İslam'ın temel meselelerinden biri, dinin kaynağına dair sorudur: Bir Müslüman neye göre yaşamalıdır? Tarih boyunca bu soruya farklı cevaplar verilmiş; mezhepler, hadis külliyatları ve tefsir gelenekleri oluşturularak din tahrif edilmiştir. Ancak tüm bu tahrifatın gölgesinde asıl kaynak olan Kur'an'ın bizzat kendisi geri plana itilmiş, yorumlar zamanla yorum yapılan kaynağın önüne geçmiştir.
Herkes Hesap Verecek, Kimse Başkasının Yerine Geçemez
Kur'an, hesabın bireysel olduğunu açıkça ortaya koyar. Bakara Suresi 134. ayet bu konuda son derece nettir: "Onlar bir ümmetti. Elbette gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız sizindir. Ve onların yaptıklarından siz sorulmazsınız." Bu ayet, geçmiş alimlerin, mezhep imamlarının ya da hadis hafızlarının kendi adımıza bir sorumluluk üstlenemeyeceğini ilan eder. Onlar kendi imtihanlarını verdiler; bize düşen kendi imtihanımızı vermektir. Yusuf Suresi 53. ayette Resul Yusuf gibi yüce bir resıl bile nefsini temize çıkarmaz: "Ben nefsimi temize çıkarmam; çünkü nefis, Rabbimin bağışlaması hariç, kötülüğü emredicidir." Eğer bir resul bu denli tevazu içindeyse, hiçbir müfessirin, fıkıh imamının ya da hadis otoritesinin yanılmazlık iddiasında bulunması ya da ona bu gözle bakılması düşünülemez. Mezhep imamlarını veya hadis imamlarını yanılmazlık makamına yerleştirmek, onları putlaştırmaktır; onların kendilerinin de kesinlikle reddedecekleri bir tavırdır.
Akıl: Bir Lütuf ve Bir Sorumluluk
Kur'an, akletmeyi defalarca emreder. Câsiye Suresi 23. ayette şöyle buyrulur: "Tanrısını hevası edineni gördün mü? Ve Allah'ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözünün üstüne perde çektiği kimseye, Allah'tan sonra kim doğru yolu gösterebilir? Düşünmüyor musunuz?" Bu ayet iki tehlikeye birden dikkat çeker: birincisi hevayı tanrılaştırmak, ikincisi düşünmeyi bırakmak. Bu iki tehlike birbirinden bağımsız değildir; düşünmeyi terk eden kişi farkında olmadan kendi eğilimlerini ya da başkasının eğilimlerini ölçüt edinir. Nisâ Suresi 82. ayet, Kur'an'ın iç tutarlılığını aklî bir delil olarak sunar: "O hâlde Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından olsaydı onda birbirini tutmaz çok şey bulurlardı." Burada okuyucuya doğrudan bir çağrı vardır: düşün, karşılaştır, değerlendir. Mezhep imamları bizim yerimize düşündü, bizim onlar kadar aklımız yok demek, Allah'ın verdiği aklı işlevsiz kılmak ve imtihan sorumluluğunu başkasına devretmektir. Oysa bu devir geçersizdir; Allah hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez (Bakara, 2:286), ama yüklediği sorumluluktan da kimseyi muaf tutmaz.
Kur'an'ın Yeterliliği: Bir İman Meselesi
Ankebut Suresi 51. ayette Allah şöyle sorar: "Kendilerine okunan kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda bir bağışlama ve iman eden bir toplum için öğüt vardır." Bu soru, belagatın zirvesinde bir hatırlatmadır: Kur'an yeterli değil mi? En'âm Suresi 38. ayette ise şu ifade yer alır: "Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık." Kitapta eksik bırakılmayan bir şeyi dışarıdan tamamlamaya çalışmak, bu beyanla açık bir çelişki oluşturur. En'âm Suresi 50. ayette Nebimiz Muhammed'in tutumu şöyle aktarılır: "Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." Eğer Nebimiz Muhammed yalnızca vahye uyduğunu söylüyorsa, ümmetin ona uyma biçimi de vahyi merkeze almak olmalıdır. Nahl Suresi 89. ayette ise şu bildirilir: "Seni de teslim olanlara her şeyi açıklayan, yol gösteren, rahmet ve müjde olarak sana indirdiğimiz bu kitapla bunların üzerine tanık getireceğiz." Kıyamet günü tanık olarak getirilecek olan Kur'an'dır; insanların yorumları, fıkıh kitapları ya da hadis derlemeleri değil.
