Sokaktaki bir insana "3. Dünya Savaşı başladı mı?" diye sorduğunuzda, çoğu tereddütle "hayır" der. Ama aynı kişiye "savaş geliyor mi?" diye sorduğunuzda, yanıt genellikle "evet" olur. Bu çelişki, içinde bulunduğumuz dönemi tanımlamak için en iyi ipucudur: Teknik olarak dünya savaşı başlamamıştır, ancak küresel sistem bir dünya savaşı atmosferi içindedir.
Gördüğümüz Şey: Çok Cepheli Bir Küresel Gerilim
Bugün dünyada birbirinden bağımsız gibi görünen, ancak büyük güçleri dolaylı olarak karşı karşıya getiren çok sayıda sıcak çatışma sürüyor. Rusya-Ukrayna savaşı, İsrail-Gazze çatışması ve geniş Orta Doğu gerilimi, İran-ABD-İsrail hattındaki örtülü çatışmalar ve Çin-Tayvan gerilimi, sanki farklı satrançlar gibi görünse de, aynı masanın farklı köşelerinde oynanıyor. Dünya savaşlarının tarihsel özelliği şudur: Birden çok bölgesel savaşın, büyük güçlerin taraf olmasıyla küreselleşmesi. İnsanlar şu anda tam da bu benzerliği görüyor ve endişeleniyor. ABD, Rusya, Çin ve NATO ülkeleri doğrudan savaşmasa da, silah veriyor, istihbarat sağlıyor, ekonomik ambargo uyguluyor ve siber saldırılar yapıyor. Bu durum klasik bir dünya savaşı tanımına uymasa da, vekâlet savaşları üzerinden yürüyen küresel bir çatışma görüntüsü veriyor.
Nükleer Söylemin Normalleşmesi
Soğuk Savaş'tan sonra ilk kez nükleer silah kullanımı açık açık konuşuluyor. "Gerekirse kullanırız" söylemleri sıradanlaştı. Rusya'nın Ukrayna savaşında nükleer tehditlere başvurması, İran'ın nükleer programı etrafındaki gerginlik ve Çin'in artan nükleer kapasitesi, bu söylemin dünya siyasetine geri dönüşünü simgeliyor. Tarihsel olarak bu dil, dünya savaşı öncesi dönemlere özgüdür. İnsan psikolojisi bu dili duyduğunda otomatik olarak "küresel savaş" algısına girer. 1930'larda, İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasından yıllar önce, benzer bir nükleer öncesi tehdit dili vardı. Bugün bu dilin tekrar canlanması, toplumsal hafızada derin yankılar uyandırıyor.
Medya ve Algı: Korkunun Ekonomisi
Medya ve sosyal medyanın bu süreçteki rolü göz ardı edilemez. Başlık ekonomisi korku üzerinden çalışır. "3. Dünya Savaşı" ifadesi dikkat çekici olduğu için sürekli tekrar edilir ve bu tekrar, gerçeklikten bağımsız bir kolektif kanaat üretir. Sosyal medyada dramatik söylem daha hızlı yayılır, algoritmalar korku ve öfkeyi ödüllendirir. Bugün savaş yalnızca silahla yürümüyor. Küresel ticaret zincirleri kırılıyor, enerji hatları silah haline geliyor, para birimleri ve ambargolar cephe işlevi görüyor. Rusya'nın doğalgaz kartını, ABD'nin dolar hegemonyasını, Çin'in nadir toprak elementleri üzerindeki kontrolünü ekonomik silah olarak kullanması, savaşın zaten başladığı hissini güçlendiriyor.
Teknik Gerçeklik: Dünya Savaşı Henüz Başlamadı
Tarihsel ve siyasal ölçütlere göre bir dünya savaşının başlaması için üç temel eşik vardır:
Birinci eşik: Büyük güçlerin doğrudan çarpışması. ABD, Rusya, Çin gibi çekirdek aktörlerin birbirlerine karşı resmî askerî güç kullanması gerekir. Şu an olan dolaylı çatışma ve vekâlet savaşları, bu eşiğin henüz aşılmadığını gösteriyor.
