..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Özgürlük sevdası insanın başkalarına duyduğu sevgidir; güç sevdası insanın kendine duyduğu sevgidir. -Hazlitt
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Öykü > Toplumcu > gürsel çolakoğlu




24 Şubat 2011
Rıza...  
gürsel çolakoğlu
Lübnan’a asker gönderme kararının alındığı günlerdi. Dört kişiydik. Her zaman ki gibi garsondan müzik sesinin en az geldiği yerde bir masa rica ettik. Masa yanına gelindiğinde her kes Rıza’nın oturmasını bekledi. Rıza kendisine gösterildiğini sandığı saygıdan olacak herhalde, burnundan derin bir nefes çekerek başını hafifçe sağa eğdi. Sol gözünü biraz daha fazla açmış ve sol kaşını biraz da yukarı kaldırarak çevresine baktı.


:AIJB:
Eğer bu akşam’da Rıza’nın karşısında oturursam büyük bir ihtimal yine aç kalacağız. Afganistan’a asker gönderme işini bizimkiler gazeteden okumuşlardır. Muziplik olsun diye konuyu kesinlikle açarlar. Bu nedenle ne yapıp edip Rıza’nın yanına oturmalıyım, karşısına değil, fakat o kadar zor ki bu. Eğer bu akşam Rıza’nın yanına bir oturabilsem bu sefer konuyu ben açacağım. Zevkle soracağım ikinci bardaktan sonra; “duydun mu Rıza Afganistan’a asker gönderiyormuşuz” diyeceğim.
Acaba “yahu, biz Ruslar burayı işgal ettiği zaman onlara emperyalist komünistler diyorduk” diye bir hatırlatma yapsam mı? Gerçi Rıza’nın ilgileneceği bir konu değil.
***
Lübnan’a asker gönderme kararının alındığı günlerdi. Dört kişiydik. Her zaman ki gibi garsondan müzik sesinin en az geldiği yerde bir masa rica ettik. Masa yanına gelindiğinde her kes Rıza’nın oturmasını bekledi. Rıza kendisine gösterildiğini sandığı saygıdan olacak herhalde, burnundan derin bir nefes çekerek başını hafifçe sağa eğdi. Sol gözünü biraz daha fazla açmış ve sol kaşını biraz da yukarı kaldırarak çevresine baktı. Sonra kendine en yakın sandalyeye yaklaştı ve garsonun da yardımıyla oturdu. Esas mücadele işte bundan sonra başladı. Diğer iki arkadaş ve bendeniz arasında sandalyeyi kapma savaşı hafif omuz darbeleri küçük vücut kıvırtma hareketleri ile tamamlandı.
Şansım yine yaver gitmemiş ve Rızanın karşısında oturmak zorunda kalmıştım. İç geçirerek Rıza ya ve diğer arkadaşlarıma baktım. Bu bakışımdan ne demek istediğimi anlamıştı çocukluk arkadaşlarım. Onlarda mesajı almış olacaklar ki, ifadelerini bakışlarına yansıttılar. İkisi de hafif boyun hareketleriyle fakat sinir edici bir tebessümle karşılık verdiler. Hıyarlar! Desem az olacak. Fazlası da bana yakışmaz, ama bakalım akşamın ilerleyen saatlerinde belki ‘kusura bakmayın ağzımdan kaçtı’ ifadesiyle birkaç şey söyleyebilirim muhteremlere.
***
Rızanın karşısına oturana muziplik olsun diye içlerinden biri “yahu Rıza, ne olacak bu memleketin hali” diyordu. Rıza da yıllarca yaptığı gibi önce bu soruyu sorana görülebilecek en donuk bakışı ile bir müddet baktıktan sonra bardağını bitirip konuşmaya başladı. Konuşmanın volümü ses fırlatan hoparlör tipleri gibi gittikçe artıyordu. O akşamda soğuk mezelerin tadına ancak bakabilmiştim ki arkadaşlar yine yapacağını yapmış sıcak yemeği ve meyve yiyememiştim. İlk bardağının tamamını ama ikincisinin ancak yarısını içmişti ki korktuğum olay sağanak gibi başlamıştı.
***
Olay şu Rıza birinci bardaktan sonra ne olacak memleketin hali diye biri sorunca yarısı küfür yarısı tükürük olan ama pek anlaşılamayan bir şeyler ağzından çıkıyordu. En kötüsü de ağzında bir şey varken sinirlenip konuşmasıydı.
Fakat şimdiki konu karşısında gösterdiği tepki tam rekorluktu. Gündemin en rahatsız edici haberi masada açılmıştı. Lübnan’a Asker gönderilmeli miydi? Bir iki cümle sarf etmiştik ki gök gürültüsünü andıran bir ses ve kaçınılmaz olan sağanaklar başlamıştı.
***
Çocukluk arkadaşlarımla haftada bir akşam olan bu yemeklere yıllar sonra ilk defa son vermeyi düşündüm. Otuz iki yıldan beri her hafta buluştuğum arkadaşlarımla akşam yemeği sohbeti sona mı erecekti yoksa? Hayır, bu da olmazdı.
Bir an, Ulan! şu dişçi adamın dişlerini doğru dürüst yapsa bunlar olmayacaktı diye düşündüm. Ama dişçide belki haklıdır. Her dişçiye nasip olmaz böyle bir çeneye sahip hasta. Normalde öyle bir ağzı ve kocaman dişleri ömründe kaç defa görebilir ki insan. Düşünün! porselen diş yapılacak fiyatta anlaşılıyor, ama Rıza’nın diş boyutları normal diş genişliği ve yüksekliğinin iki katı kadar… Sanıyorum dişçi, maliyetinden dolayı dişlerini biraz küçülttü Rıza’nın. Arkadaşlarda aynı fikirdeler. Onlar da; “evet dişlerinde küçülme var sanki Rıza’nın” dediler.
“Ah Rıza kardeşim, dünyada estetikle dişlerini küçülten tek insan olmak için bardaklarımızı ve tabaklarımızı hatta kravatımızı tükürük yapıyorsun ya sana helal olsun”.
***
“—Yıllarca şehit torunu olmanın gururunu yaşadım doğru, doğru ama Kore’de şehit olmuş dedem. Hanginiz yerini tarif edebilir Kore’nin. Sonra hatırlıyor musunuz; Babanızı sinirlendirecek bir şey yaptığınızda akşam cezadan kurtulmak için dedenize ya da büyükbabanıza kaçardınız. Oyun oynarken bir anda beni yalnız bırakıp dedenizi gördüğünüzde koşar harçlık alır ya da onunla bakkala giderdiniz. Ya ben! dedi Rıza gözleri nemli; Ulan Kore yüzünden babam babasız ben büyükbabasız büyüdüm” dedi. “Şansızlık bir defa başlamış. Tutmuşlar Kore şehitleri yakınları derneği kurmuşlar zamanında. Babam da annemle burada tanışıyor. Ee tabii annemin de babası da Kore’de şehit. Yahu hikaye dinleyebileceğim bir dedem olmadı be” diye devam etti.
Biz de kaç yıllık arkadaştık, ama konunun bu seviyeye gelebileceğini düşünememiştik. Hadi bakalım arkadaşlık öldü mü diyerek, teselli turlarını başlattık.
—“Bırak oğlum sen de gelseydin bize, görürdün dedeyi evde. Yok yaramazlık yaparsa babadan kurtulmak için kaçarmış, yok harçlıkmış, önce dedem döverdi beni oğlum. Uyuyorsun sen”.
Hakikaten öyleydi, ama bizim arkadaşın çektiği daha çoktu belli ki;
— “Yahu babam büyükbabamdan öyle korkardı ki, bir problem varsa ya da paraya ihtiyacı varsa önce beni gönderirdi. Sonra babam gelirdi. Bir müddet sonra eli ayağı tutmadı rahmetli büyükbabamın, gençlik yıllarıma kadar gazete okudum, lazımlık taşıdım ona”.
Bilmiyoruz ne kadar faydası oldu Rıza’ya anlattıklarımızın ama hepsini rahmetle andık, hatta keşke hayatta olsalardı dedi herkes.
***
Sonuç; Rıza tuvalete gitti. Bizlerde aramızda konuşarak, kesinlikle buna çare bulmalıyız, yoksa bu çekilmez dedik. Lübnan’a asker göndermeyi engelliyemeyeceğimize göre Rıza’nın dişçisini ve dişlerini değiştirilmesine karar verdik. Karar verdik vermesine de bu kadar dişin sökülüp yeniden yapılması için nereden para bulacaktık? Sonra diğer mesele var; bunu ona nasıl söyleyeceğiz?
***
Şimdi aradan o kadar zaman geçti, dişçi için parayı da bulamadık Rıza’ya da bir şey söyleyemedik. Askerlerimiz de Afganistan’a doğru yola çıkmış. Yine bu akşamda gök gürültülü sağanak olacak masada yani.
Ah Afganistan ah…

Gürsel ÇOLAKOĞLU- 2006



Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Ah... [Şiir]
Solduk Ama Ölmeyeceğiz... [Şiir]
Damla Gibi... [Şiir]
Bir Çınar Altında Mesela... [Şiir]
Feleğin İşbirlikçisine... [Şiir]
Aşure Gibi Biri İşte... [Şiir]
İsyanım Var... [Şiir]
Libya'dan... [Şiir]
Merhaba Arkadaşım... [Şiir]
Anne İşte... [Şiir]


gürsel çolakoğlu kimdir?

gurselc@hotmail. com


yazardan son gelenler

 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2020 | © gürsel çolakoğlu, 2020
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.