"23 Nisan çocuk bayramıysa, 24 Nisan'da neden yetişkinler ağlıyor?" - George Carlin"

Duha Suresi 10. Ayet Işığında İnsan Onuru ve Merhamet Ahlâkı

"Duha Suresi'nin onuncu ayeti olan 'İsteyene gelince, sakın azarlama' ifadesi, Kur'an'ın sadece bir dini metin değil, aynı zamanda bir medeniyet projesi olduğunu gösterir. Bu kısa ama derin mesaj, toplumların medeniyetinin zayıflara ve ihtiyaç sahiplerine davranış biçimiyle ölçüldüğünü hatırlatır. Gerçek insanlık, yardım isteyenleri küçümsemeden onlara el uzatmaktır."

yazı resim

"İsteyene Gelince, Sakın Azarlama" — Kur'an'ın Evrensel Çağrısı
Kur'an-ı Kerim, yalnızca ibadet biçimlerini değil; insan ilişkilerini, toplumsal ahlâkı ve bireysel tutumları da en ince ayrıntısına kadar şekillendiren ilahi bir rehberdir. Bu rehberin belki de en sade ama en derin mesajlarından biri, Duha Suresi'nin onuncu ayetinde saklıdır:
"İsteyene gelince, sakın azarlama." (Duha, 93/10)
Yalnızca birkaç kelimeden oluşan bu ayet, aslında başlı başına bir medeniyet projesidir. Zira bir toplumun ne kadar medenî olduğu, güçlülerine nasıl davrandığıyla değil; zayıflarına, ihtiyaç içindekilerine ve yardım isteyenlere nasıl muamele ettiğiyle ölçülür. Bu ayet, söz konusu ölçütü son derece net ve kararlı bir şekilde ortaya koymaktadır: İnsan, başkasından yardım istediğinde azarlanmamalı, küçümsenmemeli ve aşağılanmamalıdır.
Ayetin Bağlamı: Duha Suresi'nin Ruhunu Anlamak
Duha Suresi, Nebimiz Muhammed'in sıkıntılı bir döneminde, vahyin bir süreliğine kesildiği ve bazı müşriklerin "Rabbin seni terk etti" diyerek alay ettiği bir zaman diliminde nazil olmuştur. Allah bu surede önce Nebimiz Muhammed'e seslenerek onu teselli etmiş; sonra da ona verilen nimetleri hatırlatmış ve ardından bir görev yükleyerek şöyle buyurmuştur:
"Öyle ise yetimi sakın ezme, isteyeni de sakın azarlama." (Duha, 93/9-10)
Dikkat çekici olan şudur: Allah, kendi nebisine hitap ederek bu ilkeleri öğütlüyor. Bu durum, söz konusu ahlâkî ilkelerin ne kadar temel ve vazgeçilmez olduğunu gözler önüne serer. Yetimi ezmemek ve isteyeni azarlamamak; İslam'ın salt bir tavsiyesi değil, doğrudan ilahi bir emirdir. Öte yandan bu ayetin hemen öncesinde Allah, Nebimiz Muhammed'e kendi geçmişini hatırlatır: "Seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup doğru yola iletmedi mi? Seni yoksul bulup zengin etmedi mi?" (Duha, 93/6-8) Bu hatırlatma son derece anlamlıdır; çünkü insan, bizzat yaşadığı sıkıntıları hatırladığında başkasının acısına daha kolay ortak olur. İnsanı merhamete davet etmenin en güçlü yolu, ona kendi zayıflığını ve geçmişini hatırlatmaktır.
İstemek: Utanç Değil, Hayat
Modern dünyada yardım istemek, çoğu zaman bir zaaf işareti olarak kodlanmaktadır. "Güçlü ol, kimseye muhtaç olma" söylemi, bireyleri adeta kapalı bir ada gibi yaşamaya zorlamakta; yardım istemeyi ise neredeyse bir başarısızlık ilanı hâline getirmektedir. Oysa Kur'an tamamen farklı bir perspektif sunar. İstemek, insan olmanın kaçınılmaz bir boyutudur. Hiçbir insan kendi başına var olamaz. Doğduğumuzda bakıma muhtacız; hastalandığımızda yardıma; yaşlandığımızda desteğe. Yaşamın her evresinde insan, bir şekilde başkasına yaslanmak zorunda kalır. Bu gerçeklik, bir zayıflık değil; aksine insanın toplumsal bir varlık olduğunun en belirgin kanıtıdır. Fakirlik, hastalık, borç, doğal afet, iş kaybı gibi sayısız neden insanı yardım istemek zorunda bırakabilir. Pek çok insan kendi elinde olmayan koşullar yüzünden zor duruma düşmekte ve mecburen başkasına el açmaktadır. İşte bu noktada Duha Suresi 10. ayet, yardım isteyen insanın önündeki en büyük duvarı yıkar: Azarlanma korkusu. Çünkü azarlanma korkusu, insanı susturur; yardım almasını engeller; onu hem maddî hem de ruhî çöküşe iter.
Genellemenin Zulüm Olduğu Yer
Toplumda zaman zaman dile getirilen bir itiraz şudur: "Yardım isteyenlerin hepsi gerçekten muhtaç değildir; bazıları bunu bir kazanç kapısına dönüştürmüştür." Bu gözlem, belirli ölçüde gerçekliği yansıtıyor olabilir. Ne var ki bu gözlemden yola çıkarak tüm yardım isteyenleri aynı kefeye koymak; hem ahlâkî hem de epistemolojik açıdan hatalı bir tutumdur. İslam hukuku ve ahlâkı, kişileri dış görünüşlerine göre değil, gerçek durumlarına göre değerlendirmeyi esas alır. Bir insanın neyi yaşadığını, neye katlandığını, hangi çaresizlik anında el açmak zorunda kaldığını yalnızca Allah bilir. Bize düşen; kalbindekini okumaya çalışmak değil, önümüzdeki insana merhametle yaklaşmaktır. "Bazıları kötüye kullanıyor" gerekçesiyle hepsini aynı gözle değerlendirmek, masum ve gerçekten muhtaç olanları da cezalandırmak anlamına gelir. Bu ise açık bir zulümdür. Gerçek yoksulluk çoğu zaman görünür değildir. Öyleyse görünür olanı yargılamak yerine, hem görünene hem de görünmeyene karşı merhametli olmak, en isabetli tutum olacaktır.
SMA Hastaları ve Çağın Çığlığı
Günümüzün en çarpıcı "istemek" örneklerinden biri, SMA (Spinal Müsküler Atrofi) hastalığı ile yaşayan çocukların aileleri tarafından yürütülen yardım kampanyalarıdır. SMA, kasları felç eden ve ilerlediğinde ölüme yol açan ağır bir nörolojik hastalıktır. Tedavisi mümkündür; ancak söz konusu ilaç ve tedaviler, sıradan bir ailenin karşılayabileceği ölçülerin çok ötesinde maliyetler gerektirmektedir. Bu gerçeklik karşısında aileler çaresiz değil; aksine son derece kararlı bir duruş sergilemektedir. Sosyal medyada kampanyalar başlatıyorlar, sokak sokak dolaşıyorlar, kurumlardan kapı kapı yardım istiyorlar. Bu çaba, bir "dilenme" değil; saf, yalın ve onurlu bir yaşam mücadelesidir. Çocuklarının nefes alması için her kapıyı çalan bir annenin ya da babanın bu uğraşını küçümsemek; hem insanlıktan hem de Kur'an'ın öğretisinden uzaklaşmak demektir. İşte tam bu noktada Duha Suresi 10. ayet, yalnızca tarihsel bir bağlamın ötesine geçerek evrensel ve güncel bir çağrıya dönüşür: "İsteyene gelince, sakın azarlama." Burada azarlamak, yalnızca bir kişiyi incitmek değil; aynı zamanda bir çocuğun yaşam hakkını yok saymak anlamına gelir. Bu ise Allah'ın belirlediği ahlâkî sınırları çiğnemekten başka bir şey değildir.
Merhamet: Bir Duygu Değil, Bir Sorumluluk
İslam'da merhamet, salt bir duygu durumu değil; kişinin hayata, insana ve Allah'a karşı aldığı bilinçli bir sorumluluk tutumudur. Allah'ın en sık tekrar edilen isimlerinden ikisi er-Rahmân ve er-Rahîm'dir; yani "çok merhametli" ve "daima merhametli." Bu isimlerin her surenin başında tekrarlanması, merhametin İslam'ın özünü oluşturduğunun işaretidir. Merhamet yalnızca ahlâkî bir erdem değil; ilahi bir karşılıklılık ilkesidir. İnsana merhamet eden, Allah'ın merhametine nail olur. O hâlde yardım isteyen birine karşı azarlayıcı, küçümseyici ya da aşağılayıcı bir tutum sergilemek; yalnızca o kişiye değil, Allah'ın merhamet düzenine de bir itirazdır. Bu, son derece ağır bir manevî sorumluluktur.
Ayeti Hayatın Merkezine Taşımak
Duha Suresi 10. ayet, birkaç kelimelik sadeliği içinde devasa bir ahlâk mimarisi barındırır. Bu ayet bize şunları öğretir:
Her insan bir gün ihtiyaç içinde kalabilir; bu, onun onurunu zedelemez. Yardım istemek, güçsüzlüğün değil; cesaret ve dürüstlüğün ifadesidir. İsteyeni yargılamak, bizim görevimiz değildir; ona insanca muamele etmek ise kesin bir yükümlülüktür. Gerçek muhtaçlık çoğu zaman görünmez; görünürü bile yargılamak haksızlıktır. Bir çocuğun hayatı için çırpınan bir ailenin çabası, en yüce "istemek" biçimlerinden biridir. Toplumsal yaşamda merhametin hâkim kılınması, yalnızca bireysel bir erdem değil; aynı zamanda sağlıklı ve adil bir toplumun inşası için de zorunlu bir temeldir. Yargılayıcı değil şefkatli, dışlayıcı değil kucaklayıcı bir toplum olmak; Kur'an'ın bize çizdiği ufkun ta kendisidir. Ve bu ufka ulaşmanın ilk adımı, son derece basit ama son derece derin bir ilkeyi içselleştirmekten geçer:
"İsteyene gelince, sakın azarlama." (Duha, 93/10)
Bu ayet; tarih boyunca el açmak zorunda kalan herkese, bugün yardım kampanyası yürüten her aileye ve yarın belki de bizzat ihtiyaç içinde bulunacak olan her birimize hitap etmektedir. Onu hayatımızın merkezine aldığımız gün, yalnızca daha iyi bir Müslüman değil; daha iyi bir insan olmuş oluruz.
"Şüphesiz zorlukla birlikte kolaylık vardır." (İnşirah, 94/6)

KİTAP İZLERİ

Gözyaşı Konağı

Şebnem İşigüzel

Osmanlı Sürgününde Modern Bir Kadının Sesi Şebnem İşigüzel, Gözyaşı Konağı’nda, 19. yüzyıl Osmanlısının boğucu atmosferini, ataerkil bir ailenin baskısıyla Büyükada'ya sürgün edilen genç bir kadının
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön