Rabb (mülk sahibi efendi) Avram 'a görünür: "sana ve zürriyetine doğudan batıya ve kuzeyden güneye tüm toprakları vereceğim ve senin sülalen tozların sayılamayacağı kadar çok olacak". Tevrat Yaradılış 12
Ne doğu, ne batı Awram’ın El 'inin mülkü değildi. Başarılı olursa El mülk vermiş olacaktı. Başaramazsa "Korkma ben baban Abraham'ın rabbi olan El 'im"der. Bap 26
"Babanın ve senin Rab-El'iyim" diyecekti. Böylece El, midesine emek sömürüsü değmiş insanların nefsine göre konuşur olmaya bu şekilde sözlerle devam edecekti.
Bol keseden ihsanlar dağıtma işi ilkteki inşayı nesnel bağıntının temelinde hiç yoktu. Bu fiili ve keyfi bir durumdu. Bol keseden dağıtmalar "dua edin de icabet edeyim" de olduğu gibi "tap ve isteye" dönüşecekti.
Avram ile yapılan bu anlaşma ilk arzı mevut fikrinin düşünme ışığıydı. Rab benzer söz taahhüdünü “korkma arkandayım”diye Hz. Nuh 'a da söylüyordu.
Bap 8: Rab tufandan sonra Nuh'a:"Yayımı buluta koydum. Bu benimle yer arasında bir ahit olacak. Ve yerin üzerine bir bulut getirdiğimde, yayım bulutta görünecek. Benimle senin ve tüm mahlukatın arasındaki ahdimi hatırlayacağım. Artık tufan olmayacak. Yay olacak." diyordu Rab El Hz. Nuh’a.
Rab sözünü fazla tutamayacaktı. Nuh 'un Rabbi belki ilki gibi bir tufan vermeyecekti ama insanlığın başına binlerce yıl sürecek türlü köleci tufanların fitilini ateşleyecekti. Ne yazık ki tufanda çıkan Nuh, insanlığın başına kölelik tufan (belasını) saracaktı.
Bap 9 a bağlı 18 ve 28. ayetlerinde Nuh'un Rabbi; "Kenan Lanetli olsun" diyordu. "Kenan kardeşine kullar kulu olacak” diyordu. Nuh ‘un rabbi kendi ismi yanında Sam ın rabbi olan El ‘in adını anıyordu. “Sam 'ın tanrısı olan Rab mübarek olsun. Kenan da ona kul olsun" diyordu.
İnsani açıdan bakınca neden böyleydi? Akıl alır gibi değildi. Ama köleci sistemin ihyası için konuşulacaksa; tabii ki tarihi karartan bir mantıkla böyle abuk subuk gerekçeleri, köleci mantığa neden yapacaktınız.
Torun Kenan çadıra girdiğinde Hz. Nuh ‘u çıplak görmüştü. İyi de kölelik, ahlaki bir sorun değildi ki. Yani kölelik ahlaktan doğmamıştı. Aksine kölelik, bizatihi sayısız ahlaki sorunları doğurmuştu. Kölelik, kolektif toplumun; ürettiği artı değerlerini mülk sahibi olmak gibi yanlış neden üzerinde paylaştırılmasından doğan bir sorundu.
Devamla "Allah Yafet 'e bolluk versin Samı'ın çadırında yaşasın. Kenan da Yafet 'e kul olsun". Neden bolluk ve kulluk veriyordu, tabii ki hikmetinden sual olunmazdı!
Bu ayette de görüldüğü gibi Nuh'un Rabbi Sam'ın Rabbine el veriyor. Sam ‘ın rabb ini meşru kılıyor. Ve yine buradan da anlaşıldığı gibi her kişinin kişisi bir rabbi vardı. Mal mülk sahibi herkesin kendi El 'i vardı. Yani mülk sahibi kişinin tanrısı vardı.
Kenan, Ham'ın oğlu. Nuh'un da torunudur. Nuh tufandan çıkar çıkmaz bağ diker. Şarap içip sarhoş olur. Kenan da Nuh 'u çadırda çıplak görür. Nuh 'un Kenan 'a bedduası bundandır.
Artık tüm kölelerin soyu Kenan'dan ve Kenan'ın dedesini çıplak görme suçunu işlemiş olmasında meydana geliyordu! Ama buradan da sormak lazımdı.
Madem kölelik dedeyi çıplak görmekle olmuştu. Öyleyse aynı düz mantıkla soralım. İnsanları yerleşik hayata geçiren tarımın bulunuşu da torunlar dedelerini çıplak görmedikleri için mi icat edilmişti?
Oysa tarım, çobanlık, madencilik, balıkçılık vs. dedeyi çıplak görseler de dedeyi çıplak görmeseler de kolektif birim zamanlı, birbirine karşılık olan emekle ve kolektif güç ile bulmuşlardı. Bu kadar mı zordu tarihsel bilinci ifade etmek!
Köleciliği açıklamak için bin dereden bin su getiriyorlardı. Kolektif malın, kolektif mülkün, kolektif birim zamanlı olan kolektif emeklerinin El tarafından gasp edilmesi sonucu kişiler; kolektif kapasiteli üretim gücünde yoksun kalmakla köle olmuştular.







