1. Ravi Güvenilirliği Sorunu: Tarihsel Bir Epistemoloji Krizi
Buhârî, hadisleri derlerken en temel ölçüt olarak ravi güvenilirliğini esas almıştır. Bu yaklaşım, ricâl ilmi (ravi biyografisi bilimi) olarak sistematize edilmiş; raviler sika (güvenilir) veya zayıf şeklinde tasnif edilmiştir. Ancak bu sistemin kendisi köklü epistemolojik açmazlar taşımaktadır. Her şeyden önce, Buhârî hadisleri derlerken kendisinden 150 ila 250 yıl önce yaşamış kişilerin güvenilirliğini değerlendirme iddiasındadır. Günümüzde bile yaşayan insanlara asılsız iftiralar atılabilmekte, itibar suikastı denilen olgu toplumların her kesiminde yaşanmaktadır. İftiracılar zaman zaman toplumsal itibar kazanırken masum kişiler lekelenebilmektedir. Buhârî'nin yüzyıllar önceki kişileri sözlü aktarım zincirlerine dayanarak değerlendirmesi, bu gerçeklik karşısında metodolojik olarak son derece kırılgandır. Ricâl literatürünün kendisi de çoğunlukla kişisel kanaat, mezhepsel eğilim ve siyasi konuma dayalı değerlendirmeler içermektedir. Bir ravi hakkında "sika" hükmü veren kişinin kendisi de beşer hatasından azade değildir; üstelik bu hükümlerin büyük çoğunluğu ravi ölümünden onlarca yıl sonra verilmiştir.
2. Buhârî'nin Kendi Kriterlerine Aykırı Rivayetler
Buhârî, Sahîh'ine alacağı hadisler için titiz kriterler belirlediğini iddia etmiştir. Bu kriterler arasında isnad zincirinin kesintisiz olması, raviler arasında çağdaşlık ve fiilî buluşmanın gerçekleşmiş olması ile her ravinin hafıza ve dürüstlük bakımından üstün nitelikte olması yer almaktadır. Ne var ki hadis literatüründe yapılan çalışmalar, Sahîh'teki yaklaşık 200 hadisin bu kriterlerin tamamını karşılamadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, daha Buhârî'nin kendi çağdaşları tarafından fark edilmiştir. Müslim b. Haccâc, bazı rivayetler konusunda Buhârî ile görüş ayrılığına düşmüş; Dârekutnî ve İbn Hacer gibi sonraki alimler de Sahîh'teki bir kısım rivayeti çeşitli gerekçelerle eleştirmiştir. Buhârî'nin kitabına aldığı bazı ravilerin hafıza güçlüğü yaşadığı, bizzat hadislerin iç içe geçmiş metinlerinden anlaşılmaktadır. Birbirine çok benzeyen ama ayrıntılarda çelişen rivayetlerin yan yana bulunması, aktarım sürecindeki hafıza kusurlarının ürünü olarak değerlendirilebilir.
3. Manen Rivayet ve Hadis Parçalama Problemi
Buhârî, hadisleri her zaman kelimesi kelimesine aktarmamıştır. Anlamı bozmadığına kanaat getirdiği durumlarda hadisi kendi ifadesiyle aktarmış, yani manen rivayete başvurmuştur. Ancak bu yaklaşım şu sorunu doğurmaktadır: Bir metnin "anlamını koruyup korumadığına" dair hüküm tamamen derleyicinin yorumuna bağlıdır. Orijinal ifadeyi değiştiren her müdahale, metnin özgünlüğünü tartışmalı hale getirir. Öte yandan Buhârî, tek bir hadisi birden fazla konuya ait gördüğünde onu farklı bab başlıklarına bölerek kitabına serpiştirmiştir. Bu yöntem bir bütün olarak anlaşılması gereken bir metnin parçalanmasına yol açmakta; okuyucunun o hadisi tam bağlamıyla kavramasını güçleştirmektedir. Bağlamından koparılmış bir hadisin ilk anlamını koruduğunu iddia etmek ise metodolojik açıdan savunulamaz bir tutumdur.
4. Siyasi ve Mezhepsel Taraflılık
Buhârî'nin ravi seçiminde tamamen tarafsız davrandığı iddiası tarihsel verilerle çelişmektedir. Buhârî, pek çok Ehl-i Beyt yanlısı raviyi güvenilmez bularak kitabına almamış; buna karşın Haricilik veya Mürcieyle ilişkilendirilen bazı ravilerin rivayetlerine yer vermiştir. Bu seçicilik şu soruyu kaçınılmaz kılmaktadır: Kriter gerçekten salt hafıza ve doğruluk muydu, yoksa mezhepsel konum da belirleyici bir etken miydı? Eğer siyasi veya kelami eğilim ravi değerlendirmesini etkilediyse, bu durum Sahîh'in içerdiği rivayetlerin sistematik bir önyargı filtresiyle seçildiği anlamına gelir. Böyle bir filtrenin varlığı, eserin bütünlüklü ve tarafsız bir hadis koleksiyonu olduğu savını ciddi biçimde sarsmaktadır.
5.Bağlam Analizinin İhmali
Modern metin eleştirisi, bir ifadeyi anlamak için dilsel bağlam, tarihsel bağlam ve söylem bağlamının bütünsel olarak değerlendirilmesini zorunlu kılar. Buhârî ise büyük ölçüde isnad zincirine odaklanmış, metnin kendi iç tutarlılığını ve tarihsel gerçeklikle uyumunu ikincil planda tutmuştur. Bu yaklaşımın sonucu olarak, ravi zinciri sağlam görünen ancak tarihsel olgularla çelişen ya da birbiriyle çelişen benzer metinleri olan rivayetler sahîh statüsü kazanabilmiştir. Bir rivayetin "doğru kişilerden aktarıldığının" ispatlanması, o rivayetin içeriğinin doğru olduğunu göstermez. İsnad güvenilirliği ile metin güvenilirliği, birbirinden bağımsız iki ayrı sorundur.
6. Kur'an Merkezli Yaklaşımın Eksikliği
Kur'an, İslam'ın birincil kaynağı olarak tüm mezhep ve ekoller tarafından kabul görmektedir. Ancak Buhârî'nin metodolojisi Kur'an merkezli bir anlam denetimini sistematik olarak içermemektedir. Bu eksiklik şu sonuçlara yol açmıştır:
Kur'an'daki ilkelerle doğrudan çeliştiği öne sürülen bazı rivayetler Sahîh'e girmiştir. Kur'an'da hiçbir dayanağı bulunmayan bazı pratik ve hüküm içerikli rivayetler, isnad zincirine güvenilerek kabul görmüştür. Kur'an'ın evrensel ahlak ilkeleriyle bağdaşmayan bazı kültürel unsurlar taşıyan rivayetler süzgeçten geçirilmemiştir.
Eğer bir hadis gerçekten Nebimiz Muhammed'e ait ise Kur'an'la çelişmemesi gerekir; zira Nebimiz Muhammed'in görevi Kur'an'ı açıklamaktır, onunla çelişmek değil. Bu ilkeden hareketle, Kur'an'la çelişen her rivayetin özgünlüğü en başta sorgulanmalıydı. Buhârî bu süzgeci tutarlı biçimde uygulamamıştır.
7. Bilimsel ve Akli Çelişkiler
Buhârî, doğa bilimleri, tıp, astronomi veya mantık metodolojisi konusunda sistematik bir eğitim almadan hadisleri derlemiştir. Buna karşın Sahîh'e giren rivayetler evrenin yapısından tıbbi uygulamalara, hayvanların davranışlarından kıyamet kozmolojisine kadar son derece geniş bir yelpazede içerik barındırmaktadır. Modern bilimle açık çelişki içinde olduğu değerlendirilen bazı rivayetler, salt isnad güvenilirliğine dayanılarak sahîh kabul edilmiştir. Oysa ravi zinciri ne kadar sağlam görünürse görünsün, doğrulanabilir olgularla çelişen bir bilgi iddiasının eleştirel bir süzgeçten geçirilmesi kaçınılmazdır. Buhârî, böyle bir içerik denetimini metodolojisinin parçası yapmamıştır.
Metodolojik Bir Eleştirinin Gerekliliği
Bu eleştiriler şu temel tespitte birleşmektedir: Buhârî'nin metodolojisi, ağırlıklı olarak ravi zinciri güvenilirliğine dayanan, bağlam analizini ve Kur'an merkezli denetimi sistematik biçimde içermeyen, siyasi ve mezhepsel eğilimlerden tam olarak bağımsız olmayan bir yapı sergilemektedir. Bu durum şu sonuçları doğurmaktadır: Ravi hatalarına ve hafıza kusurlarına karşı yeterli güvence sağlanamamaktadır. Mezhepsel önyargı ravi seçimini etkileyebilmiştir. Kur'an'la, tarihsel olgularla ya da bilimsel gerçeklerle çelişen rivayetler isnad güçlüğüne takılmadan sahîh statüsü kazanabilmiştir. Tüm bu sorunlar, Sahîh-i-Buhârî'nin eleştiriden azade kutsal bir metin olarak değil; tarihsel koşullar içinde, belirli metodolojik tercihlerle ve kaçınılmaz beşer sınırlılıklarıyla üretilmiş bir ilmî eser olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu tür eleştirel bir bakış, İslam'ın birincil kaynağı olan Kur'an'ı merkeze alarak hadis geleneğini yeniden değerlendirmeyi öncelikli bir ilmî sorumluluk haline getirmektedir.