Köpeğin Adı Badi - 7
Birkaç yıl para biriktiren Cafer Aga, evlenmeye karar verir. İsteğini bu işleri çekip çeviren Menekşe bacıya açar. O da yüz milyon lira karşılığında ona kendi kızını verebileceğini söyler.
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
"Yazmak, bir hayaletle satranç oynamak gibidir. Bazen kazanırsın, ama asla gerçekten yenemezsin." - Stephen King"
Birkaç yıl para biriktiren Cafer Aga, evlenmeye karar verir. İsteğini bu işleri çekip çeviren Menekşe bacıya açar. O da yüz milyon lira karşılığında ona kendi kızını verebileceğini söyler.
Oflaya puflaya, alınlarındaki ter kalın bir toz tabakasıyla karışıncaya kadar toprağı kazmıştılar. Alican, ablasının hayallerinde yer almak istemeyerek, “yok, “ dedi, “ben toprağı böyle eşeleyip durmaktan hoşlanmıyorum. Hem bişey de bulamıyorsun. Boşuna kaz, dur.”
Gülbahar, “ İyi. Sen keçi çobanlığına devam et...” diyerek öfkelendi
Işıklı panoda numarası yanan hasta doktor odasına giriyor, birkaç dakika durup çıkıyordu. Öyle ki bazılarının içeride kalma süresi sadece iki dakikaydı. Oturma yerleri o nedenle boşalıyordu. Yan yana dizili dört koltuktan en baştaki boşalmıştı. İki yaşlı bayanın ortasında genç bir bayan oturuyordu. Eli yüzü düzgün, oldukça güzel bir
Karlı bir günde geldiği yere geri dönmeye çalışırken karaya vurmus balıklar vardır.
Kent Meydanı´nın orta yerinde ayaklar altında kalan ve ağzında yaşam öykülerini taşıyan suskun balıklar vardır. Balıklar benim gibi, senin gibi, bütün bu insanlar gibi.Kar altında kalan balıklar, ır- maklardan geriye doğru yüzemeyen ve karaya
Günahtan kaçıyorsunuz, günahtan korkuyorsunuz ama günah işlemekten de kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Günahları attınız ve kaçtınız; kurtuldunuz mu? Bence kaçmayı bırakın, alın karşınıza günahlarınızı ve konuşun; mutlaka bir uzlaşı yolu bulacaksınız.
Kalbimde Bir Sancı isimli romanımız birbirlerine seven iki gönül dostu mücadele ve zorluklarla dolu savaşını anlatan roman türünde ve daha çok,aşk kadere olan itirazı ve de emeği baz alarak siz okurların beğenisine sunulmuştur.
Kayaköy muhtarı, yanında ağzı laf edebilen, eli ayağı düzgün bir iki kişiyle birlikte sabah erkenden Kabaloğlu çiftliğine ulaştı...
Metrodan indiğinde yağmur hâlâ yağıyordu. Şemsiyesini açtı ve küçük ama hızlı adımlarla yürümeye başladı. Eve kadar on dakikalık bir yürüme mesafesi vardı.
"İnsan bu çağda bile ne kadar yalnızlaşırsa yalnızlaşsın kulunu doğru yola
sokmak için mutlaka bir mekanizması vardır" dedi Engin.
"Meknizma demek ha..." dedi Nihal.
"Sence nasıl bir mekanizma bu?... Yani hepimizin peşinde bir melek mi var..."
Sevcan bu sohbetten fazlası
gece çökmüştü berlin'e.Tüm canlılar bir tarafa kaçışıyordu.Kimse ne yapacağını bilmeden yaşayamaya çalışıyordu ama umarsızca hiçbir şeye bulaşmadan.Böyle kötü bir ortamda biri geliyordu herkes için umut getiriyordu.Düşmanlarıyla cesurca ve ölümüne savaşıyordu ama bu savaşın sonunda kim ölürdü kim sağ kalırdı o bir bilinmezlik.Karanlığa bir güneş gibi doğmayı umuyordu
Saatlerdir koltukta oturmuş denizi izliyorum. Aklımın ucundan tek bir kelime bile geçmiyor, sanki düşünme gücümü kaybettim. Şu an tek yapabildiğim kahvemi yudumlamak.
"Her bir kelimen beni kendine daha da aşık etmeni sağlıyor. O kadar bilinçli konuşuyorsun ki..." diyor. Gülümsüyorum.
üç kuşağın geçişli olarak birbirlerine psikolojik açıdan yaptıkları etki. Büyük dedenin yaptığı hata sonucu oğlunun çocuğuna kadar yansıması ve ödenen bedeller.
İyilik ve kötülük tıpkı karanlık ve aydınlık gibi iç içe ve birbirlerini tamamlayarak bir insanın içinde veya bir yerlerde öylece yaşarlar. Safi iyilik veya safi kötülük yoktur derler ama buna rağmen birileri iyi birileri kötü olur. Zaman bunu değiştirir mi?
bir iç hesaplaşma değil bu. sadece insanin kendidi keşfetme esnasinda karşilaştiği tuzaklardan ayiklanma çabasi..
Aynı cümleler dökülüyordu ağzından ve buna engel de olamıyordu zaten. Akşamın sessizliği ve karanlığı daha yeni yeni çöküyordu yaşadığı şehrin üzerine…