"Hakikat, şarap gibidir; eğer çok beklersen, ekşir." - Mark Twain (kurgusal)"

Kur'an'da Aklın Yeniden Keşfi: Tea'kilune Kelimesinin Ahlaki ve İradi Boyutu

"Hâlâ akletmez misiniz?" sorusunun ardındaki derin anlama dair düşündürücü bir inceleme. Bu kısa metin, Kur'an'daki "akıl" kavramının modern algıdan farklı olarak, etimolojik kökeninde "bağlamak" anlamına geldiğini ve insanı sınırlandıran, sorumluluğa bağlayan bir yeti olduğunu açıklıyor. Akletmek, sadece düşünmek değil, hakikati idrak edip ona göre kendini dizginleme becerisidir.

yazı resim

"Hâlâ akletmez misiniz?" sorusu, Bakara Suresi'nin 44. ayetinde geçer. Bu soru, çağdaş okuyucuya ilk bakışta basit bir zihinsel faaliyet çağrısı gibi görünebilir. Ancak Kur'an'daki bu ifade, modern dillerdeki "akıl yürütme" kavramından köklü bir şekilde farklıdır.
Etimolojik Kökenler: Bağlamak ve Dizginlemek
Arapça'da ʿaqala fiili, temelde "bağlamak" anlamına gelir. Klasik kullanımda bu kelime, bir devenin ayağını bağlayarak onu kontrol altına alma eylemini ifade ederdi. Bu somut fiziksel eylemden türetilen aql (akıl) kavramı, insanı taşkınlıktan, savruluştan alıkoyan, onu belirli sınırlar içinde tutan bir yeti olarak anlaşılırdı. Bu etimolojik köken son derece önemlidir çünkü aklın işlevini tanımlar: Akıl, insanı dağılmaktan koruyan, onu sorumluluğa bağlayan bir yetidir. Soyut düşünme kapasitesi değil, hakikati idrak edip ona göre kendini bağlama, sınırlandırma ve yönlendirme yetisidir.
Kur'an'daki Kullanım: İsim Değil, Fiil
Kur'an'da aql kelimesinin isim olarak hiç geçmez bunun yerine, yalnızca fiil kalıplarıyla karşılaşırız:
- ta'qilûn (akletmez misiniz?)
- ya'qilûn (akledenler)
- na'qilu (biz aklederiz)
Bu dilbilgisel tercih, Kur'an'ın aklı statik bir "fakülte" veya "yeti" olarak değil, dinamik ve sonuç doğuran bir eylem olarak gördüğünü ortaya koyar. Akıl, sahip olunan bir şey değil, yapılan bir şeydir. Bu eylem ise bilgiyi davranışa dönüştürme, gelen hakikati idrak edip ona göre yaşamı dizginleme eylemidir.
Bağlamsal Analiz: Akletme Çağrısının Anlamı
Kur'an'da tea'kilune çağrısı belirli bağlamlarda ortaya çıkar:

