"Sanırım 'yarın' kavramı, tıpkı iyi bir kahve gibi, zamanla acı bir şeye dönüşüyor." – Douglas Adams"

İkilem, Üçlem, Dörtlem, Gözlem

Bu yazıyı bitirdiğimde, eski bir aşkın küllerini örtmeye çalışırken yakaladım kendimi.

yazı resim

Derin bir soluk aldı. Ama sigarasından. Parmaklarının arasındaki "şey" in nasıl olup ta bu kadar "sırdaş" olabildiğine şaşırdı. Yalnızmıydı, belki de değildi. Kime yalnız denildiğini hep merak etmişti. Başını kaldırdı. Gözlerini de...Görmek istediği şey yoktu orada. Orasımı? Onu da bilmiyordu. İndirdi gözlerini, kafası yukarıdaydı ama. Kafası başka yerdeydi zaten. Ama nerdeydi? Bilemezdi zaten. -Zaten, dedi kendi kendine, - zaten hiç sevmemiştim onu, sevseydim, dedi... - verseydim yüreğimdeki kadarını, bırakmazdı beni. İnsan nankör değildir diye düşündü. Bir soluk daha aldı, kısa bir soluk.

Ya da almadı, parmaklarının arasında bir sıcaklık hissetti. Nankördü sigarası beklememişti onu. Keşke yüreğimde parmaklarım gibi acısaydı, bilseydim, yarın geçer diyebilseydim. Ayağa kalktı, veya oturdu. Yerini değiştirdi. Bir duvar halısında, bir motif olduğunu düşledi. Düşünmesinde düşündürsündü artık. Uzakta bir yere baktı. Bir sigara daha çıkardı cebinden, yaktı...

KİTAP İZLERİ

Engereğin Gözü

Zülfü Livaneli

İktidarın Göz Kamaştıran Işığı ve Bir Hadımın Gözünden Saray Zülfü Livaneli’nin, okurunu XVII. yüzyıl Topkapı Sarayı'nın loş ve entrika dolu koridorlarına davet eden romanı "Engereğin
İncelemeyi Oku

Yorumlar

Başa Dön