İkinci eşik: Küresel askerî ittifakların toplu savaşa girmesi. NATO'nun 5. maddesinin işletilmesi gibi durumlar bu eşiği oluşturur. Bu henüz olmadı. Ukrayna'ya rağmen NATO doğrudan Rusya ile savaşmıyor, İsrail'e desteğe rağmen ABD doğrudan İran'la çarpışmıyor.
Üçüncü eşik: Hukukî ve siyasal ilan. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında resmî savaş ilanları, genel seferberlikler ve ekonominin tamamen savaşa yönelmesi vardı. Bugün bunların hiçbiri yok.
Bu ölçütlere göre henüz "dünya savaşı" değil, dünya ölçekli kriz ve çatışma dönemi yaşıyoruz.
Korku Yönetimi: Bilinçli Bir Atmosfer mi?
Büyük ölçüde bilinçli bir korku üretimi söz konusu olabilir. Korku, yönetilebilir bir toplum oluşturur. Ekonomik fedakârlıkları normalleştirir, özgürlük kısıtlamalarını meşrulaştırır, sorgulamayı azaltır. "Büyük tehdit var" denildiğinde enflasyon, vergiler, silahlanma ve sansür daha kolay kabul edilir. Medya psikolojisi bu süreci güçlendirir. "3. Dünya Savaşı başladı" ifadesi dikkat çekici, tıklanabilir ve duygusal olduğu için gerçekten çok daha hızlı yayılır. Belirsizlik bilinçli olarak canlı tutuluyor: Ne tam savaş, ne tam barış. Bu gri alan sürekli teyakkuz ve sürekli endişe üretir. Bu söylem, fiilî durumdan çok psikolojik bir atmosfer inşa eder. İnsanlar bu atmosferde yaşayarak, zihinlerinde henüz başlamamış bir savaşı çoktan deneyimlemiş oluyorlar.
Geri Dönüşsüzlük Eşikleri: Nelere Dikkat Etmeli?
Tarihte geri dönüşsüzlük, belirli eşiklerin aşılmasıyla oluşur. Bugün için bu eşikler şunlardır:
Büyük güçler arasında doğrudan askerî çatışma. ABD askerlerinin Rus veya Çin kuvvetleriyle resmî çatışmaya girmesi, karşılıklı askerî üslerin vurulması bu eşiği oluşturur. Bu noktada "yanlışlık" söylemi geçersizleşir, diplomasi ikincil hale gelir.
Kollektif savunma mekanizmalarının devreye girmesi. NATO'nun 5. maddesi işletildiğinde, savaş artık bireysel değil bloklar arasındadır. Geri adım atmak siyasi olarak mümkün olmaz.
Nükleer silahların fiilen kullanılması. Burada önemli ayrım: Tehdit edilmesi ile kullanılması aynı şey değildir. Tek bir taktik nükleer silah bile psikolojik eşiği yıkar ve zincirleme karşılık riskini başlatır. Bu noktadan sonra savaşın ölçeği artık kontrol edilemez.
Küresel ekonominin tam savaş moduna geçmesi. Zorunlu üretim planları, sivil sanayinin askerîleşmesi, para politikalarının askıya alınması, savaş bonoları ve karne sistemleri. Bu olduğunda savaş kısa vadeli değil, uzun soluklu ve kaçınılmaz kabul edilir.
Diplomasinin resmen askıya alınması. Büyükelçiliklerin kapatılması, tüm diplomatik kanalların kesilmesi ve açık "savaş hali" beyanları, savaşın hukukî olarak da kabul edildiği anlamına gelir.
