İnsan yaratılışı gereği huzur arayan bir varlıktır. Hayatın her aşamasında karşılaştığı zorluklar, kayıplar ve acılar onu derinden etkiler. Bazı insanlar bu acılarla başa çıkabilir ve hatta onları manevi bir olgunlaşma vesilesi yapabilirken, bazıları da aynı olaylar karşısında derin bir bunalıma sürüklenir. Peki bu farkı yaratan nedir. Neden aynı zorluk bir insana dayanılmaz gelirken, diğeri için bir imtihan ve eğitim fırsatı olabilir? Bu soruların cevabı, kişinin hayata bakış açısında, olayları yorumlama biçiminde ve en önemlisi de acılarının kaynağını nasıl anlamlandırdığında saklıdır. Kur'an-ı Kerim, insanın acılarını dindirebilecek ve ona gerçek huzuru verebilecek hakikati açık bir şekilde beyan eder. Bu hakikat, her şeyin Allah'ın kontrolü altında olduğunu bilmek ve O'na teslim olmaktır.
Huzursuzluğun Kökü: Olayları Allah'tan Bağımsız Görmek
İnsanın yaşadığı duygusal sıkıntıların, endişelerin ve korkuların temelinde, olayları Allah'ın kontrolü dışında gelişen tesadüfler olarak görmesi yatar. Bu bakış açısı, kişiyi sürekli bir tedirginlik ve güvensizlik içinde yaşamaya mahkum eder. Çünkü kontrol edilemeyen, öngörülemeyen bir dünyada yaşadığını düşünen insan, her an başına bir felaket gelebileceği korkusuyla yaşar. Oysa Kur'an-ı Kerim'de Allah şöyle buyurur: "Allah kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez." (Bakara 286) Bu ayet, evrenin rastgele işleyen bir mekanizma olmadığını, her olayın bir hikmetle yaratıldığını ve Allah'ın insanlara kaldıramayacakları bir yük yüklemeyeceğini açıkça ortaya koyar. Bu ilahi garanti, mümin için muazzam bir rahatlama kaynağıdır. Başına gelen her olayın Allah'ın bilgisi ve izni dahilinde gerçekleştiğini, O'nun kendisine kaldıramayacağı bir yük yüklemeyeceğini bilen insan, yaşadığı zorlukları farklı bir gözle değerlendirir. Bu zorluklar artık kontrol dışı kaotik olaylar değil, bir eğitim sürecinin parçaları olarak anlam kazanır.
Şirk: Hüznün Gizli Kaynağı
İçimizde akan hüzün nehrinin kaynağı çoğu zaman farkına varmadan işlediğimiz şirktir. Şirk sadece putlara tapmak veya başka ilahlar edinmek değildir. Modern zamanda şirk, daha incelikli ve gizli biçimlerde kendini gösterir. İnsan, Allah'ın dışındaki varlıklara mutlak güç ve etki atfetmeye başladığında, onların iradesini kendi kaderini belirleyebilecek kadar güçlü gördüğünde, aslında şirkin kapısını aralamış olur. Bu durum kalbinde derin bir korku ve endişeye yol açar. Çünkü artık tek bir iradeye değil, sayısız iradeye bağımlı olduğunu düşünür. Patronunun, eşinin, çocuklarının, komşusunun, toplumun, ekonominin, siyasetin kısacası her şeyin kendi hayatı üzerinde mutlak bir etkisi olduğunu sanır. Bu düşünce onu parçalar, sürekli bir gerilim ve korku içinde yaşamasına sebep olur. Halbuki Kur'an şu gerçeği hatırlatır: Kâinatta sahipsiz bir şey yoktur. Kaos yoktur. Düzensizlik yoktur. Başıboşluk yoktur. Her şeyin tek bir sahibi vardır. İnsanın da tek bir sahibi vardır. Bu anlayışa sahip olan bir insan, başına gelen her olayı Allah'tan bilir ve buna göre hareket eder.
Şirkin Kaotik Etkisi: Gökten Düşmek Misali
Kur'an'da şirk, insanın gökten düşüp parçalanması veya rüzgarın onu ıssız bir yere sürüklemesine benzetilir: "Allah'a ortak koşmadan hanifler olun. Ve kim Allah'a ortak koşarsa sanki gökten düşmüş ve kendisini kuş kapıyor veya rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir." (Hac 31) Bu ayet, şirkin insanın ruhunda oluşturduğu kaotik durumu çarpıcı bir şekilde anlatır. Gökten düşen insan nasıl paramparça oluyorsa, Allah'tan başka güçleri mutlak gören insanın ruhu da öyle paramparça olur. Bir kuş tarafından kaçırılan veya rüzgarın savurduğu insan nasıl kontrolsüz bir şekilde oradan oraya sürükleniyorsa, şirke düşen insanın kalbi de öyle her türlü korku, endişe ve huzursuzlukla oradan oraya savrulur. Çünkü Allah'tan başka bir gücü veya iradeyi mutlak görmeye başlamak, kişinin ruhunda derin bir huzursuzluğa sebep olur. Bu durumda insan kendini sahipsiz ve korunmasız hisseder. Kalbi sürekli bir korku ve endişe içinde yaşar. Her olayın ardında farklı bir güç, farklı bir irade olduğunu düşünür ve bunların arasında sıkışıp kalır.
Tevhid: Ruhsal Özgürlüğün Anahtarı
Allah'ın her şeyin yaratıcısı ve tek sahibi olduğunu bilmek, insana ruhsal bir özgürlük kazandırır. Bu anlayış, kişinin başkalarına kölelik yapmasını ve onların etkisi altında ezilmesini engeller. Zümer Suresi'nde Allah şöyle buyurur: "Allah birbiriyle çekişen ortakları olan adam ile yalnız bir kişiye bağlı olan adamı örnek verdi. İkisinin durumu eşit midir? Hamd yalnız Allah'a mahsustur. Fakat çokları bilmiyorlar." (Zümer 29) Bu ayette verilen örnek son derece çarpıcıdır. Birbiriyle çekişen, birbirinin zıddını isteyen birden fazla efendiye hizmet eden bir köle düşünün. Bu kölenin hali ne kadar perişan olur! Birisi sağa git derken diğeri sola git der. Birisi şunu yap derken diğeri bunu yapma der. Bu köle sürekli bir bölünmüşlük, kararsızlık ve huzursuzluk içinde yaşar. Oysa tek bir efendiye bağlı olan köle, onun emrini bilir ve ona göre hareket eder. Böylece huzur ve istikrar içinde yaşar. İşte şirk, insanı o birbiriyle çekişen efendilere sahip köle gibi yapar. Allah'tan başka güçleri mutlak gören insan, her birinin emrine uymaya çalışır, her birinden korkar, her birine hesap verir. Bu durum onu ruhsal olarak parçalar. Oysa tevhid anlayışına sahip olan, yalnızca Allah'a teslim olan insan, gerçek anlamda özgürdür.
Teslimiyet ve Ruhsal Huzur
Bir insan yalnızca Allah'a teslim olduğunda, gerçek anlamda özgürleşir. İnsanların etkisi altında kalmaktan, onların yanlış davranışlarından ve zulümlerinden korkmaktan kurtulur. Çünkü bilir ki her şeyin tek bir sahibi vardır ve başına gelen her olay, onun eğitimi ve olgunlaşması için yaratılmıştır. Bu inanç, hayata bambaşka bir perspektiften bakmayı sağlar. Artık olaylar sadece "iyi" veya "kötü" olarak sınıflandırılmaz. Her olay, Allah'tan gelen bir mesaj, bir imtihan, bir eğitim vesilesi olarak görülür. Bir zorluk yaşandığında, "Acaba Allah bana bu zorlukla ne öğretmek istiyor? Bu olayın hikmetinden nasıl istifade edebilirim?" gibi sorular sorulur. Bu bakış açısı, insanı kurban psikolojisinden çıkarır. Artık kendini talihsiz, şanssız, hep başına kötü şeyler gelen bir kurban olarak görmez. Bilakis, Allah'ın kendisine verdiği imtihanları başarıyla geçerek olgunlaşmaya çalışan bir yolcu olarak görür kendini.
Duygusal Şirk: Başkalarına Aşırı Bağlanmanın Tehlikeleri
Şirk sadece Allah'tan uzaklaştırmakla kalmaz, aynı zamanda insanı diğer insanlar veya nesneler karşısında küçük düşürür. Kur'an, duygusal müşriklerin ve onların zaaflarının tehlikelerini şöyle açıklar: "O'ndan başka yalnızca dişilere çağırıyorlar ve yalnızca azgın sapkına çağırıyorlar." (Nisa 117) Duygusal müşrik, sürekli olarak bir insana veya bir nesneye bağlanma ihtiyacı duyar. Bu durum, onun duygusal zayıflığını artırır ve onu başkalarının etkisi altında kılarak özgürlüğünden eder. Allah'a teslim olmak yerine bir insana veya nesneye bağlanmak, kişinin kendisini sahipsiz ve çaresiz hissetmesine sebep olur. Modern hayatta bu durum sıkça görülür. İnsanlar, bir ilişkiye, bir pozisyona, bir statüye, bir varlığa o kadar bağlanırlar ki, onsuz hayatlarının anlamını kaybettiğini düşünürler. Bu bağlılık Allah'a olan bağlılıklarını gölgelediğinde, artık duygusal bir şirk söz konusudur. Ve bu şirk, derin bir huzursuzluğa, kaygıya ve mutsuzluğa yol açar. Oysa insanın tek gerçek dostu ve dayanağı Allah'tır. İnsanlar gelip geçicidir, varlıklar fani, pozisyonlar geçicidir. Ancak Allah baki ve devamlıdır. O'na sıkı sıkı sarılan hiçbir zaman yalnız kalmaz, sahipsiz kalmaz.
Her Şeyin Tek Sahibi: Allah
Şura Suresi'nde Allah şöyle buyurur: "Ve siz yeryüzünde aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah'tan başka hiçbir veliniz ve yardımcınız yoktur." (Şura 31) Bu ayet, insana hem bir uyarı hem de bir müjdedir. Uyarı şu ki: Allah'tan kaçıp O'nun dışında bir güce sığınmak mümkün değildir. O'nun iradesinin dışında hiçbir şey gerçekleşmez. Müjde ise şu ki: Allah insanın dostu ve yardımcısıdır. O'na sığınan hiçbir zaman yalnız kalmaz. Acılarımızın ve huzursuzluklarımızın kaynağı, olayları Allah'tan bağımsız değerlendirmek ve başkalarına güç atfetmektir. Bu durum, insanın ruhunda derin bir korku ve endişeye yol açar. Çünkü kontrolü olmayan, öngöremediği güçlerin pençesinde olduğunu düşünen insan, nasıl huzur bulabilir? Oysa Kur'an, insanı gerçek huzura ulaştıracak yolu açıkça gösterir: Başına gelen her şeyi Allah'tan bilmek ve O'na teslim olmak. Bu, ruhsal huzurun anahtarıdır.
Allah'ın Hikmetine Güvenmek
Allah, her şeyi bir hayır ve hikmetle yaratmıştır. Bu hayır bazen açık, bazen gizlidir. Bazen hemen anlaşılır, bazen yıllar sonra fark edilir. Ama mümin bilir ki, Hakîm olan Allah'tan gelen her şeyin mutlaka bir hikmeti vardır. Bu inanç, insana olağanüstü bir sabır ve direnç kazandırır. Zorluklarla karşılaştığında çökmez, umutsuzluğa kapılmaz. Bilakis, "Bu zorluk benim için bir hayır olmalı. Şimdi göremesem de Allah bu olayda benim için bir hayır yaratmıştır" diyerek olaya farklı bir açıdan bakar. Tarih, Kur'an kıssaları ve hayat tecrübeleri, görünürde kötü gibi gelen olayların sonradan nasıl bir hayra vesile olduğunu gösteren örneklerle doludur. Elçi Yusuf'un kuyuya atılması o anda bir felaket gibi görünmüştür, ama sonunda Mısır'da vezir olmasına vesile olmuştur. Nebimiz Musa'nın hatasının ortaya çıkması ve Mısır'dan kaçmak zorunda kalması bir kayıp gibi görünmüştür, ama Medyen'de geçirdiği yıllar onu nebilik için hazırlamıştır.
Dosttan Gelen Her Şey Güzeldir
"Dosttan gelen her şey güzeldir" sözü, mümin için bir hayat felsefesidir. Allah'ı dost edinen, O'na teslim olan insan, başına gelen her olayı bu dosttan bir hediye olarak görür. Bu hediye bazen tatlı, bazen acı olabilir. Ama her ikisi de aynı dosttan geldiği için güzeldir, kıymetlidir, anlamlıdır. Bu bakış açısı, insanı şikayetten, küsmekten, isyandan kurtarır. Artık "neden ben, neden şimdi, neden böyle" gibi sorularla kendini yıpratmaz. Bilakis, "Bu olayda benim için ne güzellik var, hangi ders var, nasıl bir olgunlaşma fırsatı var" diye sorar. Bu anlayış, acıyı ortadan kaldırmaz. Ama acıya anlam katar. Ve anlamlı bir acı, anlamsız bir acıdan çok daha kolay katlanılır. İnsan, neden acı çektiğini bildiğinde, bu acının geçici olduğunu ve bir hayra vesile olacağını bildiğinde, sabırla katlanabilir.
Huzura Giden Yol
İnsan yaratılışı gereği huzur arayan bir varlıktır. Bu huzuru dış dünyada, maddi başarılarda, insanlarda aramak boşunadır. Gerçek huzur, Allah'ı tanımakta, O'na teslim olmakta ve her şeyi O'ndan bilmektedir. Acılarımızın kaynağı, olayları Allah'tan bağımsız görmek, başkalarına mutlak güç atfetmek ve şirke düşmektir. Bu anlayış bizi kaosun, korkunun ve endişenin ortasına iter. Oysa tevhid anlayışı, yani her şeyin tek sahibinin Allah olduğunu bilmek, bizi bu kaosdan kurtarır ve huzura ulaştırır. Allah'a sıkı sıkı sarılmak, bu dünyadaki huzursuzluklarımızı dindirecek ve bizi ebedi saadete ulaştıracaktır. O'na teslim olmak, gerçek özgürlüğün ve huzurun kapısını açar. Her başımıza geleni O'ndan bilmek, olayları O'nun hikmeti çerçevesinde değerlendirmek, bize hem bu dünyada hem de ahirette mutluluğu kazandırır. Unutmayalım ki, dosttan gelen her şey güzeldir. Ve Allah, kullarının en yakın dostu, en merhametli koruyucusudur. O'na güvenmek, O'na dayanmak, O'na sığınmak, en sağlam tutamağa sarılmak demektir. Ve bu tutamak asla kopmaz.