Yayınevleri
34 görüntülenme · 104 ileti
yalaka lafını düpe düz sana dedim.
bu konuyu maillede halledicez merak etme.
son olarak bayanlarla nasıl konuşman gerektiğini öğren yoksa sana öğreticem.
birde isa kantarcı kitap çıkardı meşhur olacak geleceğini ben sana yazayım dur sen.
isanın arkasında çantasını taşıyacaksın.yalakası olarak.
anladınmı.
şimdi akıllı ol işine bak emi koçum.
Öfkeden sağlık durumunuz bozulmuş sanıyorum, insanları tanımadan hakkında hüküm vermeniz doğal, milletçe hastalığımız bu; ama en azından forumu takip etseydeniz yalaka sözcüğünü yutardınız. Size bir araştırma salık veriyorum. İsa Kantarcı kimdir? Kenan Şahin kimdir? Bu araştırma kafanızdaki bazı soru işaretlerini aydınlatacaktır eminim. Geçmiş forum iletilerini ve Internet arama motorlarını kaynak olarak kullanabilirsiniz. İsa'ya hiçbir özel ilgim ve hayranlığım yok, bunu kendileri de bilirler, pekâlâ.
Sizin şu çığrından çıkmış sözcükleriniz karşısında soğukkanlılığımı koruyorum. Yoksa siz aksini mi düşünmüştünüz?
Ciddi olalım artık ne bu yapılanlar...Baştan sona " sn " başlıklı yazıları bir okuyun hele.
SAÇMALIYORSUNUZ...
Bende buraya yazmak zorunda kaldım...Kitap dünyasını alet ettiniz polemiklerinize , hakaretlerinize...
Editörü , forum katılımcısı , yazarı artık aklınızı başınıza devşirin...
İnanın hiç hoş durmuyor...Yazdıklarınızı baştan sona doğru bir okuyun bakalım hoşunuza gidecek mi KİTAP DÜNYASININ izlenimleri...
SAÇMALIYORSUNUZ...
SAÇMALADINIZ...
Artık kendinize gelin....
( lütfen mi demeliydim ? )
Efendim, kaç yanıt verdiniz ki bıktınız? Yapmayın tanrı aşkına. Ayrıca mahalle karıları gibi tartışmayı değil, edebiyat konuşmayı seviyorum ve bu forumda edebiyat konuşabilmek için sizin gibi çapsız insanların ya kendilerini geliştirmeleri, ya da çekip gitmeleri gerekiyor. Bilgisizliğe saygı gösterilir bir noktaya dek, ama bu bilgisizliğinizle saldırganlaşmanız karşısında birilerinin bir şey yapması gerekiyor. Ben şimdi günah keçisi oluyorum. Sizin forumu saçmasapan kullanmanıza karşı çıkıyorum; ve unutmayın, sizden bunu oldukça kibar bir dille rica etmiştim. Dedim ki neden birine bir araba laf söyleyeyip sonra yanıt yazmamasını istiyorsunuz, bu forum anlayışına ters, tek açıklama yaptınız mı bu konuda? Hayır. Hâlâ işi tartışma olarak görüyorsunuz. Sn Ömer Faruk gibi siz de bir noktayı atlıyorsunuz... Sizinle tartışılmıyor, yanlışınız söylenince daha da çok yanlış yapıyorsunuz...
Artık bıçak kemiğe dayandı benim açımdan. Bu noktada bana saçmalıyorsunuz, demeyin; çünkü bu iş iyice çığrından çıktı artık. Aklınızı başınıza devşirin, öğüdünü yazmakla yanlış bir şey yapmıyorsunuz, mesela şu an ben sussam ve söylenen hiçbir şeye yanıt vermesem, ben de yanlış bir şey yapmış olmam. Ama böyle yaparak bir şeye zarar veriliyor burada. Bu konuşmaların verdiğinden daha çok zarar veriliyor siteye, bazı konular havada kaldıkça... Öğrenme amacı taşımayan bilgisizliğin forumdan çıkarılması gerektiğini söylemeye başladım ve artık bu gerçekleşene dek de susmayacağım, bu konuda kimi, ne şekilde karşıma aldığım önemli değil.
Ya inanın okumak bile sıkıntı verir oldu , hani taraf olup sıkıntı çekmek gibi değil ama bunun burada olması büyük yanlış...
Saçmalıyorsunuz derken kimseyi meclis dışı bırakmadım hatta belki bu yazdıklarımla ben bile kısmen saçmaladım ama birinin tarafsızca yeter demesi gerekiyor gönül ister ki buna gerek kalmasın...
Buna bir son verilmeli...
El sizin kelepçe vuracak değilim...
Elinizi doğru kullanın bence...
lütfen !!!
Kişi ayırmadan herkese çağrım bu !!!
"-de Çetesi" nin damarına dokunmuşsunuz, yine hortlamışlar. Sanıyorum, kimlikleri g(iz)li on kişi kadar edebiyat uzmanı bu çete mensupları...Ama zararsızlar hatta faydalı oldukları bile söylenebilir, insanı boğulmaktan kurtarıyorlar:)
İMLÂ KILAVUZU’nun -de'sine takılıp kalmak, sadece -de...
Yaşamın neresine takıldılar Allah bilir!
Yeni malzemeler lütfen, yaratıcılığınızı kullanın:)
Dön dolaş -de ... Türkçe engin bir deniz...
-de bağlacını, üstelik bir fonksiyonunu bilmek editör yapıyorsa insanı vaaay halimize!
Taş yağacak başımıza taş!
Saygılar...
Nerden başlamalı, ilk olarak naile hanımdan başlayacağım, sevgili naile, bağlaçlar konusunda söylediklerin pek gereksiz, yazar ya da şair bunları bilmek ve uygulamak zorundadır, yoksa her şair kafasına göre bişiy yazar,
Siz olaya kendi açınızdan bakmışsınız, Zeynep gün hanımı hasretle anıyorum, bu konuda aranızda büyük bir çekişme olmuştu,
Bana sinirlenmemenizi rica edeceğim, sizi severim.
Korkunç bir boyut. Şu foruma yazılanlar…
Yazarın biri binbir güçlüğü aşarak bir kitap çıkarmış, birileri çıkıp karalasın, görmemiş desin, şöyle desin böyle desin, yazarın metini değil, tarzını ve kişiliğini yerden yere vursun dursun, gece yarısı sokakta bira içen adam tarzıyla konuşsun üstelik. Ve bir hanım başı çeksin bu konuda, sayın gönül,
Kim bu insanlar, ne yazarlar, ne ederler?
Ciddi bir okur/yazar olmadıkları şıp diye ortaya çıktı.
Kenan bey beni savunmadı, doğrularını söyledi, hem beni savunması da olabilir, yanlış yazdığımda da söyleyecek biridir,
Kenan burada ne yazmışsa arkasındayım,
Şimdi burada kişiliğimi başarımı hazmedemeyenler, sizi düşman bile saymıyorum, insan dilinden konuşuyorum şimdi,
İnsanın sinir dürtülerine hakim olması iyi bir şeydir, Kenan bunu epey güzel yapıyor, sinir dürtülerinize söz geçiriniz, arkadaşın biri de gönül hanım tarafına geçip kahramanlık yapmaya kalktı, gönül hanımı bir otobüste görse yer vermez bile belki de,
Kişiliğin, tarzın üstünden söz söyleyeceğinize, yazarın yazdıklarının üstünden konuşun,
Konuşamazsınız, çünkü dil birikiminiz yok, yazar ve şair değilsiniz,
Size sıradan işler düşüyor,
Rumuzumu eleştirin, tarzımla kavgaya tutuşun,
Hayret yahu, sokakta yürümenin bile adabı var, siz ne dediğinizin farkında mısınız?
Sayın gönül, sayın Sezai, sayın ömer Faruk,
Mahallenizde evinizde de böyle misiniz,
Bu düşmanlık bu nefret nedir, neden böylesiniz?
Sözünüzü söyleyin ama bu nedir yahu,
Uygun üslupta söyleseniz boşa gitmez ki.
Yazar mısınız, necisiniz yahu, canınız sıkıldı diye mi yazıyorsunuz, bunalımlarınızı mı unutuyorsunuz böylece, bir edebiyat sitesinde editöre ve bir yazara çamur atarak kendinizi yüksek yerde mi sayıyorsunuz?
Bu edebiyat sitesinde foruma yazmakla kendini entelekt mi sanıyorsunuz?
Bilin ki, ciddi okur/yazar sizin ne olduğunuzu görüyor, geceleyin yıldızlar çok iyi görünür,
ben burada öykü eleştirileri yaptım forumda, siz de yapın, öğretin, yararlı bişiy çıksın, birikimlerini anlatın, beni aşağılamak mı istiyorsunuz, metinlerimdeki hataları bulun, araştırın, ama ben sizin metinlerinize bakarsam, epey müşkül duruma düşeceksiniz inanın,
çünkü bilgim var benim, boş adam değilim, yazmanın içindeyim adamakıllı, ustalarım var,
sizin ustalarınız kimler, kimleri örnek alıyorsunuz,
anlayan anlar beni, gerisi de konuşur durur, dedim ya, yıldızlar geceleyin iyi görünüz, tabi zihniniz gözleriniz sağlıklıysa,
hani nerde kendini o doğrucu sayan, ciddi okur ve yazarlar, konuşun bakalım, köşelerinize saklanmayın,
konu isa olunca hiçbir çıkar elde edemeyeceğiniz için susacaksınız, size de bu yakışır,
ona buna sevgi mesajları yazarak yürümez işler beyler ve bayanlar, yani bir yere kadar kandırırsınız, tavlarsınız insanları, ondan sonra gerçek yüzünüz çıkar, çıktı da.
Son olarak, sevgili nida, neyin var, postmodern bir yaklaşım sergiledin, ben seni öyle bilmezdim, hani senin o eski köpüklü halin??????????
Kenan Şahin bey,
Öncelikle sizi selâmlıyorum.
Yazmayacaktım, ama yazmamamdaki ‘anlatıyı’ anlamanızın zor olacağı hassasiyetini sezinlediğim için yazıyorum.
Benim; ‘de’, ‘da’ bağlaçlarını kullanmasını dahi bilmediğimden bahsederek beni ti’ye almışsınız. Hiç kızmadığımı belirterek bunun izahatını yapmak istiyorum.
Şöyle ki;
“Benim hayatımda yazım konusunda kendime örnek aldığım insanların da olduğu muhakkaktır.” Cümlesini kurduğumda, ‘da’ bağlacını ayrıştırmamdaki istihdaf; insanlar arasındaki bu tür insanların özelliğini, değerini işaret etmemdir. Yani bu kelimenin üstüne basmamdır amaç. (‘Site de’ yazarken SİTE’nin ehemniyetini belirtmem gibi..) Bu kelimeyi heceleyerek de yapabilirim. Ben bunu şu an 73 yaşında olan ve halen, hiç aksatmaksızın günlük gazetelerden birinde köşe yazarlığı yapan, ben doğmadan gazetecilik, yazarlık hayatına başlayan (Ki ben 45 yaşındayım.), üç kitabı olan bir zat-ı âliden öğrendim. Kendilerine de bilgileri konusunda güvenim tamdır. Bu bilginin beynimde yer etmesinden dolayı istemeden yanlış yerde kullanmış olabilirim. Sizin imlâ hatalarınız gibi. Nasıl mı dersiniz!
Bana yazdığınızda başlığınızı ‘Sn. Olgun Onur;’, Ömer Faruk Bey’e istediğinizde ‘Sn. Ömer Faruk’ istediğinizde ise ‘Sn Ömer Faruk’ diyorsunuz. İstediğiniz yerde (;), istediğiniz yerde (.) ‘yı kullanıyor, istediğiniz yerde de kullanmıyorsunuz, Belki de Editör’ün haklarında biri olmalı!
Sonra ‘adıgeçen’i istediğiniz gibi ayrıştırmadan yazıyorsunuz. İşte burada aynı yere geliyoruz; ifadeyi-anlatımı bozmamak için ‘adıgeçen’i birleştirmenizin doğallığı, benim ‘de’ yada ‘da’ bağlacını ayrıştırma hakkını kendimde bulmama yeter sebeptir..
Sezai arkadaşımıza yazdığınız baldıran tadındaki yazınızın birinde sizde ‘yada’yı ‘Ya da’ olarak kullanmışsınız. Sizde benim gibimi düşündünüz yoksa!
‘çığrından’ kelimesinin de ‘çığırından’ olarak yazılması gerektiğini de bilmenizde yarar görüyorum.
Ayrıca ben size ‘Çok bilmiş, ukalâ’ sıfatlarını yakıştırmadım ki. Neden kendinizi bu mevkilere atıyorsunuz?
‘…………adı geçen seçim bendenize aittir.’ Cümleyi bu şekilde bitirişinizdeki duruşun tanımı ne olabilir sizce? Ve devamla, edebi özellik saptama yetim konusunda endişelendiğinizi belirtiyorsunuz. Sizin kadar yetenekli olmayabilirim.
En önemli hususa değinmeden edemeyeceğim. Ben yazın işi ile uğraşan, bundan zevk alan sıradan biriyim, ya siz?. Siz öyle misiniz, siz sıradan mısınız? Sizin belirli özellik ve değerlere, saygınlığa ulaşmış bir kişi olarak yerinizde bulunmanız değil midir size yakışan?
Şimdi ben üşenmeden Sayın İsa Kantarcı’nın tavsiyelerinize sunduğunuz şiirini burada yazıyorum. Bu şi-ir-de-ki, edebi etkinliği bana biri anlatsın ne olur.
“Umar
o zaten bilir
yalnızken neye benzediğimi
içim ısınır süzüldüğümü
hangi çiçeğin kaburgalarında
sararıp solduğumu
aklım başımda mı
anlat yaratma çabası
yüklü hain bir ürperdi
bilirsin beni değil mi?
umar mısın durmaksızın dudaklarına?”
Noktasına virgülüne aynen yukarıya yazılmıştır.
Şunu da belirtmekte yarar görüyorum. “Sayın İsa Kantarcı, benim sizinle bir alıp veremediğim yok, eleştiri benim hakkım, bu hakkımı kullanıyorum. Sizi karalama niyetinde değilim. Hatta ve hatta kitap bastırma yürekliliğinizden dolayı sizi kutlarım.”
Selâmla başladığım satırlarıma selâmla bitiriyorum. Hoşça kalın.
(Umarım Editör olmanız yazımı kısa sürede yayımdan kaldırma hakkını size vermiyordur.)
Benzetmek gibi olmasin, bu kenan sahin tipki seye benziyor hani boyle tipler olur, bickin, bitirim, kabadayi. kahvehane koselerinde ellerinde tesbih cevirirler butun gun. bir kavga ciksin diye beklerler. Nerde bir kavga olsa hemen ortasina dalar noluyo lan burda ha alayinizin ..... laaaannnnn diye de cevredekileri korkutup sindirmeye calisirlar. Kenan sahinin, birden ortaya firlayip herkesin agzinin payini vermeye kalkismasina bakilirsa gercek hayatda da tipki boyle bitirim bir adam. Ilginc. Ayni zamanda ne tuhaf bir adam degil mi?
Ben kantarci'ya ukela dedim, hakikaten ukela. Forumlardaki tartismalari okudum. Kantarci'nin kisileri nasil asagilayip, itip kaktigini gordum. Yeni yazmaya baslayan kisilerin hevesi, cesareti ancak bu kadar katledilebilir. Kantarci da bu isi en iyi yapanlardan.
Gunlerdir caka satiyor. Aslinda herkeste rahatsiz oluyor bu "bak benim bisikletim var sizin yok... oh canima degsin" turu cocukca tavirlardan. Yakisiyor mu? Kesinlikle kiskanmiyorum hatta o nu takdir ediyorum. Azimli insanlari gercekten takdir ederim. Onun nasil bir sair ve yazar oldugunu okurlari zamanla gosterecektir yazilarini okumayarak. Adamin ruh hali de normal degil. Bana ilk yazisinda bir kamyon dolusu hakaret ediyor, ikincisinde sn. sezai diye hitap ediyor. Kimdi unuttum birisi soylemisti: solcunun eskisinden/sagcinin yenisinden/ edebiyatcinin dengesizinden/koru bizi yarabbi:)))
Neyse kantarciyi bir kenara birakip agababasina donelim, mr. canon falcon.
Boyle tiplerin isi gucu de yoktur. Cok hayalperestdirler ayni zamanda. Her sabah uyandiklarinda yanibaslarinda bir sandik dolusu altin bulma umuduyla yataga girerler. Bulamadiklarinda, bu durum cok koyar onlara. Yasli analarindan tirtikladiklari uc bes kurusla yine kahvehanenin yolunu tutarlar. Kahvehanenin onune attiklari sandalyelerin ustunde yine tesbihlerini cevirirken karsidan gelmekte olan genc kadinin gohuslerini dikizlerler, kadin onlerinden gecip giderkende gozden kaybolana kadar kalcalarina dikerler gozlerini. Onlar ayni zamanda yeteneklidirlerde, cok iyi top sektirirler.
Dikkat etmek gerek, boyleleri falcata falanda tasir.
(Yazımı yeniden göndermemdeki sebep İsa Kantarcı beyin şiirini yazarken maddi bir hata yapmışım, 'anlam' yazacağıma 'anlat'yazmışım. O yüzden düzelterek yeniden gönderiyorum.)
Kenan Şahin bey,
Öncelikle sizi selâmlıyorum.
Yazmayacaktım, ama yazmamamdaki ‘anlatıyı’ anlamanızın zor olacağı hassasiyetini sezinlediğim için yazıyorum.
Benim; ‘de’, ‘da’ bağlaçlarını kullanmasını dahi bilmediğimden bahsederek beni ti’ye almışsınız. Hiç kızmadığımı belirterek bunun izahatını yapmak istiyorum.
Şöyle ki;
“Benim hayatımda yazım konusunda kendime örnek aldığım insanların da olduğu muhakkaktır.” Cümlesini kurduğumda, ‘da’ bağlacını ayrıştırmamdaki istihdaf; insanlar arasındaki bu tür insanların özelliğini, değerini işaret etmemdir. Yani bu kelimenin üstüne basmamdır amaç. (‘Site de’ yazarken SİTE’nin ehemniyetini belirtmem gibi..) Bu kelimeyi heceleyerek de yapabilirim. Ben bunu şu an 73 yaşında olan ve halen, hiç aksatmaksızın günlük gazetelerden birinde köşe yazarlığı yapan, ben doğmadan gazetecilik, yazarlık hayatına başlayan (Ki ben 45 yaşındayım.), üç kitabı olan bir zat-ı âliden öğrendim. Kendilerine de bilgileri konusunda güvenim tamdır. Bu bilginin beynimde yer etmesinden dolayı istemeden yanlış yerde kullanmış olabilirim. Sizin imlâ hatalarınız gibi. Nasıl mı dersiniz!
Bana yazdığınızda başlığınızı ‘Sn. Olgun Onur;’, Ömer Faruk Bey’e istediğinizde ‘Sn. Ömer Faruk’ istediğinizde ise ‘Sn Ömer Faruk’ diyorsunuz. İstediğiniz yerde (;), istediğiniz yerde (.) ‘yı kullanıyor, istediğiniz yerde de kullanmıyorsunuz, Belki de Editör’ün haklarında biri olmalı!
Sonra ‘adıgeçen’i istediğiniz gibi ayrıştırmadan yazıyorsunuz. İşte burada aynı yere geliyoruz; ifadeyi-anlatımı bozmamak için ‘adıgeçen’i birleştirmenizin doğallığı, benim ‘de’ yada ‘da’ bağlacını ayrıştırma hakkını kendimde bulmama yeter sebeptir..
Sezai arkadaşımıza yazdığınız baldıran tadındaki yazınızın birinde sizde ‘yada’yı ‘Ya da’ olarak kullanmışsınız. Sizde benim gibimi düşündünüz yoksa!