Psikolojik Savaş: Zihinlerde Başlayan Çatışma
İnsan beyni tehdidi fark etmeye ve olumsuz ihtimali büyütmeye programlıdır. Bu gelişimsel bir mekanizmadır: "Yanlış alarm vermek, tehdidi kaçırmaktan daha güvenlidir." Bu yüzden kötü haber daha kalıcıdır, felaket senaryosu daha inandırıcı gelir. İnsan zihni belirsizliği sevmez. Kontrol edemediği durumları en kötü ihtimalle doldurur. "Savaş olabilir" cümlesi zihinlerde "olacak" gibi algılanmaya başlar. Felaket dikkat çeker, duygu üretir ve paylaşılır. Sürekli tekrar edilen tehdit söylemi zihni şartlar, kaygıyı normalleştirir. İnsan bir süre sonra "herkes konuşuyorsa, bir şey var" diye düşünür. Son yıllarda pandemi, ekonomik kriz, bölgesel savaşlar ve sürekli tehdit dili insan zihnini olağanüstü hâl moduna soktu. Beyin şunu öğrenmiş oldu: "Normal düzen kalıcı değil." Bu öğrenme, savaş beklentisini mantıklıymış gibi hissettiriyor. Uzun süre belirsizlik yaşayan toplumlarda korku yorucu hâle gelir. İnsan zihni bir noktadan sonra felaketi beklemektense yaşamak ister. Bu yüzden bazı insanlar savaşı korkutucu değil, "kaçınılmaz" gibi algılar. Bu, psikolojik tükenmişliğin göstergesidir.
En Tehlikeli Cepheler: Nereden Kıvılcım Çıkabilir?
Üçüncü Dünya Savaşı tek bir büyük patlamayla başlamaz. Tarihsel ve stratejik gerçeklik şudur: Küçük bir olay → zincirleme tırmanma → geri dönülemez eşik. Dünya savaşları niyetle değil, hatayla başlar.
Tayvan Boğazı – En yüksek risk. Çin için Tayvan varoluşsal bir mesele, ABD için sistemik bir meydan okuma. Çin, Tayvan çevresinde büyük bir tatbikat başlattığında, ABD donanması "seyir serbestisi" için yaklaştığında, bir gemi veya uçak vurulduğunda ve ABD karşılık verdiğinde Çin bunu "egemenliğe saldırı" sayar. Bu noktadan sonra Japonya devreye girer, ABD üsleri hedef olur, Pasifik kilitlenir. Hata payı çok düşük.
Ukrayna – NATO doğrudan teması. NATO silahları Rusya içini vurduğunda, Rusya bir NATO üssünü hedef aldığında, NATO'nun 5. maddesi tartışıldığında ve ABD askerî olarak karşılık verdiğinde, bu Avrupa merkezli küresel savaşa döner. Rusya yıpranıyor, NATO sınırı zorlanıyor.
Ortadoğu zinciri. İsrail-İran doğrudan çatıştığında, ABD İsrail'i savunduğunda, İran ABD üslerini vurduğunda, Hürmüz Boğazı kapandığında enerji krizi ve askerî tırmanma birleşir. Bu senaryo nükleere en hızlı giden yoldur.
En Olası Kıvılcım Türleri
Yanlış hedefe düşen bir füze, düşürülen bir keşif uçağı, denizlerde çarpışan savaş gemileri veya siber saldırının "nükleer erken uyarı" sistemini tetiklemesi gibi olaylar. Bu olayların ortak noktası: Kimse savaş ilan etmez ama geri dönüş zorlaşır.1914'te kimse "Dünya Savaşı başlatalım" demedi. Herkes "bir adım atalım, karşı taraf durur" sandı. Aynı psikoloji bugün de geçerlidir. İlk aşamada herkes çatışmayı sınırlı tutmaya çalışır, ancak kayıplar arttıkça, iç kamuoyu baskısı oluştuğunda ve geri adım "zayıflık" sayıldığında ittifaklar otomatikleşir ve diplomasi susar.
Caydırıcılık Hâlâ Çalışıyor
Yakın vadede, önümüzdeki bir-iki yıl içinde küresel, resmî bir 3. Dünya Savaşı beklemiyorum. Büyük güçler doğrudan çatışmanın bedelini çok iyi biliyor. Nükleer caydırıcılık hâlâ çalışıyor. Ekonomik sistemler topyekûn savaşı kaldırabilecek durumda değil. Hiçbir büyük güç ilk nükleer kullanan olmak istemiyor. Ekonomik çöküşün bedeli biliniyor. İç kamuoyları uzun savaşa hazır değil. Yani herkes geriyor, ama ilk düğmeye basmaktan korkuyor. Bugünkü tablo şudur: Gerilim yüksek ama herkes frene basıyor. Bölgesel savaşlar artabilir, vekâlet savaşları sürebilir, ancak "herkesin herkesle savaştığı" bir küresel patlama şu an rasyonel değil.
Kontrollü Kaos mu, Geri Sayım mı?
Dünya şu anda eşik gerilimi yaşıyor. Sistem kırılgan, küçük bir hata büyük sonuç doğurabilir. Kazalar, provokasyonlar ve yanlış hesaplar risk oluşturuyor. Ama bu "kaçınılmaz" demek değildir. Bu, kontrollü kaos demektir. Risk tipi şudur: Kontrollü tırmanma artı yüksek yanlış hesaplama riski. Birden fazla bölgesel savaş aynı anda sürüyor, büyük güçler doğrudan çatışmaktan kaçınıyor, nükleer caydırıcılık hâlâ çalışıyor.
Bloklardan Bahsetmek Henüz Erken
Blok 1 olarak adlandırılabilecek ABD merkezli yapı: ABD, NATO'nun çekirdek ülkeleri, Japonya, Güney Kore ve Avustralya. Blok 2 olarak adlandırılabilecek karşı yapı: Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore. Ancak önemli ayrım şudur: Bu bloklar şu an savaşmıyor, sadece aynı anda farklı cephelerde gerilim üretiyor.
Uyarı İşaretleri: Neye Dikkat Etmeli?
Eğer bir gün şunları aynı hafta içinde görürseniz: Büyük bir NATO üssü vuruldu, Tayvan çevresinde gerçek çatışma başladı, nükleer kuvvetler "yüksek alarm"a geçti. O zaman "başladı mı?" diye sormaya gerek kalmaz. Üçüncü Dünya Savaşı'nın gerçek başlangıcı şudur: Bir taraf "karşı taraf nükleer kullanabilir" diye düşünüp ilk nükleer silahı kullanır. Bu genellikle taktik nükleer silah veya "uyarı amaçlı" düşük verimli patlama şeklinde olur. Ama sonrası kontrol edilemez. Üçüncü Dünya Savaşı liderlerin deliliğiyle değil, sistemlerin, ittifakların ve yanlış hesapların çarpışmasıyla başlar. İlk gün kimse "dünya savaşı" demez, altı ay sonra herkes bunun adını koyar.
Sonuç: Algı ile Gerçeklik Arasında
Üçüncü Dünya Savaşı resmen başlamadı. Ancak küresel çatışma atmosferi bilinçli olarak canlı tutuluyor ve bu atmosfer korku ve kontrol üretmek için kullanılıyor. Bugün insanlar gerçekte başlamamış bir savaşı zihinlerinde çoktan başlatmış durumdalar. Bu durum medya, belirsizlik, kontrol kaybı ve insan zihninin savunma refleksiyle oluşmuş psikolojik bir savaş hâlidir. Gerçekte büyük güçler savaşı ertelemeye çalışıyor, diplomasi kanalları açık tutuluyor, caydırıcılık mekanizmaları çalışıyor. Algıda ise "her şey kontrolden çıktı, kimse durduramaz, zaten olacak" düşüncesi hâkim. Dünya çok kırılgan. Bir yanlış karar zinciri her şeyi değiştirebilir. Bugün yaşananlar savaş değil, savaş öncesi kaotik dönem. Eğer bir gün şu cümleyi duyarsanız: "Bu sınırlı bir operasyon, büyümeyecek" – bilin ki, büyüme ihtimali artık çok yüksektir. Uluslararası gerilimler yüksek durumda. Bu koşullar tarihsel olarak sıcak savaş riskini artırabilir ama bu otomatik olarak 3. Dünya Savaşı anlamına gelmez. Dünya, Soğuk Savaş'tan beri en riskli dönemlerinden birinde, ancak savaş eşiği henüz aşılmadı. Sonuç olarak: "Savaş geliyor" hissi büyük ölçüde psikolojik ve yönlendirilmiş. Gerçekte başlamamış bir savaşın atmosferinde yaşıyoruz. Bu atmosferin ne kadar süreceği ve gerçek bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği, büyük güçlerin stratejik sabrına, diplomatik kanalların açık kalmasına ve en önemlisi, yanlış hesaplamaların önlenebilmesine bağlı.
