Hakikat bir nur denizi imiş.Bu deniz parlak bir ışıkmış.Binbir renkle dünyaya yansımış.Bizler o denizden yağmur damlaları gibi yeryüzüne düşerken, o ışık vurmuş üzerimize.Biz de rengarenk damlalar olmuşuz gökyüzünde.
O halde inmişiz dünyaya.Kimse bilmiyormuş ne renkte olduğunu.Herkes birbirinin rengini görüyormuş.Kimisi etrafındaki renklere dalmışken kimisi de kendi rengini merak ediyormuş.
Kendini merak edenler bir ırmak aramışlar kendi yansımalarını görmek için.
Diğerleri de amaçsız sağda solda süzülüyorlarmış.
Gözleri hep diğerlerindeymiş
Günün birinde renklerini merak edenler ırmaklarını bulmuşlar.Kendi renklerini görmüşler.
Irmağa daha derinden bakınca renksiz olduklarını, aslında hakikat denizine ait damlalar olduklarını anlamışlar.
Irmak seslenmiş renklerini görebilenlere, onları hakikat denizine götürebileceğini söylemiş.
Çok sevinçliymiş herkes.Çünkü renklerinin kaynağının orası olduğunu biliyorlarmış artık.
Gitmeden önce, kendi renklerini bilmeyenlere, birlikte hakikat denizine gelmeleri için son kez seslenmek istemişler.Lakin gelmek istememiş kendi renklerini bilmeyenler. Çünkü başka renklerdeymiş gözleri. Kendi renklerini umursamıyorlarmış.
Böylece kalmışız bizler, kendi renklerini bilmeyenler bu dünyada.Pişmanlıkla varmaya çalışırız şimdi de biz o güzel ırmağa...