‘çığrından’ kelimesinin de ‘çığırından’ olarak yazılması gerektiğini de bilmenizde yarar görüyorum.
Ayrıca ben size ‘Çok bilmiş, ukalâ’ sıfatlarını yakıştırmadım ki. Neden kendinizi bu mevkilere atıyorsunuz?
‘…………adı geçen seçim bendenize aittir.’ Cümleyi bu şekilde bitirişinizdeki duruşun tanımı ne olabilir sizce? Ve devamla, edebi özellik saptama yetim konusunda endişelendiğinizi belirtiyorsunuz. Sizin kadar yetenekli olmayabilirim.
En önemli hususa değinmeden edemeyeceğim. Ben yazın işi ile uğraşan, bundan zevk alan sıradan biriyim, ya siz?. Siz öyle misiniz, siz sıradan mısınız? Sizin belirli özellik ve değerlere, saygınlığa ulaşmış bir kişi olarak yerinizde bulunmanız değil midir size yakışan?
Şimdi ben üşenmeden Sayın İsa Kantarcı’nın tavsiyelerinize sunduğunuz şiirini burada yazıyorum. Bu şi-ir-de-ki, edebi etkinliği bana biri anlatsın ne olur.
“Umar
o zaten bilir
yalnızken neye benzediğimi
içim ısınır süzüldüğümü
hangi çiçeğin kaburgalarında
sararıp solduğumu
aklım başımda mı
anlam yaratma çabası
yüklü hain bir ürperdi
bilirsin beni değil mi?
umar mısın durmaksızın dudaklarına?”
Noktasına virgülüne aynen yukarıya yazılmıştır.
Şunu da belirtmekte yarar görüyorum. “Sayın İsa Kantarcı, benim sizinle bir alıp veremediğim yok, eleştiri benim hakkım, bu hakkımı kullanıyorum. Sizi karalama niyetinde değilim. Hatta ve hatta kitap bastırma yürekliliğinizden dolayı sizi kutlarım.”
Selâmla başladığım satırlarıma selâmla bitiriyorum. Hoşça kalın.
(Umarım Editör olmanız yazımı kısa sürede yayımdan kaldırma hakkını size vermiyordur.)
Benim Hayâllerim Vardı.
________________________________________
Benim sekseklerim vardı, yere çizilirdi kafadan, / En çok mahallenin Hatice’si sekerdi hiç durmadan,
________________________________________
Benim kağıttan uçaklarım, kayıklarım vardı.
Saatlerce özgürce göklerde süzülürdüm,
Yada okyanuslarda yüzerdim pervasızca, kimseyi dinlemeden.
Tel’dendi arabam, kasası kargıdandı.
Gömleğimin eteğine bindirirdim yolcuları,
Hatta tüm mahalle çocuklarını,
Hiç para almadan.
En hızlıyı koşan benim atım olurdu,
Yapması çok kolaydı, bir ip ile kargıdan,
Koşarken yoruldum mu,
Çilbirini çıkarmak zordu boynundan.
Çelik çomaklarım vardı, körebem, saklambaç’ım.
Bilyelerim, topaçlarım vardı,
Uzun tutardım ipini topaçımın,
Bir çevirdim mi, tüm çocuklar şaşırırdı,
En fazla benim tokam dönerdi dünyaya hiç aldırmadan,
Ferma’larım vardı; köşebaşlarında oynanırdı,
İşaret parmağım tabancam olurdu,
Kurşun atmazdı, yalnızca ses çıkarırdı,
Benim ağzımdan ateşlenirdi kimsenin canı yanmadan.
Sapanım vardı; en büyük silahım da buydu,
Gün boyu dere kenarlarını dolaşır,
Kuyrukkaldıranları takışırdım.
Hiç yorulmadan, hiç bıkmadan.
Benim sekseklerim vardı, yere çizilirdi kafadan,
En çok mahallenin Hatice’si sekerdi hiç durmadan,
Bir de gazoz kapaklarım vardı, içine çakardık birbirlerini,
En çok gazoz kapağını ben çakardım hakikaten.
Ve Lek’lerim vardı, kibrit kutularından,
Ön yüzü değerli, arkası beş para etmezken.
Benim hayâllerim vardı, umutlarım vardı.
Doktor olacaktım, Öğretmen de olabilirdim,
Yada asker olacaktım, emir alacaktım Subaydan.
Dedim ya benim umutlarım vardı,
Şimdikilerden öte,
Her şeyim vardı benim,
Ben istediğimde.
Benim neyim yoktu ki!
Hayâllerim vardı en azından, en kralından,
Belki, hayâllerimden başka neyim vardı ki.
Şimdi ki çocukların hayâllerinden başka nesi yok ki!...
Olgun ONUR
Yukarda Olgun Onur şiiri,
Mehmet Zaman Saçlıoğlu der ki:
Düzyazı ve şiir birbirini besler. Şiirin içine öyküyü, öykünün içine şiiri katmazsan, yani bu iki sevgiliyi ayrı evlerde tutarsan iyi olur. Şiir öyküyü kaldırmaz. Öykünün şiiri kaldırdığını söylüyorlar ama bana kalırsa ikisi birbirinden çok farklı. Öykünün içinde şiir sandıkları, şiir değil, öykünün imge yönünden zenginleşmesidir yalnızca. Şiiri ayrı, öyküyü ayrı görüyorum ben.
İsa kantarcı der ki, olgun beyin şiiri, o dizeleri yan yana koyalım, siz yapınız bunu, kopyala yapıştır ile,
Bunu yapalım ve farka bakalım,
Bu metni şiir yapan özelliği nedir?
Amacım elbette sürtüşmek değil olgun bey, bilgiyi paylaşmak diyelim buna.
Alıntı:
Sizin imlâ hatalarınız gibi. Nasıl mı dersiniz!
Bana yazdığınızda başlığınızı ‘Sn. Olgun Onur;’, Ömer Faruk Bey’e istediğinizde ‘Sn. Ömer Faruk’ istediğinizde ise ‘Sn Ömer Faruk’ diyorsunuz. İstediğiniz yerde (;), istediğiniz yerde (.) ‘yı kullanıyor, istediğiniz yerde de kullanmıyorsunuz, Belki de Editör’ün haklarında biri olmalı!
Sonra ‘adıgeçen’i istediğiniz gibi ayrıştırmadan yazıyorsunuz. İşte burada aynı yere geliyoruz; ifadeyi-anlatımı bozmamak için ‘adıgeçen’i birleştirmenizin doğallığı, benim ‘de’ yada ‘da’ bağlacını ayrıştırma hakkını kendimde bulmama yeter sebeptir..
Sezai arkadaşımıza yazdığınız baldıran tadındaki yazınızın birinde sizde ‘yada’yı ‘Ya da’ olarak kullanmışsınız. Sizde benim gibimi düşündünüz yoksa!
----------
İmla hatalarım diye belirtiğiniz şu koca yazıda üzülerek belirtirim ki hiç hata yapmamışım, illa kimi hatalarımı bulup çıkarmak istiyorsanız, size bir iki başka yazımı önerebilirim... Yanılmışsınız bunları saptarken... Efendim "ya da" şeklinde yazılır, "yada" değil, okulda öğrendiğimiz bu. Ayrı yazmak doğru olan. İkincisi hitaplardaki noktalama durumu. "Sayın Olgun Onur!" yazsam ya da "Sayın Olgun Onur." yazsam veya "Sayın Olgun Onur;" yazsam acaba sizin dışında kaç kişi yanlış yaptığımı söyler... Gelelim kısaltmalara... PTT örneğin, şöyle de yazılabilir P.T.T, pekâlâ siz de bilirsiniz...
İsa Kantarcı'nın şiirini foruma almaktaki amacınızı kavrayamadım, ama yanılmıyorsam benden bir edebi inceleme yapmamı arzu etmektesiniz; üzülerek yapamayacağımı belirtmek zorundayım, böyle bir yükümlülüğüm kesinlikle yok.
Kimsenin editöre çıkıp "Sen neden bu şiiri seçtin?" deme hakkı olmadığı gibi... Kendimi şiirin konuşulabileceği yetkin bir ortamda hissedersem belki sırf istiyorum diye bu tür konuşmalara girişebiliriz, kim bilir... Şimdi izin verirseniz Sayın Sezai'ye bir iki sözüm var
Saygılar...
Size ilk iletimdeki sözlerin kaba olduğunu tüm samimiyetimle kabul ediyorum. Lakin, sizin çok daha, ama çok daha kaba olan iletinizin üzerindeydi bu... İsterseniz bir kontrol edin, bu forumda hiç kimse, size gelene dek "azimle taş delme" bayalığına indirmemişti seviyeyi... Neyse benimkinin ardından siz de bir karakter çözümlemesi yapmışsınız. Benim çözümlememe karşı çıkıp yalanlamadığınıza göre haklı olduğum yerler çok, ama ben sizinkine karşı çıkıp yalanlıyorum... Her ithamınız ıska geçmiş maalesef. Apaçık küfrettiğiniz bir yerde herkes sizin laçka sözlerinizi bırakıp benimkilerle uğraşıyor, bunu da anlamış değilim. Olgun Bey şöyle demiş "Sezai arkadaşımıza yazdığınız baldıran..." ya da her ne demişse... Sizin sözlerinizi görmemiş sanırım. Küfürbazlığınız efendim, sizden yalnızca bu noktada yakınıyorum... Bana karşı hakaretlerinizi bağışlıyorum, bunu da bilin...
Saygılar...
Henüz susmakla yetinenleri suçlamaya başlamadım ve senden ricam en kolay olanı yapıp çaba sarfedenleri suçlama... Benim söyleyeceğim sözler değil, senin söyleyeceğin sözler değil .... Kimin? Kim sokacak bu taşın altına elini... Nâzım bana sen yanmazsan diye hesap soruyor, şu siteyi her açtığımda...
Benim yalnızca "de" bağlacının yazımını bildiğimi düşünmeniz beni sevindirdi. Hiçbir şey bilmediğimi de düşünebilirdiniz... Bir de şu var... Sizinle forumda epeyce alay edildi, bunu pek tasvip etmedim ben... Onaylayanlar oldu, onaylamayanlar oldu; neyse önemli değil, söylemek istediğim şu... Apaçık alay konusu olduğunuz "de" olayını gün yüzüne çıkarmayın isterseniz. Sizin iyiliğiniz ve forumun temizliği açısından rica ediyorum, bunu... Bu konu konuşulurken en son laf etmesi gereken kişi sizsiniz. Kendinizi "de" bağlacını kullanmayı bilmeyen edebi dahi olarak görmeyi bırakın. Gülünç oluyor...
Kenan bey!
Yazmayayım diyorum. Edemiyorum.
Ben Sezai arkadaşın yazısını eleştirmiş, dozunu kaçırdığı konusunda kendisini uyarmıştım. İsa Kantarcı Bey'le kendilerine, dolayısı ile tüm site sakinlerine sulh'a, barışa, saygıya davet etmiştim. Atlıyorsunuz.
Şimdi bende ister istemez bu savaşa katılmak zorunda kaldığım için üzülüyorum. Hakkımda yazdıklarınıza diyeceğim yok desem. Lütfen şöyle düşünmeyin "Bir şey diyemezsin ki!"
Ben derdimi size anlatamıyorum.
Siz farklı olmak zorundasınız. Sizin konumuz, bulunduğunuz yer foruma katılanlardan çok daha öte...
Biri sizi küfür etse bile, bırakın buna cevap vermeyi.
Sizin aracılığınız ile yazma ve okuma fırsatı bulan bizlere kalsın onlara cevap vermek.
Siz sokak ağzı ile yazılar yazamazsınız, yada yazmamalısınız.
Size soruyorum, yolda size biri küfür etse, sizde küfür edermisiniz? Biri sizi öldürecek olsa, siz ondan önce onu öldürürmüydünüz? Hayata kısas'a-kısas olarak mı bakıyorsunuz?