..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
İnsan kendini bilmeli. Gerçeği keşfetmeye yaramasa da, yaşamayı öğretiyor. Ve bundan daha güzel birşey yok. -Pascal
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Deneme > Yaşam > Yeter Özhal




15 Ocak 2018
Vale Çocuk  
Yeter Özhal
Büyük bir sınır hattı. Ben ıslak kaldırımda izmaritimi yırtık ayakkabımın altında ezerken, 50 lirayı cebine sokuşturan valenin tepesine 2 kişi daha dikildi. İkisi de ellerini açtılar, çocuğa sert sert baktılar. Bizimle paylaş dediler 50 lirayı. Konuşmalar, ikna çabaları, eziklenmeler, ağlaşmalar derken 50 lira 3’e bölündü.


:IIF:
Bir gece vaktiydi, yağmurluydu sokaklar. Kar ayazında, yolunu kaybetmiş bir ruh var. Aslında 1 saat sonra evimin içinde, kendi odamda, sigara dumanlarının içinde, tek gözümü kapatarak, karşıdaki gökdelenlerin ışıklarını düşündüm. Yanımdan hızla arabalar geçiyordu. İşte, orada gördüm. Bir kaldırım, ıslak, kenarı çamurlu. Sanırsın kendimi kaybetmişim de, o gökdelenin tepesinden aşağıya bakıyorum. Halbuki rüyamda görürdüm buraları ancak, ben yırtık bir ayakkabıyla, eski bir gocukla, sürekli yarım içtiğim sigaranın geri kalan izmaritini içerek geçip gidiyorum yanlarından.

Kimisi lüks arabalarıyla mavili kırmızılı panel renklerinin içinde bir uzay mekiği gibi geçiyor. Kimisi Avrupa’dan aldıkları makyaj malzemelerini dibini sıyırmış, yüzünde gezdiriyor. Kimisi pahalı kıyafetlerine sarılmış, markalı, hepsi bilindik. Kimisi fahiş fiyatlı takılarıyla karanlığı ışıldatıyor. Olan şu ki, ben yalnızca yanlarından geçip gidiyorum. Aramızdaki tek ortak nokta, işte o ıslak kaldırımlar.

Pahalı ve lüks arabasını kaldırıma yanaştıran kısa paça pantolonlu, yakışıklı çocuk, janti ayakkabısına çamur değmesin diye kaldırıma sıçrıyor bir zıplayışta. Kolunda mat siyah boncuktan bir bileklik, siyah sakallı. Onun hemen arkasından vale yanına koşuyor, gayet saygılı ve nazik. Yağmur yağıyor, onun üstünde reflektörlü montu var. Anahtarı elinden alıyor, yakışıklı kısa paça pantolonlu çocuğun yanındaki kadının kapısını açıyor. Ezilerek başını eğiyor ve dışarı çıkmasını gülümseyerek bekliyor. İçten gülümseme mi, mecburiyet mi anlamıyorum. Eline verilen 50 liralık banknotu hemen cebine sokuşturuyor. Alel acele, soluk soluğa. Etrafına hızlıca bakıyor, saygıyla lüks otomobilin şoför koltuğuna geçiyor. Çünkü park ücreti 20 lira, verilen bahşiş 50.

Soğuktan kızaran ellerimi ceplerimden çıkarmak istemiyorum ama ağzımdaki izmariti da bir şekilde tutmam gerek. Gözüm lüks restoranların olduğu sokağa ilişiyor. Koca koca şekilli şüküllü tabelaların altında, büyük camekanların ardında, bir ışıldak gürûh oturuyor. Benim cırt cırtlı ayakkabı yağmur sularına dayanamaz, içeri konuk eder hemen. Sağ olsun, yağmur suları da hayır demez, hemen çöreklenir parmaklarımın dibine. Üşüyorum ama o restoranların içinde kahkahalar atan kadınların diz üstü etek giyip, üstü açık, apartman topuk ayakkabılarla bu soğukta nasıl oluyor da gezebildiklerini anlayamıyorum?

Yokuşun ucunda bizim mahalle, yani buradakilerin deyimiyle köy. Bir düşündüm, yerlisi biziz aslında bu mahallenin. 60 yıldır buradayız ama dedim ya, yokuşun aşağısı bizim mahalle. Dip dibe, sıvasız badanasız, kırmızı tuğlalı, bahçeleri çarpık çurpuk atık kerestelerle örülmüş, küçücük bahçesinde sözüm ona taze soğan yetiştiren, hatta tavuk bile besleyen, ikinci katlarında muhakkak balkonu olan, balkonun köşesinde ufo gibi antenleri olan, eskimiş patlak araba lastikleriyle evinin sınırını çizen, inşaatçı ya da gündelikçiliğe giden insanların mahallesi. Yokuşun dibi!

Büyük bir sınır hattı. Ben ıslak kaldırımda izmaritimi yırtık ayakkabımın altında ezerken, 50 lirayı cebine sokuşturan valenin tepesine 2 kişi daha dikildi. İkisi de ellerini açtılar, çocuğa sert sert baktılar. Bizimle paylaş dediler 50 lirayı. Konuşmalar, ikna çabaları, eziklenmeler, ağlaşmalar derken 50 lira 3’e bölündü.

Ne garip! Son model lüks otomobilin sahibi kısa paçalı çocuğun, bahşişi verdikten sonra, gündelikçi çocuklarını birbirine düşürüşünü, içim burkularak izliyorum. Bizim mahallenin küçük bahçelerinde gezen tavukların yumurtaları bile 50 lirayı üçe bölen gündelikçi çocuklarının kursağından geçmez oysaki. Günlüğü 50 lirayı bulmayan, dışarıda işten eve gelirken donduğum soğukta, onların bütün günlerini geçirdiklerini düşündüm. Hayat onları 3’e bölmüştü zaten.

Yokuşun dibindeki mahallede oturup, lüks binalarla bizi ayıran, son model pahalı otomobillerin hızla geçtiği o yolun öteki tarafında ekmek parası kazanıyorlar sonuçta. Öteki tarafın çocukları. Biz yani. Karşıdan karşıya geçerken bile, ilk önce lüks otomobillere yol verilir kuralının işlediği bir semt. Çekidek almak için bile durup, mahalle bakkalına girilemeyecek kadar zavallı, bankamatiklerin dâhi girmediği, maaş gününde de karşı yola geçip, yokuşu zorla tırmananların yaşadığı bir yer.

Köşeyi dönüp evimin yolunu tutuyorum. Hep övünüyorlar, buralara müteahit girecek, evimiz arsamız değerlenecek, biz de alacağız paramızı... Eee sonra? Eviniz arsanız değerlenecek, ya siz? Cevap yok! Çünkü onlar için arsanın değeri kendi değerlerinden daha önemli.

Hoop başa dönüyorum. Para kazanacaklar, şehir dışına çıkacaklar, oralarda da çarpık çurpuk evler yapacaklar, altlarına ikinci el bir otomobil çekecekler, girecekler bir fabrikaya çalışacaklar. Aklıma birden o vale çocuk geldi. Soğuktan kızarmış elini ovuştura ovuştura beklerken, eline tutuşturulan lüks ve pahalı otomobilin anahtarı, ardından 50 lira... Müteahit evlerini yıkıp yerlerine lüks rezidanslar yapacak. Onlar şehir dışına çıkacak. Ama evleri arsaları değerlenecek. Lüks yaşayacaklar! Yine bir şehirde, yine bir yokuşun dibinde, lüks otomobillerin sürekli geçtiği bir yol üstünde, fabrikalara ya da avmlere yakın bir yerde. Kimisi ikinci el otomobiliyle gündelikçiliğe gidecek, kimisi iki katlı ve balkonlu evinden çıkıp bir avm nin valesine...




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın yaşam kümesinde bulunan diğer yazıları...
Gebze / Harem Minibüs Hattı

Yazarın deneme ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
Namlu
Bin Hezeyan
Pisagor Tarikatı
Bir Yazarın İlham Kaynakları Nelerdir?
Para Büyüsü
21. Yüzyıl Terör Çağı!
Bir Delinin Günlüğü 2
Mavi Uçurtma
Canım Sıkılıyor Bugün
Suyun Sırlı Yüzü

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Zamanın Boşlukları [Şiir]
Yokluğun [Şiir]
Kendime Mektup! [Şiir]
Git, Ama... [Şiir]
Hayır Desende [Şiir]
Unutamıyorum [Şiir]
Dar Sokaklar [Şiir]
Ahhhhhh,yalancı Yarim! [Şiir]
Unuttum [Şiir]
Sinsi Bir Kış [Şiir]


Yeter Özhal kimdir?

Yazmak yaşam biçimim, çizmek ise suskunluğumun çaresi.

Etkilendiği Yazarlar:
Etkilenmiyorum, sadece okuyorum.


yazardan son gelenler

yazarın kütüphaneleri



 

 

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Yeter Özhal, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.