibi kutsanır. Ama bir varlığa öfkelenen kendini kaybeder. Kendi savaşlarında en büyük yarayı buradan alırsın. Bu senin kırlgan noktandır. Aslında hepimiz birbirimizin kırlgan noktası değil miyiz? Ama asıl kırılgan nokta bizim kalbimizdir. Asıl onunla mücadele etmemelisin. Bırak kurtar onu zorlama. Şimdi özgür iraden var ve bir seçim yapmak için kendini zorluyorsun. Direnmek ister misin? Unutma hiçbir şekilde gül bahçelerinden saraylar, yakut ve elmaslardan kıyafetler vaad etmem. Ama her zaman senin içinde olan ve dayanacaın o güç senin sevgini temsil ediyor. Şimdi seçim yapma vakti..."

İkisinide süzdü kararsız bakışlarıyla. Bu duruma nereden gelmişti. Hangisini yapmalıydı? Yine sert bir rüzgar esti. Birden kendini aşağıya fırlatmak geçti içinden. Ama yine de bekledi. Belki bu noktaya gelmeden herşeyi bitirmeliydi..Ürperdi. Bu sorunun çözümü bu kadar kolay olmamalıydı. Ve hatta sevda denen o yaratık gönlüne hiç konmamalıydı!!!!

Bu düşünceler içindeyken ateş kıvılcımları vücudunda dolaştı. Kıvılcımların kaynağına baktı, sarıydı. Ve şehir dün geceden habersiz yine uyanıyordu. Hayır!!! Çözümü bu kadar koay olamazdı. Bu bir kaçış demekti. Ölen sevgilisinin ardından gitmekle ona ulaşmak aynı şey değildi. Ama içi randevuya gitmemiş gibi burkuldu. Olduğu yerden toparlandı. Çıktığı merdivenlerden aşağıya indi. Şehrin mezarlığına gitti.Ölünün toprağı çökmüştü. Diz çöktü. İçindeki ısdırabı bastıramıyordu. Fısıldayarak:

"Affet beni sevgilim" dedi.

Vücudunda dolaşan kanın serinliğini hissetti. Başını kaldırdı. Gözlerine inanamadı. O muhteşem güzelliğiyle bir prensesi andırıyordu hala. Süzülerek yanına geldi. Elini yanağında gezdirdi. Kan kırmızısı dudaklarıyla yüreğine sıcak bir öpüş kondurdu. Bu öpüşle tüm vücudu titredi. Sonra dinlemeye doyamadığı sesiyle seslendi sevgilisi:

"Sevgilim benim sana mirasım ne olabilir düşündün mü..?"

"Hayır" dedi. Artık yorgun vücudu canlanmış bu da sesine yansımıştı.

"Ben senin kalbindeki yerimi biliyorum. O kapı hep sıcak olacak. Anahtarı az önce kullandım yani sevgimi ve sevgini...Benim sana mirasım acı ve ısdırap olmamalı sevgi olmalı direnmek olmalı sakın ihanet etme mirasıma"dedi. Sonra kızın o ela gözleri yeri süzdü. Dudaklarında öper gibi fısıldadı. "Uyan sevgilim"

Gözleri yavaşça açıldı. Pencereden akan güneşin ışınları odayı ve vücudunu kavurdu. Derin bir nefes aldı. Sevgilisinin kokusu burnuna süzldü buram buram. Oradan beynine oradanda yüreğine aktı teninin kokusu. Nefesi bırakmak istemedi. Ama biliyordu ki yüreğindeki koku hiç çıkmayacaktı. Yataktan kalktı, pencereye seğirtti. Dışarıya baktı... Kuşaların şarkısını duydu, bir iki çiçeğin açışını hissetti. Gözlerini gökyüzüne dikti bir iki bulut vardı sadece...Sevgilisine ihanet etmemişti ve kandırmamıştı. Sadece zaman anlamsız ve gereksiz bir darbe vurmuştu ama zamanın hiçbir darbesi ölümcül değildi. Pencereyi açtı. Çünkü artık mevsim bahardı...





Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın bireysel kümesinde bulunan diğer yazıları...
Reyhan
Hüzün Geceye Takıldı, Gözlerimdeki Gülümseme Sabahtı
Beni Sevebilir misin?
Baston

Yazarın öykü ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gerçek?
Sohbet
Atık Hücre
Tatilde Terapi
Rigor Mortis
kesik
Değerliymiş aslında..

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Sana Dair [Şiir]
Akasya [Şiir]
Ahiretlik - 23 [Şiir]
Hep Yek! [Şiir]
Empati [Şiir]
Unutulmuş [Şiir]
Kayıp Ada [Şiir]
Mutluluk [Şiir]
şehir ve gece [Şiir]
Ahiretlik - 14 [Şiir]


Guvercin kimdir?




yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Guvercin, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.