İçsel Tutarsızlık: "Kur'an Yeterlidir" Deyip Başkasına Uymak
Mantık ilkeleri açısından bakıldığında, bir şey hem tam hem eksik olamaz. Kur'an'ın yeterli olduğunu söyleyip ardından onu tamamlamak için başka kaynaklara zorunlu olarak başvurmak, bu ifadeyi fiilen geçersiz kılmaktır. Bir Müslümanın geçmiş alimlerin görüşlerini din için gerekli görmesi taklitçi olması demektir. Herhangi bir insanı ya da kurumu Kur'an'ın önüne geçirecek biçimde mutlak otorite saymak, ince ama ciddi bir sapma riskini barındırır.
Sürekli İç Muhasebe Zorunluluğu
Câsiye 23. ayetin uyardığı tehlike yalnızca gelenekçiler için değil, herkese yöneliktir. Kur'an yeterlidir diyen biri de kendi hevası doğrultusunda ayetleri seçip yorumlayabilir; hakikati aradığını zannettiği hâlde farkında olmadan kendi eğilimlerini merkeze alabilir. Bu yüzden Kur'an merkezli bir yaklaşım, özgüvenli bir kesinlik değil, tevazuyla sürdürülen bir arayış gerektirir. Resul Yusuf'un dile getirdiği nefsin yanıltıcılığı, din adına konuşan herkesi kapsar; gelenekçiyi de, gelenekçiliğe karşı çıkanı da.
Zuhruf Suresi 44. ayette "Şüphesiz o sana ve kavmine bir öğüttür ve ileride ondan sorulacaksınız" denilmektedir. Sorumluluk gerçektir ve bireyseldir. Bu sorumluluk, kişiyi hem körü körüne taklidden hem de kendi heva ve zanlarını vahyin yerine ikame etmekten alıkoymalıdır.
Kur'an'ın Terk Edilişine Dair Uyarılar
Neml Suresi 82. ayet kıyametle ilgili şu sahneyi aktarır: "Ve söz başlarına geldiği zaman onlara yerden bir canlı çıkarırız. Şüphesiz o onlara insanların ayetlerimize inanmadıklarını söyler." Ayetlere inanmamak, onları lafzen inkâr etmekle sınırlı değildir; onları pratikte devre dışı bırakıp hadislere, mezheplere uyup Kur'an'ı yeterli görmemeyi de kapsar.
Furkan Suresi 30. ayetteyse Resul Muhammed'in şikâyeti şöyle aktarılır: "Ey Rabbim, şüphesiz kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş edindiler." Kur'an'ı rafta tutup hayatı başka kaynaklara göre düzenlemek, bu ayetin işaret ettiği tehlikenin somutlaşmasıdır.
Kur'an, Müslümanlar için yeterli olan bir rehberdir. Geçmiş alimler değerli emekler harcadılar; ancak o emekler onlarındır, hesapları onlaradır. Bize düşen, sahip olduğumuz akıl, imkân ve samimiyet ölçüsünde Kur'an'la doğrudan muhatap olup hadisleri, mezhepleri, tefsirleri reddip Kur'an'ı hayatın merkezine yerleştirmektir. Bu, geçmişi silmek değil; geçmişi putlaştırmaktan vazgeçmektir. Kimsenin yanılmazlığı yoktur; nefis herkesi yanıltabilir. O yüzden ölçü insan değil, vahiyledir. Kur'an'ı düşünmek, anlamak ve ona uymak hem bir ibadet hem de en temel bireysel sorumluluktur.