"Yarın o kadar da önemli değildir, hele de bugün hala dünse." - Douglas Adams (Kurgusal)"

Sevginin Doğru Yönü: İman ile Şirk Arasındaki İnce Çizgi

Bu metin, insanın duygusal doğasını İslami perspektiften ele alıyor. Sevgi, korku ve güven gibi duyguların doğru kullanıldığında insanı Allah'a yaklaştıran nimetler, yanlış yönlendirildiğinde ise şirke sürükleyen tuzaklar olabileceğini vurguluyor. İslam'da şirkin sadece açık putperestlik değil, kalbin ve duyguların yanlış yönlendirilmesiyle de gerçekleşebileceğini açıklayan düşündürücü bir analiz.

yazı resim

İnsan, yaratılışının özünde duyguları barındıran bir varlıktır. Sevgi, korku, güven, ihtiyaç ve sığınma duyguları, insanın içsel dünyasının ayrılmaz parçalarıdır. Bu duygular, doğru kullanıldığında insanı Yaratıcı'sına yakınlaştıran birer nimet, yanlış yönlendirildiğinde ise onu sapkınlığa sürükleyen birer tuzak haline gelebilir. İslam inancında, bu duyguların nasıl kullanılacağı, insanın imanını koruması ya da şirke düşmesi arasındaki farkı belirleyen en kritik noktalardan biridir.
Şirkin Mahiyeti ve Duyguların Rolü
Şirk, İslam inançlarına göre Allah'a ortak koşmak ve O'nun ilahlık vasfını başka varlıklara vermek anlamına gelir. Bu, yalnızca putlara tapınma gibi açık bir eylem değil, aynı zamanda kalbin ve duyguların yanlış yönlendirilmesiyle de gerçekleşebilir. İslam'da, yalnızca Allah'a ibadet edilmesi ve O'na yöneltilen sevgi, korku, güven gibi duyguların sadece Allah için olması gerektiği vurgulanır. İnsan, akıl ve vicdan sahibi bir varlık olarak yaratılmıştır. Ancak duygusal yoğunluk dönemlerinde, bu akıl ve vicdan devre dışı kalabilir. İşte şirk, çoğunlukla bu duyguların Allah'a yöneltilmesi gereken şekilde değil de, yanlış kişilere veya nesnelere yönlendirilmesiyle ortaya çıkar. Bu süreç, insanın mantıklı düşünme becerisini engelleyerek onu şeytani bir yönelime sürükler. Kuran, aklını kullanarak doğruyu arayan bir insanın, Allah'ın birliğini açıkça göreceğini ifade eder. Buna rağmen, insanın duygusal etkenler nedeniyle aklını devre dışı bırakması, onu şeytanın etkisi altına sokar ve akıl dışı yollara yönlendirir. Müşriklerin sadece duygularının etkisi altında hareket ettikleri ve bu nedenle akıllarını kullanmadıkları Kuran'da açıkça belirtilir.
Duyguların Yaratılış Amacı ve Doğru Kullanımı
Sevgi, korku, güven, ihtiyaç ve sığınma gibi duygular, insanın yaratılışıyla birlikte verilmiş nimetlerdir. Bu duyguların her biri, doğru şekilde kullanıldığında insanı Allah'a yakınlaştıran, O'nun rızasını kazandıran araçlar haline gelir. Ancak eğer bu duygular doğru şekilde yönlendirilmezse, insanı sapkınlıklara ve şirke sürükleyebilir. Duyguların doğru yönlendirilmesi, insanı doğru yola taşır. Allah'a duyduğumuz sevgi ve korku gibi duyguları, yaratılmış bir varlığa yöneltmek, o varlığı ilahlaştırmak anlamına gelir ki bu da şirke düşmek demektir. Allah'tan başka kimse, sevilmeye, övülmeye, yüceltilmeye, korkulmaya ve yardım istenilmeye gerçek anlamda layık değildir. Çünkü her şeyin kaynağı ve her şeyin varlığını sağlayan sadece Allah'tır. Duyguların yaratılış amacı, insanı Allah'a yöneltmektir. Sevgi duygusu, insanın Yaratıcı'sını sevmesi, O'na yakınlık duyması için verilmiştir. Korku duygusu, insanın Allah'ın gazabından ve cezasından sakınması için vardır. Güven duygusu, insanın yalnızca Allah'a tevekkül etmesi ve O'na dayanması içindir. Bu duyguların Allah'tan başkasına yöneltilmesi, onların yaratılış amacından sapma anlamına gelir.
Sevginin İki Yüzü: İman ile Şirk Arasındaki Ayrım
İnsanın hayatındaki en derin duygulardan biri sevgidir. Sevgi, doğasında, sevilenin üstün ve güzel özelliklerine karşı duyulan ilgi ve hayranlıkla şekillenir. Ancak sevginin gerçek anlamını ve doğru yöneltilmesini anlayabilmek, insanın imanını pekiştiren önemli bir ilkedir. İman eden bir insan, bütün kalbiyle sevmesi ve bağlanması gereken varlığın yalnızca Allah olduğunu bilir. Allah, insanı yoktan var etmiş, ona beden, akıl, şuur ve iman gibi en değerli nimetleri bahşetmiştir. Bu nimetler, insanın hayatındaki her türlü ihtiyacını karşılamaktadır. Dahası, Allah, Kendisine iman edip itaat eden kullarını dünyada ve ahirette büyük nimetlerle müjdelemektedir. Bu nimetler ise Allah'ın sonsuz rahmet ve lütfudur. O halde, gerçek anlamda sevgiyi hak eden varlık yalnızca Allah'tır. Allah, bütün güzelliklerin ve üstün sıfatların kaynağıdır. Bu sebeple sevgi, öncelikle ve en üstün şekilde Allah'a duyulmalıdır. İnsanların bir kimseyi ya da bir şeyi, Allah'tan bağımsız bir varlık olarak görüp de, O'nu Allah'ı sever gibi sevmesi, şirke düşmenin en belirgin işaretlerinden biridir. İmanlı bir kişi, bir başka insana duyduğu sevgiyi, aslında Allah'a duyduğu sevginin bir yansıması olarak hisser. Karşısındaki varlık, Allah'ın tecellilerini içinde barındırdığı için sevilir. Bu sevgi, Allah'ın yaratması, O'nun bir nimeti olması ve O'nun güzel sıfatlarını yansıtması nedeniyle duyulur. Mümin, sevdiği kişiyi veya nesneyi severse, bunun arkasında Allah'ın iradesini ve hikmetini görür. Ancak müşriklerin sevgisi farklıdır. Kuran'da ifade edildiği gibi, onlar Allah'tan başkasını Allah'ı sever gibi severler. Bu yanlış sevgi anlayışı, onları hem dünyada hem de ahirette büyük bir azaba sürükler. Müşrikler, sevdiklerini Allah'tan bağımsız varlıklar olarak görür ve onlara, yalnızca Allah'a layık olan sevgiyi yöneltirler.
İnsan İlişkilerinde Sevginin Sınırları
Kadın-erkek ilişkileri, insanların en çok karşılaştığı sevgi anlayışlarını barındırır. Ancak bu ilişkiler, çoğu zaman Allah'ın rızası dışında kurulur. Romantizm ve duygusal bağlar üzerine kurulan ilişkilerde, kişiler birbirlerinin hoşnutluğunu Allah'ın rızasına tercih edebilirler. Birbirlerini memnun edebilmek için, Allah'ın sınırlarını çiğnemekten çekinmeyebilirler. Bu tür ilişkilerde, Allah'a yöneltilmesi gereken sevgi, insanlara yöneltilir. Kuran, bu tür ilişkileri "birbirine tapma" veya "birbirini ilah edinme" olarak tanımlar. Eğer bu sevgi, Allah'ı unutturan ve O'nu gereği gibi anmayı engelleyen bir tutkuya dönüşürse, kişiyi şirke sürükler. Allah, insanlara, birbirlerini sevebilmeleri için doğal bir duygu vermiştir. Ancak bu sevgi, Allah'tan bağımsız olmamalıdır. İnsanların birbirlerini sevmesi, ancak Allah'a duydukları sevgiyi temel aldığında doğru ve makbuldür. Müminlerin sevgisi, berrak, nurlu ve kalpte ferahlık oluşturan bir sevgidir. Çünkü mümin, sevdiği kişiyi aslında Allah'ın tecellilerini içinde barındırdığı için sever. İslam'da, eşler arasındaki sevgi de bu prensibe dayanır. Eşler birbirlerini severler, ancak bu sevgi Allah'ın emrettiği çerçevede, O'nun rızasını gözeterek yapılır. Eşinin hoşnutluğunu kazanmak için Allah'ın hükümlerini çiğnemek, eşini Allah'a ortak koşmak anlamına gelir. İslam, eşler arasındaki sevgiyi teşvik eder, ancak bu sevginin Allah'a duyulan sevginin önüne geçmemesi gerektiğini vurgular.
Kayıp ve Ayrılık Karşısında Mümin ile Müşrikin Farkı
