"Bana bir kitap verin, bir de kahve; geriye kalan, sadece bir illüzyon." - Virginia Woolf (kurgusal)"

Allah'ın Mutlak Büyüklüğü: El-Kebir ve Ekber Kavramları

"Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın isim ve sıfatları, sadece tanımlayıcı etiketler değil, ilahi mahiyeti ve tevhidi yansıtan derin anlamlardır. Metinde özellikle Arapça'daki 'ism-i tafdil' yapısı ve bunun Allah'ın sıfatlarını anlamadaki önemi ele alınıyor. 'Ekber' gibi üstünlük bildiren ifadelerin, karşılaştırma mantığı içerisinde nasıl anlaşılması gerektiği inceleniyor."

yazı resim

Kur'an-ı Kerim, Allah'ın sıfatlarını ve isimlerini insanlığa tanıtmak açısından eşsiz bir kaynak olma özelliğini korumaktadır. Bu isimler ve sıfatlar, yalnızca birer etiket değil; aynı zamanda Allah'ın mahiyetini, yaratılmışlarla olan ilişkisini ve tevhit inancının özünü yansıtan derin anlamlar taşımaktadır. Arap dilbilgisinde sıfatların üstünlük veya kıyaslama bildiren biçimlerine "ism-i tafdil" adı verilmektedir. Bu yapı, Türkçedeki "daha büyük", "en güzel", "daha hızlı" gibi ifadelerin karşılığı olarak kullanılır. İsm-i tafdil kalıbı, mantıksal olarak en az iki varlık ya da iki nitelik arasında bir karşılaştırmayı zorunlu kılar. "Bu bina büyüktür, ama şu bina daha büyüktür" cümlesi, bu yapının tipik bir örneğidir; zira burada iki bina arasında açık bir kıyaslama yapılmaktadır. "Ekber" kelimesi, "kebir" kökünden türetilmiş olup tam da bu ism-i tafdil kalıbına girmektedir. Kelime olarak "daha büyük" ya da "en büyük" anlamına gelir. Ancak bu noktada kritik bir soru gündeme gelir: Eğer "ekber" yapısal olarak bir karşılaştırmayı içeriyorsa, bu kelimeyi Allah'a nispet etmek ne anlama gelir?
El-Kebir: Mutlak Büyüklüğün Sıfatı
Kur'an-ı Kerim'de Allah'ın "El-Kebir" olarak isimlendirilmesi, O'nun büyüklüğünün herhangi bir karşılaştırma gerektirmediğini açıkça ortaya koyar. Bu sıfat, yaratılmış varlıkların büyüklükleriyle ölçülemeyen, kıyaslamadan münezzeh, mutlak ve özsel bir büyüklüğe işaret eder. Nisa Suresi'nin 34. ayetinde bu hakikat şöyle dile getirilir:
> "Allah yücedir, büyüktür."
Bu ayette geçen "Aliyyun Kebirun" ifadesi, Allah'ın büyüklüğünü başka büyüklerle yarıştıran değil; tam tersine onu tüm kıyaslamaların ötesine taşıyan bir anlam taşımaktadır. Hac Suresi'nin 62. ayetinde de bu gerçek pekiştirilir:
> "Şüphesiz ki Allah, Aliyy'dir (Çok Yücedir), Kebir'dir (Büyüktür)."
Burada "Kebir" sıfatı, Allah'ın büyüklüğünün ezeli, ebedi ve mutlak olduğunu vurgular. Yaratılmış hiçbir varlığın büyüklüğü O'nunla aynı kategoriye dahil edilemez; dolayısıyla bir kıyaslama söz konusu dahi olamaz.
Kur'an'da "Ekber" Kelimesinin Kullanımı
Dikkat çekici olan husus şudur: Kur'an, "ekber" kelimesini Allah'a doğrudan bir sıfat olarak neredeyse hiç yüklemez; bunun yerine bu kelimeyi yaratılmış şeyler arasındaki kıyaslamalarda kullanır. Bu kullanım tarzı, Kur'an'ın dil tercihleri açısından son derece anlamlı bir bilinçliliği yansıtmaktadır. Nahl Suresi'nin 41. ayetinde şöyle buyrulur:
> "Ahiret ödülü ise daha büyüktür."
Burada "ekber" kelimesi, ahiret mükafatının dünya nimetlerinden daha büyük olduğunu ifade etmek için kullanılmıştır. Kıyaslama, aynı türden iki varlık arasında —dünya hayatı ve ahiret hayatı arasında— yapılmaktadır. Benzer şekilde Ankebut Suresi'nin 45. ayetinde:
> "Allah'ı zikretmek elbette en büyük (şeydir)."
ifadesinde de "ekber", zikirle diğer ibadetler arasında bir kıyaslama bağlamında geçmektedir.
Bu örnekler, Kur'an'ın "ekber" kelimesini bilinçli bir şekilde, kıyaslamanın söz konusu olduğu yerlerde ve yaratılmış şeyler arasındaki ilişkileri açıklarken kullandığını göstermektedir.
Şeytanın Kibri ve Büyüklük İddiasının Tehlikesi
Kur'an, Allah'ın büyüklüğünü anlamak için zıt bir örnek de sunar: Şeytan. Araf Suresi'nin 12. ayetinde şeytan şöyle der:
> "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten, onu ise kilden yarattın."
Bu cümle, Kur'an tarihinin en çarpıcı kibir manifestolarından biridir. Şeytan, burada açıkça bir kıyaslama yapmakta ve kendisini Adem'den üstün görmektedir. İşte tam da bu noktada büyüklük iddiasının ne denli tehlikeli bir zemine sahip olduğu gün yüzüne çıkar: Kıyaslamaya dayalı büyüklük, her zaman bir kibrin, bir isyanın ve bir şirk tohumunun taşıyıcısı olabilir. Şeytan, yalnızca Allah'a isyan etmekle kalmamış; aynı zamanda insanları da büyüklük yanılsamasına sürüklemeyi kendine misyon edinmiştir. Bu bağlamda tevhit inancının en nazik noktası, büyüklüğün yalnızca Allah'a has olduğunu içselleştirmek ve her türlü varlığın O'nun karşısındaki sonsuz küçüklüğünü kavramaktır.
Tevhit Anlayışı Açısından "El-Kebir" Sıfatının Önemi
Tevhit inancının özü, Allah'ı her türlü benzer ve ortaktan münezzeh tutmaktır. Sıfatlar söz konusu olduğunda bu münezzehlik daha da hassas bir anlam kazanır. Eğer Allah'ın büyüklüğü, yaratılmış varlıkların büyüklükleriyle kıyaslanabilir bir nitelikte olsaydı, O'nun büyüklüğü de sınırlı ve göreli bir büyüklük olurdu. Oysa Kur'an'ın tanımladığı Allah, böyle bir kategorinin çok ötesindedir. "El-Kebir" sıfatı, Allah'ın büyüklüğünün zati ve mutlak olduğunu; zaman, mekân, kıyaslama ve sınırlılık gibi kavramların ötesinde bulunduğunu ilan eder. İsra Suresi'nin 110. ayetinde şöyle buyrulur:
> "De: Allah diye çağırın veya Rahman diye çağırın; hangisiyle çağırsanız en güzel isimler O'nundur."
Bu ayet, Allah'a hangi isimle hitap edilirse edilsin, asıl meselenin niyet, teslimiyet ve o isimlerin taşıdığı hakikatin bilinci olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu durum, isimlerin ve sıfatların dikkatle seçilmesini gereksiz kılmaz; tam tersine, dil bilinci ile kalp bilincinin bir arada işlemesi gerektiğine işaret eder.
Allah'ın sıfatlarını anlamaya çalışmak, hem dil bilimsel bir titizliği hem de derin bir teolojik farkındalığı gerektirmektedir. "El-Kebir" sıfatı, Allah'ın mutlak ve kıyaslanamaz büyüklüğünü ifade ederken; "ekber" kelimesi, Kur'an'da büyük ölçüde yaratılmış varlıklar arasındaki karşılaştırmalarda kullanılmıştır. Bununla birlikte "Allahu Kebir" diyerek Allah'ın mutlak büyüklüğünü dile getirmek, dil bilimsel açıdan daha berrak ve tevhit inancıyla daha doğrudan örtüşen bir ifade biçimi sunmaktadır. Sonuç olarak, müminler için asıl olan; hangi ifadeyi kullansalar da Allah'ın büyüklüğünü yalnızca dil düzeyinde değil, kalbin derinliklerinde hissedebilmek ve bu büyüklük karşısında gerçek bir teslimiyet yaşamaktır. Zira Allah'ın büyüklüğü, kelimelerin sınırlarını aşan; ancak samimi bir imân ile hissedilebilen ezelî ve ebedî bir gerçektir.
Allahu Kebir — O, mutlak büyüktür; büyüklüğü hiçbir şeyle kıyaslanamaz.

KİTAP İZLERİ

Nohut Oda

Melisa Kesmez

Melisa Kesmez’in ‘Nohut Oda’sı: Eşyaların Hafızası ve Kalanların Kırılgan Yuvası Melisa Kesmez, üçüncü öykü kitabı "Nohut Oda"nın başında, Gaston Bachelard'dan çarpıcı bir alıntıya yer veriyor:
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön