Cevaplayamadığım yönleriyle yazarlık...
4 görüntülenme · 7 ileti
Fazla genel bir soru.
Yazarlık nedir sorusuna aşağı yukarı her yazar bir yanıt aramış ve vermiştir ve hepsi de farklı şeyler söylemiştir. Yazarlak en genel anlamıyla yazı yazma eylemini yapan insanı anlatır. Şairlik, roman yazarlığı, akademik yazarlar, eleştirmenler, yorumcular, şarkı sözü yazarları, senaristler... Hepsi "yazar"dır.
Tüm sanatlar insanın kendini ifade etme çabası ve aynı zamanda sonucudur. Sanatçılığı ve sanatları "mertebeler"e ayrıştırmak bir sanatçının yapmaması gereken tek şey. "Sanatçılığın en üst mertebesini," en üst mertebedeki sanatçılar belirler, sanatın farklı kolları değil.
Sanatçılığı mertebelere ayırmak niyetinde değilim elbet , fakat bazen tüm sanatların yazınsal sanatlardan türediğini düşünmeden edemiyorum.
Ben aynı zamanda bir müzisyenim.-Saz , gitar , üflemeli ve vurmalı çalgılarda iyiyimdir-Müziksiz geçirdiğim bir gün bile yoktur.Çalarım , dinlerim , söylerim...İşin ilginç yanı ise müzik yaparken kendimi şiir yazıyormuş gibi hissediyorum ama şiir yazarken ise yalnızca şiir yazıyorum...
Leonardo da vinci'ye göre sanatın en üst mertebesi resimdir,müzik onun kızkardeşidir.Şiirse onlardan sonra gelir. En büyük gerekçesi sağır bir kişinin kör bir kişiye göre daha şanslı olduğunu düşünmesidir.Görmeyen bir kişinin dünyası karanlıktan ibarettir.Diğer eksiklikler bunun yanında daha çekilir bir hal alır. Bu onun düşüncesi.
Bana göre sanatların mertebesi, onu anlayanın, anlama, bulma derecesine göre değişir.
Son günlerde yeni bir izlenime kapıldım: Resim, müzik ve edebiyat adeta taş, kağıt ve makas gibi... Öyle bir an oluyor ki bazen o anı ancak bir resim karesi anlatabiliyor. Öyle bir duyguya kapılıyorum ki bazen yalnızca bir müzik notası beni anlatabiliyor. Bazen, yazmak yaşamaktan farksız oluyor... Galiba sanatın her dalının resmettiği başka bir 'insan' portresi, çaldığı başka bir 'insan' tınısı, anlatabildiği bir başka 'insan' teması var... Ama tüm bu farklılıkların yanında şu bir gerçek ki; her sanat, anlayan içindir.
Yazma eylemi diğer sanatlara göre çok farklıdır kanısındayım. Edebiyata merak sarmadan önce resim sanatı ile ilgilendim; araştırdım, eski ve yeni ressamların eserlerine doya doya bakıp kah haz aldım, kah nasıl çizmiş olduklarına hayran kaldım. Yıllar içersinde adı, sanı geçen resamlar ile oturup kalktım, geceler boyu tartışarak fikirler edindim; en sonunda olmadı kendim kalemi ve fırçayı elime aldım.
Resim sanatı, bir ressamın gözleri ile alıp esinleneceği, bu algılarını değişik bir tür ve tarz ile de olsa tuvala veya bir kağıt üzerine daha sonra tekrar aktaracağı bir eylemdir. Nihayetinde kırmızı kırmızıdır ve şekil şekildir. Buna ister abstrak deyin, ister grafik deyin, ister portre
sonuçta ortaya konan eser olduğu yerde duran sessiz, sağır ve kör bir çalışmadır. Daha iyisi çizilene dek geçerliliğini korur ve kesinlikle geçicidir. Bir Kuranı Kerim veya bir İncil sadece resimlerle veya notalar ile ifade edilmiş olsaydı sonucu ve etkisi yine aynı mı olurdu?
Yazma eylemi sanatlar içersinde en üst ve kalıcı mertebedir. İster öğretin, ister ağlatın, ister güldürün, ister nesilden nesile aktarın
Yazma eylemi, sözel anlatımın daha az hatasız ve kalıcılığını sağlayan yönüdür. Akıllarından geçenleri başkalarına aktarmak ve bunun paylaşılmasını sağlamak isteyenler genelde yazma eylemine kalkışırlar.
Diğer taraftan Leonardo da Vincinin resim en üst mertebedir deyişine katılmıyorum (kendisi bir ressam olduğundan egoistliği tutmuştur bunu söylerken, ki resimler yazıya oranla daha küçük ve elit sınıflara ulaşır). Zira Leonardo da Vinci zamanımızda görme engelli arkadaşlarımızın nasıl bilgisayar kullandıklarını ve üstüne üstlük bununla nasıl programlar yazdıklarını görseydi herhalde fırçayı elinden bırakırdı.
Saygılar
Ek: Doğuştan kör olan ünlü ressamımız Eşref Armağan' ın eserlerini (Google) seyretmenizi tavsiye ederim. Kendi çizimlerimden bazı örnekleri Facebook, Mehmet Ali Özler' den görebilir siniz.