Mümin, sevdiği bir kimseyi veya varlığı kaybetse de derin bir ümitsizliğe kapılmaz, çünkü sevdiği şeyin gerçek sahibi Allah'tır. Allah, tüm güzelliklerin ve tecellilerin kaynağıdır. Sevilen şeyin kaybı, Allah'ın planına ve takdirine dayalıdır, bu yüzden mümin teslimiyet gösterir ve sabırla karşılar. İmanlı bir insan, Allah'a duyduğu sevgiyi her şeyin önünde tutar. Eğer sevdiği bir şey veya kişi ölürse, bunun Allah'tan bir sınav ve takdir olduğunu bilir. Acı hisseder, üzülür, ancak bu üzüntü onu Allah'tan uzaklaştırmaz, aksine O'na daha çok yakınlaştırır. Mümin, kaybının ardından Allah'a yönelir, O'ndan sabır diler ve O'nun hikmetine teslim olur. Ancak müşrikler için durum farklıdır. Müşrikler, Allah'ı unutarak, Allah'tan başkasına duydukları sevgiyi birincil hale getirirler. Sevdikleri kişiler veya nesneler onları terk ettiğinde, büyük bir acı ve yalnızlık hissiyle karşılaşırlar. Çünkü onların sevgisi, Allah'a dayanmayan, O'ndan bağımsız bir sevgidir. Bu sevgi kaybolduğunda, geriye yalnızlık ve boşluk kalır. Allah'a tercih ettikleri bu kişiler, hem dünyada hem de ahirette onları azaba sürükler. Kuran, müşriklerin dünyadaki azaplarını, cehennemde çok daha şiddetli bir şekilde yaşayacaklarını belirtir. Dünya üzerindeki her türlü yürek acısı, cehennemde müşrikler için çok daha büyük bir manevi azaba dönüşecektir.
Aklın Devre Dışı Kalması ve Şeytanın Silahı
Şeytan, duygusal silahlarla insanı doğru yoldan saptırabilir. İnsanın en zayıf olduğu anlar, duygusal yoğunluğun yaşandığı anlardır. Aşırı sevgi, aşırı korku, aşırı öfke gibi duygular, insanın aklını ve mantığını gölgeler. Bu durumlarda insan, doğruyu yanlıştan ayıramaz hale gelir. Duygusal yönlendirmeler, insanı akıl ve mantık dışı davranışlara sevk eder. İnsan, Allah'a karşı olan sorumluluklarını unutarak, yarattığı duygusal bağlarla yanlış bir yönelime girebilir. Bu, insanın aklını ve vicdanını devre dışı bırakmasının sonucudur. Kuran'da, müşriklerin atalarını körü körüne taklit ettikleri, akıllarını kullanmadan sadece duygusal bağlarla hareket ettikleri anlatılır. "Biz atalarımızı bir yol üzere bulduk" diyen müşrikler, akıllarını değil, duygusal bağlılıklarını esas almışlardır. Bu, şirkin temel sebeplerinden biridir. İnsanın doğru düşünmesi ve doğru hareket edebilmesi ancak aklını kullanarak mümkün olur. Ancak duygusal etkenler, insanın aklını etkileyebilir ve mantıklı düşünme becerisini engelleyebilir. Duygusal yoğunluk, insanın doğruyu yanlışla karıştırmasına, Allah'tan başka varlıklara ilahlık vasfı yüklemesine neden olabilir.
Dengenin ve Doğru Yönelimin Önemi
İslam, insanı akıl ve mantıkla doğruyu anlamaya ve doğruyu yaşamaya çağırır. Duygular, insanın yaratılışında var olan birer nimettir, ancak bu duyguların yanlış yönlendirilmesi, insanı şirke sürükler. Şirk, duyguların akıl ve mantıkla değil, duygusal etkenlerle yönlendirilmesinin sonucudur. İnsanın duygularını, Allah'ın istediği şekilde yönlendirmesi, onu imana ve doğru yola taşır. Gerçek sevgi, Allah'a duyulan sevgidir. Allah, her şeyin yaratıcısı ve her güzelliğin gerçek sahibidir. İnsanlar, Allah'a olan sevgilerini her şeyin önünde tutmalı, sevgi ve bağlılıklarını öncelikle O'na yöneltmelidirler. Bu anlayışı kaybedenler, şirke düşerler ve kalplerinde boşluk, yalnızlık ve acı hissiyle karşılaşırlar. Kuran, bize doğru sevgiyi ve şirkin zararlarını açıkça anlatır. Gerçek sevgi, Allah'a duyulan sevgidir ve bu sevgi, insanın hayatındaki tüm ilişkilerini doğru bir şekilde yönlendirir. Sonuç olarak, doğru düşünmek ve doğru hareket edebilmek, insanın aklını ve vicdanını kullanmasıyla mümkündür. Duygular, akıl ve mantıkla dengelenmelidir. Allah'a duyulan sevgi, her şeyin üstünde olmalıdır. Diğer sevgiler, bu temel sevgiden kaynaklanmalı ve onu tamamlamalıdır. Ancak bu şekilde insan, hem dünyada hem de ahirette huzur ve mutluluğa erebilir, şirkten korunur ve imanını koruyabilir.

KİTAP İZLERİ

Kör Pencerede Uyuyan

B. Nihan Eren

Gündelik Hayatın Kör Penceresinden Sızan Endişe B. Nihan Eren, yedi yıllık bir aranın ardından yayımladığı "Kör Pencerede Uyuyan" ile çağdaş Türk öykücülüğündeki yerini sağlamlaştırıyor. Yapı
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön