Sizi ciddiye aldığım için üzgünüm. Sonra fark ettim, aslında fena birine benzemiyorsunuz. En azından gülümsetiyorsunuz insanı. Böyle bir coşku, böyle bir tutku... başka yerlere de yöneltseniz diyorum. Yalnız hakaret ve sövgü konusunda yine de dikkat edin derim. Her şeyden önce sizin gibi görmüş geçirmiş birine yakışmıyor.
Büyük açılımlarınızı merakla bekliyor olacağım... Özellikle de hangi yayıncı kalbinizi bu kadar kırdı, merak etmiyorum desem yalan olur.
[[U]]Saygıyla,[[/U]]
Mustafa Diren Yardımlı
Bir Kitap Yayınlatmak
32 görüntülenme · 113 ileti
yahu siz hanımefendi değil bir beyefendisiniz.
e ben sizi hanımefendi biliyordum!!!!
allah allah. yok yahu, hanımefendi diyerek size hakaret etmek, yok yoooook……………….
e pardon. gerçekten pardon….
hakaret, yok, merak etmeyin, acayip sıkı bir yönüm var.
nefretle sarılmam yazıma.
neyse, sizi kâr saydım.
düşersem elimi uzatırım belki.
ama arkadaş, acayip doluyum.
anlatacağım.
kişisel mesele ama toplumsal yönü var.
önemli olan budur.
BEYEFENDİ!!!!!!!!!!
Yayın dünyasındaki çerçöp bolluğu okuyucuların bu tür şeylere meraklı olmasıyla da açıklanamaz mı acaba? Yayıncı, yazar, okuyucu, editör ve son zamanların değişmez faktörü reklamcı elele verip bir şeyleri öne çıkarıyor. 'Kaliteli' eserlerini yayınlatmak isteyip de bu duvara çarpanların bu duruma isyan etmeleri edebiyat kadar eski olsa gerek. Jack London yazarın şu kimi zaman acıklı, kimi zaman gülünç yolculuğunu anlatırken ortaya kocaman bir kitap çıkmış. Tek örnek o değil elbette, hangi büyük yazara baksak geçmişinde yayıncılarla verilmiş savaşların izlerini görürüz. Ama bunları anlatan yazara ve onun eninde sonunda basılıp bize kadar ulaşan yazılarına baktığımızda başka şeyler de göremiyorsak edebiyata bakışımızda bir eksik yan varmış gibi geliyor bana.
'Kimse beni anlamıyor, öyleyse ben çok doğru söylüyorum,' ya da 'Hain yayıncılar beni basmıyorlar çünkü ben aslında çok güzel yazıyorum ama torpilim yok,' diye feryat etmek belki insanın kendine güvenini korumasına yardım edebilir ama daha iyi yazmaya götürmez bence.
İsa bey'in anlatacağım diye diretip durduğu ama bir türlü anlatmadığı "kirli çamaşırlar"ı ben de merak ettim doğrusu...Bunun yazılı ve görsel basında sıklıkla kullanılan bir pazarlama taktiği olduğunu biliyoruz. Televolelerdeki "az sonra"ları hatırlattı bana:)
İsa Bey!
Benim gibi yayıncılık dünyasınının karanlık dehlizlerinden bihaber arkadaşları aydınlatın artık Lütfen! Biz sansasyonlara bayılırız. Siz de bunu gayet iyi biliyorsunuz gibi geliyor.
Tüm yayınevlerini aynı kefeye koyup böyle bir saldırıda bulunmak ne kadar doğru ne kadar yanlış açıkçası bunu tartışmak istemiyorum. Sadece yazı ve yaşam paralelinde kendime çizdiğim bir yoldan bahsetmek istiyorum.
Ben sadece yazıyorum, zaman zaman benimde inişlerim çıkışlarım "yayınevleri ile görüşsem mi acaba"larım olmuyor değil...
Ama bana kalırsa en güzeli sadece yazmak... Yaşam için kendiniz için gerçekten içten gelerek yazıldığında zaten bir şekilde yayınevleri sizi buluyor.
Düzenlenen öykü yarışmalarına katılmak da kitap çıkarmak isteyenler için bir yol olabilir tabii...
İsa bey'in söylediği gibi parayı verip yayınevi desteği olmadan da bastırabilirsiniz eserlerinizi çok doğru ama o zaman bana kalırsa yalnızca bastırılmış egonuza karşı bir cevap olur tüm bastırdıklarınız.
Sayın Mustafa Diren Yardımlı;
Sanem Altaylı'nın "Yalnızlık Senfonisi" adlı romanı üzerine 24.02.2005 tarihli "Sanem Altaylı, Torkunc ve Bir Anlamsız Senfoni" adı altında bir eleştiri yazısı göndermiştim. O günden sonra bir güncelleme yapıldı ama benim yazım yayınlanmadı... Yayınlamayı düşünüyor musunuz? Bu konuda beni bilgilendirseniz sevinirim...
Saygı ve hürmetlerimle,
Mutlu Haspolat
Sayın İsa Kantarcı, öncelikle adım Necat. Ben de sizin bu özensiz, kantarsız ve edebi değerden yoksun isyan girişiminizi Sayın Gökçen Yavuzcan gibi bir pazarlama tekniği olduğunu düşünüyorum. Zaten bunu da itiraf ettiğiniz şu cümlelerinizden anlaşılıyor.
--'yazar neden ünlü olmasın, neden para kazanmasın.
siz yazarın nasıl geçineceğini düşünmüyorsunuz.
bu ticarettir. bu işten para kazanılıyor.
ben çözüm, gerçek gösteriyorum insanlara'
Yalnız unutmayın Limon satmaya benzemez kitap satmaya çalışmak. Ruhunuzu da satmalısınız ama temiz ruhunuzu.
Yine de başarılar ve saygılar.
"yazar neden ünlü olmasın, neden para kazanmasın.
siz yazarın nasıl geçineceğini düşünmüyorsunuz.
bu ticarettir. bu işten para kazanılıyor."
Bu nasıl bir mantıktır!! sanat nasıl para kazanmak için yapılır!! Nasıl ticaret olarak görülür??? ün dediğin para dediğin gerçek bir yazar için hiçbir şeydir. eğer sanatını paylaşmak istiyorsan, kendi paranla emeğinle bastırıp dağıtacaksın ve KARŞILIĞINI BEKLEMEYECEKSİN ... Çünkü bir yazarın bekleyeceği en büyük karşılık, düşüncelerinin ve eserlerinin insanların ruhlarında yankı bulmasıdır.
Bu lafları öfkeyle kınıyorum. Ve görüyorum ki yazarlık, şairlik herkesin harcı değil !
Yazarın bu işi geçinmek için yaptığı gibi küçük bir düşünceden dolayı maalesef sanat için ancak kaygılanabiliyorum, elimden başka birşey gelmiyor ....
nida demiş ki:
Hem sanatını yapıp, hem de para kazananları alkışlıyorum.
nida bunu dediği için ben kendimi yakıyorum........
nida, sağ olasın, doğruyu söyleyene ne denir ki.
s. aylin antmen demiş ki:
"yazar neden ünlü olmasın, neden para kazanmasın.
siz yazarın nasıl geçineceğini düşünmüyorsunuz.
bu ticarettir. bu işten para kazanılıyor."
Bu nasıl bir mantıktır!! sanat nasıl para kazanmak için yapılır!! Nasıl ticaret olarak görülür??? ün dediğin para dediğin gerçek bir yazar için hiçbir şeydir. eğer sanatını paylaşmak istiyorsan, kendi paranla emeğinle bastırıp dağıtacaksın ve KARŞILIĞINI BEKLEMEYECEKSİN ... Çünkü bir yazarın bekleyeceği en büyük karşılık, düşüncelerinin ve eserlerinin insanların ruhlarında yankı bulmasıdır.
Bu lafları öfkeyle kınıyorum. Ve görüyorum ki yazarlık, şairlik herkesin harcı değil !
Yazarın bu işi geçinmek için yaptığı gibi küçük bir düşünceden dolayı maalesef sanat için ancak kaygılanabiliyorum, elimden başka birşey gelmiyor ....
Gülüyorum.
s. aylinin sitesine baktım.
güzel bir yüzü var.
ama düşünceleri aksini söylüyor...........
YILLAR SÜREN ÇABAM NİHAYET.........
EVET, İLK KİTABIM ÇIKIYOR............
KİTABIN EDİTÖRLÜĞÜNÜ YAPTIM YOLLADIM.
BİR SÜRÜ İŞİ VAR DOSYANIN........
GELECEK AYIN ORTASI ÇIKAR SANIRIM.
ŞİİR/ÖYKÜ KİTABI.................
YAŞAR DOĞAN'LA BENİM KİTABIM...........
YILLAR ÖNCESİNİ DÜŞÜNÜYORUM DA, BÖYLE OLACAĞINI HİÇ DÜŞÜNEMEZDİM.
HİÇ.
ÖYLE YALANLARA KANDIRDILAR Kİ.
BU ARADA İYİ BİR KİTAP OLACAK.
ONU OKUYAN MEMNUN OLACAK.............
her kelimeyi, her virgülü her şeyi gözden geçirdim................
her şeyini arkadaşımla düşündüm................................................
gerisi çocuk oyuncağı.........................
size bir kısa öykü anlatayım.
ünlü yayınevlerinden birisi.
dosya yolladım.
yıl geçti cevap yok.
kitap reklamı yapan bir sitede onları buldum.
zehir zemberek bir mesaj attım.
bana cevap verme inceliğini göstermeyen yayınevi beni hatırladı,
küfrü yiyince hatırladı.
beş param yoktu.
kargoyla bişiy gelmiş.
bilmiyorum.
beş param yok.
yalvar yakar para aldım annemden.
gidip paketi kargodan aldım.
bu beni unutan yayınevi. dosyamı mektupla göndermiş.
bir şeyler geveliyorlar. beni kendilerinden uzaklaştırmak istiyorlar.....
dosyayı paramparça ettim yol ortasında. sonra havaya fırlattım.
kağıtlar çevreye saçıldı. küfrü basarak ilerledim......................
şimdi düşünelim.
bu yayınevi namlı.
birçok kitap basıyor.
bana cevap vermiyor 1,5 sene geçtiği halde.
ben o dosyayı hazırlamak için bir sürü para ödedim. ağlaya ağlaya para buldum yolladım onu.
sonra bu yayınevi bana o dosyayı ödemeli yolluyor.
insaf....
saçmalıK.
be adam bir e posta at. cevap ver......
nedir bu kepazelik karaktersizlik saçmalık.......................
arkadaşlar, bazınız bana katılmaz.
derim ki.
deneyin.
deneyin.
benim yaşadıklarımdan başkasını yaşamayacaksınız.
kandıracaklar oyalıyacaklar sizi.
işte o an düşünürsünüz belki.
biri vardı demişti.
o insanlar kan emicidir.................
unutmayın........................
İsa BEY, (isanın değil dikkatinizi çekerim!!)
Yüzümün güzelliğinin, sanata yakışır şekilde bakmamla zerre kadar alakası yok. Eğer bir insan sanatı geçinmek için yapıyorsa buna sanat denmez ticaret denir.
Sanat nedir? İnsanın ruhunu soyut değerleriyle harmanlayıp somut kalıcı eserlere dönüştürmesidir, bunlar geçinmek için yapılmazlar. Sanat varlığın kendini ifade edimidir. Siz nasıl ruhunuzu satabilirsiniz ki!! Bazen merak ediyorum farklı bir dünyada mı yaşıyorsunuz? Tarih süreçleri hepimizin öğrenebileceği yakınlıkta, gerçek sanatçılarla hiç yanyana gelip sanat üzerine kafa patlatmadınız anlaşılan. -Üzgünüm ama bu iş (sanat) Yılmaz Erdoğan ya da buna benzer popüler isimleri seyrederek kazanılabilecek ve anlaşılabilecek bir süreç değil-. Eğer yerinizde oturup sanattan para kazanıldığını söyleyebiliyorsanız, ben bu zihniyeti; daha insanın doğasını kavrayamamışların ortaya attığı, hepten yıkıcı bir adım olarak nitelerim. Bakınız sayfamda Sanat Kavramı için yazılmış bir yazı var. Onu okuyunuz. Bu yaşımda sanat sanat içindir diyorum ama sizler neler söylüyorsunuz... şaşırmamak elde değil, o zaman kınamıştım. ne de güzel yapmışım. Bu bilinci kınamaktan başka elden ne gelir ki, bir gününüzü benimle sanatçılarla oturup sohbet ederek geçirmenizi diliyorum... Bir söz vardır, Bilmeden konuşuyorsan cahilsindir, bilgini pratiğe dökemeden yaşıyorsan yine cahilsindir... Anlaşılan sanatı düze çıkaracak kişiler biz gençleriz...
Bu zihniyetle ömür boyu savaşmam gerekse bile savaşacağımı da bilin, sanatı ticaret olarak gören her zihniyet, sanatını yedikten sonra ölmeye mahkumdur, gerçek sanatçı öldükten sonra da yaşamaya devam edecek olandır...
Yüz güzelliğinin, düşünce gücüyle bağdaştırılmayacağı aydınlık ve ilerici yarınlar diliyorum.
Bilinci yüksek bir toplum görebilmek arzusu ile...
Saygılar.
S. AYLİN ANTMEN,
Yanlış kelimeler seçiyorsunuz durmadan.
Saçma şekilde beni damgalıyorsunuz.
Demediğim sözler türetiyorsunuz.
Sanat para eder.
Sanat sanat için demek bence saçmalık.
Basmakalıp sözlerle konuşmam ki.
Ezberlediğiniz sözleri papağanca söylüyorsunuz.
Bırakın bunu.
Sanat para ilişkisi köklüdür.
Biri olmazsa biri olmaz.
Hem sen ne sanatından bahsediyorsun, bu cahil kalabalık sanat nedir bilmiyor ki.
Bu papağan tavırla bir insanı bile etkiyemezsin sen.
Senden koşa koşa kaçarlar.
Ben senin gibi konuşanlara gülerim sadece.
Entel türk filmi olmayı bırakın.
Vitrinin kötü ise, tek bir insana bile satış yapamazsın.
O güzel yüzünüzü heba etmeyin.
isa kantarcı....
Bu nasıl düstursüz ve saygısız bir yazım şeklidir. Papağanca ezberlemek ne demek, insanın beyni var Allah beyin vermiş düşünebilelim diye... düşünce gücüm, yaratım kendimi ifade etme tarzım var... Siz nasıl bunlara ordan burdan duyduklarınızı söylemek diyebilirsiniz ki, ben bugüne dek kaç gerçek sanatçıyla sanat üzerine konuştum, hayatı sorguladım, sizin gibi internet sitelerinde bol keseden laf sallamadım. Eğer birşeyler diyorsam, ne demek istemiş deyip anlamaya çalışın, benim sizin şahsınızla ne işim olur. İnsanlara sataşmayı iyi bellediniz, bakıyorum her parlamak isteyen düşünceye değil şahsa saldırıyor. Bu nasıl bir şeydir anlayabilmiş değilim. Sanat para eder evet, sanatınızı satarsanız para eder. Ama sanat bunun için doğmamıştır, sanat kişinin hayattaki varlığına dair imler bırakmak, insanlığın yolunu aralamak için oluşmuştur. Eskiden para mı vardı, insanoğlu mağaraları oyarak kendilerine dair çizgiler bırakırken de mi para vardı. Kusura bakmayın, bizler genciz ve sizin gibi hazır bloklara sığınmaz, araştırır keşfeder ve düşüncemizi hayata yayarız. Sizin düşünce tarzınızda olan nica göreceli sanatçı var, bakın açın televizyonu, sanatlarını sergiliyorlar milyarlar karşılığında... Buyrun onları seyretmeye ve sanata hizmet etmeye devam edin. Gerçek sanatçılarla ben oturur düşünce ufkumu genişletirim. Sizin sanatınız yenip bitene kadar.. işte bunu anlamıyorsunuz. Ve beni de hiç ilgilendirmiyor artık sizin sanatınız. Gerçek sanatçı düşünceleriyle kendini belli eder. Bu yüzden artık sizin düstursuz laflarınızı muhattap almıyorum.
"Hem sen ne sanatından bahsediyorsun, bu cahil kalabalık sanat nedir bilmiyor ki." demişsiniz ...
Bende bu lafı talihsizlik olarak niteliyorum.