  1. Ayetler okunduktan sonra - İlahi mesajın iletilmesinin ardından
  2. Uyarılar yapıldıktan sonra - Ahlaki ve manevi tehlikelerin hatırlatılmasının ardından
  3. Tarihsel örnekler verildikten sonra - Geçmiş milletlerin ibret verici hikayelerinin anlatılmasının ardından
    Bu bağlamlar, "akletme"nin ne olmadığını da gösterir:
    - Matematiksel muhakeme değildir
    - Felsefi spekülasyon değildir
    - Akademik zekâ gösterisi değildir
    - Soyut teorik düşünme değildir
    Aksine, "akletme" şu üç aşamalı süreci içerir:
  4. Hakikati görmek - İlahi mesajı algılamak
  5. Onu kavramak - Mesajın anlamını ve önemini idrak etmek
  6. Ona göre davranışı dizginlemek - Hayatı bu hakikate göre yönlendirmek
    Tea'kilune'nin Ahlaki ve İradi Karakteri
    Kur'an'daki "akletme" çağrısı, özünde ahlaki sorumluluk çağrısıdır. Bu çağrı, hakikati gören ancak buna rağmen savrulan, tutarsız davranan, bildiği ile yaşadığı arasında çelişki içinde olan insanlara yöneltilir. Bakara 44'teki ayetin tam bağlamı bu durumu açıkça ortaya koyar: İnsanları iyiliğe çağırıp kendinizi unutmak, Kitap'ı okurken bu çelişkiyi görmemek. İşte bu noktada soruluyor: "Hâlâ akletmez misiniz?"
    Bu soru:
    - Entelektüel bir eksiklik değil
    - Ahlaki bir tutarsızlık eleştirisidir
    - Bilgiyle eylem arasındaki kopukluğa işaret eder
    - Sorumluluk bilincini uyandırmayı hedefler
    Tarihsel Anlam Kayması: Yunan Felsefesinin Etkisi
    İslam medeniyetinin Yunan felsefesi ile karşılaşması, "akıl" kavramının anlamında köklü bir değişikliğe yol açtı.
    Klasik Arapça Dönemi
    - Aql: Ahlaki ve iradi bağlanma yetisi
    - Akıl = sorumluluk doğuran idrak
    - Bilgi ile eylem arasındaki bütünlük
    Tercüme Dönemi (8.-10. yüzyıllar)
    Yunan felsefi metinlerinin Arapça'ya tercümesiyle:
    - Aql, "logos" ve "nous" karşılığı olarak kullanılmaya başlandı
    - Akıl, teorik düşünme ve soyut muhakeme yetisi olarak anlaşıldı
    - Ahlaki boyut zayıfladı, epistemolojik boyut güçlendi
    Kelam ve Felsefe Geleneği
    - Akıl giderek norm koyucu bir otoriteye dönüştü
    - "Aklî delil" - "naklî delil" ayrımı belirginleşti
    - Akıl, vahyin yanında bağımsız bir bilgi kaynağı olarak görülmeye başlandı
    - Kur'an'daki "bağlanma" boyutu geri planda kaldı
    Modern Dönem
    Batılı dillerin etkisiyle:
    - Akıl = IQ, zekâ, bilişsel performans
    - Ahlaki ve iradi boyut neredeyse tamamen silindi
    - Akıl, değerden bağımsız, nötr bir yeti olarak kavrandı
    Bu süreç, Kur'an'daki bütünlüklü "akletme" anlayışının parçalanmasına ve sekülerleşmesine yol açtı.
    Kur'an'da Muhakeme Var mı?
    Bu noktada önemli bir nüansı belirtmek gerekir: Kur'an'ın aklı özerkleştirmemesi, muhakemeyi reddettiği anlamına gelmez.
    Kur'an'da Bulunan Muhakeme Biçimleri
    Mukayese ve Karşılaştırma:
    "Gökler ve yeri yaratmak insanları yaratmaktan daha zordur." (Mümin 57)
    Sebep-Sonuç İlişkileri:*
    Geçmiş milletlerin helak oluşu ile isyanları arasındaki bağlantı
    Ancak Kritik Fark
    Kur'an'daki muhakeme:
    - Amaç değil, araçtır
    - Özerk teorik sistem kurmak için değil, ahlaki ve imanî sonuç doğurmak içindir
    - Serbest felsefi tartışma için değil, itaat, teslimiyet ve sorumluluk için gündeme getirilir
    Kur'an:
    - Akademik felsefe öğretmez
    - Sistematik metafizik kurmaz
    - Soyut spekülasyonu teşvik etmez
    Ama:
    - Düşünmeyi teşvik eder
    - Delil arar
    - Tutarsızlığı gösterir
    - İbret aldırır
    Fark, muhakemenin amacı ve çerçevesindedir.
    Kur'an'da Aklın Konumu: Ne Kutsama Ne Reddetme
    Kur'an'ın akla yaklaşımı, iki uç arasında dengeli bir konumda durur:
    Akıl Kutsanmaz
    - Akıl, yanılmaz bir otorite değildir
    - Vahyin hakemliğine ihtiyacı vardır
    - Kendi başına hidayet kaynağı olamaz
    Akıl Reddedilmez
    - Akıl kullanmamanın eleştirisi yapılır
    - Düşünmeme, kör taklitçilik kınanır
    - İdrak yetisini kullanmamak sorumsuzluktur
    Akıl Özerkleştirilmez
    - Akıl, hakikatten bağımsız değerlendirilmez
    - Ahlaki çerçeveden koparılamaz
    - Vahye muhtaçtır, ona rakip değildir
    Bu dengeli yaklaşım, aklın:
    - Amaç değil araç olduğunu
    - Hakikate bağlanmadıkça işlevini tamamlamadığını
    - Bilgisel değil ahlaki ve iradi bir eylem olduğunu gösterir
    Modern Akıl Anlayışının Eleştirisi
    Çağdaş dillerde "akıl" kelimesi, Kur'an'daki anlamının daraltılmış ve sekülerleşmiş bir versiyonunu yansıtır:
    Modern Akıl = Zekâ
    - Bilişsel performans
    - Problem çözme yeteneği
    - IQ skorları
    - Mantıksal muhakeme kapasitesi
    Kur'an'daki Akıl = Sorumluluk
    - Hakikati görme
    - Gördüğüne göre kendini bağlama
    - Bilgiyi eyleme dönüştürme
    - Ahlaki tutarlılık
    Modern anlayışta:
    - Akıl, değerden bağımsız bir yeti olarak görülür
    - Ahlaki boyut kaybolmuştur
    - Akıllı insan = bilgili veya zeki insan
    - Bilgi ile eylem arasındaki bağ koparılmıştır
    Kur'an'da ise:
    - Akıl, hakikate bağlı bir eylemdir
    - Ahlaki boyut merkezîdir
    - Aklı olan = gördüğüne göre yaşayan
    - Bilgi ile eylem bütünlüktür
    Pratik ve Pedagojik Sonuçlar
    Bu anlam farkının, İslami eğitim ve düşünce için önemli sonuçları vardır:
    Eğitimde
    - Bilgi aktarımı yeterli değildir
    - Bilginin davranışa dönüşmesi hedeflenmelidir
    - "Biliyor ama yapmıyor" durumu, "akletmeme" olarak anlaşılmalıdır
    Din Dilinde
    - "Akıllı ol" ifadesi, "zeki ol" değil "sorumlu davran" anlamına gelmelidir
    - "Akılsızca davranış", IQ'suz değil sorumsuz davranıştır
    Düşünce Tarihinde
    - Kelam ve felsefe geleneğindeki "akıl" tartışmaları, bu anlam farkı ışığında yeniden değerlendirilmelidir
    - "Akıl-nakil ilişkisi" meselesi yeniden ele alınmalıdır
    Kur'an'daki tea'kilune çağrısı, bilgi ile eylem, idrak ile sorumluluk, görme ile bağlanma arasındaki bütünlüğü yeniden kurma çağrısıdır. Modern dünyada yaşanan kriz, büyük ölçüde bu bütünlüğün kaybedilmesidir: İnsanlar çok şey biliyor, ancak bildikleriyle yaşamıyor. Zekâ gelişiyor, ancak sorumluluk azalıyor. Bilgi çoğalıyor, ancak hikmet kayboluyor.
    Kur'an'ın akıl anlayışına dönüş, bu parçalanmışlığı aşmanın yoludur. Bu dönüş:
    - Bilgiyi eylemden ayırmayan bir pedagojiye
    - Zekâyı sorumluluktan koparmayan bir antropolojiye
    - Aklı hakikatten özerkleştirmeyen bir epistemolojiye
    - Düşünmeyi yaşamaktan ayırmayan bir etiğe işaret eder
    "Hâlâ akletmez misiniz?" sorusu, bu bütünlüğün kaybedildiği her çağda yeniden sorulması gereken bir sorudur. Ve bu soru, entelektüel bir eksikliği değil, varoluşsal bir tutarsızlığı, bilinen ile yaşanan arasındaki uçurumu, hakikati görmekle ona göre yaşamak arasındaki kopukluğu işaret eder.
    Sonuç olarak: Kur'an aklı reddetmez; aklı bağımsızlaştırmaz. Akıl, hakikate bağlanmadığı sürece Kur'an'a göre işlevini yerine getirmemiştir.

KİTAP İZLERİ

Nohut Oda

Melisa Kesmez

Melisa Kesmez’in ‘Nohut Oda’sı: Eşyaların Hafızası ve Kalanların Kırılgan Yuvası Melisa Kesmez, üçüncü öykü kitabı "Nohut Oda"nın başında, Gaston Bachelard'dan çarpıcı bir alıntıya yer veriyor:
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön