"Dokuz Nisan 2026, saat 23:00. Dünya hâlâ dönüyorsa, demek ki birileri hâlâ yanlışta ısrar ediyor." – Oscar Wilde"

İnsanın Yaratılışı: Kuran ve Tevrat Perspektifinden Bir İnceleme

Bu metin, insanın yaratılışı konusunu Kuran ve Tevrat perspektifinden ele alıyor. Tarih boyunca filozofların ve din adamlarının ilgilendiği bu kadim soru, sadece kökenimizi değil, evrendeki yerimizi ve Allah ile ilişkimizi de sorguluyor. Özellikle Nisa Suresi'nin ilk ayetine odaklanarak, dini metinlerdeki yaratılış anlatılarının nasıl yorumlandığını ve toplumsal cinsiyet algısını nasıl etkilediğini inceliyor.

yazı resim

İnsanın kökeni ve yaratılışı meselesi, tarih boyunca filozofların, ilahiyatçıların ve sıradan insanların zihnini meşgul etmiş köklü bir sorudur. Bu soru yalnızca "nereden geldik?" sorusunun ötesine geçer; aynı zamanda insanın evrendeki yeri, cinsiyetler arası ilişkinin mahiyeti ve insanın Allah ile olan bağı gibi derin meseleleri de kapsar. Dini metinler bu soruya farklı pencerelerden cevap vermiştir. Kuran ve Tevrat, insanın yaratılışını anlatan iki temel kaynak olarak öne çıkmakta; ancak bu iki metnin yaratılış anlatıları zaman içinde birbirine karıştırılmış, yanlış yorumlanmış ve toplumsal cinsiyet algısını derinden etkileyen hatalı çıkarımların zeminini oluşturmuştur.
Kuran'da İnsanın Yaratılışı: Eşit Bir Başlangıç
Nisa Suresi 1. Ayet: Yaratılışın Temel Bildirisi
Kuran'ın insanın yaratılışına ilişkin en kapsamlı ve en doğrudan ayetlerinden biri Nisa Suresi'nin açılış ayetidir:
>"Ey insanlar sizi bir nefisten yaratan ve ondan eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden sakının. O birbirinize sormanız için akrabalık bağları kurmanızı sağlayandır. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa Suresi, 4:1)
Bu ayet, yüzeysel bir okumada basit bir yaratılış ifadesi gibi görünse de içerdiği kavramlar son derece zengin ve çok katmanlıdır.
"Nefsi Vahide" Kavramı: Ayette geçen "nefsi vahide" ifadesi, Türkçeye genellikle "tek bir can" veya "tek bir nefis" olarak çevrilir. Ancak bu kavram yalnızca tek bir bireyden değil, insanın ilk yaratılışındaki ortak özden söz eder. Kuran'ın hiçbir yerinde bu "nefis"in erkek ya da kadın olduğu açıkça belirtilmez. Dolayısıyla yaratılışın kaynağı cinsiyetsiz bir özdür; her iki cinsiyet de bu ortak kaynaktan türemiştir.
"Minhâ" İfadesinin Anlamı: Ayette "ondan eşini yaratan" anlamında kullanılan "minhâ" kelimesi, bazı geleneksel yorumlarda "erkeğin bedeninden kadının yaratılması" şeklinde okunmuştur. Ancak bu yorum, Arapça'nın gramer yapısıyla ve Kuran'ın bütünsel mesajıyla çelişmektedir. "Minhâ" ifadesi, kadının erkeğin fiziksel bir parçasından değil, aynı yaratılış özünden, yani nefsi vahideden var edildiğini anlatır. Burada bir üstünlük ya da öncelik ilişkisi değil, ortak bir köken vurgusu söz konusudur.
"Minhumâ" İfadesinin Anlamı: Ardından gelen "ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten" ifadesindeki "minhumâ" kelimesi, bu iki varlıktan yani ilk erkek ve kadından insan neslinin çoğaldığını anlatır. Kuran burada açıkça iki ayrı ve tamamlayıcı varlığı işaret etmekte; insanlığın bu iki kökenden çoğaldığını bildirmektedir.
Bu ayette dikkat çeken belki de en önemli husus şudur: Kuran, yaratılışın başlangıcında bir cinsiyet üstünlüğünden söz etmez. Kadın da erkek de aynı ilahi yaratma fiilinin ürünleridir. Ayet, bu eşit köken üzerinden insanları birbirine karşı sorumlu olmaya ve akrabalık bağlarına saygı göstermeye davet eder. Yaratılış eşitliği burada ahlaki bir temele dönüşmektedir.
İnsanın Maddi Yaratılışı: Toprak, Su ve Çamur
Kuran, insanın fiziksel yaratılışını farklı ayetlerde farklı maddeler üzerinden anlatır. Bu çeşitlilik çelişki değil, yaratılış sürecinin farklı aşamalarına işaret eder. İnsanın yaratılışı su, toprak ve mineral unsurların belirli bir süreçten geçirilmesiyle gerçekleşmiştir. "Nefsi vahide" bu bağlamda, bu unsurların birleşiminden oluşan ilk öz veya ilk can olarak düşünülebilir. Hem erkek hem de kadın bu ilk özden türemiştir; dolayısıyla yaratılış maddi açıdan da eşittir.
Metafizik Boyut: Zer Alemi ve İki Ölüm İki Diriliş
Kuran'ın yaratılış anlayışı yalnızca fiziksel bir boyutla sınırlı değildir. İnsanın varlığı, dünya hayatından çok önce başlar.
Araf Suresi 172. ayette şu bilgi verilir:
>"Ve hani şüphesiz kıyamet günü bundan habersiz idik demeyesiniz diye Rabbin Ademoğullarının arkalarından zürriyetlerini almıştı. Ve onları kendilerine tanık tutmuştu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Evet tanığız demişlerdi."(Araf Suresi, 7:172)
Bu ayet, insanların "zer alemi" olarak da adlandırılan bir önceki varoluş boyutunda Allah'a söz verdiğini ortaya koyar. Yani insan, dünyaya adım atmadan önce ruhsal bir varlık olarak mevcuttu ve bu varlık âleminde ilahi bir ahit gerçekleşti. Bu anlayış, insanın yalnızca biyolojik bir varlık olmadığını; aksine ruhsal, ahlaki ve ilahi bir köken taşıdığını gösterir.
Mümin Suresi 11. ayette ise şu ifade yer alır:
> "Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?" (Mümin Suresi, 40:11)
Bu ayet, insan varlığının döngüsünü şöyle açıklar: İnsan önce zer aleminde var olur; bu alemdeki varlık sona erdiğinde ilk ölümü yaşar. Ardından dünyaya anne karnında gelişerek doğar, bu da ikinci bir diriliştir. Dünyadaki hayatın sona ermesiyle ikinci ölüm yaşanır; kıyamette ise ikinci diriliş gerçekleşir. Bu dört evre, insanın yalnızca dünya ile sınırlı bir varlık olmadığını, çok daha büyük bir varoluş planının parçası olduğunu ortaya koyar.
Tevrat'ta İnsanın Yaratılışı: "Kaburga" Meselesinin Dilbilimsel Çözümlemesi
Yaratılış Kitabı'ndaki Anlatı
Tevrat'ın Yaratılış Kitabı (Genesis), kadının yaratılışını şöyle anlatır: Allah, Adem'i derin bir uykuya daldırır; onun "tsela"sından bir parça alır ve bu parçadan Havva'yı yaratır. Yüzyıllardır bu ifade "kaburga kemiği" olarak çevrilmiş ve yorumlanmıştır. Bu yorum, kadının erkeğin bedeninden türediği ve dolayısıyla ona bağımlı, ikincil bir konumda bulunduğu algısının temelini oluşturmuştur.
"Tsela" Kelimesinin Gerçek Anlam Dünyası
Ancak İbranice dilbilimi bu yoruma ciddi itirazlar yöneltmektedir. İbranice'de "tsela" (צֵלָע) kelimesinin anlam haritası oldukça geniştir:
- Yan taraf veya kenar: Bir yapının ya da varlığın yan kısmı anlamında kullanılır. Örneğin Çıkış 25:12'de Ahit Sandığı'nın "yan tarafları" bu kelimeyle ifade edilir.
- Eşit iki yarı: Bir bütünün birbirini tamamlayan iki eşit parçasından söz ederken kullanılır.
- Gölge ya da yankı: Mecazi anlamda bir şeyin yansımasını ifade eder.
Özellikle dikkat çekici olan şu kullanımdır: Çıkış 14:22'de İsrailoğullarının Kızıldeniz'i geçişi anlatılırken denizin "yanından" geçmeleri de "tsela" kelimesiyle ifade edilmiştir. Bu bağlamda "tsela"nın bir kaburgadan değil, bir "yan taraf" veya "yanında olmak" kavramından söz ettiği açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu dilbilimsel analiz ışığında, Yaratılış Kitabı'ndaki anlatının gerçek mesajının şu olduğu değerlendirilebilir: Kadın, erkeğin yanından ve ona eşit bir yarı olarak yaratılmıştır. Bu yorum, kadını erkeğe bağımlı ikincil bir varlık olarak değil; onun yanında, onunla eşit statüde konumlandırır. Zira bir insanın yanı, ne ayağı gibi altında ne de başı gibi üstündedir; tam anlamıyla eşit bir konumdur.
Yanlış Çevirinin Tarihsel Sonuçları
"Tsela" kelimesinin "kaburga kemiği" olarak çevrilmesi, yalnızca dilbilimsel bir hata değil; aynı zamanda derin toplumsal sonuçlar doğurmuş bir yanlış anlamadır. Bu tercih büyük olasılıkla, antik çağlardan modern döneme uzanan erkek egemen yorum geleneğinin bir yansımasıdır. Kadının erkeğin bir parçasından yaratıldığı fikri, kadını erkeğe bağımlı, onun "yardımcısı" ve ikincil bir varlık olarak konumlandıran pek çok dini ve kültürel uygulamanın meşruiyet zemini haline gelmiştir. Oysa Tevrat'ın özgün İbranice metninde kasıt bu değildir. Metnin bütünsel mesajı, erkek ve kadının birbirini tamamlayan eşit iki yarı olduğu yönündedir. Nitekim Yaratılış Kitabı'nda Adem'in Havva'yı görünce söylediği sözler de bu yorumu destekler niteliktedir: "Bu, kemiklerimden kemik, etimden ettir." Bu ifade birlik ve eşitlik duygusunu yansıtır; üstünlük veya sahiplik iddiası taşımaz.
Adem: İlk İnsan Meselesi
Kuran'ın Açık Bildirisi
Adem'in ilk insan olup olmadığı meselesi, zaman zaman gündeme gelen ve çeşitli spekülasyonlara konu olan bir tartışmadır. Kuran bu konuda son derece açık bir tutum sergiler.
Bakara Suresi 30. ayette Allah meleklere şöyle buyurur:
> "Hani Rabbin meleklere 'Şüphesiz Ben yeryüzünde bir halife yapacağım' demişti. Onlar 'Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yapacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz' dediler. 'Şüphesiz Ben sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi." (Bakara Suresi, 2:30)
Bu ayet birkaç açıdan son derece önem taşır. Birincisi, meleklerin "orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi?" sorusu, onların daha önceki varlıklardan bu tür deneyimler edindiklerini ima edebilir; cinlerin ya da başka varlıkların yeryüzündeki geçmişine dair bir birikimi yansıtıyor olabilir. Ancak bu soru aynı zamanda onların Adem'in yaratılışından haberdar olmadıklarını da ortaya koyar. Allah'ın "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" cevabı, Adem'in yaratılışının benzersiz ve özel bir durum olduğunu tescil eder. Allah, toprağı doğrudan yaratma fiiline muhatap kılarak Adem'i var etmiştir. Bu, Adem'in insanlık tarihindeki özgün ve ilk konumuna işaret eder.
İsa ve Adem Arasındaki Paralellik
Ali İmran Suresi 59. ayet, bu meseleyi farklı bir açıdan aydınlatır:
> "Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı, sonra 'Ol!' dedi ve oluverdi." (Ali İmran Suresi, 3:59)
Bu ayet iki açıdan dikkat çekicidir. Birincisi, Adem'in yaratılışı doğrudan Allah'ın "Ol!" emriyle gerçekleşmiştir; bu yaratılış, sıradan biyolojik çoğalmanın ötesinde, ilahi bir müdahaleyi simgeler. İkincisi, bu yaratılış biçimi İsa'nın babasız dünyaya gelmesiyle karşılaştırılmaktadır. Her iki durum da olağanüstü yaratılışın örnekleri olarak sunulmakta; bu da Adem'in sıradan bir insan olmadığını, ilk ve biricik bir yaratılış mucizesi olduğunu vurgulamaktadır.
Cennet'teki Uyarının Anlamı
Bakara Suresi 35. ayet de bu tartışmaya ışık tutar:
> "Ve dedik ki: 'Ey Adem! Sen ve eşin cennette oturun; ikiniz de dilediğiniz yerden bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.'" (Bakara Suresi, 2:35)
Bu ayette Adem ve eşine verilen uyarı, onların ilk insan çifti olduğu gerçeğiyle tam uyum içindedir. Eğer yeryüzünde zaten başka insanlar var olmuş olsaydı, cennette verilen bu ilk uyarının ve yasağın özgün bir anlam taşıması güçleşirdi. Uyarının Adem ve eşine özel olarak yöneltilmesi, onların insanlık tarihindeki benzersiz başlangıç noktasını işaret etmektedir.
Araf Suresi'nde "Ademoğulları" İfadesi
Araf Suresi 27. ayette şöyle buyurulur:
> "Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne ve babanızın avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak onları cennetten çıkardığı gibi, sizi de aldatmasın." (Araf Suresi, 7:27)
"Ademoğulları" ifadesi, tüm insanlığı kapsayan ve insanlık soyunun Adem'den başladığını açıkça ortaya koyan bir kavramdır. Şeytanın Adem ve eşini kandırması meselesi burada, insanlığın kolektif mirasının başlangıç noktası olarak sunulmaktadır. Bu da Adem'in insanlık tarihindeki ilk insan olduğuna dair Kuran'ın tutarlı anlatısını pekiştirir. İnsanlar yalnızca Adem ile eşinin soyundan gelmez; kendileriyle aynı şekilde yaratılan birçok erkek ve kadının soyundan gelir. Nisa Suresi 1. ayette "ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yayan" ifadesi bu gerçeği açıkça dile getirir. Kuran'ın vurgusu şudur: İnsanlık, birçok erkek ve kadın tarafından birlikte oluşturulan ortak bir kaynağa sahiptir. Bu, yalnızca biyolojik bir gerçeği değil; aynı zamanda insanlar arasındaki eşitliğin ve kardeşliğin teolojik temelini de ortaya koyar. Bu anlayış, bazı geleneksel yorumlarda öne çıkan "tek bir adamın ve eşinin soyundan gelen insanlık" fikrinden farklıdır. Kuran, hem erkeği hem de kadını insanlığın eşit ve zorunlu kökenleri olarak konumlandırır. Bu perspektiften bakıldığında, toplumsal cinsiyet eşitliğinin yalnızca modern bir değer olmadığı; aksine yaratılışın özünde var olan ilahi bir yaratılış olduğu anlaşılmaktadır.
Geleneksel Yorumların Eleştirisi ve Kuran'ın Gerçek Mesajı

  1. Yanlış Yorumların Kaynakları
    Tarih boyunca Kuran'ın yaratılış ayetleri, özellikle Nisa Suresi 1. ayet, zaman zaman Tevrat'taki kaburga hikayesiyle ilişkilendirilerek yorumlanmıştır. Bu eğilim birkaç kaynaktan beslenmektedir:
    İsrailiyat geleneği: İslam tarihinde, eski Yahudi ve Hristiyan kaynaklarından alınan anlatıların özellikle Taberi aracılığıyla İslami tefsire sızdığı bilinmektedir. Kaburga hikayesi de bu yoldan İslami yorum geleneğine girmiş görünmektedir. Nitekim bazı hadis rivayetlerinde kadının eğri kaburga kemiğinden yaratıldığına dair ifadeler yer almaktadır. Ancak bu rivayetlerin Kuran'ın açık mesajıyla çeliştiği değerlendirilmekte; pek çok çağdaş İslam alimi bu rivayetlerin İsrailiyat kökenli olduğuna dikkat çekmektedir.
    Erkek egemen yorum geleneği: Tefsir tarihinin büyük bölümü, toplumsal cinsiyet açısından eşitlikçi olmayan bir kültürel bağlamda şekillenmiştir. Bu ortamda Kuran'ın eşitlikçi mesajı zaman zaman dönemin hakim sosyal normlarına göre yorumlanmış; kadının ikincil konumu, yaratılış anlatısına da yansıtılmıştır.
  2. Kuran'ın Tutarlı Mesajı
    Oysa Kuran, bu konuda son derece tutarlı ve açık bir mesaj sunar. Hucurat Suresi 13. ayette şöyle buyrulur:
    > "Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır."
    Bu ayet, yaratılışta cinsiyet temelinde bir üstünlük bulunmadığını açıkça ortaya koyar. Allah katındaki değer ölçütü takva yani Allah'a karşı sorumluluk bilincidir; cinsiyet değil. Bu evrensel ölçüt, Nisa Suresi 1. ayetin eşit yaratılış mesajıyla bütünleşik bir tablo oluşturur.
    İnsanın yaratılışı meselesi, Kuran ve Tevrat'ın her ikisinde de derin, çok katmanlı ve son derece anlamlı bir anlatı zeminine oturmaktadır. Bu iki kutsal metnin yaratılış anlatıları birbiriyle çelişmekten çok; farklı vurgular taşıyan, ancak ortak bir hakikate işaret eden anlatılardır.
    Tevrat'taki "kaburga" ifadesi, orijinal İbranice bağlamında değerlendirildiğinde, kadının erkeğin yanından ve ona eşit bir yarı olarak yaratıldığı mesajını taşımaktadır. Bu, kadını ikincil değil; erkeğin tamamlayıcısı olarak konumlandıran bir anlayıştır. Kelimenin "kaburga kemiği" olarak çevrilmesi, tarihsel ve kültürel baskıların dilbilimsel analize sızdığının bir göstergesidir.
    Kuran ise bu konuda hiçbir belirsizliğe yer bırakmaz. Nisa Suresi 1. ayet, kadın ve erkeğin aynı nefisten yani ortak bir yaratılış özünden var edildiğini açıkça bildirir. Kuran'ın hiçbir yerinde "kadın erkeğin kaburgasından yaratılmıştır" ifadesi geçmez. Bu anlatı, İslam dinine dışarıdan sızmış yabancı bir unsurdur.
    Adem meselesinde ise Kuran tutarlı bir tutum sergiler: Adem ilk insandır, ilahi bir emirle topraktan yaratılmıştır ancak insanlık onun ve eşinin yaratıldığı ortak yaratılış kaynağıyla yaratılan birçok erkek ve kadından çoğalmıştır. Tüm bu analizler göstermektedir ki, insanın yaratılışına ilişkin en sağlıklı anlayış; metinlere kültürel önyargıların değil, bizzat metnin kendi içsel mantığının rehberlik etmesiyle mümkündür. Kuran'ın yaratılış anlayışı, kadın ve erkeği eşit, birbirini tamamlayan ve aynı ilahi kaynaktan gelen varlıklar olarak tanımlar. Bu mesaj, yalnızca tarihsel bir bilgi değil; insanlığın birliğini ve onurunu temel alan evrensel bir değer bildirisidir.

KİTAP İZLERİ

Dünyadan Aşağı

Gaye Boralıoğlu

Kendini Aklama Sanatı Üzerine Bir Roman Gaye Boralıoğlu’nun "Dünyadan Aşağı"sı, okuru modern bir anti-kahramanın çarpık zihin labirentlerinde dolaştırarak hakikat, hafıza ve riyakarlık üzerine cesur bir
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön