..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Yaşamak için topu toplam altı haftam kalsaydı ne mi yapardım? Tuşlara daha hızlı basmaya bakardım. -Isaac Asimov
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Türkiye > Akakiy Akakiyeviç




4 Nisan 2011
Açılımın Mantığı ve İslamcı Muhafazakârların Toplum Tahayyülü Üzerine  
Akakiy Akakiyeviç
Mevcut siyasi iktidarın ayrıca hegemonik bir güç haline gelme gibi bir amacı da vardır. Kendi dünya görüşlerinin ve sınıfsal çıkarlarının evrensel çıkarlar olarak temsil edilmesi mutlak hedefleridir. Çevreden merkeze gelerek belirli bir sınıfın iktidarını, muhafazakâr burjuva sınıfının iktidarını tesis ve idame ettirme gibi bir sınıfsal duruş da sergilemektedirler. Sınıfsal duruşun ve çıkarların sadece sermaye yoluyla mümkün olmadığını, bunun bir ayağının da Dünya görüşünün benimsetilmesi ve yaygınlaştırılmasıyla mümkün olduğunu iyi bildiklerinden toplum üzerinde baskı kurmaya ve rızayı zorla imal etmeye çalışmaktadırlar. Ergenekon davasında, legal siyaset dışı, antidemokratik yöntem benimseyen odakları ve darbecileri yargı önüne çıkarmak yerine, hedef saptırarak muhalif basını sindirmeye ve susturmaya çalışmaları da rızanın zorla imal edilmesi tanımına tipik bir örnektir.


:BBDC:
Mevcut siyasi iktidar, cari siyasal ve toplumsal düzene muhalif olan, etnik ya da dinsel kökenleri itibariyle de azınlık olarak addettiği kesimleri “kazanmak” amacıyla bir süredir “açılım” adı altında kendince “icraatlarda” bulunmuştur. Kürt, Alevi, Roman gibi Türkiye toplumunun temel bileşenleriyle ve bunların önde gelen temsilcileriyle çeşitli tarihlerde bir araya toplanılmış, güya sorunlar masaya yatırılmış ve çözüm yolları üretilmeye çalışılmıştır. Esasında, iktidarın, belirttiğimiz kesimlerin sorunlarını çözmek ve eşit yurttaşlık temelinde ve hatta pozitif ayrımcılıkla güçlendirilmiş bir kimlik tanımı ortaya koymak gibi amacı yoktur.”Açılım” adı altında gerçekleştiren faaliyetlerin ulaşmak istediği hedef ya da toplum biçimi, İslamcı muhafazakârlığın ortak payda olduğu totaliter bir toplum tahayyülüdür.

İslamcı muhafazakâr iktidar, özellikle Alevilik konusunda gerçekten samimi olmadığı gibi üstelik bu dinsel, kültürel yapıyı Sünni İslam’a eklemleme düşüncesi içerisindedir. Aleviliği, İslam’ın sapkın bir yorumu olarak değerlendirdiği gibi özellikle ibadethane konusunda da tek geçerli adresi cami olarak gösterir. Cemevlerinin İslam’da yeri olmadığını, ibadethane olarak düşünülemeyeceğini ve dolayısıyla ortada kabul edilemeyecek bir durum olduğunu iddia eder. Alevilerin sadece Sünni İslam’ı anlatan din derslerinden muafiyet istemesini dinsizlikle eşdeğer bir duruş biçimi olarak değerlendirir. Bu düşünüş biçiminin, bu mantalitenin gerisinde ise homojen bir toplum hayali vardır. Etnik, dinsel ya da kültürel bileşenleri olduğu gibi kabul etmek yerine, kendi siyasi, dinsel ya da yaşam tarzları doğrultusunda biçimlendirme arzusu ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla siyasi iktidardan samimiyet beklemek ve Türkiye toplumunu farklıklarıyla bir arada yaşayan, farklılıkları dezavantaj değil zenginlik olarak değerlendiren bir zihniyet biçimine sahip olabileceğini düşünmek safdillik olur.

Siyasi iktidarın eşitlik temelinde demokratik bir toplum tahayyülü olmadığını düşünmek için başka nedenler de ileri sürülebilir. Siyasal, kültürel, dinsel ayrılıkları kullanarak bunlar üzerinden beslenen ve toplumsal kutuplaşmayı sürdürebildiği ölçüde iktidarda kalabileceğini iyi bilen zihniyet zaten samimi olarak çözüm için adım atmamaktadır. Türkiye toplumunun sorunlarını çözüyormuş gibi yaparak siyasi gündemi meşgul etmekte ve dolayısıyla zaman kazanmaktadır. Seçim öncesi yapay gündem yaratarak, demokratik açılım teranesi altında toplumsal beklentiyi artırarak ve tabii ki beklentileri de sonuçsuz bırakarak siyaset sanatını çok iyi kullanmaktadır.

Siyasi iktidar “açılım” adı altında kitleleri oyaladığı gibi aynı zamanda bir de insanların yaşam tarzlarına müdahalede bulunarak ya da bulunulmasına vesile olarak toplumsal kutuplaşmayı ayrıca artırmaktadır. İnsanları giyim tarzlarına bakarak ayırmakta, içki kullanan toplum kesimlerine kâh fiili müdahalelere zemin hazırlayarak kâh ekonomik yaptırım uygulayarak yıldırmaya çalışmaktadır. Muhafazakâr yaşam biçimini mutlak doğru olarak topluma dayatmakta, haricindeki yaşam biçimlerini tasvip etmediği gibi türlü vesilelerle eleştirmeyi ve hatta “cezalandırmayı” borç bilmektedir. Bu eleştirilere karşı iktidarın savunusu ise, geçmişte de muhafazakâr çevrelere yaşam ve giyim tarzı nedeniyle aynı baskıların çeşitli şekillerde uygulandığı şeklindedir. Buradan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür: Siyasi iktidar geçmişte kendilerine uygulandığını iddia ettiği baskıların rövanşını alma peşindedir. Daha açık ifadeyle rövanşist bir tutum takınarak geçmişin hesabını sormaktadır. Takım tutar gibi rövanşı alma hırsı ve isteği ise, toplumu bir bütün olarak kucaklama iddiasını boşa çıkarmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, İslamcı muhafazakârların geçmişte yaşam tarzlarına yapılan müdahale toplumda onlar gibi düşünmeyen kesimlerden değil, asker-sivil bürokratik vesayetçi entelijensiya tarafından gerçekleştirilmiştir.

Mevcut siyasi iktidarın ayrıca hegemonik bir güç haline gelme gibi bir amacı da vardır. Kendi dünya görüşlerinin ve sınıfsal çıkarlarının evrensel çıkarlar olarak temsil edilmesi mutlak hedefleridir. Çevreden merkeze gelerek belirli bir sınıfın iktidarını, muhafazakâr burjuva sınıfının iktidarını tesis ve idame ettirme gibi bir sınıfsal duruş da sergilemektedirler. Sınıfsal duruşun ve çıkarların sadece sermaye yoluyla mümkün olmadığını, bunun bir ayağının da Dünya görüşünün benimsetilmesi ve yaygınlaştırılmasıyla mümkün olduğunu iyi bildiklerinden toplum üzerinde baskı kurmaya ve rızayı zorla imal etmeye çalışmaktadırlar. Ergenekon davasında, legal siyaset dışı, antidemokratik yöntem benimseyen odakları ve darbecileri yargı önüne çıkarmak yerine, hedef saptırarak muhalif basını sindirmeye ve susturmaya çalışmaları da rızanın zorla imal edilmesi tanımına tipik bir örnektir.

İslamcı muhafazakârların tahayyül ettiği toplum biçimi, iddia ettikleri gibi çeşitli etnisitelerin, inanç biçimlerinin ve kültürel farklılıkların dostça, kardeşçe bir arada yaşadığı demokratik bir Türkiye değildir. Bilakis, adı geçen kesimler, İslamcı muhafazakâr yaşam biçimini içselleştirdikleri ve bu yaşam biçimine uygun olarak yaşadıkları ölçüde makbul vatandaş olabilirler. Onların tahayyülündeki toplum, cemiyetten ziyade cemaate benzeyen, homojen, türdeş insanlardan oluşan, muhalefet etmeyen, insanların bireyden ziyade kul olduğu ve çoğunlukla da Osmanlı’ya benzeyen bir organizmadır. Bu itibarla mevcut siyasi iktidarın mantalitesi çok iyi analiz edilmeli, demokrasi adına attıkları her adım iyi takip edilmeli ve nasıl bir toplum istedikleri toplumun her kesimine açık bir biçimde anlatılmalıdır.