Ve bir soru..
Siz sanatın ne olduğunu biliyor musunuz?
Cevap biliyorum ise;
LÜTFEN BİZE ÖĞRETİN DE BİZ DE ÖĞRENELİM.
Yılmaz Güney bir filminde şuna benzer bir şiir okumuştu...
(çok özür dilerim, sözlerin bir kısmını yanlış hatırlıyor olabilirim)
Kini kuru yapraklara yaz;
uçup gitsinler...
Nefreti karlara yaz;
eriyip gitsinler...
Sevgiyi çocukların kalbine yaz;
büyüyüp gitsinler...
Paylaşmak istedim...
Selamlar...
Sizi, özellikle sizi incitmek istemedim.
Kamuran………..
Duyun beni. Sıcak selamımı………….
Aylin,
Arkadaş, ben seni iyice anlıyorum.
Merak etme.
Yazdıklarına bakarak yazma bilincini ufuklarını, ruhsal düzeyini görüyorum.
Sana şunu derim:
Ben kişisel konuşurum.
Sen düşünceyi öne çıkarıyorsun.
Ben kişiyi.
Bu benim özelliğim.
Düşüncenden değil yüzünden bahsettim.
Ben kişiye bakarım önce.
Sen özgün değilsin.
İnsan yaşamda öyle yerlerden öyle mevsimlerden gider döner ki, acayip bir tarz kazanır, insan kişiselliğini keşfeder. Bu şu demek, ezberlenmiş kelimeler yoktur ağzında, yüreğiyle konuşur, her şeyi bir olur.
Bilen o kişiyi yazsından hemen tanır….
Kişisellik orijinal olmak demek.
Hiçbir kitapta benzeriniz olmaz.
Siz sizsiniz.
Siz bu kişiselliği bulmadınız. Düzeyiniz bana göre çoook aşağıda.
Alınmayın. Okuya çalışa düşüne kırıla üzüle bir kişisellik geliştirdim ben.
Bu birden olmuyor ki.
Sizi ve enerjinizi sevgiyle selamlamaktan başka bir şey yapmayacağım.
Sevgiler………
Öncelikle bir sav tartışılırken yüzümü konuya katma hünerini göstermeniz sizin özgünlüğünüzü ifade etti bana, sağ olun.
Ve birşey daha... Siz çooook! yukarda görmeye devam edin kendinizi...
Yazdıklarınız yüzeysel bir dünyanın kabuğunda sıkışmış ve çekirdeğe ulaşmaya bile çaba göstermeyen bir zihniyetin çığlığı BENCE!
Siz hiçbirşeyi savunamıyorsunuz, bana kendi hayat kavramınızı anlatmayın, herkesin hayatı algılayışı kendine. yazılarınızın en başından beri şahsıma laf yetiştiriyorsunuz. Bir bilgi aktarımı bile göremedim. Yazınızdaki bilgi birikimi ve üslubunuz olsun kendinizi bize iyi bir şekilde aktardığınızın kanıtıdır.
Ben burda düşünce ileri sürerken sizi şahsımla ilgili yorum bulunmaktan men ediyorum, bence sizin daha çok pişmeniz lazım ( insan hayata gözleriyle bakar ama ruhuyla algılar) Karşımda tartışacağım insanın bile bilgili olmasını isterim, beni uygunsuz laflarla değil, bilgisiyle ezmeli, o zaman gerçekten ezildiğimi hissederim, böyle kendimi paraya hizmet eden bir görüşün ortasında bulmam. Hadi bunu düşünüyorsanız, düşüncenizi savunun bari. Şahsımla ve görünüşümle ne alıp veremediğiniz var. Hâlâ da cevap verebildiğinize göre anlatılanlardan hiçbirşey anlamadınız demektir.
Size iyi vitrin düzenlemeler dilerim....
"Sizi, özellikle sizi incitmek istemedim.
Kamuran………..
Duyun beni. Sıcak selamımı…………."
kimi incitmek istediğinizi de söyleseniz de insanlar ona göre incinse bari!
Ve Aylin değil, Aylin hanım, bu samimiyetin nereden geldiğini anlayamadım!!
Allah yolunuzu açık etsin, başarıya ulaşmanızı dilerim.