Ayrıca belirtilmesi, vurgulanması gereken çok önemli bir husus daha vardır. Mevcut siyasi iktidar, geçmişten gelen antidemokratik siyasi yapıyı olduğu gibi koruyarak ve hatta tahkim ederek bugünkü mecliste sayısal çoğunluğu elde tutmaktadır. Sürekli olarak dile getirilen ve antidemokratik olduğu her fırsatta vurgulanan yüzde onluk seçim barajını makul bir seviyeye çekmeye bir türlü yanaşmamaktadırlar. Zira böyle bir değişiklik yapıldığı zaman bugünkü sayısal çoğunluğu kesinlikle yakalayamayacaklarını çok iyi bilmektedir. Demokratik bir anayasa yapılması sürecinin önünün sürekli tıkanması, kapatılan DGM’lerin yerine özel yetkili mahkemelerin kurulması, düşünce özgürlüğünün teminat atlına alınmaması,12 Eylül rejimiyle hesaplaşma vaadinin arkasında durulmaması ve daha sayamayacağımız kadar çok bir sürü antidemokratik engeller yerli yerinde durmaktadır. Saydığımız hususlar göstermektedir ki, siyasi iktidarın demokratik bir Türkiye isteği yoktur. Sadece kendileri iktidar oldukları ve iktidarda kaldıkları sürece siyasetin, siyaset yapmanın bir anlamı vardır. Siyaset ikbal aracı olmaktan öte bir anlam taşımayan bir kurumdur.
4 Nisan 2011

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Teşekkürler
Gönderen: Akakiy Akakiyeviç / , Türkiye
5 Nisan 2011
Yorumunuz için teşekkür ediyorum...

:: İmza atarım
Gönderen: Vildan Sevil / , Türkiye
5 Nisan 2011
Çok gerçekçi, mantıklı, dizgesel bir çözümleme. Altına imza atılacak bir yazı. Ancak sorun; bu ideolojinin ve yönteminin, kendi deyişleriyle "mübah sayılan takiyye"nin, toplumun geniş kesimleri bir yana, aydınlar arasında bile bir türlü kavranmamış olması. Üzücü olan bu. Teşekkürler..




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.

Yazarın türkiye kümesinde bulunan diğer yazıları...
Muhafazakar Tahayyülde Osmanlı İmgesi
Türkiye'nin Yeni Vesayeti: Muhafazakar Hegemonya
Dersim Meselesi,chp'nin Tutumu ve Cumhuriyet Politikaları Üzerine
Muhaliflikten Muktedirliğe,mağduriyetten Mütegallibeliğe
Şeriat Değil Muhafazakar Tahakküm Tehlikesi Var
Türkiye’nin Demokratik Anayasa Arayışının Önündeki Engeller Üzerine

Yazarın eleştiri ana kümesinde bulunan diğer yazıları...
12 Eylül,anayasa Tartışmaları ve 1960 - 1980 Dönemine Dair Bazı Değerlendirmeler
Otoriter Demokrasimizin Hal-i Pür Meali
Kılıçdaroğlu'nun Mevkii Belli Oldu: Sağ (A) Açık Oynuyor!
Ramazan Bizim Neyimiz Oluyor?
Alevilik ve Kemalizm
"Yeni" Chp ve Sol Arayışlar
Nuri Bilge Ceylan’ın "Taşra Epiği" : Bir Zamanlar Anadolu’da…
Cumhuriyete Nasıl Bakmalı?

Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bir Memurun Sabah Mesaisi Öncesi Gördükleri,düşündükleri [Öykü]
Alevilik İslam'ın Dışındadır..! [Deneme]
Askeri Vesayetten Sivil Otoriter Vesayete: Kısırdöngü,imkanlar ve Sınırlar [Deneme]
Futbol ve Ben [Deneme]
Türban ve İslami Kesim Üzerine Bazı Mülahazalar [Deneme]
Rus Edebiyatı'nda Gerçekçilik Akımının Öncüsü: Gogol'un Palto'su [İnceleme]
Son Otuz Yılın İdeolojisi Yeni Muhafazakarlık [İnceleme]
Seçmen Davranışlarının Önemi ve Dp (Akp) 'Nin Nasıl Uzun Süre İktidarda Kaldığı Üzerine Bazı Değiniler [İnceleme]
Çoğunluk: Türk Kimliğinin Sıradan Halleri [İnceleme]
Son Ekonomik Krizin Düşündürdükleri [İnceleme]


Akakiy Akakiyeviç kimdir?

Özellikle eleştirel yazmaya özen gösteren,Türkiye tarihi,politika,sinema ve hatta edebiyat üzerine kafa yoran ve yazmaya çalışan ve yazmayı önemseyen bir amatör yazar. . .

Etkilendiği Yazarlar:
Gogol,Puşkin,Çehov,Ahmet İnsel,Murat Belge,Ömer Laçiner v.b.


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2022 | © Akakiy Akakiyeviç, 2022
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.